Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/268 E. 2026/552 K. – Ticaret Sicil
Konu: Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/268
- Karar No
- 2026/552
- Karar Tarihi
- Konu
- Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/268
KARAR NO: 2026/552
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/05/2024
NUMARASI: 2024/79 E. - 2024/387 K.
DAVANIN KONUSU: Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
Taraflar arasındaki ticaret sicil memurunun kararına itiraz davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; dava dışı...nezdinde kurucu intifa senedi sahibi olduğunu, kurucu intifa senetlerinin ortaklıkta bir sermaye payını temsil etmediklerinden pay senedi olmadıklarını ve sahibine ortaklık hakları vermediğini, bununla birlikte kurucu intifa senetlerinin sahiplerine hissedarlara özgü kar payı, tasfiye payı, rüçhan hakkı şeklinde hissedarlara özgü hakları bahşettiğini, ancak intifa senedi sahiplerinin şirkete karşı pay sahibi değil üçüncü kişi alacaklı konumunda olduğunu, ana sözleşmenin 63.ve 22.maddesinde bu hususların belirtildiğini, buna göre kurucu intifa senedi sahiplerinin sözleşmesel nitelikteki alacak haklarının genel kurul tarafından değiştirilebilmesi için ya esas sözleşmede değişiklik hakkı saklı tutulmuş olması ya da hak sahibinin bu değişikliğe rıza göstermesi gerektiğini, dolayısı ile kurucu intifa senetlerinin sağladı bu hakların tek taraflı genel kurul kararı ile değiştirilemeyeceğini, ancak ana sözleşmede böyle bir hak saklı tutulmadığı gibi rıza da bulunmadığını, bu nedenle dava dışı bankanın 31.05.1991 tarihinde kurucu intifa senetlerinin kar payına kısıt koyma ve buna dair esas söyleşmenin 58.maddesinde yaptığı değişikliğin hukuka uygun olmadığını ve hükümsüz olduğunu, kurucularının her birinin ayrı ayrı tek tek rıza ve onaylarının alınmadan banka ile aralarındaki sözleşme ilişkisine aykırı olarak tek taraflı bir işlem olduğunu ve üstelik bu senedin ...'ün vasiyetinin bulunmasından dolayı alınan kararın, ...'ün vasiyetini de ilgilendirmesinden, Anayasa ihlali başta olmak üzere ağır hukuk ihlalleri içermesinden dolayı Ticaret Sicil Gazetesine işlenmesinin mümkün olmadığını, fakat sicil müdürlüğünce olayın sıradan basit bir pay sahipliği genel kurulu olarak değerlendirildiğini, kurucu senet sahiplerinin ayrı ayrı ıslak imzalarının olup olmadığının sorgulanmaması gibi görevini ihmal ettiğini, görevini yapmadığını, yetki aşımında bulunma gibi sebeplerle hatalı olarak sicil gazetesine işlenmesi neticesinde olaya işlerlik kazandırmasının kişilerin ve devletin büyük zarara uğramasına ve mağdur olmasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek, hukuka aykırı olan kararın Ticaret Sicil Gazetesi'nden kaldırılmasına ve kurucu intifa senedi kar payı ile ilgili olan...esas sözleşmesinin 58.maddesinin sicil gazetesinde 1991 yılından önceki haline getirilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; TTK'nın 34.maddesi uyarınca müvekkili tarafından verilmiş bir ret kararının bulunmadığını, ancak ret kararı üzerine eldeki davanın açılabileceğini, bu nedenle davanın öncelikle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dışı şirketin esas sözleşmesinin 1991 yılında tescil edilen 58.maddesinin ticaret sicilden terkinini talebine ilişkin olduğunu, tescil edilmiş olguların terkininin de ancak kesinleşmiş mahkeme kararları ile mümkün olduğunu, bu davalarda da husumetin