Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/204 E. 2026/1006 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/204
Karar No
2026/1006
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/204 - Karar No:2026/1006 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ

(İnceleme Aşamasında Kararın Kaldırılarak Dosyanın Mahkemesine Gönderilmesi HMK 353/1-a.6 md)

ESAS NO : 2025/204 KARAR NO : 2026/1006

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/11/2024 NUMARASI : 2023/236 E-2024/659 K

DAVACI-KARŞI DAVALI : VEKİLİ : Av. S DAVALI-KARŞI DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ :15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 27/10/2026

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, Karşı davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili;davanın tarafları tacir sıfatına haiz olup aralarındaki ilişkinin konusu davalıya ait makaraların müvekkili tarafından tamirat ve kaynağının yapımına ilişkin olduğunu, kısacası tarafların tacir olup yapılan işin de ticari işletmelerini ilgilendirdiğini, davalı yanın iş makinesine ait makaraların tamiratı ve kaynağı için makarayı müvekkili firmaya teslim ettiğini, müvekkilin de taraflar arasındaki sözlü anlaşma kapsamında makaranın talep edilen işlemlerini gerçekleştirdiğini, tamirat ve kaynak işlemi kısaca sözleşmeye konu işin müvekkilin ...'da bulunan iş yerinde yapıldığını, bu bakımdan da yetkili mahkemenin Ankara mahkemeleri olacağını, müvekkili ile davalı yanın, davalıya ait bir adet ... Model iş makinesine ait 17 adet makaranın kaynaklarının yapımı ve tamiratları için anlaştıklarını, davalı yan makaralarının müvekkilinin ...'deki işyerine teslim ettiğini, taraflar arasındaki anlaşma uyarınca makaraların tamir ve kaynak işlemleri yerine getirilip 02.10.2020 tarihinde makaraların davalıya teslime hazır hale getirildiğini, o tarihteki bu yapılan işlerin bedelinin KDV dahil 22.228,25 TL olduğunu, makaraların müvekkili firma tarafından tamir edilip teslime hazır hale getirilmiş olmasına rağmen ısrarla ve haksız yere makaraları teslim almaktan kaçındıklarını, whatsapp görüşmelerinde müvekkili şirket yetkilisinin 30.11.2020'de teslim için hazır olduğunu bildiren mesajı davalıya gönderdiğini, müvekkili şirket yetkilisinin davalıya sürekli makaralarını teslim alması için defalarca ihtaratta bulunduğunu, Müvekkili 2,5 yıl gibi uzun bir süre mülkiyeti davalıya ait olan bu makaraları davalının teslim almasını ve ücretinin ödemesini bekleyerek uhdesinde barındırmak zoruve ücretinin ödemesini bekleyerek uhdesinde barındırmak zorunda kaldığını, müvekkilinin bu iki buçuk yıllık süreçte hem boyutça oldukça yer kaplayan 17 adet makarayı muhafaza etmek durumunda kalmış hem de devamlı olarak bakımını sağlayarak emek ve para harcadığını, nihayet 16.02.2023 tarihinde davalı yan, müvekkile makaralar tamirat bedeline avans faizi işlettiğini iddia ederek KDV dahil 28.226,38 TL’ye ödeyebileceğini teklif ettiğini, ancak tamirat bedelini zamanında alamayan müvekkilinin munzam zararının oluştuğunu, müvekkili davalıya bu bedelin kabulünün mümkün olmadığını, makaralara yapılan işlemlerin güncel değerinin KDV dahil 91.332,00 TL olacağını belgesi ile ilettiğini, bunun yanında 2,5 yıl boyunca makaraların müvekkil tarafından tüm bakımları yapılarak muhafaza edildiği de davalı tarafa hatırlatıldığını, ancak davalı yanın bu ödemeleri yapmaktan yine kaçındığını, bunun üzerine taraflarınca 23.02.2023 tarihinde Ankara Yenimahalle 3. Noterliğinden 04597 yevmiye nolu ihtarname davalı yana gönderildiğini, İhtarname davalıya 23.02.2023 tarihinde tebliğ edilmiş olup tebliğ edildikten sonra davalı yanca 03.03.2023 tarihinde banka kanalıyla 18.837,50 TL ödeme yapıldığını, tarafların 02.10.2020 tarihinde makaranın tamirat ve kaynak işlemleri için KDV dahil 22.228,25 TL'ye anlaştığı ancak bu ödemenin KDV hariç kısmı olan 18.837,50 TL'sinin aradan geçen uzun süre sonra ve ihtarnamemiz üzerine 03.03.2023 tarihinde ödendiği açık olup bu sebeple KDV dahil anlaşma bedeline ilişkin olarak bakiye 3.390,75 TL bedelin avans faizi ile ödenmesi gerektiğini, 03.03.2023 tarihinde ödenen kısmi iş bedeli olan 18.837,50 TL'nin temerrüt tarihinden ödeme tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalıdan alınarak müvekkile verilmesi gerektiğini, Belirsiz alacak davasına esas