Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1272 E. 2026/1333 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1272
- Karar No
- 2026/1333
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/1272
KARAR NO:2026/1333
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:20.04.2026 tarihli ara karar.
NUMARASI:2026/401 E.
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
BİRLEŞEN DAVA (İSTANBUL 1.ATM 2026/400 ESAS, 2026/400 KARAR)
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen itirazın iptali talepli asıl ve birleşen davada ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ara kararda yazılı nedenlerle davacı vekilinin ihtiyati haciz talebi ile ihtiyati tedbir talebinin ayrı ayrı reddine dair verilen 20.04.2026 tarihli ara karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Asıl davada davacı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; tarafların arasında davalının davacıdan mal temin etmesi şeklinde ticari ilişki bulunduğunu, davalının davacıdan farklı miktarlarda ürün temin ettiğini, bu kapsamda taraflar arasında cari hesap ilişkisi doğduğunu, davalı müvekkil şirket nezdinde önemli miktarda borçlandığını, davalının ticari ilişki kapsamında yalnızca alıcı konumunda olmayıp, aynı zamanda 14.05.2024 tarihi itibarıyla davacı şirketin %50 oranında ortağı olduğunu, bu kapsamda davalının şirketin ticari faaliyetlerine, tedarik süreçlerine ve mali yapısına doğrudan vakıf olduğunu, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin bu ortaklık ilişkisi ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, buna rağmen davalının davacıdan temin ettiği ürün bedellerini ödememek suretiyle hem ticari ilişkiye hem de ortaklık hukukundan doğan yükümlülüklere aykırı hareket ettiğini, şirket ortağı sıfatına rağmen borcunu ifa etmediğini, davalının bu şekilde borcunu ödememesi ve akabinde icra takibine itiraz etmesinin somut olayın özellikleri dikkate alındığında, hukuki dayanaktan yoksun ve sırf alacağın tahsilini engellemeye yönelik bir tutum olduğunu, davalıya gönderilen ihtarnamelere cevap verilmediğini, faturaların e fatura olduğunu, itiraz edilmediğini, İstanbul Anadolu 18.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibe haksız olarak itiraz edildiğini, davalının taraflar arasındaki ticari güven ve ortaklık ilişkisi çerçevesinde ve piyasa koşullarına kıyasla oldukça avantajlı şartlarla sağlandığını, davalı bu suretle müvekkil şirketten temin ettiği ürünleri kendi ticari faaliyetleri kapsamında kullanarak ekonomik menfaat elde ettiğini, buna rağmen davalının temin etmiş olduğu ürünlere ilişkin bedelleri süresinde ve gereği gibi ödemediğini, davacı taraflar arasındaki uyuşmazlığın yalnızca takibe konu alacaktan ibaret olmayıp, davalının şirket içi tutum ve davranışlarından kaynaklanan ciddi ihtilafları da içerdiğini, davalının, şirketin mevcut yönetim yapısına ve işleyişine aykırı şekilde fiilen müdahalede bulunmaya yönelik girişimlerinin, şirket faaliyetlerini aksatacak ve iş düzenini bozacak nitelikte olduğunu, bu süreçte davalının uyarılara rağmen söz konusu davranışlarını sürdürmesi ve şirket yetkililerine yönelik tehditkâr ifadelerde bulunması üzerine olayın adli mercilere intikal ettiğini, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde 2026/51526 soruşturma sayılı dosya kapsamında davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, uyuşmazlık süreci bununla da sınırlı kalmadığını, davalının kardeşi tarafından da şirket çevresinde süreklilik arz eden rahatsız edici eylemler gerçekleştirilmiş; bu durum taraflar arasındaki ihtilafın ticari sınırları aşarak fiili baskı ve huzursuzluk boyutuna ulaştığını gösterdiğini ,davalının ayrıca davacı aleyhine İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/250 Esas sayılı dosyası kapsamında şirket yöneticilerinin azline yönelik dava açtığını, söz konusu davanın somut bir hukuki dayanağının bulunmadığını, davalının bu yöndeki girişimleri birlikte değerlendirildiğinde amacın şirket faaliyetlerini sekteye uğratmak, yönetim üzerinde baskı kurmak ve hukuki süreçleri araçsallaştırmak olduğunun açık olduğunu, ayrıca davacı yanca davalının ortaklıktan çıkarılması için İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2026/277 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, 27.03.2026 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 2026/69055 S. numralı bir diğer