ilgili şirkete karşı yöneltilmesinin gerektiğini, bu bakımdan da huzurdaki davada davalıya husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın ilgili sıfatını haiz olmadığından huzurdaki davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, davalının TTK'nın 32 ve Ticaret Sicil Yönetmeliğinin 34.maddesi hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, davacının talebinin sicile kayıtlı bir olgu ve tescile tabi bir husus olmadığından davalı tarafından yapılabilecek bir işlem söz konusu olmadığını, davacı tarafın ticaret sicilinden terkinini talep ettiği husus, 6762 sayılı TTK'nın 330.maddesinde ve 6102 sayılı TTK'nın 354.maddesinde tescil edilmesi öngörülmüş bir husus olmadığını, bu nedenle de tescil edilmemiş bir hususun ticaret sicilinden terkininin mümkün olmayacağını, bu itibarla da davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacının da konusunu ettiği genel kurul kararı tescile tabi olmayıp şirketin kendi iç işleyişine ilişkin bir karardan ibaret olduğunu, dava konusu genel kurul kararına ilişkin bir uyuşmazlığın tarafları ancak davacı ile dava dışı şirketin olduğunu, davalı müdürlük davanın açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... TTK'nun 34/1.maddesine göre; ticaret sicil memurluğunun kararlarına karşı, ilgililerin tescil, değişiklik veya silinme istemleri ile ilgili taleplerine karşı, sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı tebliğ tarihinde itibaren 8 gün içinde itiraz mümkündür. Ticaret Sicil Müdürlüğünden verilen cevabi yazıya göre; davacı ... tarafından gönderildiği belirtilen 27/03/2023 tarihli, 09/10/2022 tarihli, 24/09/2022 tarihli, 24/09/2022 tarihli, 08/08/2022 tarihli, 02/08/2022 tarihli ve 11/07/2022 tarihli yazıların Müdürlüğümüze geldiğine dair herhangi bir evrak kaydına rastlanılmadığı, 431112 ticaret sicili numarasında kayıtlı ......A.Ş.'nin dosyasında yapılan incelemede, ...'in Müdürlüğe 13.04.2022 tarihinde, 02.10.2023 tarihinde ve 27.10.2023 tarihinde gelen tarihsiz 3 adet dilekçesinin bulunduğu anlaşılmış olup, bu başvuruların tescil başvuruları sırasında dikkate alınmak üzere şirketin dosyasına alındığı beyan edilmiştir.Bu haliyle davacı tarafça dosyaya sunulan Ticaret Sicil'e yaptığı başvuru evrakları ile davacı tarafça dava konusu davalı şirketin 31/05/1991 tarihli genel kurul kararının tescil işleminin terkinine talebine ilişkin davalı ...'nün kep adresi olan ....tr adresine gönderilen 02/08/2022 ve 09/10/2022 tarihli başvuruların bulunduğu, davacı tarafça bu başvurular dışında doğrudan dava konusunu oluşturmayan ancak dava konusu ile bağlantılı başvurularının da bulunduğu bu hususta 08/08/2022 tarihli başvuru ile ilgili Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu tarafından da Ticaret Sicile bildirimde bulunulduğu, Ticaret Sicil Müdürlüğünce verilen cevabi yazı ile de davacının tarihsiz başvurularının tescile başvurular sırasında dikkate alınmak üzere dava dışı şirketin sicil dosyasına alındığı açıkça belirtilmiştir.Bu duruma göre yukarıda anılı mevzuat uyarınca Ticaret Sicile elektronik ortamda da başvuru mümkün olup, davalı ... tarafından bir yandan davacının başvurusuna ilişkin evrak kaydına rastlanılmadığı belirtilmesine rağmen bir yandan da davacının tarihsiz başvurularının bulunduğu bunların tescilde dikkate alınmak üzere dava dışı şirketin sicil dosyasına alındığı belirtilmekle, davacı tarafından sunulan e-posta başvurularına ilişkin