Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/369 E. 2026/1058 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/369
- Karar No
- 2026/1058
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2026/369 - Karar No:2026/1058 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/369 KARAR NO : 2026/1058
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/03/2024 NUMARASI : 2021/185 E-2024/171 K
DAVACI :
DAVALI : VEKİLLERİ : Av. : Av. DAVANIN KONUSU : Maddi ve Manevi Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 07/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/10/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı şirket yetkilisi ile davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; davalının,... anlaşması kapsamında imzaladığı 10/09/2013 tarihli bağlantı anlaşması gereğince yaptığı ... rüzgar enerji santralının ...branşına ...iletim hattı tesisi işi için müvekkili ile 15/10/2018 tarihinde 6.870.000,00 TL bedel üzerinde anlaştığını, ancak daha sonra ...Genel Müdürlüğüne sunulacak nakit ödenecek sözleşme damga vergisinin yüksek olması nedeniyle ve tesis için davalının yeterli kredi bulamadığından sadece 21 adet direğin alt montaj işlerinin yapılması için bu defa 15/11/2018 tarihli ve 1.800,000,00 TL'lik sözleşmenin imzalandığını, bu sözleşme kapsamında işe başlandığını ve beş adet direk yapıldığını , hak ediş düzenlendiği ve faturaların ödendiğini, 16 direkle ilgili olarak zeminde birtakım problemlerin yaşanması nedeniyle bunlara ilişkin yeni proje yapıldığını, bu projeye göre işe başlanamadan davalı tarafın sözleşmenin haksız olarak feshettiğini belirterek ve fazlaya ilişkin haklarının saklı tutarak şimdilik; ana sözleşmenin haksız feshi nedeniyle 100.000,00 TL kar kaybı ve 50.000,00 TL manevi tazminat ile alt sözleşmenin haksız feshi nedeniyle 100.000,00 TL kar kaybı ve 50.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 300.000,00 TL'nin arabulucuya başvuru tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; taraflar arasında imzalanan ve yürürlüğe giren 15/11/2018 tarihli sözleşme ile diğer sözleşmenin geçerli olmadığını ve yürürlüğe girmediğini, yürürlükteki sözleşmede yetkili mahkeme olarak müvekkili şirketin merkezinin bulunduğu İstanbul Mahkemelerinin yetkili kılındığını, müvekkili adresinin Kartal/Maltepe-/İstanbul'da bulunduğunu genel yetki kuralı gereğince İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek yetkisizlik kararı verilmesini ve esastan da davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece 18.09.2020 tarih ve 2019/685 Esas- 2020/432 Karar sayılı davanın usulden reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 25.02.2021 tarih ve 2020/1310 Esas- 2021/192 Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.3 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında 15.10.2018 tarih ve 15.11.2018 tarihli iki sözleşme bulunduğu, sözleşme örneklerinin dosya içerisine kazandırıldığı anlaşılmakla birlikte,...Bakanlığı ...Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği tarafından dosyaya ibraz edilen 25.06.2021 tarihli müzekkere cevabında 10.09.2013 tarihli Bağlantı Anlaşması gereğince yapılan... 2x1272 mem İletkenli (... Brş.N-...TM E.