soruşturma kapsamında; davalı şüpheli ... hakkında ısrarlı takip ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçları, diğer şüpheli dava dışı kardeşi ... hakkında ise ısrarlı takip, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ve tehdit suçları yönünden soruşturma başlatılması, dosyaların bağlantılı olarak değerlendirilmesi ve gerekli koruma tedbirlerinin ivedilikle uygulanması talebiyle şikâyette bulunulduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiş, ayrıca davalının malları üzerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir. Birleşen davada dava davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; tarafların arasında davalının davacıdan mal temin etmesi şeklinde ticari ilişki bulunduğunu, davalının davacıdan farklı miktarlarda ürün temin ettiğini, bu kapsamda taraflar arasında cari hesap ilişkisi doğduğunu, davalı müvekkil şirket nezdinde önemli miktarda borçlandığını, davalının ticari ilişki kapsamında yalnızca alıcı konumunda olmayıp, aynı zamanda 14.05.2024 tarihi itibarıyla davacı şirketin %50 oranında ortağı olduğunu, bu kapsamda davalının şirketin ticari faaliyetlerine, tedarik süreçlerine ve mali yapısına doğrudan vakıf olduğunu, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin bu ortaklık ilişkisi ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, buna rağmen davalının davacıdan temin ettiği ürün bedellerini ödememek suretiyle hem ticari ilişkiye hem de ortaklık hukukundan doğan yükümlülüklere aykırı hareket ettiğini, şirket ortağı sıfatına rağmen borcunu ifa etmediğini, davalının bu şekilde borcunu ödememesi ve akabinde icra takibine itiraz etmesinin somut olayın özellikleri dikkate alındığında, hukuki dayanaktan yoksun ve sırf alacağın tahsilini engellemeye yönelik bir tutum olduğunu, davalıya gönderilen ihtarnamelere cevap verilmediğini, faturaların e fatura olduğunu, itiraz edilmediğini, İstanbul 22.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibe haksız olarak itiraz edildiğini, davalının taraflar arasındaki ticari güven ve ortaklık ilişkisi çerçevesinde ve piyasa koşullarına kıyasla oldukça avantajlı şartlarla sağlandığını, davalı bu suretle müvekkil şirketten temin ettiği ürünleri kendi ticari faaliyetleri kapsamında kullanarak ekonomik menfaat elde ettiğini, buna rağmen davalının temin etmiş olduğu ürünlere ilişkin bedelleri süresinde ve gereği gibi ödemediğini, davacı taraflar arasındaki uyuşmazlığın yalnızca takibe konu alacaktan ibaret olmayıp, davalının şirket içi tutum ve davranışlarından kaynaklanan ciddi ihtilafları da içerdiğini, davalının, şirketin mevcut yönetim yapısına ve işleyişine aykırı şekilde fiilen müdahalede bulunmaya yönelik girişimlerinin, şirket faaliyetlerini aksatacak ve iş düzenini bozacak nitelikte olduğunu, bu süreçte davalının uyarılara rağmen söz konusu davranışlarını sürdürmesi ve şirket yetkililerine yönelik tehditkâr ifadelerde bulunması üzerine olayın adli mercilere intikal ettiğini, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde 2026/51526 soruşturma sayılı dosya kapsamında davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, uyuşmazlık süreci bununla da sınırlı kalmadığını, davalının kardeşi tarafından da şirket çevresinde süreklilik arz eden rahatsız edici eylemler gerçekleştirilmiş; bu durum taraflar arasındaki ihtilafın ticari sınırları aşarak fiili baskı ve huzursuzluk boyutuna ulaştığını gösterdiğini ,davalının ayrıca davacı aleyhine İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/250 Esas sayılı dosyası kapsamında şirket yöneticilerinin azline yönelik dava açtığını, söz konusu davanın somut bir hukuki dayanağının bulunmadığını, davalının bu yöndeki girişimleri birlikte değerlendirildiğinde amacın şirket faaliyetlerini sekteye uğratmak, yönetim üzerinde baskı kurmak ve hukuki süreçleri araçsallaştırmak olduğunun açık olduğunu, ayrıca davacı yanca davalının ortaklıktan çıkarılması için İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2026/277 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, 27.03.2026 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 2026/69055 S. numralı bir diğer soruşturma kapsamında; davalı şüpheli ... hakkında ısrarlı takip ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçları, diğer şüpheli dava dışı kardeşi ... hakkında ise ısrarlı takip, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ve tehdit suçları yönünden soruşturma başlatılması, dosyaların bağlantılı olarak değerlendirilmesi ve gerekli koruma tedbirlerinin ivedilikle uygulanması talebiyle şikâyette bulunulduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiş, ayrıca davalının malları üzerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince 20.04.2026 tarihli ara kararda özetle; "...