kayıtlar göz önüne alındığında, davacı tarafça dava konusu davalı şirketin 31/05/1991 tarihli genel kurul kararının tescil işleminin terkini talebine ilişkin davalı ...'nün kep adresi olan ....tr adresine gönderilen 02/08/2022 ve 09/10/2022 tarihli başvuruda bulunulduğu sabit olup, davalı ... tarafından dava konusu ile bağlantılı bir kısım başvuruların dava dışı şirketin sicil dosyasına alındığı, dava konusunu ilgilendiren başvurular yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakla, kamu kurumu olan davalı ... tarafından davacı tarafın başvuruları hakkında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak başvurulara ilişkin varsa usuli eksikliği (imza, tarih, belge v.s) gidermesi hususunda davacı tarafa süre verilerek bildirimde bulunulması gerekirken davalı tarafça bu yönde hiçbir işlem yapılmadığı, davacı tarafın yukarıda zikredilen dava konusu olan davalı şirketin 31/05/1991 tarihli genel kurul kararının tescil işleminin terkinine talebine ilişkin başvuru tarihleri olan 02/08/2022 ve 09/10/2022 tarihlerinden eldeki davanın açıldığı tarih olan 19/04/2023 tarihi arasında geçen süre göz önüne alındığında ve davalının başvurular hakkında olumlu olumsuz bir karar vermesi gerekirken davacının başvuruları hakkında herhangi bir karar verilmeyerek davacının başvurularının zımnen reddedildiği anlaşılmıştır.Tüm bu açıklamalar kapsamında davacı tarafça dava konusu davalı şirketin 31/05/1991 tarihli genel kurul kararının tescil işleminin terkinine talebine ilişkin davalı ...'nün kep adresi olan ....tr adresine gönderilen 02/08/2022 ve 09/10/2022 tarihli başvuruda bulunulduğu yukarıda detaylı şekilde açıklandığı üzere davalı ... tarafından davacı tarafın başvuruları hakkında başvuru tarihleri ile dava tarihi arasında çok uzun süre geçmesine rağmen bir karar verilmeyerek davacının başvurularının zımnen reddedildiği sabit olup, bu cihetle esas yönünden yapılan inceleme neticesinde somut olayda dava konusu olan dava dışı şirketin 31/05/1991 tarihli genel kurul kararının tescil işleminin terkini yönünden Ticaret Sicil Müdürlüğünün davalı şirketin genel kurul kararın tescili talebi yönünden mevzuata uygun şekilde ticaret sicile tescil işlemini yaptığı, Ticaret sicil müdürlüğünün davalı şirketin genel kurul kararlarının içeriğini ve esasını usul ve esas yönünden yerindelik denetimine ve şirket hissedarlarının menfaatine yada hissedarların hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığına bakma gibi bir yükümlülüğü olmadığı gibi bu hususta yetkisinin ve görevinin de bulunmadığı açık olduğundan davacı tarafça eldeki davanın konusunu oluşturan genel kurul kararlarının iptaline ve kar payı istemlerine yönelik davalı şirket hakkında dava açma hakkının bulunduğu tartışmasız olup davacı tarafın bu yöndeki taleplerini davalı şirkete yöneltmesi gerektiği kaldı ki bu hususta yukarıda incelemesi yapılan İstanbul 8. Asliye Mahkemesi'nin genel kurul kararının iptali ve butlanına yönelik 2020/636 Esas ve kar payı istemine yönelik 2022/276 Esas sayılı dosyaların davacı tarafça açıldığı, genel kurul kararının butlanı ve iptaline ilişkin davanın reddine karar verildiği, kar payı istemine yönelik davada ise genel kurul kararının iptali ve butlanı davasının bekletici mesele yapıldığı anlaşılmakla, davacının 31/03/2020 tarihli genel kurul toplantısından kısa bir süre önce dava konusu hisseleri satın almış olduğu, üzerinde sermaye kısıtı bulunduğu