Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/2155 E. 2026/4335 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/2155
- Karar No
- 2026/4335
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/2155
KARAR NO:2026/4335
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ :04/05/2026
NUMARASI:2025/724 Esas - 2026/315 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:07/10/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin ... ..., ülkenin farklı bölge ve şehirlerinde işlettiği istasyonları ile kurumsal ... bayiliği hizmeti veren bir ticaret şirketi olduğunu,müvekkilinin yaklaşık yarım asırdır kurumsal ... bayiliği ifa eden ve hali hazırda 40'tan fazla ... istasyonuyla ..., ..., ... Ofisi, ... (...), ... ve ... gibi markalarla faaliyet gösteren ... Grup'un iştiraklerinden biri olarak kurulduğunu, şirket pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri de, ... Grup yönetim kurulu üyeleri ... ... ve ... ... olduğunu, Ereğli/Zonguldak, Akçakoça/Düzce, Çarşamba/Samsun, Derince/Kocaeli, Dilovası/Kocaeli, İzmit/Kocaeli, Gebze/Kocaeli'deki ... istasyonlarıyla faaliyet gösteren müvekkilinin ... ...'a, ülkenin en büyük 8. ... dağıtım şirketi olan, ... markasıyla faaliyet gösteren ... Holding iştiraklerinden ... Şirketi tarafından, içinde ... istasyonu barındıran kendi mülkiyetindeki bir taşınmaza ilişkin olarak kiralama teklifi yapıldığını, içinde kiracı ya da bir başka kişi olmadığını, ... satışı yapılmadığını ve kapalı olduğu müşahede edilen bu taşınmaz için yapılan kiralama teklifine istinaden müvekkilinin, gerek kendisi gerekse bileşeni olduğu ... Grup yönünden İstanbul'daki ilk şubeyi açmak üzere bu teklifi kabul ettiğini ve kira sözleşmesi imzalandığını, resmi açılış ve basın duyurusunun üzerinden daha birkaç gün geçmiş iken, 05.08.2025 tarihinde davalı ...Bank, haciz işlemleri yapmak üzere icra ve polis memurlarıyla kiralanana hacze geldiğini; taşınmazda faaliyet gösterenin ... ve ... Şirketi olduğunu iddia ederek evrak araştırması yaptırdığını, müvekkili şirketin kurumsal ... bayiliğinde yarım asırlık geçmişi bulunan ... Grup iştiraki olduğunun, kendi unvanıyla farklı bölge ve şehirlerde çok sayıda ... istasyonu olduğunun ve sahiplerinin ve yöneticilerinin de ... ailesi üyelerinin olduğunun ortaya konulmasına karar verilmesini, saatler süren evrak araştırmasında bu iki borçluya dair çöp kutusu dahi bulunamamasına, müvekkilinin bizzat işlettiği şubesinde bulunan kasasındaki para müvekkiline ait olmasına ve mülkiyet karinesi hilafına delil kırıntısı dahi gösterilememesine rağmen, davalı ...Bank tarafından istihkak iddiasına itiraz edildiğini ve ısrarla haciz ve muhafaza talep edildiğini, icra dairesinin aracı, polis aracının da bulunduğu ... istasyonunda icra ve polis memurları eşliğinde, müşterilerin ve personelin gözü önünde yaklaşık 4,5 saat süren haciz işleminde müvekkilimizin kasası zorla açtırılarak içindeki paradan, dosya borcu miktarı olduğu belirtilen 84.562 TL para davalı tarafça haczettirildiğini; muhafaza edilerek icra dosyasına alınmış; icra dosyasından da reddiyat yaptırılarak davalıya ödetildiğini, yine, davalı ...Bank adına ilgisiz üçüncü kişilerin adresine hacze gidilen diğer dosyalarda olduğu gibi, bu dosyada da gelen vekilin, haciz mahallinde şirket yetkilisi ve personeline nezaket dışı hitap ve beyanlarda bulunduğu müşahede edildiğini, haksız haczin davalının borçlusuyla zerre kadar ilgisi bulunmadığını, pay sahipliği ve yönetim yapısı benzeşmediği tapu malikinden taşınmazını kiralayan bir kiracıya karşı icra edildiğini, borçlunun ya da borçluya dair herhangi bir evrakın olmadığının müşahede ve tespit edildiğinin icra tutanağına şerh edilmesine rağmen haksız haciz iradesinin sürdürüldüğü ve zorla kasa açtırma ve kasadaki parayı muhafaza ettirip icra dosyasından tahsil