olmak üzere fazlaya ilişkin haklarımızın saklı tutulması kaydıyla şimdilik 100,00 TL olarak talep ettiğimiz müvekkilin uğradığı munzam zararın temerrüt tarihinden itibaren, Kısmi davaya esas olmak üzere ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL olarak talep ettiğimiz bakiye iş bedelinin temerrüt tarihinden itibaren, Kısmi davaya esas olmak üzere ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10,00 TL olarak talep ettiğimiz sonradan ödenen kısmi iş bedeli olan 18.837,50 TL'nin temerrüt tarihinden (30.11.2020) ödeme tarihine(03.03.2023) kadar işlemiş avans faizinin Kısmi davaya esas olmak üzere ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10,00 TL olarak talep ettiğimiz muhafaza bedelinin temerrüt tarihinden itibaren Kısmi davaya esas olmak üzere ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10,00 TL olarak talep ettiğimiz muhafaza süresi boyunca makaranın olağan bakım-işçilik-diğer giderleri bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkile verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; 02.10.2020 tarihinde davacıya 1 yıl kullanılmış ... 460 eskavatörün 17 adet yürüyüş ve 4 adet taşıyıcı makarasının tamir edilmek üzere teslim edildiğini ve aynı gün davacı tarafından fiyat teklifi geçildiğini, teklife göre makaraların bakımı,tamiri vs için toplam 18.837,50 TL talep edildiğini, müvekkil davacı ise eskavatör parçalarınıntamir edildiğini ve işler halinde en geç 60 gün içinde Kastamonu’ya gönderilmek üzere ... Ambar’a teslim edilmesi ve kargo faturası ile tamir bedelifaturasının ibrazı şartıyla ödemenin yapılacağını ve gecikmelerde eskavatör için ödenengünlük 140.-ABD doların davacıya rucü edileceği şartıyla teyit verildiğini, anlaşma gereği davacının teslim borcunda 02.12.2020 tarihinde temerrüde düştüğünü ve ticari nitelikte günlük 140.-ABD doları ceza-i şart işlediğini, davacı vekilinin özde makaraların hazır edildiği ve teslim alınmadığı iddiasının faraziyeden öte gitmediğini, müvekkili davalı şirketin bu makaraları dört gözle beklediğini, çünkü eskavatörü bu makaralar yüzünden çalıştıramadığını,7 milyonluk bir makinenin 18.837,50-TL tamir bedelinden ötürü bekletilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, somut olayda, davacının davalı tarafı temerrüde düşürdüğüne ilişkin bir bilgi, belge ve delil bulunmadığını, davacı vekilinin iddialarının tamamen gerçekdışı olduğunu, nitekim müvekkilinin Şubat 2023 başında davacı şirketi son kez uyardığını ve hukuki girişim yapacağını bildirdiğini, gecikmesini örtbas etmek için davacı şirket vekilinin Ankara Yenimahalle 3.Noterliği’nin 23/02/2023 tarihli 04597 yevmiye No’lu ihtarnameyi gönderdiğini ve 7 günlük süresi içerisinde müvekkilinin itirazını Bakırköy 15.Noterliğinin 05264 yevmiye sayılı 3 Mart 2023 tarihli karşı ihtarnameyi davacıya aynı gün tebliğ edildiğini, bu ihtarnameye davacı şirketin itiraz etmediğini ve dolayısıyla davacının 02.12.2020 tarihinde teslim borcunda temerrüde düştüğünü, ticari nitelikte günlük 140.-ABD doları ceza-i şartın işlediğini kabul etmiş sayıldığını, davacının ancak 23/02/2023 tarihinde ihtarnameyle makaraların hazır olduğunu bildirdiğini fakat ne ... ambarına teslim ettiğini ne de fatura düzenlediğini, artık mecburiyetten müvekkil davacının makaraları kendisinin gidip almak zorunda kaldığını, davacının muhafaza ve bakım bedeli talep etmesinin tam abeste iştigal olduğunu, davacının tamir bedeline hak kazanabilmesi için tamir ettiği makaraları ... Ambar’a teslimi yapılması ve tamir bedeline dair fatura düzenlemesi gerektiğini, bu iki şartı da davacının yerine getirmediğini, bugüne kadar davacının bir tacir olarak fatura düzenlemesi gerekirken hala fatura düzenlemediğini, fatura düzenleme mecburiyetinde olduğunu, tarafların ticari defterlerinin incelemesi durumunda müvekkil davalı şirketin dava tarihi itibarıyla alacaklı olduğunun net olarak ispatlanacağını, tüm bu sebeplerle öncelikle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile davacı-karşı davalının şimdilik 9800 ABD doları tutarın dava tarihinden bankaların USD uyguladıkları en yüksek faiz oranıyla davalı-karşı davacıya ödenmesine, vekalet ücreti, yargılama gideri ve harcın davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece;" Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; Teklif formu ile ürünlerin tamir