halde söz konusu hisseyi satın alan davacının bunun sonuçlarına katlanması gerektiği gibi, hisseleri elde ettiği tarihten 30 yıl önce alınan esas sözleşme değişikliği kararının terkinini talep etmesinin haksız olduğu sonucuna varılmakla, davalı müdürlükçe mevzuata uygun şekilde tescil edilen genel kurul kararının hakkını kısıtladığından bahisle açılan eldeki dava haksız olup, dava konusu olan dava dışı şirketin 31/05/1991 tarihli genel kurul kararının tescil işleminin terkini yönünden Ticaret Sicil Müdürlüğünün davalı şirketin genel kurul kararın tescili talebi yönünden mevzuata uygun şekilde ticaret sicile tescil işlemini yaptığı, Ticaret sicil müdürlüğünün davalı şirketin genel kurul kararlarının içeriğini ve esasını usul ve esas yönünden yerindelik denetimine ve şirket hissedarlarının menfaatine yada hissedarların hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığına bakma gibi bir yükümlülüğü olmadığı gibi bu hususta yetkisinin ve görevinin de bulunmadığı anlaşıldığından davacı tarafça ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; .../KEP sistem kayıtları celp edilmeden hüküm kurulmasının eksik inceleme olduğunu gösterdiğini, tensipte davacının KEP üzerinden (11/07/2022 – 02/08/2022 – 08/08/2022 – 24/09/2022 (13:48 ve 15:01) – 09/10/2022 – 27/03/2023) tarihlerinde başvuru yaptığını açıkça belirttiğini, bu başvurular hakkında TTK m.34 kapsamında karar verilip verilmediğinin ve tüm başvuru evrakı/varsa kararların Sicil Müdürlüğünden istenmesine karar verdiğini, buna rağmen davalının 08/03/2024 tarihli cevabında, tensipte sayılan bu KEP başvurularının “evrak kayıtlarında bulunmadığını” ileri sürdüğünü, aynı yazı içinde ise davacıya ait bazı dilekçelerin şirket dosyasına alındığını beyan ederek çelişkili açıklama yaptığını, davacının KEP ID–Mesaj ID–tarih-saat–alıcı bilgileri görünen teknik delilleri dosyaya sunmuş olmasına rağmen, uyuşmazlığın en kritik noktası olan ''bu iletiler gerçekten gönderildi mi/teslim edildi mi/içeriği nedir” hususunda .../KEP sistem kayıtları celp edilmeden hüküm kurulduğunu, bu davada belirleyici sorunun sicile usulüne uygun başvuru yapılıp yapılmadığı, başvuru içeriğinin ne olduğu, sicilin bu başvuruya işlem tesis edip etmediği olduğunu, bunun tek ve tartışmasız kaynağının .../KEP sistem kayıtları olduğunu, bu kayıtlar getirtilmeden karar verilmesi, usul güvencelerini ihlal ettiğini, davalının çelişkili/gerçeğe aykırı beyanı giderilmeden karar verildiğini, davalı bir yandan “evrak kaydı yoktur” demekte; diğer yandan davacıya ait bazı dilekçelerin şirket dosyasına alındığını kabul ettiğini, bu çelişkinin giderilmesi, HMK m.31 uyarınca mahkemenin yargılamayı aydınlatma yükümlülüğünün gereği olduğunu, tarafların HMK m.29/2 gereği vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun yapmak zorunda olduğunu, davalı tarafın, ara kararda açıkça sayılan iletileri yok sayan beyanı, yargılamayı yanıltıcı nitelikte olduğunu, davalının görevinin yalnızca şekli değil emredici hükümlere ve hukuka açık aykırılığın denetimi olduğunu, kanuna aykırı kararların sicile işlenemeyeceğini, sicile işlenerek geçerlilik kazandırılamayacağını, davacının iddiasının yerindelik değil tescile konu edilen işlemin hukuka uygunluk koşullarını taşımadığı, emredici hükümlere/kamu düzenine açık aykırı olduğu, bu nedenle sicile işlenemeyeceği iddiası olduğunu, yerindelik denetimi yapamayacağının sicilin hukuka uygunluk ve emredici