İ Hattının alt montaj tesis işleri Teşekkül İletim Hatları Tesis Dairesi Başkanlığının 07.12.2018 tarih ve 506015 sayılı yazısı ile yüklenici firmanın yetkilendirilerek tesis çalışmalarına başlatıldığı, davacı ile davalı arasında 15.10.2018 tarih ve 6.870.000,00 TL bedel üzerinden imzalanan sözleşmeye onay verilmediği, 15.11.2018 tarih ve 1.800.000,00 TL bedel üzerinden imza altına alınan sözleşmeye onay verilerek bu sözleşme üzerinden 17.405,28 TL damga vergisi alındığı, bu nedenle taraflar arasında akdedilen iki sözleşmeden ...tarafınca onaylanan 15.11.2018 tarih ve 1.800.000,00 TL tutarlı olanın geçerli ve yürürlükte olduğu kabul edilmek suretiyle hüküm tesis edilmesi gerektiği, davalı tarafça sözleşmede kamulaştırma ve arazi ihtilafı nedeniyle gerekirse ek süre verilebileceğinin düzenlenmesine karşın hava muhalefeti veya arazi şartları nedeniyle ek süre verilmesine ilişkin düzenleme yer almadığı, dava konusu E.İ.H geçtiği güzergâhındaki Söke ovasında meteoroloji raporuna göre sel taşkını olmasına rağmen, ortaya çıkan gecikmelerin tüm projeyi etkilediği iddia edilerek davacının sözleşmesinin haklı nedene dayalı olarak sona erdirildiği savunulmuş ise de, dosyada mevcut meteoroloji raporunda Söke ovasını; yoğun yağış nedeniyle ve Menderes nehrinin taşması sonucu sular altında kaldığı görülmekle dosyadaki bilgiler göre 5 direğin dışındaki direklerin tamamına yakını Söke ovasından geçmesi nedeniyle Söke ovasındaki sağanak yağışları ve sel taşkını nedeniyle çalışma yapılamamasının mücbir sebep olarak nitelendirilmesi gerektiği, taraflar arasında akdedilen 15.11.2018 tarihli sözleşmede başlangıç ve bitiş tarihlerini belirten iş programı hazırlanmadığı gibi sözleşmenin C.İş müddeti başlıklı maddesinde "Direk imalatında alt montajlar için 10 gün, montaj işleri yapımı engelleme olmaz ise 90 gündür” ifadesine yer verilmekle söz konusu sürenin iş günü mü yoksa takvim günü mü olduğu belirtilmemiş olduğu, işin başlangıcının taraflarca tutanak altına alınmaması ve iş programı yapılmaması nedeniyle işin gecikmeye girip girmediğinin tespitinin olanaklı olmadığı, davacı tarafça davalıya keşide edilen faturalara ilişkin olarak herhangi bir gecikme cezası işletilmediği anlaşılmakla, davacı tarafından işin taahhüt edilen sürede tamamlanmaması nedeniyle davalı tarafça yapılan fesih işleminin haksız olduğu kanaatine varıldığı, 29.09.2023 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda belirtildiği üzere, davacının taraflar arasında akdedilen sözleşme ve uyarınca tarafların mutabakata vardığı 1.800.000,00 TL keşif bedeli işin 1.074.124,87 TL'lik kısma karşılık gelen işin yapılarak ödenmesi nedeniyle 725.875,13 TL daha iş yapabilecekken sözleşmenin feshi nedeni ile bu tutara karşılık gelen işin yapılmasından mahrum bırakıldığı, bu itibarla 725.875,13 TL bakımından ... ve ...birim fiyatları içindeki kar oranları dikkate alındığında, sektörel düzeyde yüklenici kar ve genel giderlerden oluşan pay oranı %25 olup, Yargıtay uygulamaları ile %25 nispetindeki karın %15'lik bölümü genel gider olmakla yüklenicinin bakiye işi yapmamakla tasarruf ettiği nispet olacağından kar kaybına isabet eden tutardan fesih tarihi itibari ile bakiye iş süresinde yüklenicinin başka bir iş sebebi ile elde edebileceği karın, bu işten elden edeceği karın %15 oranında olabileceği buna göre davacının uğradığı kar kaybı tutarının 61.699,38 TL olduğu, bu tutar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği, davacı vekilince