Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1959 E. 2026/1829 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1959
- Karar No
- 2026/1829
- Karar Tarihi
T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/1959
KARAR NO: 2026/1829
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİH: 10/06/2026
NUMARASI: 2012/413 Esas- 2026/508Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/09/2026
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 30/09/2026
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2012/413 Esas 2026/508 Karar sayılı ilamına karşı , davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkilinin, davalı ... ... Fabrikası'nın muhtelif tarihlerde gerek kendi talepleri gerekse teklif usulü nakliye, hafriyat, kepçe çalıştırma hizmeti verdiğini, müvekkili firmanın davalı şirkete vermiş olduğu hizmetlerin bedelini alamadığını, tüm taleplere rağmen vermiş olduğu hizmetlerin bedelini alamaması üzerine davalı aleyhine Kayseri 6. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlattıklarını, davalının 16/09/2011 tarihinde borca itiraz ederek takibin durdurulmasına sebebiyet verdiğini, davalının borca itiraz ettiğini ancak takibin dayanağı olan faturalara yasal süresi içinde itiraz etmemek suretiyle fatura içeriğini kabul etmiş sayıldığından bahisle davanın kabulü ile borçlunun icra takibine vaki itirazının iptali ile takibin devamına, takip konusu alacağın %40'ındaz az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde: davacı şirket ile müvekkili şirketin eski yönetim kurulu başkan ve üyelerinin çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve hayali faturalar düzenlemek suretiyle, herhangi bir taşıma işi yapmadan yapılmış gibi gösterilerek müvekkili şirketten haksız kazanç elde ettiklerini ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, bu durumun ... müfettiş raporu ve iddianame ile anlaşılabileceğini, düzenlenen sahte faturalar ile müvekkilinin 1.579.725,89-TL zarar ettirildiğini, davacı tarafın iddia ettiği gibi faturaların içeriğinin müvekkili tarafından kabul edilmediğini, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/28 esas sayılı dosyası ile davacı şirket yetkilileri ile müvekkili şirketin eski yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açıldığını ve devam eden bir yargı süreci olduğunu, borcun ve fer'ilerinin kabulünün mümkün olmadığını, haksız ve yersiz davanın reddine, takibin iptaline, kötü niyetli olarak takip başlatılmış olması nedeniyle %40'tan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/28 esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasına, yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; İcra İflas Kanunun 67/2.maddesi uyarınca itirazın iptali davasının kısmen veya tamamen reddi halinde, borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının kötü niyetli olması gerekir. Alacaklı icra takibi başlatmakta kötü niyetli değilse aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilemez.Öğretide ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde, icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu kabul edilmektedir.Anılan yasa hükmünde düzenlenen ve ‘kötü niyet tazminatı’ olarak adlandırılan tazminat, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Açıklanan gerekçeler ışığında, dava yönünden davanın sonucu takip hukukunun nitelikli özelliğinden kaynaklanması sebebi ile davacı kötü niyetli görülmediğinden ve bu hususun davalı tarafından ispatlanamaması sebebi ile davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiş" DAVANIN KISMEN KABULÜ ile, 1-Kayseri 6. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra takip dosyasında 135.218,96-TL asıl alacak ve 4.056,57-TL işlemiş faiz yönünden yapılan İTİRAZIN İPTALİ ile takibin bu miktar üzerinden kaldığı yerden devamına, asıl alacak tutarı 135.218,96-TL'ye takip tarihi olan 07/09/2011 tarihinden tahsil tarihine kadar ticari avans faizi uygulanmasına, fazlaya dair istemin reddine, 2-İİK'nın 67. maddesi uyarınca alacağın %40'ı oranında (55.710,21-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 3-Şartları oluşmamakla reddedilen kısım açısından davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine," dair karar verilmiştir. İşbu kararı davalı vekili süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme dosyası ve Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/303 Esas sayılı dosyasını kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacı şirket yetkililerinin ceza yargılamasında