İhtiyati Haciz talebine yönelik olarak;İhtiyati haciz müessesesi İİK nun 257-268. maddelerinde düzenlenmiştir. İİK 257. Maddesi; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı ihtiyati haciz isteyebileceği gibi borçlunun belirli yerleşim yeri yoksa veya borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa da alacaklı vadesi gelmemiş borçtan dolayı ihtiyati haciz isteyebilir.” hükmü ile ihtiyati haciz talep edebilmek için rehinle temin edilmemiş bir alacağın mevcut olması ve bu alacağın istenebilir olması gerekmektedir.Talep dilekçesi, yapılan genel açıklamalar ve bahse konu yasa maddeleri ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ihtiyati haciz eden davacı vekilinin iddiasının ancak yargılamayla belirlenebileceği, dolayısıyla muaccel bir alacağın varlığına dair "yaklaşık ispat" koşulunun gerçekleşmediği ihtiyati haczin şartlarının bu aşamada oluşmadığı anlaşılmakla ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.İhtiyati Tedbir talebine yönelik olarak;HMK 389/1 maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK 390/2 maddesi göre de talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır. İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için "Yaklaşık ispat" yeterlidir yani çekişmeli vakanın gerçeğe yakın bir derecede kanıtlanması esastır. Mahkeme mevcut delillere göre tedbir isteyenin hakkını muhtemel görmeli ve tedbir verilmesini icap ettiren sebeplerinde varit görülmesi gerekir. Somut uyuşmazlık, yapılan genel açıklamalar ve bahse konu yasa maddeleri ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde davacı vekilinin tedbir talebi yönünden HMK 389. maddesi gereğince tedbirin ancak yargılama konusuyla ilgili verilebileceği, ihtiyati haciz talebi yönünden ise tek başına faturanın yaklaşık ispatı sağlamadığı kanaatiyle reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesiyle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin ihtiyati haciz talebi ile ihtiyati tedbir talebinin ayrı ayrı reddine, karar verilmiştir.Bu ara karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl ve birleşen davada davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği yönündeki değerlendirmelerin hatalı olduğunu, mahkemede alacağın varlığı yönünde kuvvetli bir kanaat oluşmasının yeterli olduğunu, faturaların süresinde itiraza uğramadığını, cari hesapta yer aldığını ve davalının borcunu ihtara rağmen ödemediğini, TTK m.21/2 uyarınca faturayı alan kişinin sekiz gün içinde itiraz etmemesi halinde fatura içeriğini kabul etmiş sayılacağını, davalının 2024 yılından itibaren doğmuş borçlara davalının uzun süre boyunca faturalara, cari hesap kayıtlarına ve borç bakiyesine herhangi bir itirazda bulunmadığını, taraflar arasında tek seferlik ve münferit bir işlem değil, aksine süreklilik arz eden yoğun bir ticari ilişki bulunduğunu, davalının bu ticari ilişki kapsamında müvekkil şirketten farklı tarihlerde birçok kez ürün temin ettiğini, taraflar arasındaki yoğun ticari uyuşmazlığın, davalının süreç boyunca sergilediği tutum ve mal kaçırma riskinin birlikte değerlendirilmesinde ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunun görüleceğini, davalının 2024 yılından itibaren müvekkili şirketten farklı tarihlerde ve yüksek miktarlarda ürün temin ettiğini, davalının hukuki yolları iyi niyetli bir hak arama aracı olarak değil, şirket faaliyetlerini baskı altına alma ve müvekkili şirketi ekonomik olarak zor durumda bırakma aracı olarak kullandığını gösterdiğini, aynı şekilde davalının borçlarını ödememesi, icra takiplerine itiraz etmesi, şirket yönetimine yönelik davalar açması, icra süreçlerini şirket faaliyetlerini durduracak şekilde yorumlatmaya çalışması ve ortaklıktan ayrılma bedeli olarak fahiş taleplerde bulunması birlikte değerlendirildiğinde, davalının malvarlığını koruyacağı ve alacağın tahsiline engel olmayacağı yönünde bir güven bulunmadığını, öte yandan taraflar arasındaki ihtilafın yalnızca ticari dava ve icra takipleriyle sınırlı kalmadığını, şirket merkezine gelinerek şirket işleyişine