haksız şekilde feshedilen 15.10.2018 tarih ve 1.800.000,00 TL tutarlı sözleşmenin feshi nedeni ile davacı şirketin itibar kaybına uğrandığı ileri sürülerek 50.000,00 TL tazminat talebinde bulunulduğu anlaşılmış ise de, manevi tazminat talebi olarak değerlendirilen ve ispatlanmayan bu talebin reddine karar verilmesi gerektiği, izah edildiği üzere, taraflar arasında akdedilen iki sözleşmeden ...tarafınca onaylanan 15.11.2018 tarih ve 1.800.000,00 TL tutarlı sözleşmenin geçerli ve yürürlükte olduğu kabul edilmek suretiyle hüküm tesis edilmiş olmakla, davacının 15.10.2018 tarihli sözleşme nedeni ile talep ettiği kar kaybı (100.000,00 TL), itibar kaybı (50.000,00 TL) taleplerinin de reddine karar verilmiştir. Davacı şirket yetkilisi istinaf başvurusunda; taraflar arasında, davalı şirketin dava dışı asıl iş sahibi ...arasında imzalanan sözleşme ile üstlendiği ...İşi'nin yapılması konusunda 15.10.2018 tarihli 6.870.000,00 TL’lik ve davalının tesis için yeterli kredi alamaması nedeniyle işin geç kalmaması için alt montaj işleriyle ilgili 15.11.2018 tarihli 1.800.000,00 TL'lik ikinci bir sözleşme imzalandığını, yetkilisi olduğu şirket tarafından ikinci sözleşmeye göre alt montaj işine başlanarak 21 direkli EİH’nin 5 adet direğinin alt montaj ve kısmını üst montajının, kaya zemin ve ulaşım yolu olmayan bölümünün yağmur, kış ayların olumsuz koşulları ve arazi sahiplerinin engellemelerine rağmen tamamlandığını ve bu sözleşme bedeli 1.800.000,00 TL’den 825.658,80 TL’lik kısmının ödendiğini ancak davalı yüklenicinin davacı şirket ile imzaladığı sözleşmeleri feshettiğini bildirmeden, asıl iş sahibi dava dışı ...’a 11.06.2019 tarihli dilekçe ile feshettiğini bildirerek, sözleşmeler ile üstlenilen işlere başka bir firmaya (taşerona) vermek suretiyle eylemli şekilde ve haksız olarak sözleşmeyi feshettiğini, avukatı tarafından her iki sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kâr kaybı ve ana sözleşmenin haksız feshi nedeniyle itibar kaybı sonucu fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak toplam 300.000,00 TL’lik dava açıldığını, davalı ile imzalanan her iki sözleşme de TBK’nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi olup, 15.11.2018 tarihli sözleşmenin geçerli olduğunun ve kısmen ifa edildiğinin ihtilafsız olduğu gibi mahkemenin de kabulünün bu yönde olduğunu, 15.10.2018 tarihli 6.870.000,00 TL bedelli sözleşme altındaki imza ve içeriğe karşı davalı tarafça itiraz edilmediğini, bu sözleşmede, dava dışı asıl iş sahibi ...’ın onayı ile sözleşmenin yürürlüğe gireceği ve geçerli olacağına dair bir hüküm bulunmadığı gibi, sözleşmenin ikinci sayfa K.Yetkilik Mahkeme ve Yürürlük bölümünün son cümlesine göre imzalanmasıyla 15.10.2018 tarihinde yürürlüğe girdiği belirtildiğinden, bu sözleşmenin 15.10.2018 tarihinde geçerli ve taraflar için bağlayıcı olarak kurulduğunu, mahkemenin aksi yöndeki kabulünün hatalı olduğunu, mahkemenin Söke ovasındaki sağlanak yağışlar ve sel taşkını nedeniyle çalışma yapılmamasının dosya kapsamındaki delillere göre mücbir sebep olmadan olduğundan, mücbir sebep olarak nitelendirilmesinin doğru olduğunu, yine, mücbir sebeple işe devam imkanı olmadığı gibi bu iş ile ilgili şirketinin hiçbir gecikmesi olmadığını ve davalı tarafça bu konuda bir uyarı yapılmadığı ve gecikme cezası dahi tahakkuk ettirilmediğinden, yetkilisi