beraat ettikleri, dava konusu faturaların her hangi bir hizmet yapılmadan hayali olarak düzenlendiği yönündeki davalı savunmasının ispat eder nitelikte başkaca bir delil de bulunmadığından bu savunmalara itibar edilmediğini ve ceza davasının kesinleşmesi üzerine mahkememiz dava dosyası da sonuçlandırılmış , denildiğini, sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından müvekkil şirket üzerinde yapılan denetimler sonucunda hazırlanan rapor Savcılığa gönderilmiş ve suç duyurusunda bulunulduğunu, 17.08.2010 günlü suç duyuru raporunda ;İş bu davanın davacısı hakkında da suç duyurusunda bulunulduğunu, yapılan işlemlerin suç unsuru taşıdığı gerekçesi ile Cumhuriyet Başsavcılığınca değerlendirilmesi için suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiğini, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teftiş Kurulu 27/08/2010 gün ve 2010/3-2 sayılı İnceleme Raporu Düzenlendiğini, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK ) GKR-2011-941/2 sayı ve 02/06/2011 tarihli AKLAMA SUÇU İNCELEME RAPORU düzenlenmiştir Raporda bu nedenle adı geçenlerin 5237 sayılı TCK nun Nitelikli dolandırıcılık başlıklı 158. Maddesi gereği cezalandırılması gerektiği kanaatine ulaşılmış, denildiğini, davacı şirket yetkilisi hakkında yapılan tahkikat sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/625 soruşturma dosyası sonundaDavacı şirket yetkilisi hakkında Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 2014/66 ESAS sayılı (Eski Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde 2012/28 ESAS sayılı) dava açıldığını, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 2014/66 ESAS sayılı davada Davacı şirket yetkilisi ın ise TCK 220/2 maddesi ile birlikte TCK 247/1 ve TCK 251/2 Davalı iş bu ceza davasında müvekkil şirketi dolandırmak için örgüte üye olmakla suçlandığını, belirtilen raporlar ve iddianame içeriği ceza dosyası içindeki belgeler davacı Davacı şirket yetkilisi nin müvekkil şirket eski yöneticileri ile birlikte yasaya aykırı davranış sergiledikleri ve müvekkil şirketin mal varlığında azalmaya sebep oldukları gözüktüğünü, dava konusu faturaların her hangi bir hizmet yapılmadan hayali olarak düzenlendiği yönündeki davalı savunmasının ispat eder nitelikte başkaca bir delil de bulunmadığından bu savunmalara itibar edilmediğini ve ceza davasının kesinleşmesi üzerine mahkeme dava dosyası da sonuçlandırılmış, denildiğini, bu gerekçeye katılmak mümkün olmadığını, işin yapıldığını ispat yükü davacı alacaklı olduğunu iddia edende olduğunu, İşin Tamamlanmadığı, müfettiş raporları masak raporu ve ceza dosyası içeriğinden de belirli olduğunu, kararın bu nedenle de kaldırılması gerektiğini, takip öncesi Faizi ve Faiz Oranı Yönünden :Yasal şartları taşıyan bir ihtar ve temerrüt oluşmadığı için takip öncesi faize yönelik kararın verilmesi de ve faiz oranı dosya kapsamına ve yasaya uygun olayıp bu yönde kararın hüküm altına alınması da yasaya aykırı kararın bu nedenle de kaldırılması gerektiğini, dosya kapsamı gereği işi sözleşmeye uygun yapmayan davacı şirket olduğunu, yargıma sonucu bu belirlenecek olup bu talebin reddi gerekirken kabulü yasaya aykırı olduğunu, yine Müfettiş raporları , masak raporları ve ceza dosyası içeriği gereği de yargılama konusu olacak olup karar yasaya aykırı olduğunu, kararın bu nedenle de kaldırılması gerektiğini, gerek arz edilen gerekse resen tespit edilecek nedenlerle yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmak suretiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Dava, sekiz adet fatura nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacının davalıya karşı başlattığı ilamsız icra takibinde asıl alacak olarak 149.133,51 TL asıl alacak ve 17.519,84 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 166.653,35 TL talep ettiği, alacağa dayanak olarak faturaların gösterildiği görülmüştür. Davacının dayandığı temel ilişki, satım sözleşmesidir. Davacı, davalıya mal sattığını, bedelin ödenmediğini iddia etmiştir. Davalı ise borçlu olmadığını, davacıdan mal teslim almadığını, naylon fatura olduğunu savunmuştur. Davalının bu savunması ile malın teslim edildiğinin ispat yükünün davacı üzerinde olduğu değerlendirilmiştir.Satış sözleşmesi, TBK'nın 207. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre satım, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Satım sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, icap ve kabul iradelerinin birleşmesi gerekli ve yeterlidir. Sözleşmenin yazılı yapılması geçerlilik için şart değildir. Yazılı yapılması, ispat bakımından önem taşımaktadır. Buna göre, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Karşılıklı edimlerin ifasında, satıcı malı teslim ettiğini önce kanıtlamalıdır. Bu ispatlandığında, bedelin alıcı tarafından ödendiği ispatlanmalıdır. Kural olarak satış sözleşmelerinde satışa konu malın teslim edildiği hususunda ispat külfeti satıcı tarafa düşmektedir. Fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gereklidir. Faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması, koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle; taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davacının, sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda; davalının, öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bir başka anlatımla; faturaya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gün içinde (mücerret) itiraz edilmemiş olması hali, sadece o faturanın miktar ve fiyat yönünden münderecatını kabul anlamını taşır; yoksa, o faturada yazılı malın alıcıya mutlaka daha önce teslim edilmiş olduğu anlamına gelmez; satıcının, faturada yazılı malı alıcıya veya kanuni temsilcisine teslim ettiğini ayrıca ispat etmesi zorunludur (Doğanay, İ.:Ticari Alım-Satım Akdi ve Nevileri, Ankara 2003, s:52, Doğanay,İ: Faturanın Kapatılması, Delil Olma Özelliği ve Faturaya İtiraz Aylık Yaklaşım Dergisi Sayı 4, Nisan 1993, s:8-13). Kısaca, fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki; taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge olacaktır. Elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin sonuç doğurması da beklenemez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu'nun 12.10.2011 tarih ve 2011/15-472 E.-2011/608 K., 2017/19-915 Esas 2018/1338 sayılı kararında da benimsenmiştir.Aynı zamanda TTK. 64. maddesine göre her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak münasebetlerini ve her iş yılı içinde elde edilen neticeleri tespit etmek amacıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri tutmakla yükümlüdür. Anılan Kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. Şu kadar ki; kanuna uygun olan defterlerde sahibi lehine olan kayıtlar dahi aleyhindeki kayıtlar gibi muteber olup bunlar birbirlerinden ayrılamaz.TTK.65/2 ve 3. Maddelerine göre, hiçbir tacir kendi defterine aleyhe kayıt düşemeyeceğinden faturaların davalı defterinde kayıtlı olması ile varılan sonuç, alacağın/borcun miktarı konusunda da davalı aleyhine karine oluşturur.İlk derece mahkemesine bilirkişi tarafından sunulan raporda davacıya ait defterler üzerinde yapılan incelemede davacının davalıdan 135.218,96 TL alacaklı göründüğü, davalı defterlerinde ise davaya ve takibe konu faturaların kayıtlı olduğu, davalı defterlerinde davacıya 144.211, 95 TL borçlu olduğu, bu suretle davacı tarafından mal satımının ve teslim yapıldığının kabulü gerektiği anlaşılmakla davalının ödeme konusunda bir ispatı olmadığından ve davacı yanın naylon fatura nedeniyle yargılandığı davada beraat ettiği, bu durumda davacının davalıdan alacaklı olduğunu kesin delille ispatladığına kanaat edilmiş, davanın kısmen kabulü yönündeki ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu m.67/2 uyarınca inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlarının bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda değil ise, alacağın likit ve muayyen olduğu söylenemeyeceğinden icra inkar tazminatına hükmedilemez. Zira inkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz ederek tahsile engel olan borçluya karşı öngörülmüş bir yaptırımdır.Davacının alacak istemine yönelik olan işbu davada; alacak tutarı yargılamayı gerektirmemekle alacak tutarı likit ve muayyen olduğundan icra inkar tazminatı koşulları oluşmuştur. Bu durumda mahkemece icra inkar tazminatı talebinin kabulü yerinde görülmüştür.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davalı tarafın yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2012/413 Esas 2026/508 sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
Alınması gereken 9.236,80TL istinaf karar ve ilam harcından istinaf eden davalıdan peşin olarak alınan 2.390,00TL 'nin mahsubu ile eksik kalan 6.846,80 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Davalı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına ,
İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ,
Karar tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde , 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 30/09/2026