Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1686 E. 2026/1711 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1686
- Karar No
- 2026/1711
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/1686 Esas
KARAR NO:2026/1711 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İSTANBUL 24. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2026/174 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİHİ:06/08/2026 (Ara Karar Tarihi)
DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli)
KARAR TARİHİ:24/09/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili uyap sisteminden 06/08/2026 tarihinde gönderdiği dilekçe ile; şirket yönetimince şirketin temsil ve yönetiminde gereken özen ve sorumlulukların yerine getirilmediği, şirketin menfaatinin gözetilmeyerek şirket kaynaklarını usulsüz şekilde şahsi hesaplarına aktarması, rekabet yasağına aykırı davranması, mali kayıtların müvekkilinden gizlemesi ve şirketi ağır kamu borçları ile karşı karşıya bırakması neticesinde aradaki güven ilişkisinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek mevcut tedbirin yönetim kayyımı atanması olarak değiştirilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 06/08/2026 tarih ve 2026/174 Esas sayılı ara kararında;".....Bu itibarla, isteme konu şirket mal varlığına yönelik verilmiş tedbir kararının bulunması, davalı ortağın hisselerinin uyuşmazlık konusunu oluşturmaması, davalı şirkette organ boşluğunun bulunmaması, tedbiren denetim kayyımı da atanmış olması karşısında davacı vekilinin isteminin reddine karar verilmiştir." gerekçesi ile,''1-İhtiyati tedbirin değiştirilmesi isteminin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin talep kapsamını yanlış belirlediğini, hiç talep edilmeyen bir 'davalı ortağın hisseleri' tedbiri üzerinden ret gerekçesi kurduğunu, 2023 yılında verilen sınırlı tedbiri tüm şirketin değerini koruyan kapsamlı bir tedbir gibi değerlendirdiğini,talep dilekçesinde herhangi bir ortağın payları üzerine ihtiyati tedbir konulmasının istenmediğini,davalının da bir ortak değil, anonim şirket olduğunu, talep edilmeyen ve dosyada karşılığı bulunmayan bu gerekçenin,kararın maddi kapsamını yanlış belirlendiğini gösterdiğini, yerel mahkemece 2026 yılında ortaya çıkan yeni zarar olgularını incelemediğini, işbu kararın hem maddi vakıa tespiti, hem hukuki nitelendirme, hem de gerekçe yükümlülüğü bakımından usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK m.26 uyarınca hâkimin taleple bağlı olduğunu, tarafların talep etmediği başka bir hukuki korumayı varmış gibi değerlendirip bunun koşullarının bulunmamasından hareketle gerçek talebi reddedemeyeceğini, HMK m.27 kapsamındaki açıklama ve ispat hakkının da, sunulan taleplerin ve delillerin gerçekten incelenmesini gerektirdiğini,Mevcut tedbirin kapsamının gerçeğe aykırı biçimde geniş kabul edildiğini,mahkemece isteme konu şirket malvarlığına yönelik verilmiş tedbir kararının bulunmasının yeterli görüldüğünü, oysa önceki tedbirin yalnızca belirli araç ve taşınmazlar üzerinde olduğunu, şirket değerinin sabit kıymetlerden ibaret olmadığını, belirli taşınmaz ve araçların devrini yasaklayan bir kararın; şirketten ilişkili tarafa para aktarılmasını, alacakların temlikini, müşterilerin ve çalışanların başka şirkete geçirilmesini, olağan dışı borçlanmayı, kefalet ve garanti verilmesini, banka yetkililerinin değiştirilmesini veya kamu borçlarının ödenmemesini engellemeyeceğini,mahkemenin var olan tedbir ile ileri sürülen riskler arasında işlevsel bir karşılaştırma yapmadığını,Organ boşluğunun talep edilen geçici hukuki korumanın kanuni şartı olmadığını, TTK m. 530 ve TMK m. 427 anlamında organ yoksunluğunun kesin çözümüne yönelik bir kayyım talebi olmadığını, TTK m. 531 davasında HMK m. 389 ve 391 uyarınca dava konusunu ve muhtemel hükmün etkisini koruyan geçici bir yönetim veya onay tedbiri olduğunu, bir yönetim kurulunun şeklen mevcut olmasının, o organın işlemlerinin şirketi ve dava