olduu şirketin hiçbir gecikmesi ve temerrüdünün söz konusu olmadığını, 15.11.2018 tarihli sözleşmenin feshinde davalının haksız ve hukuka aykırı fesih işlemi yaptığını, 15.10.2018 tarihli sözleşme ile ilgili olarak da şirketin temerrüdü söz konusu olmadığını ve bu sözleşme ile ilgili davacı şirketin ne şekilde sözleşmenin feshini gerçekleştirecek sözleşmeye aykırı davranışının bulunduğu davalı tarafça bildirilmediğinden geçerli olarak kurulan ve yürürlüğe giren bu sözleşme konusu işin de başka bir firmaya yaptırılması suretiyle gerçekleştirilen eylemli feshin de hukuka aykırı ve haksız olduğunu, kâr kaybının olumlu zarar kapsamında olup, Yargıtay kararlarında sözleşme vaktinde ifa edilmiş osa idi alacaklının mal varlığının ulacağı durum ile ifa edilmemesinden doğan mevcut durum arasındaki fark kâr kaybı olarak tanımlandığını, yetkilisi olduğu şirketin davalının hukukuna aykırı ve eylemli fesih işlemlerinde hiçbir kusurunun bulunmadığını, 15.10.2018 tarihli sözleşmenin tamamının, 15.11.2018 tarihli sözleşmenin ise fesih tarihi itibariyle kalan iş bedeli üzerinden kâr kaybı istendiğini, Yargıtay uygulamalarında nakit bedel karşılığı eser sözleşmelerinden iş sahibinde haksız olarak dönülmesi halinde kusursuz olan yüklenicinin- taşerorunn isteyebileceği olumlu zarar kapsamındaki kâr kaybının TBK'nın 408 (BK'nın 325) maddesindeki kesinti yöntemine göre hesaplanacağının kabul edildiğini (Yargıtay 6.HD'nin 22.02.2022 tarih ve 2021/1388 E- 2022/954 K. 16.01.2020 tarih ve 2019/3363 E- 2020/101 K, 09.01.2016 tarih ve 2015/5062 E- 2016/766 K sayılı kararları), hal böyle olmasına ve 15.10.2018 tarihli sözleşmede geçerli olarak kurulup yürürlüğe girmiş bulunmasına, bu sözleşmenin haksız ve hukuka aykırı olarak davalı tarafça feshedilmiş olmasına, davacı şirketin lehine kâr kaybı isteme koşullarının gerçekleşmiş olmasına rağmen mahkemece 15.10.2018 tarihli sözleşme için kâr kaybı hesaplattırılıp hüküm altına alınmadığını, 15.11.2018 tarihli sözleşme ile ilgili olarak da davacının fesihte haksız kabul edilerek yetkilisi olduğu şirketin kâr kaybı istemekte haklı olduğu kabul edilmekle birlikte kâr kaybı hesabıın yukarıda izah edilen ve emsal Yargıtay içtihatlarıyla da benimsenin kesinti yöntemine uygun olarak yapılmadığını, yetkilisi olduğu şirketin her iki sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kâr kaybı zararı doğduğundan 15.10.2018 tarihli sözleşme ile ilgili kâr kaybı isteminin tamamının reddi, 15.11.2018 tarihli sözleşme ile ilgili olarak da doktrin ve Yargıtay içtihatlarıyla benimsenen kesinti yöntemine uygun hesaplama yapılmaması sonucu, uğradığından daha az miktar kâr kaybı alacağına hükmedilmesinin usul ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, iki sözleşmenin de hiçbir haklı sebep gösterilmeksizin keyfi şekilde ve açıkça fesih ihtarına dahi gerek görülmeksizin başka bir firmaya aynı işler verilerek eylemli olarak feshedildiğinden yetkilisi olduğu şirketin güvenilirliğinin ve itibarının zedelendiğini, bunun sonucu TBK'nın 58.maddesinde öngörülen kişilik haklarının haksız zedelenmesi nedeniyle manevi tazminat koşulu oluştuğundan oluşan manevi zararın karşılamanın mümkün olmasa dahi/ davalının keyfi eylemlerinin hukukça korunmayacağının gözetilerek talep edilen manevi tazminat isteminin kabulü gerekirken yanlış değerlendirme