fiilen müdahale edilmeye çalışılmasının, şirket içerisinde masa ve sandalye konularak fiilen yer edinileceğinin bildirilmesinin, şirket yöneticilerine yönelik tehdit ve baskı içeren davranışlar sergilenmesinin, davalının kardeşi tarafından işyeri çevresinde süreklilik arz eden rahatsız edici eylemlerde bulunmasının davalının haksız eylemleri olduğunu, ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz şartlarının oluştuğunu, davalının; 2024 yılından bu yana borcunu ödememesi, ihtarnamelere rağmen sessiz kalması, icra takibine haksız şekilde itiraz etmesi, taraflar arasındaki yoğun ve çok boyutlu uyuşmazlık, şirket faaliyetlerini baskı altına almaya yönelik girişimleri birlikte değerlendirildiğinde, müvekkili şirketin alacağının tahsilinin ciddi şekilde tehlikeye düştüğü ve yargılama sürecinde telafisi güç zararların doğmasının kuvvetle muhtemel olduğunun açık olduğunu, mahkemece, taraflar arasındaki ticari ilişkinin yoğunluğu, davalının ödeme yapmama yönündeki süreklilik arz eden tutumu, devam eden ihtilaflar ve mal kaçırma riskine ilişkin açık emareler üzerinde herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Asıl ve birleşen dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine; istinaf, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir istemlerinin reddi ara karara ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında davacı vekilinin ihtiyati haciz talebi ile ihtiyati tedbir talebinin ayrı ayrı reddine dair 20.04.2026 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara asıl ve birleşen davada davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl dava bakımından istinaf başvurusunun incelenmesinde;Asıl davada davacı vekili; davacının davalıya yaptığı satışlara istinaden fatura alacağı bulunduğunu, davalının aynı zamanda davacı şirketin %50 oranında ortağı olduğunu, davalının kötüniyetli olarak takibe itiraz ettiğini ve alacağı ödemekten kaçındığını, bu sebeple İstanbul Anadolu 18. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibe ve arabuluculuk yoluna başvurulmasına rağmen davalının borçlarını ödemediğini, takibe haksız itiraz ettiğini ileri sürmüştür.İİK'nın 257. maddesinde ihtiyati haciz şartları düzenlenmiş olup maddede, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının, borçlunun yedinde veya üçüncü şahıstan olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği belirtilmiş, maddenin 2. fıkrasında ise iki bent halinde, vadesi gelmemiş borçlardan dolayı, borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadı ile mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa ihtiyati haciz istenebileceği düzenlenmiştir.İİK'nın 258. hükmüne göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması yeterlidir. Mahkemenin alacağın varlığına kanaat getirmesinden anlaşılması gereken alacağın usul kurallarına göre kesin bir şekilde ispat edilmesi değildir. Bu hükme göre alacaklının, alacağının varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamakta, bu konuda mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermesi yeterli kabul edilmektedir. İİK'nın 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın muaccel ve rehinle temin edilmemiş olması gerekmektedir.Somut olayda, dava dosyası içeriğinde, ara karar tarihi itibariyle, İİK'nın 258.maddesi uyarınca, alacağın varlığına ve miktarına dair kanaat oluşturacak delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında ihtiyati haciz talebinde bulunulması ve mahkemenin bu konuyu yenide değerlendirmesi mümkündür. Bu durumda, mahkeme tarafından ihtiyati haciz talebine dair şartların oluşmadığı gerekçesiyle verilen ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Asıl ve birleşen davada davacı vekili ayrıca, davalının ihtarnamelere cevap vermeyip takibe de haksız itiraz etmesi, süreç boyunca sergilediği tavır sebebiyle davalının mal varlığını azaltma, üçüncü kişilere devretme, mal varlığını kaçırma eğiliminde olduğunun açıkça ortada olduğu ileri sürerek davalının mal varlığına ihtiyati tedbir konulması talebinde de bulunmuştur. HMK'nın 389. maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir gelişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı Kanun'un 391. maddesine göre, mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.Kanun hükmü, tedbirin sadece dava konusu olan şey hakkında verilebileceğini düzenlemiştir. Davanın konusu olmayan şeyler hakkında