etme eylemlerinin bu koşullarda icra edildiği sabit olduğunu, müşterilerinin, ticari muhatapların, personel ve komşu esnafın gözü önünde 4 saat 25 dakika sürdürülen bu haksız haciz esnasında, icra ve polis araçları da ... istasyon mahallinde bulunduğunu; hatta, tutanağı polis memurları da imzaladığını, taşınmazda polis ve icra araçlarını gören insanların istasyonun olay yeri mahalli olduğunu düşüneceği, "burada bir olay var belli ki" diyerek yakıtı başka yerden almak üzere yoluna devam etme tepkisi vereceğini, ancak, bu sebeple yakıt almayıp yoluna devam eden araçları ve bunların alacağı yakıt miktarını kestirebilmek ve ispat edebilmek mümkün olmadığından, huzurdaki dosyayı sadece haksız haciz sebebiyle manevi tazminat talebiyle ikame ettiğini, diğer kurum ve bankalardan farklı olarak ...Bank, İİK'nın ilgisiz üçüncü kişiler nezdinde haksız haciz işlemleri ile verilen zararlar yönünden etkin ve caydırıcı düzenlemeler ihtiva etmemesi dolayısıyla ilgisiz üçüncü kişiler üzerinde haciz baskısıyla tahsilat yapmayı hedeflediğini, bu üçüncü kişilerden sadece birinin bile korkması ya da adresinin haciz mahalli haline getirilmesine ve çıkarılan türlü rezilliklerle itibarına zarar verilmesine son vermek için ödeme yapmaya razı olması halinde elde edeceği kazancın, onlarca haksız haczin tazminat maliyetini karşılayacağı düşünülmekte; İİK'nın buna mani olacak düzenleme ihtiva etmemesi, maddi tazminat için faizin ötesinde zarar kalemi kabul edilmemesi ve manevi tazminat miktarlarının çok düşük olması, ...Bank'ı teşvik ettiğini, başlıca rizikosunun "üç kuruş" manevi tazminat ödemek olması ve düşük manevi tazminatların, girişimin başarıyla sonuçlanması halinde elde edilecek yararın yanında ihmal edilebilecek kadar az kalması ve her ihtimalde, bu siyasetin izlendiği dosyalardan birinin amacına ulaşmasının onlarca haksız haczin maliyetini karşılaması dolayısıyla bu tavır ...Bank tarafından her dosyada, sistematik olarak icra edildiğini, kasada haczedilen 31.000 TL için davacının talep ettiği 20.000 TL manevi tazminatın İstanbul 20.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce tümden kabul edildiğini ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/1254 E. ve 2024/3497 K. sayılı dosyasında verilen 09.10.2024 tarihli kararında da isabetli bulunduğunu, davacı daha fazlasını talep etmediğinden ve talebinin bir kısmı reddedilmediğinden bu tazminattan fazlasının da hükmedilme ihtimalinin bulunduğunu, huzurdaki dosyada tarafların ticaret şirketi olduğu, bankanın ekonomik olarak ölçüsüzce güçlü olduğu ve haciz ve muhafaza işlemleriyle aldığı parayı yaklaşık 1 yıl kendi faaliyetlerinde kullandığı nazara alındığını;05.08.2025 tarihli haksız haciz işlemleri sebebiyle talep edilen manevi tazminat miktarı 50.000 TL olarak belirlenmiş ve dava, bu miktar üzerinden ikame edildiğini, davalının aynı adreste daha sonra icra ettiği haksız fiiller yönünden müvekkilince ikame edilerek maddi ve manevi tazminat davaları başta olmak üzere tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla,50.000 TL manevi tazminatın, haksız fiil tarihi olan 05.08.2024 tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsil edilerek müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkilinin banka adına hacze gidilmesi ve kasa araştırması yapılması ve borca yeter oranda paranın muhafaza edilmesi kötüniyet ve hukuka aykırılık teşkil etmediğini, aksine, yapılan haciz kötü niyetli olarak değil tamamen haklı gerekçelerle ve hukukun uygunluğuna riayet edilerek yapıldığını, davacı yanın beyanları gerçeği yansıtmadığını, davacı şirket vekili dava dilekçesinde özetle, davacı şirketin ... Grup şirketlerinden biri olduğunu, ... Grup'un ... alanında faaliyet sürdüren bir çok şirketi bünyesinde barındırdığını, müvekkilinin haciz yapılan adreste yer alan işletmeyi ... firmasından kiraladığının ve yakın bir tarihte resmi açılışını yaptığını, borçlu şirketin kira ilişkisi bittikten sonra resmi kayıtlarda yer alan adresini değiştirmesinin kendi sorumluluğunda olduğunu, borçluların haciz mahallinde fiilen faaliyet göstermediğini ve haczedilen paranın müvekkiline ait olduğunu ve onun zilyetliğinde haczedildiğini ancak yapılan bütün işlemlerin kötü niyetli olarak yapıldığını iddia ettiğini, yapılan haciz kötü niyetli olarak değil tamamen haklı gerekçelerle ve hukukun uygunluğuna riayet edilerek yapıldığını, gerek yüksek mahkeme içtihatları gerekse değineceği hususlar da işbu iddiasını destekleyecek ve ispatlar nitelikte olduğunu, borçlu şirketin haciz yapılan adreste halen faaliyetini devam ettirdiği resmi kayıtlar ile sabit olduğunu, haciz yapılan "... .../ İstanbul" adresi icra takip dayanağı olan bonoda borçlu şirket adresi olarak yer aldığını, bu sebeple takip talebinde borçluların adresi olarak bahse konu adrese yer verildiğini, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarından anlaşılacağı üzere, takip borçlusu şirket halen haciz yapılan adreste faaliyetini sürdürdüğü gerekçesi ile hacze gidildiğini, davacı şirket ile takip borçlusu şirkete ait ticaret sicil kayıtlarından anlaşılacağı üzere, her iki şirket "..." alanında ticari faaliyet yürütmekte olup aralarında ticari faaliyet birliği mevcut olduğunu, borçlu şirket haciz yapılan adreste 29.9.2014 tarihinde faaliyete başlamış ve en son aynı adreste 23.6.2023 tarihinde sermaye artırımını gittiğini, borçlu şirket adresini bu adresten başka bir adrese taşımadığı gibi faaliyetlerini de sonlandırmadığını, ekte sunduğu ticaret sicil gazete örnekleri bu durumu ispat ettiğini, davacı şirketin, borçlu şirketin resmi kayıtlara göre ve fiilen de haciz yapılan adreste faaliyetlerini sürdürmesine rağmen aynı adreste 19.06.2023 tarihinde ... Şubesinin açılışını yaptığını, davacı şirketin muhasebecisi ... tarafından devir iddiaları ileri sürüldüğünü, haciz mahallinde davacı şirketin muhasebecisi olduğunu beyan eden ..., haciz mahallindeki işletmeyi 2-3 ay önce devraldıklarını söylemişti ancak bununla lakalı hiçbir belge sunulmadığını, herhangi bir belge sunulmadan ileri sürülen devir beyanlarının muvazaa sonucu ileri sürüldüğü kabul edildiğini, kaldı ki; devir beyanlarının gerçek olması durumunda, 3.şahıs şirketin, icra dosya borcundan sorumlu olduğunun kabulü gerektiğini, işletme devri neticesinde, devir alan 3.şahsın işletmenin muaccel borçlarından devir anından itibaren sorumlu olduğunu ve devredenin de 2 yıl süre ile müteselsil sorumluluğunun devam ettiği İİK.44 ve TBK.202 maddelerinde düzenlendiğini, borçlular ve davacı/3.şahıs arasındaki devir iddialarının gerçek kabul edilmesi halinde, söz konusu devrin işletme devri niteliğinde olması sebebiyle, İİK.44 ve İİK.202 maddeleri gereğince müvekkilinin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açık olduğunu, her halükarda, devir alanın devredenin muaccel borçlarından devir ilanından itibaren sorumlu olduğunu, devreden borçlunun ise, devralan ile birlikte 2 yıl boyunca müteselsilen sorumlu olacağı açık olduğunu, sırf bu husus bile haczin ve muhafazanın gerçekleşmesi için yeterli bir sebep olduğunu, İstanbul 32. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2024/620 esas 2025/437 karar sayılı ilamı gereğince; muhafaza edilen 84.562 TL faiziyle birlikte davacı yana iade edildiğini, davacı yan tamamen varsayımlardan hareketle huzurdaki davayı ikame ettiğini, davacı vekilinin diğer beyanları davacı vekilinin, müvekkilinin bankanın kötü niyetli ve kusurlu olduğu iddiasını ispatlayamadığı gibi meslek etiğine yakışmayacak beyanlar kaleme aldığını, davacı vekilinin; müvekkili bankanın kötü niyetli olduğunu, sırf ...Bank olması sebebiyle kötü niyetin kaçınılmaz olduğunu, müvekkili banka tarafından ilgisiz 3. kişilere haksız haciz uygulanarak tahsilat yapılmasının hedeflendiğini, kişileri itibarsızlaştırılarak tahsilat yapmaya zorlatıltığı gibi iddialar ise abesle iştigal ve atfı cürumdan başkaca bir şey olmadığını, haksız davanın reddini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "...Haksız olarak uygulanan ihtiyati haciz sebebiyle manevi zararın oluşması ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için ağır kusurun ve kötü niyetin bulunması gerekir. Emsal nitelikteki İstanbul BAM 4. HD’nin 2024/2636 Esas ve 2025/4481 Karar sayılı ilamında “Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğindedir. Uyuşmazlığa, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK'nun 50. maddesi uygulanmalıdır.Belirtilen hükümler gereğince; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hakime aittir (Yargıtay 4 HD'nin 2021/17980 E. - 2022/9874 K. Sayılı ilamı).Haciz isteminin dayanağının bir hak veya alacak olması ve haciz tarihinde mevcut bulunması gerekir. Aksi halde, haksız bir haciz ve buna bağlı olarak da sorumluluk söz konusudur. Eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerek ve yeterlidir.Haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Ancak bu durumda dahi uğranılan maddi zararın ispatı zorunludur (Yargıtay 4 HD'nin 2016/14413 E. - 2019/483 K. Sayılı ilamı).Haksız icra takibi veya hacze dayalı manevi tazminat istemi 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.(Yargıtay 4 HD'nin 2024/5213 E. -2024/10707 K. Sayılı emsal ilamı).” şeklinde karar verilmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinde, davalının dava dışı borçludan olan alacağının senede dayandığı, senette borçlu adresi olarak haciz mahallinin adresinin yazdığı, güncel ticaret sicil kayıtlarında dava dışı borçlunun adresi olarak hala haciz mahallinin adresinin kayıtlı olduğu, davacının benzin istasyonunu dava dışı borçludan 19/04/2024 tarihinde devraldığı ve dava dışı borçlunun daha önce aynı adreste aynı faaliyet konusu işle iştigal ettiği anlaşılmıştır. Bu veriler ışığında haciz mahallinin adresi ile dava dışı borçlunun eskiye dayalı bir bağının bulunduğu, dava dışı borçlu ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin başında bu adreste yerleşik olduğu ve hala ticari kayıtlarında bu adresi gösterdiği gözetilerek davalının yapılan işlemde ağır kusurlu ve kötü niyetli olduğundan bahsedilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle, dava konusu haksız ihtiyati haciz işleminde davalının kötü niyetli ve ağır kusurlu olmaması, haczedilen meblağın davacıya iade edilmiş olması ve davacının manevi zararının bulunmaması sebebiyle davanın reddine,..."karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarını tekrarla, İcra mahkemelerinin her türlü delili nazara alarak yargılama yaptığı istihkak davalarında verdiği hüküm, maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiğinden, 05.08.2024 tarihinde tatbik edilen haciz ve muhafaza işlemlerinin haksızlığı, maddi anlamda kesin hükümle sabit olduğunu,açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Haksız haciz iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.Her ne kadar davacı haksız işlemden dolayı manevi tazminat talep etmişse de somut olayda, hacze konu malların takip borçlusuna ait olduğuna ilişkin bazı emareler olduğu, bu doğrultuda davalının icra takibi yapmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, ufak emarelerin dahi işlemi haksız olmaktan çıkartacağı, davalının takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve ağır kusurlu olmadığı ve davacının yapılan işlem sebebiyle ağır bir zarara uğramadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/724 Esas 2026/315 Karar sayılı 04/05/2026 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 07/10/2026