Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1586 E. 2026/1564 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1586
- Karar No
- 2026/1564
- Karar Tarihi
T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/1586
KARAR NO: 2026/1564
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/04/2026 tarihli ara karar
NUMARASI: 2026/347 Esas
DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/07/2026
İSTİNAF KARAR YAZIM
TARİHİ: 30/07/2026
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2026/347 Esas sayılı 21/04/2026 tarihli ara karara karşı , davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacılar vekilinin dava dilekçesindeki ihtiyati haciz talebinden özetle; müvekkili firma ile davalı arasında ... tarihinde "Araç İçi Kamera ve Araç Takip Sistemi Alım/Satım/Kurulum Sözleşmesi" yapıldığını, işbu sözleşme, niteliği itibariyle hem cihaz tedarikini (satım) hem de bu cihazların müvekkilline ait 150 adet ticari servis aracına montajını ve yazılımsal entegrasyonunu içeren karma nitelikli bir ticari iş sözleşmesi olduğunu, sözleşmenin 2.3. maddesinde kararlaştırılan ve 150 adet aracı kapsayan sistemlerin toplam bedeli, iskonto sonrası KDV dahil 108.000-USD olarak belirlendiğini, müvekkili şirketin, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş ve kararlaştırılan bedeli davalı şirkete ödediğini, ancak davalının, müvekkiline işlevsiz ve tehlike arz eden bir sistem teslim ettiğini, müvekkilinin alacağının zayi olmasını önlemek amacıyla; İİK m. 257 ve devamı hükümleri uyarınca, davalının taşınır ve taşınmaz malları ile banka hesapları, hisse senetleri ve diğer menkul kıymetleri üzerine teminat mukabilinde ihtiyati haciz konulması'na, Kayseri 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2025/50 D. iş sayılı dosyasındaki kök ve ek bilirkişi raporları ile sabitlenen gizli ayıplar, sözleşmeden dönme hakkı, bedel iadesi ve belirsiz alacak tazminatı taleplerinin yaklaşık ispatı niteliğinde olduğundan kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece Mahkemesi 21/04/2026 tarihli ara kararı ile; Dosyadaki mevcut delillerin incelenmesinde, davalının banka hesapları, hisse senetleri, menkul, gayrimenkul malları üzerine ihtiyati haciz konulması talep edilmiş ise de İİK madde 257 gereği alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirmesi, bu aşamada dava dilekçesi ekinde yaklaşık ispat boyutunda delil sunulmadığı da gözetilerek ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermek gerekmiş "
1-Davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin REDDİNE," şeklinde ara karar vermiştir.
Davacılar vekili işbu ara kararı yasal süresi içerisinde istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle ;Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 21/04/2026 tarihli ara kararda; ihtiyati haciz talebin, "alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirmesi" ve "yaklaşık ispat boyutunda delil sunulmadığı" gerekçeleriyle reddedildiğini, Yerel Mahkeme’nin bu gerekçesi, Türk hukukunda geçici hukuki koruma müesseselerinin, özellikle de ihtiyati haczin doğasına, amacına ve kanuni ispat ölçütlerine açıkça aykırı olduğunu, mahkeme, ihtiyati haciz kararı verebilmek için davanın esasına yönelik "tam ispat" derecesinde bir kesinlik aramış; dosya kapsamında sunulan somut teknik raporları ve sözleşmesel belgeleri "yaklaşık ispat" için yeterli görmeyerek hukuki bir yanılgıya düştüğünü, yaklaşık ispat, hakimin somut olayın özelliklerine göre alacağın varlığına dair "kuvvetle muhtemel" bir kanaate ulaşması olduğunu, ihtiyati haciz bir nihai hüküm değil, bir geçici hukuki koruma tedbiri olduğunu, bu nedenle, alacağın varlığının %100 kesinlikle ortaya konulması değil, sunulan delillerin alacağın varlığını haklı göstermesi