için davacıya teslim edilmesi aynı tarihli olup,teklif metninin şartlı teyidinin davacı tarafça kabul edilip edilmediği öncelikli olarak aydınlatılması gereken konu olup,metin altında sadece davalı/karşı davacının imzasının bulunması ve ürünlerin karşılıklı ihtarnameler sonrasında davalı/karşı davacı tarafından bizzat teslim alındığı hususları birlikte nazara alındığında taraflar arasında davalı/karşı davalının dilediği gibi bir sözleşme olmadığı bu sebeple karşı davanın dinlenilebilir olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin hukuki niteliği 818 sayılı BK 355 ve devamı (6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı) maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesidir. Davacı /Karşı davalı davalı/karşı davacı tarafından kendisine teslim edilen 17 adet makaranın kaynak ve bakım işini üstlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 470. Ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eseri meydana getirmeyi iş sahibinin de bunun karşılığı bir bedel ödemeyi üstlendiği karşılıklı edimleri içeren sözleşme niteliğindedir.TBK ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere yüklenicinin üstlendiği edimleri sözleşmeye uygun, iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle, fen ve sanat kurallarına uygun olarak ifa etmek yükümlülüğü üzere iş bedelini talep etme hakkına sahiptir. Anılan olayda taraflar sözleşmeden dönme iradesi göstermemiş , davacı/karşı davalının edimini zamanında yerine getirdiği anlaşılmış davalı/karşı davacının da gecikmeli olarak ürün bedelini ödeyip makaraları teslim aldığı görülmüştür. Ne var ki davacı/karşı davalı ürünleri teslim ederken herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmemiştir. Bilindiği üzere “ihtirazi kayıt” kavramı, bir hakkın korunmasına yarayan yenilik doğuran bir hak olarak nitelendirilebilir ve kural olarak herhangi bir şekil şartına da bağlı değildir. Alacaklının borçluya yönelteceği, ulaşması gerekli bir irade beyanıyla kullanılabilir. İhtirazi kayıt konulan herhangi bir hukuki ilişkide aranacak husus, böyle bir kaydın ileri sürüldüğünün anlaşılabilir olmasıdır, yoksa bu kayıtta belirli bazı kelimelerin bulunması şart değildir. BK’nın 158/II. maddesinde tarif edilen ifaya ekli cezai şartın talep edilebilmesi için de aksi kararlaştırılmamışsa bu özellikte bir ihtirazi kaydın eserin kabulü sırasında veya en geç kabulden sonra hemen bildirilmesi gerekir. Eserin kabulünden önce ileri sürülen ihtirazi kaydın ise ancak cezai şartı isteme iradesinin kabul zamanında da devam ettiğinin açıkça anlaşılması durumunda geçerli olabileceği söylenebilir. Aksi takdirde alacaklının cezai şartı isteme hakkından zımnen vazgeçtiğinin kabulü gerekir. Zira BK’nın 158/II. maddesinde belirtilen ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin bir edimin kabulü cezai şarttan zımnen feragat hükmündedir. ( T.C.YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ2009/246 E 2009/3520K) Anılan içtihat uyarınca davacı /karşı davalının geç ödeme sebebi ile zarar tazmini (sözleşmesel faiz alacağı) ve sözleşmeye aykırılık iddiası ile zarar talebi yerinde değildir.Kaldı ki, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih ve 2021/11-938 E., 2022/401K. sayılı ilamında açıklandığı üzere munzam zarar koşullarının oluşmadığı da olayda sabittir. Yine davacı/karşı davalının dava konusu malları bir tevdi mahalline davalı/karşı davacı adına tevdi etmediği malların mülkiyetinin , davalıya geçmediği, teslimin gerçekleşmemiş olması nedeniyle davacıda uzunca süre kaldığı görülmüştür.. Taraflar arasındaki sözleşmede malların geç teslim alınması halinde ardiye ücretinin ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Basiretli davranma yükümlülüğü gereği, davacının dava konusu malları makul bir süre içerisinde tevdi mahalline (tevdi etmesi gerekirken bu yükümlülüğünü yerine getirmediğinden, taraflar arasındaki sözleşmede malların muhafazası için ayrıca bedel ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, davacının malların muhafaza edilmesi nedeniyle zarara uğradığına veya ardiye ücreti ödediğine,yahut bakım ve onarım yaptığına ilişkin ilişkin bir delile de rastlanmadığından, davacı/karşı davalının faaliyet konusu arasında malların muhafaza edilmesi işi de yer almadığından, davacının ardiye ücreti ve masraflara ilişkin talebi de yerinde değildir. Taraflar arasındaki işin bedelinin KDV dahil 22.228,25 TL olduğu ,fatura düzenlenmesinin vergisel uyuşmazlık olduğu bu sebeple davalı/karşı davacının yaptığı 18.837,50 TL ödemenin mahsubu neticesinde bakiye iş bedelinin 3.390,75 TL olduğu asıl davada ,davacının bakiye iş bedeli istemi ile işlemiş faiz taleplerinin yerinde olduğu ,davacı/karşı davalının işlemiş faiz alacağı yönünden yapılan değerlendirmede, iki tarafın da tacir olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tacirler arasındaki ihbar ve ihtarların ne şekilde yapılacağı 18/3. maddesinde düzenlendiği her ne kadar madde gerekçesinde ispat şartı olarak düzenlendiği açıklanmış ise de dosya arasına sunulan mesajlaşmaların davalı /karşı davacı tarafça kabul edilmediği bu hali ile noter ihtarının tebliğ edildiği 23/02/2023 tebliğ tarihi+3 gün 27/02/2023 tarihinde davalının temerrüde düştüğü bu tarih itibari ile dava tarihi 29/03/2023 tarihleri arasında faiz işletilmesinin gerektiği ,usul ekonomisi gereği bilirkişi incelemesine başvurulmaksızın resen işlemiş faiz alacağı 123,32TL hesaplanarak (08.02.2015- 21.08.2015 tarihleri arasında 30 gün için 3.390,75 TL x %44,25 / 365 x30=123,32 TL) ise de;taleple bağlılık ilkesi gereği bakiye iş bedelinin talep gibi 1.000,00-TL + işlemiş faiz 10,00-TL toplamı 1.010,00-TL 'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, asıl davadaki sair taleplerin reddi ile ispatlanamayan karşı davanın reddine" karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; karşı davada arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden dava açıldığını, işlemiş faizin eksik hesaplandığını, 2020 ypılında davalı tarafın temerrüde düşürüldüğünü, bu tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini, asıl davada bir kısım taleplerinin gerekçesiz şekilde reddedildiğini, munzam zarar için enflasyonist durumunun bulunmasının yeterli olduğunu, kısmi ödemenin avans faizi hesaplanarak ödemesi gerektiğini, söz konusu malzemeler çok geç alındığı için bakım ve muhafaza giderlerinin ödenmesi gerektiğini, sözleşmede buna ilişkin hüküm bulunmasının gerek bulunmadığını, ürünlerin teslim alınacağına güvenerek tevdi mahalli tayin talep etmediklerini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalı-karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; para ile ölçülebilen davalarda maktu ücretten az olmamak üzere vekalet ücreti belirlenmesi gerektiğini, bu nedenle 120,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacının defterlerini ibraz etmediği gibi alacağı olduğunu da ispatlayamadığını, teklifteki şartların davacı- karşı davalı tarafından kabul edildiğine dair imzası olmadığından sözleşmenin kurulmadığı şeklindeki mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu, TBK'nın 6 maddesinin dikkate alınması gerektiğini, davacının müvekkilinin tekliğini reddetmediğini, yazılı teyit vermemiş olsa da ürünlerin tamirine başladığını, örtülü kabul olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 1-Mahkemece, davalı tarafça davacıya ödenen iş bedeli 18.837,50 TL nin, davalının temerrüde düştüğü 27/02/2023 tarihi ile dava tarihi 29/03/2023 tarihi arası faiz hesaplanmış ve taleple bağlı kalınarak hüküm altına alınmış ise de, davacı taraf söz konusu iş bedeli için temerrüt tarihinden, ödeme tarihi olan 03/03/2023 tarihi arası işlemiş faizin tahsilini talep ettiğinden mahkemece, 27/02/2023 temerrüt tarihi ile ödeme tarihi 03/03/2023 arası işlemiş faiz hesaplanması gerekirken dava tarihine kadar hesaplanması hatalı olmuştur. 2-TBK'nın 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Bu itibarla, zarara uğrayan oluşan zararı ve bu zarar ile borçlunun eylemi arasındaki nedensellik ilişkisinin kanıtlamakla yükümlüdür. Alacaklı taraf bu durumu kanıtlandıktan sonra, oluşan zararın miktarının tespiti mahkemece belirlenir. Somut olayda, davacı tarafça, tamiri yapılan ürünlerin ilk olarak 30/11/2020 tarihli mesaj ile teslime hazır olduğu karşı tarafa bildirilmiştir. Davalı taraf ise, 10/03/2023 tarihli tutanakla dava konusu ürünleri çalışır halde teslim almış olup, davalı tarafça sözleşmeye konu ürünlerin başka bir iş yerine teslim edilmesine dair bir anlaşma yapıldığı da yasal delillerle kanıtlanamamıştır. Bu durumda, davalı ürünlerin teslim alınmasında 30/11/2020 tarihi itibariyle temerrüde düştüğünden ve dava konusu ürünlerin dosyadaki bilgi ve belgelerden aksi kanıtlanamadığından davacıya ait iş yerinde muhafaza edildiği ve bu tarihten teslim tarihine kadar davacı tarafın zarara uğradığı sabittir. O halde, taraflardan ürünlerin miktarı ve boyutları hakkında bilgi ve belge alınarak konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle dava konusu ürünlerin belirtilen tarihler arasında depo edilmesi bedelinin serbest piyasa rayiçlerine göre belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçelerle buna ilişkin talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 3- Davacı tarafça iş bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarar talep edilmiş, mahkemece özetle; munzam zararın somut olarak kanıtlanmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların açıklanması gerekmektedir; AŞKIN ZARAR (MUNZAM ZARAR): Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK'nın 122. maddesi (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir. MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI: Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir. A.Bir Para Borcunun Bulunması Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir; Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir. B.Borçlunun Temerrüdü Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur. C.Munzam Zarar Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK'nın 122/1. maddesi hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır. Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir. D.Uygun İlliyet Bağı Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez. Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır. E.Kusur Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK'nın 122/1. maddesi gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır. TBK'nın 112. maddesi hükmüyle uyumlu olarak TBK'nın 122. maddesi hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir. Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir. MUNZAM ZARARIN İSPATI: Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır. Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 232. maddesi (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. Normal Enflasyon Döneminde; Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. 20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu.../Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler; 1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı, 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, 3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, 5. Asgari ücret artışı, 6. Altın fiyatlarındaki artış, Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; Davacı tarafça 23/02/2023 tarihli noter ihtarıyla iş bedelinin talep edildiği, davalının 27/02/2023 tarihinde temerrüde düştüğü, 03/03/2023 tarihinde ödeme yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalının temerrüde düştüğü tarih ile alacağın tahsil edildiği tarihler arasında ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler, yine o dönem içerisindeki takipte talep edilen faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olup olmadığı hususunda bir değerlendirme yapılarak, davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekir. (Yargıtay (Kapatılan) 15. H. D 2023/1766 Esas, 2024/4097 Karar, 6. H.D 2024/3534 Esas, 2025/15 Karar, 2025/2306 Esas-2915 Karar vb.) O halde, konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre davacı alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından, yukarıda ikinci bentte açıklanan işlemiş faiz miktarının çıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup davacı alacaklının aşkın zararının (munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE, 2-Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/11/2024 gün ve 2023/236 Esas 2024/659 sayılı kararının HMK’nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- Taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine, 5- Taraflarca ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa ilgili icra dairesince iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 15/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Katip

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/204, K. 2026/1006, T. 15.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-204-e-2026-1006-k-d5d43a134c6d