Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/2225 E. 2026/2335 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/2225
Karar No
2026/2335
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2026/2225 KARAR NO : 2026/2335

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09.06.2026 NUMARASI : 2026/111 Esas, 2026/548 Karar MAHKEMESİ : TURGUTLU 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26.11.2025 NUMARASI : 2025/84 Esas, 2025/180 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 05.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 05.10.2026

Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi ile Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi arasında oluşan görev uyuşmazlığının yargı yerinin belirlenmesi yoluyla giderilmesi, Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından istenilmekle, dosya heyetçe incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Dava; İİK'nın 67. maddesi uyarınca davacı tarafından başlatılan ilamsız icra takibine davalının yaptığı itirazın iptali istemidir. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı-borçlu arasında ticari ilişki sebebiyle aralarında cari ilişki mevcut olduğunu, ancak davalı-borçlu, müvekkil şirkete ödemesi gereken borcunu ifa etmekten kaçındığını, bu sebeple müvekkil şirketin ticari defterlerinde de kayıtlı olan bu alacak için Torbalı İcra Müdürlüğünün 2025/584 Esas sayılı dosyası ile 7 örnek icra takibine geçildiğini, borçlunun ise bu takibe haksız şekilde 14.02.2025 tarihinde itiraz ettiğini, takibin durdurulması kararı verildiğini, müvekkili şirket ile davalı taraf arasında çeşitli tarihler ve tutarlarda düzenlenen faturalardan kaynaklanan cari ilişkiye dair işlemler, hesap ekstresi satırlarında ayrıntılı olarak belirtilmiş olup, bu hesap ekstresi raporlarında cari hesapla gerçekleştirilen her bir fatura, tahsilat, ödeme vb. işlemlerin tarihleri ve diğer detayları açıkça yer aldığını, davalının faturalar ile sabit olan borcunu ödememek amacıyla borca itiraz ederek müvekkilin alacağını sürüncemede bıraktığını, davalının hiçbir haklı gerekçeye ve delile dayanmayan itirazı, müvekkilin alacağını tahsil etme kabiliyetini güçleştirmek ve takibi sürüncemede bırakmak için yapılmış haksız ve kötü niyetli bir itiraz olduğunu belirterek, itirazın iptali ile kötü niyetli davalı-borçlu aleyhine % 20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Davanın açıldığı Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2025/84 Esas, 2025/180 Karar sayılı, 26.11.2025 tarihli ilamı ile, somut olayda; davanın her iki yanının da ticari şirket olduğu, dava konusu olayın da tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olduğu anlaşılmıştır. Nispi ticari dava niteliğindeki eldeki davaya, 6102 sayılı TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca asliye ticaret mahkemeleri bakmakla görevlidir. Keza taraflar arasındaki davaya konu icra takibinin taraflar arasındaki cari hesap alacağına ilişkin olduğu, cari hesap kavramının ise Türk Ticaret Kanunu 89/1 maddesinde düzenlendiği, bu haliyle de TTK'nın 4. maddesi uyarınca mutlak ticari dava olduğu anlaşılmıştır. HMK'nın 114/c maddesinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Davanın tarafları tacir olup, dava tarihi 07.12.2024 tarihidir. HSK'nın 07.07.2021 tarih 608 Sayılı kararına göre, 01.09.2021 tarihinden sonra açılan ticari davalarda, yargı çevresi gereği davaya bakma görevi Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait belirtilerek, görevli Mahkemenin Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna karar verilmiş ve karar 06.01.2026 tarihinde kesinleşmiştir. Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/111 Esas, 2026/548 Karar sayılı, 09.06.2026 tarihli ilamı ile, uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK'da düzenlenen işlerden olmadığı, yine aynı yasanın 4/1 maddesindeki bentler halinde sayılan yada özel kanunlarında belirlenen mutlak ticari davalardan da olmadığı anlaşılmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/3 fıkrası uyarınca dava tarihi itibariyle Asliye Hukuk Mahkemesi ile Asliye Ticaret Mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, somut olayda uyuşmazlık faturadan ve cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemi ilişkindir. Somut olayda, davacı taraf şirket olsa da davalı taraf tacir değildir. Bu nedenle nispi ticari dava koşulları sağlanamamıştır. Ayrıca eldeki dava Ticaret Kanununda düzenlenen mutlak ticari davalardan da olmadığı belirtilerek, davaya bakmaya görevi Ticaret Mahkemesinin değil Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi olduğu gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verilmiş, karar 09.09.2026 tarihinde kesinleşmiştir. Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5/2. fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar. (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu'nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır; Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması, ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3'üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Bakanlar Kurulu'nun Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayicinin ayrımına ilişkin 21.07.2007 tarihli kararı ile esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup dekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177/1. fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup, bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda, Manisa Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan araştırmalarda Turgutlu Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan 04.05.2026 tarihli yazı cevabı ile, davalı mükellefin işletme hesabı usulüne göre defter tuttuğu, ancak 2025 yılı itibariyle VUK 177/1 bendinin 1 ve 3 numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitin yarısını, 2 numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmadığının tespit edildiği bildirilmiştir. Bu durumda gelen resmi yazı cevapları esas alındığında; davalının tacir sıfatına haiz olduğu ancak işletme hesabına göre defter tuttuğu ve VUK 177/1 bendinin 1 ve 3 numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitin yarısını, 2 numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmadığının tespit edildiği, nispi nitelikteki ticari davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi için her iki tarafın da tacir olması gerektiği anlaşılmakla davanın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, yargı yeri olarak Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin belirlenmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21.ve 22. maddeleri gereğince Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, Dosyanın yargı yeri olarak belirlenen mahkemeye gönderilmek üzere yargı yeri belirlenmesini talep eden mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 362/1-c maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 05.10.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/2225, K. 2026/2335, T. 05.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-2225-e-2026-2335-k-5e3283735051