hüküm denetimi yapmayacağı anlamına gelemeyeceğini, aksi kabulün TTK M.32 ve TSY m.34’ü işlevsiz bırakacağını, sicili, açık hukuka aykırılıkları tescille meşrulaştıran bir “onay makamı” haline getirir ki bunun hukuk düzeni bakımından kabul edilemeyeceğini, somut olayda sicile işlenen işlem; kurucu intifa senetlerine tanınmış kâr payı hakkının, ilgili hak sahiplerinin rızası olmaksızın aleyhe sınırlandırılması olduğunu, kurucu intifa senetlerinin hukuki niteliği gereği sahiplerinin rızası/onayı olmaksızın aleyhe değişiklik yapılamayacağını, bu pay sahiplerinin şrketle sözleşmesel bir ilişkisi olduğunu, Bankanın, kurucu intifa senedi sahiplerine bilgi/haber vermediğini, rıza/onay almadığını, toplantıya çağrılması zorunlu olan kurucular kurulunu dahi çağırmadığını ve tek taraflı kısıt kararı aldığını mahkemeye verdiği yazılı beyanla kabul ettiğini, bunun mahkeme içi ikrar kesin delil olduğunu, dava dışı bankanın, 1991 yılında kurucu intifa senedi kâr payına kısıt koyma kararına ilişkin olarak kurucu intifa senedi sahiplerine bilgi ve haber verildiğine, rıza ve onaylarının alındığına, toplantıda bulunduklarına dair hazirun cetvellerinin mevcut olmadığı, ticaret siciline sunulmuş imzalı tutanakların bulunmadığı hususlarını mahkemeye verdiği yazılı beyanla kabul ettiğini, bu yazılı beyanın dahi tek başına; sicile işlenen kararın geçersiz olduğunun ve sicile işlenemeyeceğinin davalı tarafından da kabulü anlamına geleceğini, sonuca etkili olan bu belgenin dikkate alınmaması suretiyle eksik inceleme ile karar verilmesi, kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, dava konusu tescilin yalnızca bireysel bir menfaat tartışması olmadığını, Anayasa ile güvence altına alınmış bir vasiyet menfaatinin eksiltilmesine yol açan ağır bir hukuk ihlali de olduğunu, ...’ün vasiyetine ilişkin Anayasa m.134 kapsamındaki kamu düzeni boyutunun göz ardı edildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 34. maddesi uyarınca ticaret sicil memurluğu kararına itiraza ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, dava dışı...nezdinde kurucu intifa senedi sahibi olduğunu, kurucu intifa senetlerinin ortaklıkta bir sermaye payını temsil etmediklerinden pay senedi olmadığını ve sahibine ortaklık hakları vermediğini, bununla birlikte kurucu intifa senetlerinin sahiplerine hissedarlara özgü kar payı, tasfiye payı, rüçhan hakkı şeklinde hissedarlara özgü hakları bahşettiğini, kurucu intifa senedi sahiplerinin bu alacak haklarının banka genel kurulu tarafından değiştirilebilmesi için ya esas sözleşmede değişiklik hakkının saklı tutulmuş olması ya da hak sahibinin bu değişikliğe rıza göstermesi gerektiğini, ancak ana sözleşmede böyle bir hak saklı tutulmadığı gibi kurucu intifa senedi sahiplerinin rızasının da bulunmadığını, bu nedenle, dava dışı bankanın 31.05.1991 tarihli genel kurul toplantısında kurucu intifa senetlerinin kar payına kısıt koyma ve buna dair esas söyleşmenin 58.maddesinde yaptığı değişikliğin hukuka uygun olmadığını ve hükümsüz olduğunu ileri sürerek, bu kararın Ticaret Sicil Gazetesi'nden kaldırılmasını talep etmiştir. Uyuşmazlık, dava dışı ...'nın 31.05.1991 tarihinde kurucu intifa senetlerinin kâr payına kısıt koyma ve buna dair esas sözleşme m.58'de yaptığı değişikliğe ilişkin 31.05.1991 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların tescil işleminin usul ve yasaya uygun olup olmadığı, ilgili tescil işleminin terkini şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.Davacının sicil kararına itirazının süresinde olup olmadığına ilişkin mahkemece Dairemiz kaldırma kararı doğrultusunda inceleme yapılmış olup davacının 02/08/2022 ve 09/10/2022 tarihlerindeki başvurularına cevap verilmediği ve davalı yanca bu başvuruların zımnen reddedildiği tespiti ile davanın süresinde açıldığı tespiti yerinde olmuştur. .../07/1991 Tarih ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan ......Anonim Şirketinin 31/05/1991 tarihli olağanüstü genel kurulunda, ana sözleşmenin temettünün dağıtılması başlıklı 58. maddesinde değişikliğe gidilerek eski halinde "%10 kurucu paylarına" iken yeni halinde "%10 kurucu paylarına ödenmiş sermayenin 250 Milyarlık bölümü ile sınırlı olarak" şeklinde düzenleme yapıldığı, söz konusu değişikliğin .....Ticaret Sicil Müdürlüğünün 09/07/1991 tarihinde tescil edildiği davalının verdiği müzekkere cevabından anlaşılmaktadır. Davacı tarafça, kurucu intifa senetleri hakkında yapılan esas sözleşme değişikliği ile ilgili olarak kurucu intifa senetleri sahiplerinin rızası alınmadan yapılan genel kurulda alınan kararın sicile tescilinin yetki aşımı niteliğinde olduğu ve terkini gerektiğinden kararın sicil gazetesinden kaldırılmasına ve...esas sözleşmesinin 58.maddesinin 1991 yılından önceki haline getirilmesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.TTK'nın 34/1. maddesinde ise, tescil, değişiklik veya silinme istemleri ile ilgili olarak sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı, tebliğlerinden itibaren sekiz gün içinde yine ilgililerin sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile itiraz edebilecekleri düzenlenmiştir. Ticaret siciline tescil işlemi TTK'nın 27. maddesi ve devamında düzenlenmiştir. Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 28/2. maddesine göre tescil, ticari işletmeyle ilgili belirli hukuki hususların, ticaret sicilindeki ilgili sütunlarına yetkili müdür tarafından ilk kez yazılmasını ifade eden teknik bir terimdir. TTK'nın 28/1. maddesine göre tescil istemi, ilgililer, temsilcileri veya hukuki halefleri tarafından yetkili sicil müdürlüğüne yapılır. Terkin ise tescil edilen kayıtların silinmesi olup Kanunda aksine bir hüküm yoksa bir kaydın kısmen veya tamamen silinmesi işlemi de tescil hakkındaki hükümlere tabidir. Davaya konu genel kurul kararının tescil edildiği tarihte yürürlükte bulunan Ticaret Sicili Nizamnamesinin 66/1. maddesi, anonim şirketlerin kuruluşunun veya anonim şirketlerin esas mukavelelerinin değiştirilmesine ait kararların tescilinde, bu şirketlerin sermayelerinin artırılmasına veya azaltılmasına ait tescillerde Ticaret Vekâletinin müsaadesinin noterce tasdikli örneği ile mahkemenin tasdik kararının dahi ibrazı mecburidir. Anılan düzenlemede Ticaret Sicil Müdürlüğünce kurucu intifa senedi sahiplerinin esas sermaye değişikliğine onaylarının aranması gerektiğine ilişkin bir şart bulunmamaktadır. Bu yönde başkaca bir mevzuat düzenlenmesi de bulunmadığından 09/07/1991 tarihinde ticaret siciline tescil edilen ana sözleşme değişikliğine ilişkin 31/05/1991 tarihli olağanüstü genel kurul kararının, kurucu intifa senedi sahiplerinin onayının aranmamış olduğundan bahisle sicilden terkininin talep edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olmuştur. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.03.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.