yeterli olduğunu, müvekkil şirketler tarafından dosyaya sunulan 04.02.2025 tarihli sözleşme, ödeme dekontları ve en önemlisi Kayseri 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2025/50 D. İş sayılı dosyasındaki bilirkişi raporları, alacağın varlığı konusunda Mahkeme'de "kanaat" uyandırmak için fazlasıyla yeterli olduğunu, yerel mahkeme, bu somut verileri yaklaşık ispat için kafi görmeyerek, kanunun aramadığı bir ispat eşiği belirlemiş ve İİK 258. maddesini hatalı uyguladığını, yerel mahkeme’nin ret gerekçesi olan "alacağın varlığının yargılamayı gerektirmesi", ihtiyati haciz müessesesinin varlık sebebini ortadan kaldıran bir yaklaşım olduğunu, neredeyse her alacak davasında, davalı tarafın itirazları ve delillerin toplanma süreci doğası gereği "yargılamayı" gerektirdiğini, eğer bir alacağın ihtiyati hacze konu edilebilmesi için hiç yargılama gerektirmeyecek kadar net ve çekişmesiz olması beklenseydi, İİK m. 257 hükmü sadece ilamlı icra takipleri veya kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren belgeler için uygulanabilir hale geleceğini, oysa kanun, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş her türlü para borcu için bu imkanı tanıdığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 20.03.2023 tarihli, E. 2023/308, K. 2023/415 sayılı kararında, yerel mahkemenin "edimlerin yerine getirilip getirilmediği hususunun yargılamayı gerektirdiği" gerekçesiyle verdiği ret kararını hatalı bulmuş ve "kanaat verici delillerin dosyaya sunulduğunun kabulü gerekir" diyerek kararı kaldırdığını, dosyada davalı tarafın edimini ayıplı ifa ettiği, yani sözleşmeye aykırı davrandığı teknik raporla sabitlendiğini, bu durum, İİK m. 257 anlamında muaccel bir para borcunun varlığına dair kuvvetli bir kanaat oluşturduğunu, sonuç itibarıyla, Yerel Mahkeme yaklaşık ispat ölçütünü "tam ispat" ile karıştırarak, İİK 258. maddesinin kendisine tanıdığı "kanaat edinme" yetkisini hukuka aykırı şekilde kısıtlamıştır. Dosyadaki delil tespiti raporu, sözleşme ve ödeme belgeleri, ihtiyati haciz kararı verilmesi için gerekli olan "haklılık karinesini" fazlasıyla oluşturduğunu, mahkemenin bu somut delilleri göz ardı ederek verdiği ret kararı, müvekkilin alacağının tahsilini imkansız hale getirme riski taşımakta olup usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, davalı şirketin müvekkile teslim ettiği sistemler, ilk bakışta fark edilemeyecek ancak kullanım sürecinde ortaya çıkan "gizli ayıp" niteliğindeki teknik kusurları barındığını, ticari satım ve eser sözleşmesinin karma yapısını haiz olan taraflar arasındaki ilişkide, davalının temel edimi "çalışan, kayıt yapan ve mevzuata uygun" bir sistemi kurduğunu, teknik raporlar, sistemin temel fonksiyonu olan görüntü kaydı ve depolama işlevini yerine getirmediğini, bu durumun yazılımsal ve donanımsal yetersizliklerden kaynaklandığını somutlaştırdığını, özellikle yaşanan bir trafik kazasında sistemin hiçbir kayıt yapmamış olması, ayıbın yalnızca teorik bir eksiklik olmadığını, müvekkilin hukuki ve cezai sorumluluğunu doğurabilecek kadar ağır bir işlevsizlik içerdiğini gösterdiğini, yerel mahkeme, ayıbın varlığını ve miktarını "yargılamayı gerektiren bir husus" olarak niteleyerek ihtiyati haciz talebini reddettiğini, oysa ihtiyati haciz aşamasında alacağın likit (belirli) olması veya yargılama gerektirmemesi gibi bir şart bulunmadığını, önemli olan, sunulan delillerin hakime alacağın varlığına dair bir "kanaat" vermesi olduğunu, ihtiyati haciz talebinin temelinde, müvekkil şirketin sözleşme bedeli olan 108.000-USD’yi davalıya eksiksiz ödemiş olması, buna karşılık davalının ayıplı ve işlevsiz bir sistem teslim ederek edimini gereği gibi ifa etmemesi yattığını, müvekkil, üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü yerine getirerek mülkiyet hakkından kaynaklanan tasarrufunu gerçekleştirdiğini, ancak karşılığında ticari faaliyetlerini tehlikeye atan, hukuki sorumluluk doğuran ve hiçbir işe yaramayan bir cihaz yığını ile karşı karşıya kaldığını, bu durum, Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde müvekkile sözleşmeden dönme ve ödediği bedelin iadesini talep etme hakkı verdiğini, bedel iadesi alacağı, ödeme belgeleri ve teknik raporlarla birleştiğinde muaccel ve belirli bir alacak niteliğine büründüğünü, sonuç olarak, delil tespiti dosyasındaki teknik veriler, sözleşme hükümleri ve ödeme belgeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; İİK m. 257 ve 258 anlamında yaklaşık ispat şartının fazlasıyla gerçekleştiği, alacağın varlığına dair kuvvetli bir karine oluştuğu ve yerel mahkemenin ret kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıkça görüldüğünü, ihtiyati haciz kurumu, temelinde alacaklının bir "hakka" kavuşmasını değil, o hakkın "tahsil edilebilirliğini" güvence altına almayı amaçlayan, zamanla yarışan bir geçici hukuki koruma tedbiri olduğunu, yerel mahkemenin 21/04/2026 tarihli ara kararında belirttiği "alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirmesi" gerekçesi, ihtiyati haczin bu ivedi ve koruyucu doğasını tamamen göz ardı etmektedir. Ticari hayatta likiditenin hızı ve malvarlığı unsurlarının kolayca el değiştirebildiği gerçeği karşısında, müvekkilin 108.000-USD gibi ciddi bir meblağı peşinen ödediği, ancak karşılığında işlevsiz ve ayıplı bir sistem teslim aldığı somut uyuşmazlıkta, yargılamanın sonuna kadar beklenmesi alacağın tamamen karşılıksız kalması riskini doğurduğunu, davalının, sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediği teknik raporlarla sabit olmasına rağmen, tahsil ettiği bedeli müvekkile iade etmemesi ve yargılama sürecini uzatmaya yönelik tutumu, malvarlığını kaçırma veya gizleme ihtimalini kuvvetlendirmektedir. İcra ve İflas Kanunu m. 257/2 hükmü, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemesi veya kaçırması ihtimalini bir haciz sebebi olarak öngördüğünü, burada kanun koyucu, alacaklının bu durumu kesin olarak ispatlamasını değil, bu yönde ciddi bir riskin mevcudiyetini yaklaşık olarak ortaya koymasını yeterli gördüğünü, müvekkil şirketler, personel taşımacılığı ve servis hizmetleri gibi güvenliğin en üst düzeyde olması gereken bir sektörde faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin teslim ettiği ayıplı kamera sistemlerinin çalışmaması, sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda müvekkillerin ticari itibarı ve yasal sorumlulukları açısından da yıkıcı sonuçlar doğurduğunu, dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, sistemlerin kayıt yapmaması nedeniyle gerçekleşen trafik kazalarında veri elde edilememesi, müvekkil şirketlerin iş ortakları nezdindeki güvenilirliğini sarsmış ve bir kısım sözleşmelerin iptali gündeme geldiğini, bu durum, müvekkillerin ekonomik geleceğini tehdit eden bir "..." yarattığını, ihtiyati haciz talebinin reddi, müvekkilin hak arama hürriyetini kısıtlayan ve davalıya mal kaçırmak için zaman kazandıran bir mahiyet arz ettiğini, yerel mahkemenin "yargılamayı gerektirme" gerekçesi, her türlü alacak davasında ileri sürülebilecek soyut bir ibare olduğunu, eğer her yargılamayı gerektiren durumda ihtiyati haciz reddedilecek olsaydı, İİK m. 257 hükmünün uygulama alanı kalmayacağını, müvekkil şirketlerin sunduğu deliller; alacağın rehinle temin edilmediğini, vadesinin geldiğini ve teknik olarak haklılığın somutlaştığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladığını, bu aşamada mahkemenin yapması gereken, İİK m. 259 uyarınca uygun bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı vererek taraflar arasındaki