sonucu bu talebin mahkemece reddedildiğini, 15.10.2018 tarihli sözleşme ile ilgili taleplerinin sözleşme ilişkisinin geçerli olarak kurulmaması nedeniyle kâr kaybı istenemeyeceğinden hukuka aykırı olarak reddinin, 15.11.2018 tarihli ikinci sözleşmeyle ilgili kâr kaybı hesabının Yargıtay içtihatlarında belirtilen kesinti yöntemine uygun yapılmaması ve manevi tazminat taleplerinin yanlış değerlendirme sonucu reddedildiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, eksik incelemenin tamamlanarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece bilirkişi raporlarına itirazlarının değerlendirilmediğini, davacı tarafça usul hukukuna tamamen aykırı şekilde dava süresince yeni iddialar ileri sürüldüğünü, yeni belgeler sunulmaya devam edildiğini ve karar duruşmasından bir önceki gün dahi yüzlerce sayfa belge ve beyan sunulduğunu, bilirkişi heyeti tarafından 2. ek raporda kök rapora ve ek rapora itirazlarının değerlendirilmediğini ve davacı tarafça hukuka aykırı şekilde dosyaya sunulan deliller dikkate alındığından, rapora itiraz edilmiş ise de, nazara alınmadığını, ek raporda davacı tarafça kök rapor sonrası dosyaya sunulan “...Şti.” tarafından verilen dilekçe ve eklerine geniş yer verildiğini, davacının delil listesinde veya delilleri arasında bu ünvanda bir firmaya müzekkere yazılması veya bahsi geçen belgeler yer almadığından itiraz edildiğini, kök rapora itiraz dilekçesinde de davacı tarafça hukuka aykırı şekilde delil listesinde yer almayan deliller sunulmasına itiraz edildiğini ancak akabinde davacı tarafça yeniden hukuka aykırı deliller sunulduğunu, bu delillerden hiçbirinin tebliğ edilmediğini, davanın bu safhasında davacı tarafça halen yeni deliller sunulduğunu, bu hukuka aykırı delillere ek raporda yer verilmesi ile öğrenildiğini ancak halen tebliğlerinin de yapılmadığını, inceleme imkanlarının olmamakla birlikte, usul ve yasaya aykırı bu delillerin gerek dosyaya sunulmasına, gerekse bilirkişi raporlarında nazara alınmasına itiraz edildiğini, ek raporun sonuç kısmında “Davacının taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca tarafların mutabakata vardığı 1.800.000,00-TL keşif bedeli için 1.074.124,87-TL’lik kısma karşılık gelen işin yapılarak ödenmesi nedeniyle 725.875,13-TL daha iş yapılabilecekken sözleşmenin feshi nedeni ile bu tutara karşılık gelen işin yapılmasından mahrum bırakıldığı, bu itibarla 725.875,13-TL bakımından ... ve ...birim fiyatları içindeki kar oranları dikkate alınarak davacının hak kaybının olup olmadığı hususu hukuki değerlendirmeyi gerektirdiğinden takdirin Sayın Mahkemenize ait olduğu” kanaatine varıldığını, bilirkişilerin 2.ek raporunda ise tarafların itirazlarının önceki raporlarda yer alan tespit ve kanaatleri değiştirir nitelikte olmadığı görüşüne yer verilerek, taraflar arasında 15.11.2018 tarihinde akdedilen sözleşmeye göre davacının gerçekleştiremediği işin tutarı 725.875,13 TL üzerinden kar kaybı hesaplandığını, davacının kar kaybı söz konusu olmadığından bu yönüyle de rapora itiraz edildiğini, 30.11.2021 tarihli rapor ile müvekkili şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu olmadığının, davalı ticari defter ve kayıtlarına göre borç/ alacak ilişkisi bulunmadığının tespit edildiğini, aynı hususların sonraki raporda da tespit edildiğini ancak kar kaybı olup olmadığının takdirinin mahkemeye