tedbir kararı verilemez. İhtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur. Konusu para alacağı olan bir davada, koşullarının bulunması halinde İİK'nın 257 vd. maddelerindeki koşullar varsa, talep halinde ihtiyati haciz kararı verilebilir. Para alacağının talep edildiği bir davada uyuşmazlık konusu olmayan davalının mal varlığı hakkında ihtiyati tadbir kararı verilemez, şartları oluşması halinde ancak ihtiyati haciz kararı verilebilir. Somut olayda, yukarıda açıklandığı gibi mahkemece, yaklaşık ispatın sağlanamadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar verildiği dava konusu olmayan mal varlığı üzerine ihtiyati tedbir konulması talebi de yerinde olmadığından ihtiyati tedbir isteminin reddi de usul ve yasaya uygun olmuştur. Bu sebeple, asıl davada istinaf sebepleri yerinde görülmeyen asıl davada davacı vekilinin asıl dava bakımından istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Birleşen dava bakımından istinaf başvurusunun incelenmesinde; Birleşen dava itirazın iptali istemine, istinaf ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararı verilmesi talebinin reddi ara kararına ilişkindir.HMK'nın 341/2 maddesi hükmü ''Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.'' şeklindedir. Yine HMK Ek Madde-1 hükmünde 341. maddedeki parasal sınırın her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca; Maliye Bakanlığı'nca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı; 341. maddedeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı düzenlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu yeniden değerleme oranındaki artış sonucu, ilk derece mahkemesi hükmünün verildiği 2026 yılı için HMK'nın 341/2 hükmündeki kesinlik sınırı 50.000,00 TL olmuştur.Somut olayda, davacı tarafça İstanbul Anadolu 22.İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasında davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı, eldeki davada davalı tarafından yapılan itirazın iptalinin talep edildiği, dava dilekçesinde ve tevzi/harçlandırma formunda harca esas dava değerinin 14.012,82 TL olarak gösterildiği, ilgili icra takip dosyasında takip çıkışının asıl alacak ve feriler toplamının 317,64 USD (14.01,81 TL) olduğu, mahkemece davacının ihtiyati tedbir ve haciz talebinin 20.04.2026 tarihli ara kararı ile reddine karar verildiği, davanın itirazın iptali davası olması nedeniyle takiple bağlılık ilkesinin geçerli olduğu, davacının 14.012,82 TL üzerinden takip yapması ve itiraz üzerine yine bu miktar üzerinden itirazın iptali davası açması nedeniyle alacağın tamamının dava edilmiş sayılması gerektiği, 6100 sayılı HMK m. 341(4) hükmü uyarınca, alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kanundaki kesinlik sınırını geçmeyen tarafın, istinaf yoluna başvurma hakkının olmadığı, buna göre davacının dava değerinin ara karar tarihindeki kesinlik sınırı olan 50.000,00 TL'nin altında olduğu, bu durumda ihtiyati tedbir ve haciz talep edilen uyuşmazlık miktarının da kesinlik sınırının altında olduğu anlaşılmaktadır.Bu açıklamalar ışığında, birleşen davada kanun yolu başvurusuna konu edilen ara kararın, ara karar tarihi itibariyle kesin nitelikte olması nedeniyle istinafı kabil bir karar olmadığı anlaşılmakla, birleşen davada HMK'nın 346. maddesi gereğince birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya ilişkin istinaf dilekçesinin reddine dair karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu nedenlerle, asıl davada ara karara yönelik istinaf isteminin esastan reddine, birleşen davada ara karara yönelik istinaf başvurusunun HMK 341/2 maddesi uyarınca kesinlik sebebiyle reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-Asıl davada ara karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Birleşen davada ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararı, HMK'nın 341/2. maddesi gereğince ara karar tarihi itibariyle dava değerine göre kesin olduğundan, ihtiyati tedbir ve haciz talep eden davacı vekilinin istinaf dilekçesinin HMK'nın 346. maddesi gereğince reddine,
3-İhtiyati haciz talep eden davacı vekilince yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince ihtiyati haciz talep eden davacıya iadesine,
4-İhtiyati haciz talep eden davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,
6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 391/3 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 09.07.2026