hak dengesini koruduğunu, nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2026 tarihli, E. 2026/326, K. 2026/282 sayılı kararında da benzer şekilde, bilirkişi raporlarının sunduğu veriler ışığında "yaklaşık ispatın gerçekleştiğinin kabulü gerekir" denilerek yerel mahkemenin ret kararı kaldırılmış ve ihtiyati hacze hükmedildiğini, tüm bu nedenlerle, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin usul ve yasaya aykırı ara kararının kaldırılarak, müvekkilin alacağının tahsilini güvence altına alacak ihtiyati haciz kararının verilmesi bir zorunluluk haline geldiğini, arz ve izah edilen ve Sayın Dairece resen göz önünde bulundurulacak nedenlerle; davacı müvekkil şirketlerin istinaf başvurusunun kabulüne, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/04/2026 tarihli, 2026/347 Esas sayılı ihtiyati haciz talebinin reddine dair ARA KARARININ kaldırılmasına, müvekkillerin davalıdan olan alacaklarını güvence altına almak amacıyla, İİK m. 257 ve devamı hükümleri uyarınca, davalı şirketin taşınır ve taşınmaz malları, banka hesapları, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine (borca yetecek miktarda) Sayın Dairece takdir edilecek öncelikle teminatsız olarak aksi kanatte ise teminat mukabilinde ihtiyati haciz konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Dairemizce HMK 355. Maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
İlk derece Mahkemesince,ihtiyati haciz talebinin reddine dair ara karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesi ile ilk derece mahkemesinin işbu ara kararına karşı süresinde istinaf kanun yoluna başvurmuş,yukarıda yazılı istinaf sebeplerini ileri sürmüştür. Ön inceleme yönünden bir eksikliğin bulunmadığı anlaşıldığından,ileri sürülen istinaf sebepleri incelenmiştir. İstinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri , mahkemece verilen ve istinaf edilmiş olan gerekçeli ara kararda yazılı ayrıntılı açıklamalar, yasal sebep ve gerekçeler ile bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde; Derdest davanın, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklı ayıplı ifaya dayalı olarak açılmış bedel iadesi ve menfi / müspet zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı itibariyle İİK. 257 vd maddeleri gereğince, takip konusu para alacağının ileride tahsilinin güvence altına alınması amacıyla istenen söz konusu ihtiyati haczin kabulü için alacağın varlığı, miktarı gibi hususların yargılamayı gerektirdiği anlaşılmakla yasaca aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların bulunmadığı görüldüğünden söz konusu ihtiyati haciz talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle ve mahkemece de istinaf edilen gerekçeli ara kararı ile davacının söz konusu ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiş olduğundan, istinaf edilen ara kararda usul, yasa ve bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı yönlerinden bir isabetsizlik ve aykırılığın bulunmadığı, ara kararının hukuka uygun olduğu , bu nedenlerle de davacı vekilinin yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2026/347 Esas sayılı 21/04/2026 tarihli ara kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacıların istinaf başvurusunun H.M.K. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken istinaf karar harcı istinaf eden davacı taraftan peşin alınmış olmakla yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf posta giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının derdest dava sonunda ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda değerlendirilmesine,
4-İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ,
5-HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile İİK 258/son bendi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/07/2026