konusunu tehlikeye düşürdüğü iddiası karşısında mahkemenin geçici koruma yetkisini ortadan kaldırmayacağını, aksine, riskin bizzat mevcut yönetim işlemlerinden kaynaklandığı ileri sürülüyorsa, sırf organın varlığı gerekçe gösterilerek korumanın reddedilemeyeceğini, mahkemenin en azından yönetim kurulunu görevde bırakıp olağan dışı ve ilişkili taraf işlemlerini bağımsız kayyım onayına bağlayan daha hafif seçeneği değerlendirmesi gerektiğini,Talep edilen tedbirlerin esas uyuşmazlıkla doğrudan bağlantılı olduğunu, TTK m. 531 uyarınca mahkemenin fesih yerine payların karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenerek davacı pay sahibinin çıkarılmasına veya duruma uygun ve kabul edilebilir başka bir çözüme hükmedebileceğini, korunan değerin üçüncü kişiye ait ve davayla ilgisiz bir malvarlığı değil; bizzat feshi veya alternatif çözümü istenen şirketin dava sonundaki varlığı ve gerçek değeri olduğunu,Yaklaşık ispat koşulunun karşılandığını, yeni delillerin değerlendirilmediğini, tehlikenin kuvvetle muhtemel olduğunu, ara kararda dosyaya sunulan delillerin tartışılmadığını, neden yetersiz görüldüklerinin açıklanmadığını, mevcut denetim kayyımından güncel rapor dahi istenmediğini, işbu ret kararının eksik incelemeye dayandığını,Yerel mahkemece verilen ara kararın gerekçesiz ve taleplere cevapsız olduğunu, talep delikçesinde kademeli üç ayrı koruma olarak; yönetim kayyımı, bunun kabul edilmemesi hâlinde bağımsız yönetim kayyımı / heyeti, en azından olağan dışı işlemlerin mevcut denetim kayyımının önceden yazılı onayına bağlanması ve acil rapor alınmasını istendiğini, mahkemenin bu seçenekleri ayrı ayrı incelemediğini, neden daha hafif onay tedbirinin daha uygun görülmediğini açıklamadığını,Yerel mahkemece ölçülülük ve menfaat dengesi yönünden kademeli çözüm kurulmadığını, tedbirin hiç verilmemesi hâlinde şirket değeri ve muhtemel hükmün etkinliğinin geri dönülmez biçimde zedelenebileceğini, sınırlı onay tedbirinin karşı tarafa yükleyeceği külfetin ise yalnızca olağan dışı işlemlerin bağımsız gözden geçirilmesi olduğunu, menfaat dengesinin açıkça koruma lehine olduğunu,Öncelikle dosyada görevli denetim kayyımının yetkilerinin genişletilerek yönetim kayyımına dönüştürülmesine; bu uygun görülmezse biri ticaret hukuku alanında deneyimli avukat, diğeri ... veya bağımsız denetçi olmak üzere bağımsız bir yönetim kayyımı heyeti atanmasına karar verilmesi gerektiğini,Yönetim kayyımı / heyetinin; şirketin yönetim ve temsilini, ticari faaliyetin devamını, çalışan ve kamu borçlarının ödenmesini, muhasebe ve finansal planlamayı, banka hesaplarını ve şirket varlıklarının korunmasını yürütmesi gerektiğini, mevcut yönetim kurulunun yönetim ve temsil yetkilerinin, kayyıma verilen görev alanında geçici olarak askıya alınması gerektiğini,Kayyım atama kararı verilinceye kadar mevcut denetim kayyımına geçici önceden yazılı onay yetkisi verilmesi, ilişkili taraf işlemleri ile müşteri, çalışan, sözleşme, ticari veri ve varlık aktarımının tedbiren yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğini, mevcut denetim kayyımından en geç yedi gün içinde; şirketin aktif - pasif durumu, banka hesapları ve 01.01.2023 sonrası hareketleri, ilişkili taraf transferleri, müşteri ve çalışan hareketleri, kamu borçları, devam eden takipler, teminatlar ve TTK m. 376 durumu hakkında belgeli acil rapor alınması gerektiğini, verilecek kararın İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne, şirketin çalıştığı tüm bankalara, ilgili tapu ve araç sicillerine, ... ve ... birimlerine bildirilmesi ve gerekli hususların tescil ve ilanına karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep, davalı... Şirketi'nin TTK. 531. Maddesi kapsamında haklı nedenle fesih ve tasfiyesine, aksi halde davacının paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılması istemi ile açılan davada 13/09/2023 tarihli ara karar ile davalı şirkete denetim kayyumu atanmasına ilişkin tedbirin yetersiz