bırakıldığını, 2.ek raporda ise, önceki raporlarda yer alan tespit ve kanaatlerinin tekrarı ile ilaveten 61.699,38 TL kar kaybı hesaplanıldığını, alacağın talep koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda ise hukuki takdirin mahkemeye bırakıldığının belirtildiğini, bilirkişilerce önceki görüşleri tekrar edildiğinden önceki itiraz ve beyanlarının tekrar edildiğini, deliller ve bilirkişi raporları ile müvekkili şirketin davacının kar kaybı veya itibar kaybına neden olmadığının, bilakis davacı tarafça müvekkili şirketin haksız ve fahiş zararlara uğratıldığının ispatlandığını, müvekkili şirket tarafından davacının kar kaybına veya itibar kaybına sebebiyet verilmediğini, müvekkilinin davacının sözleşme ile üstlendiği işi tamamlamasını engellemediğini, bilakis davacı tarafça 90 günde tamamlanması taahhüt edilen işin 180 günde ¼'ü dahi tamamlanamadığını, bu nedenlekar kaybına ilişkin yapılan hesaplamalara, hesaplama yöntemine ve hesaplanan tutara itiraz edildiğini, bilirkişi raporunda davacının davasını ispatlayamadığını tevsik eder şekilde, dosya kapsamında davacı tarafın kar kaybını belirlemeye yönelik herhangi bir kayıt ve belgeye rastlanılmadığının ve hesaplama yapılamadığının belirtildiğini, davacının itibar kaybından kaynaklı manevi tazminat istemine ilişkin sadece hukuki takdir ve tayin yetkisinin mahkemeye ait olduğunun belirtilmiş ise de, davacının itibar kaybına uğradığına ilişkin herhangi bir delile de rastlanılmadığını, yine raporda ticari defter incelemelerinin değerlendirildiğini ve taraflar arasında alacak/ borç bakiyesi bulunmadığının, müvekkili şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu olmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin kar kaybına veya itibar kaybına neden olmadığını, bilakis davacı tarafın müvekkili şirketi zarara uğrattığını, davacı tarafça delil listesinde yer almayan belgeler sunulmasının ve müzekkereler yazdırılmasının tamamen hukuka aykırı olduğunu, usul ve yasaya aykırı şekilde sunulan delillerin mahkemece nazara alınmamasının talep edildiğini ancak akabinde davacı tarafça yeniden hukuka aykırı şekilde deliller sunulduğunu, bunlara ek raporda da ayrıntılı olarak yer verildiğini, buna rağmen davacının müvekkili şirketten herhangi bir alacağı olmadığından yine aynı sonuca varılmış ise de, her halukarda usul ve yasaya aykırı şekilde sunulan ve nazara alınan, üstelik tebliğ de edilmeyen delillere itiraz edildiğini, davacı tarafça sözleşme ile 21 direkli enerji iletim hattının 90 günde tamamlanması taahhüt edilmesine karşın, 180 günde sadece 5 direğin alt montaj ve kısmi üst montajının yapıldığını, sözleşme süresinin iki katı sürede sözleşme konusu işlerin çok az bir kısmının yapılmış olması nedeniyle davacı tarafça projenin tamamlanamadığını ve çok fazla gecikmeye neden olunduğundan müvekkilinin haksız ve fahiş zararlara uğratıldığını, müvekkilinin davacı tarafça neden olunan zararların daha fazla artmaması ve davacı tarafça taahhüt edilip yapılmayan işlerin en kısa sürede tamamlanması için üçüncü şahıs bir firmaya fahiş bedeller ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin davacı tarafın kusuru nedeniyle fahiş zararlara uğramasına rağmen davacı tarafça işbu dava ikame edilerek halen tazminat talebinde bulunulmasının haksız, mesnetsiz ve hukuka da aykırı olduğunu, kaldı