Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1417 E. 2026/1506 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1417
Karar No
2026/1506
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1417

KARAR NO: 2026/1506

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 06/01/2026

NUMARASI: 2025/937 Esas - 2026/2 Karar

DAVA: İtirazın İptali

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/07/2026

KARAR YAZIM TARİHİ: 164/07/2026

Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı esnaf şahsa mal tedariki gerçekleştirdiğini ve malları kendisine teslim ettiğini, faturaları da davalıya ettiğini, davalı tarafça da defterlerine işlendiğini, müvekkilinin kesilen faturaya ilişkin ödemeleri davalıdan tahsil edemediğini ve bu bakiye borcun ödenmediğini, davalının bu borcu ödememesi üzerine edimini yerine getirmeyen davalıya karşı İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından takip başlatmışsalar da davalı tarafın 20.02.2025 tarihinde haksız ve yersiz bir şekilde borca ve ferilerine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalı tarafın işbu itirazının mesnetsiz ve hukuka aykırı olup iptali gerektiğini, ayrıca davalı tarafça da yetkiye itiraz edilmediğini, takibe konu borcun alım satıma dayalı faturaya ilişkin olup götürülecek borçlardan olduğunu, alacaklarının hâlâ ödenmediğinden davalının hukuki dayanaktan yoksun ve haksız olduğu açık olan itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalının haksız ve kötü niyetli olduğu açıkça görüldüğünden ve alacakları likit olduğundan takip konusu asıl alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle görev itirazında bulunduklarını, arabuluculuk dava şartının yerine gelmediğini, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından müvekkiline satışı yapılan ürünlerin Solenis Marka ürünler olmadığını, sahte ürün sattığını, bu nedenle taraflararasında anlaşmazlık yaşandığını, müvekkilinin davacıya karşı bir borcunun olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "....davanın başlangıçta 01/08/2025 tarihinde İstanbul Anadolu 31. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, görevsizlik kararı sonucu 17/10/2025 tarihinde Mahkememize tevzi edilmiştir. Tevzi edildikten sonra tensip tutanağı ile birlikte davacıya arabuluculuk son tutanağının sunulması için 1 haftalık kesin süre verilmiş, davacı vekilinin 31/10/2025 tarihli dilekçesi ekinde 31/10/2025 tarihli arabuluculuk son tutanağını sunduğu anlaşılmıştır. Mahkememize arabuluculuk yoluna başvurulmadan dava açıldığı anlaşıldığından davanın 6102 sayılı TTK.nın 5/A maddesi ve HMK.nın 114/2. maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan reddine" karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; görevsizlik kararının, sonradan ortaya çıkan bir durum olduğunu, arabulculuk ile ilgili mevzuatlarda sonradan ortaya çıkan görevsizlik hallerine ilişkin bir çözüm yolu bulunmadığından, arabuluculuk görüşmelerinin sonradan yapılması ve tutanağın sunulmasında hukuka aykırı bir durum bulunmadığını, bu nedenle de verilen usulden red kararının hukuka aykırı olduğunu, itirazın iptali davası için öngörülen 1 yıllık süre dolmadığından, Anayasa 141/4. ve H.M.K. 30. Madde de yer alan usul ekonomisi de gözetilerek arabuculuk tutanağının geçerli sayılması ve davaya devam edilmesi gerekirken davanın reddine karar verildiğini, HMK'nın 30. ve 115. Maddeleri ile Anayasa'nın 36. maddesi gözetilerek davanın esasına girilerek incelenmesi ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ancak sonradan oluşan zorunlu arabuluculuk sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunun beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; HMK m.326/1 uyarınca, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alındığını, davanın usulden reddedildiğini, davalı tarafın yargılamada haklı çıkan taraf konumunda olduğunu, dava şartı yokluğu nedeniyle verilen usulden ret kararlarında dahi, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla sabit olduğunu, somut olayda davacının, dava şartı olan arabuluculuğa başvurmadan dava açarak davalının yargılamaya katlanmasına sebep olduğunu, buna rağmen davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hak arama özgürlüğü ve usul ekonomisi ilkelerine aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın vekalet ücreti yönünden kaldırılmasını, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE :Dava, satım ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.

Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 3. maddesinde; "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” düzenlemesine yer verilmiştir. TTK'nın 4. maddesinde ise bu kanundan doğan ve bu madde de belirtilen hukuk davaları, tarafların sıfatına bakılmaksızın mutlak ticari dava; TTK'da düzenlenen bir hususa ilişkin olmamakla birlikte iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren davalar ise nispi ticari davadır. Hükme göre bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için hem davanın her iki tarafının tacir olması hem de uyuşmazlığın iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi gerekir.

18.12.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'na eklenen 5/A maddesinde " Bu Kanunun 4.maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir." hükmü düzenlenmiştir. Davanın ticari dava niteliğinde olmaması halinde TTK'nın 5/A maddesinde ticari davalar için öngörülen arabuluculuk düzenlemesinin uygulanma imkanı yoktur.

Ayrıca, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile 18/A maddesi eklenmiş olup, 6325 sayılı Yasa'nın 18/A maddesinin 2.fıkrasında da "Davacı,arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi bulunmaktadır.

Eldeki dava, satım ilişkisinden kaynaklı olup, her iki tarafın tacir olmasına göre niteliği tibariyle nispi ticari dava niteliğindedir. Görevsiz mahkemede açılan dava, dava tarihi itibariyle arabuluculuk dava şartına tabidir.

Dosya kapsamından davacı tarafından 01.08.2025 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldığı, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının 15.10.2025 tarihinde kesinleştiği, 17.10.2025 tarihinde dosyanın Asliye Ticaret Mahkemesi esasına kaydedildiği ve mahkemece 22.10.2025 tarihinde tensip tutanağı düzenlenerek davacı vekiline arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dosyaya sunması için bir haftalık kesin süre verildiği, kesin süre içinde davacı tarafından dosyaya sunulan 31.10.2025 tarihli arabuluculuk anlaşmazlık tutanağından davacının 23.10.2025 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu anlaşılmaktadır.

Görevsizlik kararı üzerine dava dosyasının görevli mahkemenin esasına kaydı yapılmadan önce arabuluculuk başvuru şartının tamamlanması halinde görevsiz mahkemeye başvuru tarihinden önce arabuluculuk başvurusu yapılmadığından bahsile davanın reddi usül ekonomisi ilkesi ile bağdaşmaz. Bu durumda artık, arabuluculuk dava şartının tamamlandığı kabul edilerek yargılamaya devam edilmesi gerekir. ( Yargıtay 11. HDB'nın 27.09.2022 tarih ve 2022/4240 E. - 2022/6367 K., Yargıtay 17. HDB'nın 04.02.2021 tarih ve 2020/3187 E.- 2021/762 K. Sayılı ilamı) Aynı ilke, arabuluculuk başvurusu yapılmış ancak henüz anlaşılamadığına dair son tutanak sunulmamış olması halinde uygulama yeri bulmalıdır.

Somut olayda ise arabuluculuk süreci görevli mahkemenin tensip zaptı ile eksikliği tespit etmesinden ve davalı vekilinin cevap dilekçesindeki itirazından sonra 23.10.2025 tarihinde başlatılmış olup, dosyanın görevli mahkemeye tevzi edildiği tarihten sonra arabuluculuk başvurusunun yapıldığı açıktır.Bu durumda dosyanın Ticaret Mahkemesine tevzi edilmesinden önce zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilmediği anlaşılmakla 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi gereğince arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğine dair emredici ve özel nitelikteki düzenleme dikkate alındığında, mahkemece arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi kararında bir isabetsizlik yoktur

Ancak arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğinden bahisle davanın usulden reddi halinde AAÜT 7/2.maddesinde "Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur." düzenlenmesi mevcut olup, davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken mahkemece davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi isabetsiz olmuştur

HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

1-Davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden REDDİNE,

2-Alınması gereken karar ve ilam harcı 732,00 TL'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile hazine adına irad kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,

5- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince 45.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,

6-Karar kesinleştiğinde HMK 333.maddesi ve Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine,

7-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;

a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,

b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 2.002,00 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

c-Davacı tarafından başlangıçta peşin harç yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına

d-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

8-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1417, K. 2026/1506, T. 14.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1417-e-2026-1506-k-b1866c40ccf4