kaldığı iddiasıyla dosyada görevli denetim kayyumunun yönetim kayyumuna dönüştürülmesi istemine ilişkindir.Mahkemece 06/08/2026 tarihli ara karar ile, ihtiyati tedbirin değiştirilmesi talebinin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Dava dosyası uyap sisteminden incelendiğinde; Davacı vekili dava dilekçesi ile, davalı şirketin TTK. 531. Maddesi kapsamında haklı nedenle fesih ve tasfiyesine, aksi halde davacının paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılması istemi ile açılan davada, davalı şirkete denetim kayyumu atanması, şirket mal varlığının korunması için şirket adına kayıtlı menkul ve gayrimenkullerin 3. şahıslar adına devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.Mahkemece 13/09/2023 tarihli ara karar ile; Davacı tarafın ihtiyati tedbir isteminin kısmen kabulüne; .......
3-Davacı vekilinin davalı şirkete TMK 427 maddesi uyarınca Denetim Kayyum atama talebinin Kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarası ile kayıtlı davalı ... Şirketi'ne resen ... ...'ın (TC:...) denetim kayyumu olarak atanmasına, karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından itiraz başvurusunda bulunulduğu, Mahkemece, davalı tarafın itirazının 18/10/2023 tarihli duruşmada değerlendirildiği ve itirazın kısmen kabulü ile; tedbire ilişkin verilen ara kararın devamına, teminata yönelik itirazın kabulü ile teminatın artırılmasına karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, dairemizin 29/02/2024 tarih ve 2024/266 Esas - 2024/401 Karar sayılı kararımız ile; Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verildiği anlaşılmıştır.HMK 341/1.b maddesi; "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. " Buna göre geçici hukuki koruma tedbiri olan ihtiyati tedbire yönelik kararlardan, HMK 391/3. maddesi gereğince “tedbir talebinin reddi halinde” ve yine 394/4. maddesi gereğince “karşı taraf dinlenilmeden verilen ihtiyati tedbir kararına yapılan itiraz üzerine verilen kararlara” karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir.HMK 396- (1) Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir. (2) İtiraza ilişkin 394 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası, kıyas yoluyla uygulanır." şeklindedir.Söz konusu yasal düzenleme gözetildiğinde, durum ve koşulların değişmesi halinde tedbir kararının değiştirilmesinin veya kaldırılmasının istenebileceği, mahkemece bu konuda verilecek kararlara karşı itiraz edilebileceği düzenlenmiş olup, tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması talepleri üzerine verilen kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulacağına ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Aksine 396. maddenin 2. fıkrası ile itiraz hususunda 394. maddenin 3 ve 4. maddelerine yollama yapılmış olup, 394. maddede tedbire itiraz üzerine verilecek kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceğine dair 5. fıkraya yollama yapılmamıştır. Bundan da kanun koyucunun durum ve koşulların değişmesi karşısında tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması talepleri üzerine verilecek kararlara karşı sadece itiraz yolunu öngördüğü, bu kararlara karşı istinafa başvurulmasına imkan vermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, 13/09/2023 tarihli ara karar ile verilen ihtiyati tedbir kararının, HMK 396 maddesine göre durum ve koşulların değiştiğinden bahisle 06/08/2026 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbirin değiştirilmesi isteminin reddi kararı itiraz kanun yoluna tabi olup, bu karara karşı HMK'nun 341/1-b fıkrası uyarınca istinaf kanun yoluna başvurulamaz.Sonuç itibariyle, mahkemece verilen ara karar istinafa tabi kararlardan olmadığından davacı vekilinin istinaf dilekçesinin HMK 341/1-b, 352/1 maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341/1-b, 352/1 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 24/09/2026 tarihinde HMK'nın 341,352. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.