ki, dava sürecinde de davacı tarafın herhangi bir hak kaybı olmadığı için davasını ispatlayamadığı gibi, bilakis müvekkili şirketi ne kadar fahiş zararlara uğrattığını ispatladığını, dava dilekçesinde “davacı tarafça Sözleşme bedeli olan 1.800.000-TL lik işin 825.658,80-TL lik kısmının yapıldığı ve yapılan işlere ilişkin ödemelerin yapıldığı” açıkça belirtilerek ikrar edilmiş olup, hakediş hesaplamalarına ve ödenen tutarlara ne ödeme tarihlerinde, ne de işbu davada herhangi bir itirazda bulunulmadığını, 15.11.2018 tarihli sözleşme uyarınca hazırlanan istihkak raporlarının davacı tarafça imzalanarak kabul edildiğini, davacının müvekkili şirketten alacak talebinde bulunmadığını, bilakis düzenlediği tüm faturaların bedellerinin ödendiğini beyan ettiğini, davacı tarafın fatura bedellerinin tamamının ödendiğine ilişkin 26.07.2019 tarihli beyanının dosyaya sunulduğunu, davacının daha düşük meblağda bir teklif verdiğini ve sözleşme imzaladığını ancak bu durumun müvekkili şirketin davacı tarafı kar kaybına uğrattığını değil, davacı tarafın sözleşme serbestisi uyarınca talebini belirlerken basiretli bir tacir gibi hareket edemediğini gösterdiğini, 2.ek raporda davacı tarafın müvekkili şirketçe kabul edilmeyen revize teklifi ile davacının ifa etmediği taahhütleri üstlenen dava dışı firmanın sözleşme bedeli karşılaştırılarak arada düşük bir fark olduğu belirtilerek müvekkilinin fahiş zararlarının söz konusu olmadığının belirtildiğini, oysa, hesaplamaya esas alınan revize teklifin zaten haksız ve fahiş olduğu için kabul edilmediğini ve yürürlüğe girmediğini, taraflar arasında imzalanan ve yürürlükte olan sözleşme bedelinin 1.800.000,00 TL olup, raporun devamında kar kaybının buna göre hesaplandığını, müvekkili şirketin davacı tarafça haksız ve fahiş zararlara uğratıldığının bilirkişi raporları ile de ispatlandığını ancak her halukarda müvekkili şirketçe kabul edilmeyen ve taraflar arasında geçerliliği olmayan revize teklif tutarının değerlendirmeye alınmasına itiraz ettiklerini, dosya kapsamında aşikar olduğu ve davacı tarafça da dava dilekçesinde ikrar edildiği üzere davacı taraf sözleşme ile üstlendiği edimleri sözleşme süresinin iki katı sürede dahi yerine getirmediğini, bu şartlar altında, sözleşme konusu işlerin bedelini tüm gecikmelere ve neden olunan fahiş zararlara rağmen eksiksiz şekilde ödeyen müvekkilinin davacı tarafın itibar kaybına veya kar kaybına neden olmasının imkan dahilinde olmadığını, bilirkişi raporunda “Sözleşmede kamulaştırma ve arazi ihtilafı nedeniyle gerekirse ek süre verilebileceğinin düzenlenmesine karşın hava muhalefeti veya arazi şartları nedeniyle ek süre verilmesine ilişkin düzenleme yer almamaktadır.” şeklinde yine davacı tarafın haksızlığını ispatlayan görüş bildirilmiş olup, dava konusu mevkide yoğun yağışlar olmuş olsa dahi, davacı tarafça bu denli bir gecikmeye haklı gerekçe teşkil etmemesi gerektiğini, kaldı ki, davacı tarafın iddia ettiği gibi kış aylarında yoğun yağışlar alan bir bölge ise -ki bilirkişi raporu da bu yöndedir- mücbir sebep teşkil etmesinin temel koşulu olan “öngörülemeyecek olması” söz konusu olmayıp, bu durumda, davacı tarafın bu hususu dikkate alarak taahhütte bulunması ve sözleşme şartlarını buna göre düzenlemesi gerektiğini, basiretli tacirin yükümlülüklerini yerine getirmeyen davacı tarafın kendi kusurundan faydalanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, zira, sözleşme imzalandıktan sonra projenin yeri değişmemiş olup, davacının sözleşmeyi imzalamadan önce projenin içeriğini, arazinin yerini ve iklim şartlarını bilerek kabul ettiğini, ayrıca, projenin devamı süresince davacının herhangi bir mücbir sebep ihtarı olmadığından, haklı feshi müteakip açılan davada ileri sürülen bu iddianın herhangi bir geçerliliği olmadığını, davacının yağışlar mazeret gösterilerek 90 günde tamamlanması taahhüt edilen işin 180 günde ¼'ünün dahi tamamlanamamış olmasının haklı gösterilmeye çalışılmasının haksız ve mesnetsiz olduğunu, bilirkişi raporunda fesih bildiriminin TTK'nın 18/3 maddesinde belirtilen usulde yapılması bir geçerlilik şartı olmayıp ispat şartı olduğunun belirtildiğini, kaldı ki, davacı tarafa defalarca sözlü bildirimler yapıldığını, sözleşme süresinin iki katına varan gecikme süresince birçok kez uyarılarda bulunulmuş olup, fesih hususunda da davacı tarafa sözlü olarak yapılan bildirime ilaveten e-posta gönderildiğini, müvekkili tarafından iyiniyetle sözleşme süresine ilaveten sözleşme süresi kadar da ek süre beklenilmesine rağmen davacı tarafça sözleşme konusu işlerin tamamlanamaması, üstelik sözleşme bedelinin haksız ve fahiş miktarda arttırılmasının talep edilmesi, müvekkilinin zarara uğratılması ve zaman geçtikçe zararının artması nedeniyle sözleşmenin feshedildiğinin davacı tarafa gerek sözlü, gerekse 31.05.2019 tarihli e-posta yoluyla bildirildiğini, sözleşmenin habersiz feshi söz konusu olmadığı gibi, davacı tarafa yapılan bildirimi müteakip işin icabı yerine getirilerek ...’a da gerekli bildirimin yapıldığını, sözleşme ile üstlenilen 21 direkten sadece 5'ini yaparak dava konusu işi sözleşme süresinin iki katı süre geçmesine rağmen yapmayan davacı firmanın ilave fiyat talebi kabul edilmeyerek sözleşme feshedilmiş ise de, dosya kapsamında sabit olduğu üzere fesih nedeninin işin yapılmaması olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı şirket yetkilisi ile davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dairemizin 26.02.2026 tarih ve 2024/527 Esas- 2026/228 Karar sayılı geri çevirme kararı gereğince mahkemece davalı ...A.Ş'nin Av. ... ve Av. ...'e verilmiş güncel vekaletnamesinin temin edilerek dosya istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmiştir. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle davalı tarafça yapılan zemin etüdü olduğunun ve buna göre davacı tarafından yapılan revize projenin benimsendiğinin anlaşılmasına göre, davacı şirket yetkilisi ile davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı şirket yetkilisi ile davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince; -Davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, -Davalıdan alınması gereken 4.214,68 TL istinaf karar harcından peşin alınan 1.053,67 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.161,01 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-İstinaf talep eden taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 361. maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay’da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 07/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan e-imzalıdır
Üye e-imzalıdır
Üye e-imzalıdır
Katip e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır