Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/122 E. 2026/895 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/122
Karar No
2026/895
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2026/122 Esas

KARAR NO: 2026/895

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 03/07/2025

NUMARASI: 2019/222 E. - 2025/177 K.

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Fikir Ve Sanat Eseri Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/05/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilin 1954 yılından bugüne 85'in üzerinde ülkede anahtar teslimi un, irmik, mısır unu, yem, tahıl depolama sistemleri kurduğunu ve işbu sektörde Türkiye'nin en büyük ihra olmakla birlikte dünyanın en büyük iki firmasından biri olduğunu müvekkil şirketin ana iştigal konusunun bu sistemlere ilişkin parçaları üretmek olduğunu, gerçek kişi davalıların, müvekkil şirketin eski hissedarları olduğunu 22.01.2014 tarihinde müvekkil şirketin ...'da olan hisselerinin tamamını Anonim Şirket Pay Devir ve Satış Sözleşmesi ile müvekkil şirkete ve müvekkil ...'ya devrettiklerini, davalıların devir sözleşmesindeki rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı olarak müvekkil şirketin fabrikasının tam karşısına davalı şirketi kurduklarını, davalıların hukuka ve sözleşmeye aykırı fiillerin tespiti amacıyla Çorum 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/24 D.iş dosyası ile tespit davası ile davalılar tarafından yapılan her bir ihlalin tek tek tespit edilmiş olduğunu; gerçek kişi davalıların diğer davalı “... ... Anonim Şirketi”ni kurmuş olduklarını, taraf şirketlerin aynı sektörde, aynı faaliyet alanında ve hatta birebir aynı konuda faaliyet gösterdiğini, gerçek kişi davalıların sözleşmeye aykırı olarak ve haksız bir şekilde kurdukları davalı şirket nam ve hesabına, sözleşmeye aykırı olarak müvekkil şirket tescilli markasıyla iltibas yaratacak “...” markasını tescil ettirdiklerini, davalının gerçek kişiler tarafından kurulmuş olan davalı şirket kuruluş unvanı ...Anonim Şirketi olduğunu ve daha sonra iltibas amacıyla davalı şirketin 9 Kasım 2016 tarihinde unvanını “... ...Anonim Şirketi” olarak değiştirdiğini, müvekkil şirketin 1984 yılından beri marka haklarına da sahip olduğu “...” kelimesiyle başlayan ticaret unvanıyla iltibas yarattığını, davalı şirketin müvekkil şirket ticaret unvanıyla iltibas teşkil eden ticaret unvanını hukuka aykırı şekilde kullandığını ve bu nedenle davalı şirketin ticari unvanının terkinine karar verilmesi gerektiğini, davalıların gerek haksız rekabete konu olan davranışları gerek müvekkillerin ticari sıralarını, know-how ve müşteri portföyünü haksız şekilde ele geçirip davalı şirketi kötü niyetli olarak kurmuş olduklarını, davalı şirketin ve müvekkil şirketin onlarca yıllık emek, bilgi birikimi ve tecrübe sonucu ürettiği iş ürünlerinin aynısını hukuka aykırı yollarla elde ettiği ticari sırları kullanarak, olağan müşterinin müvekkil şirketin markasıyla karıştırmasına müsait bir marka adı altında, müvekkil şirketin fabrikasının tam karşısında üretmekte veya üretime hazırlanmakta ve de piyasada çeşitli reklam ve pazarlama faaliyetlerinde bulunduğunu, davalı şirketin internet sitesi yapımına başladığını ve söz konusu internet sitesindeki ifadelerin dahi davacı şirketin internet sitesinden alınmış olduğunu, davalı şirketin internet sitesinde kullanılan ifadelerin müvekkil şirketin internet sitesinden alınmış olduğunu, davalı şirkete ait ....com isimli internet sitesi incelendiğinde bu benzerliklerin görüleceğini, davalıların imzalamış oldukları devir sözleşmesine aykırı davranması ve bu nedenle müvekkilin zarar uğraması, gerek müvekkil şirketin marka hakkına, ticari unvanına tecavüz niteliğindeki eylemler gerek davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemleri ve sair diğer haksız ve dürüstlük kuralına aykırı eylemleri nedeniyle işbu davayı açmak zarureti hasıl olduğunu, davalılar tarafından yapıldığı tespit edilen haksız rekabet oluşturan eylemlerin men'ine, davalı şirketin ticari unvanının terkinine, gerçek kişi davalıların sözleşmedeki açık hükme ve hukuka aykırı şekilde marka tecavüzü nedeniyle sebep oldukları fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 2.500,00-TL zararın ödenmesini, gerçek kişi davalıların sözleşmeye aykırı davranarak ihlal ettikleri rekabet yasağı nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 2.500,00-TL maddi tazminata hükmedilmesini, müvekkil şirketin, davalıların tüm bu hukuka aykırı davranışları sebebiyle davacı şirketin hisse senetlerinin değerinin düşmesi ile uğranılan zarara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 2.500,00-TL maddi tazminata hükmedilmesini, davalıları fiilleri sebebiyle yine fazlaya dair haklarımız saklı kalmak ve hesaplama kalemi tarafından daha sonra bildirilmek üzere şimdilik 2.500,00-TL yoksun kalınan karın ödenmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı dosyaya sunduğu dilekçeler ile davalı müvekkillerden "... ... ..., A.Ş"nin 16.01.2014 inde tescil edildiğini, bu tarihten 09.11.2016 tarihine kadar da aynı isim ile faaliyetini sürdürdüğünü ve anılan tarihte isim değişikliği yaparak ismini "... ... .... A.Ş" olarak değiştirdiğini, müvekkili şirketin ve fabrikasının kurulmaya başlandığı gün itibariyle davacının bunu öğrenilebilecek durumda olduğunu, davacı yanın müvekkil şirketten yardım talebinde bulunarak bir takım ürünlerin ücreti mukabilinde imalını talep etmiş ve müvekkillerin iyi niyetli olarak davacının istediği ürünleri imal ederek yaklaşık 882.176,02 TL tutarında faturalarını keşide etmiş olduğunu, bu faturalarda da haliyle davacının isim ve unvanı yer almaktadır. Müvekkili şirketin kurulmasını müteakiben 4 yıl sonra davacı yanın bu şekilde haksız rekabet iddiasında bulunması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, müvekkiller haksız rekabet oluşturacak bir eylemde bulunmamış olsalar da kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının iddiasının bir an için doğru olduğunun varsayılması halinde dahi davacının iddia ettiği haksız rekabet oluşturacak tüm eylemler zamanaşımına uğradığını; Yine kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının uzun süre dava açmamasının sessiz kalmak suretiyle hak kaybına sebebiyet verdiğini, davacı taraf dava dilekçesinde bir takım zararlardan bahsetmiş ise de bu zararların somut olarak ne olduğunun açıklanmamış olduğunu; Davacı yan hisse senetlerinin değerinin düştüğünü iddia etmişse de müvekkilin hangi eylemi nedeniyle ve ne zamandan sonra davacı yanın hisselerinin değerinin düştüğünü açıklanmadığını, yine davacı kar yoksunluğu ve rekabet yasağına aykırı davranma iddiası sebebiyle tazminat talebinde bulunmuş ise de bu zararlara ilişkinde herhangi bir açıklamada bulunmamış olduğunu, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen "... .... A.Ş'nin 22.01.2014 tarihli devir sözleşmesinin tarafı olmadığından şirket aleyhine dava ikame edilmesi hukuken mümkün olmadığını, davacı ...'nın aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, zira haksız rekabetten zarar gördüğü iddia edilen “.... .... A.Ş.” olmakla davacı ... neden davacı olarak dava ikame etmiş olduğunun anlaşılamadığını, müvekkillerin geçersiz olan haksız rekabet yasağına rağmen iki yıl süre ile hiçbir ticari faaliyette bulunmadıklarını ve ikinci yılın sonunda ilk ticari ilişkiyi davacı ile gerçekleştirmiş olduklarını, müvekkillerin, davacı gerçek ve tüzel kişilere her zaman iyi niyetle yaklaşmış ve bu noktada hareket etmiş olduklarını; Haksız rekabetin oluşması için davalının, davacının müşteri portföyünü ile ticari ilişki içine girmesi gerektiğini, müvekkillerin sadece iki yıl süre ile de değil dava tarihine kadar davacıların hiçbir müşterisi ile ticari ilişki içerisine girmediklerini, davacının dava dilekçesinde böyle bir somut iddiası da bulunmadığını, davacıların davalı müvekkillerin yalnızca müşteri portföyünü kullandıklarını iddia etmekle birlikte bu iddiaları da soyut bir iddia olmaktan öteye gidemediğini, davalıların davacıya ait ticari sırlarının hukuka aykırı şekilde ele geçirdiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davalı müvekkiller davacıya ait şirketin ticari sır ve bilgilerine ihtiyaç olmaksızın da yıllardır faaliyet konusu alanda isim yapmış işin erbabı olan kimseler olduğunu, davacı yana ait bu bilgilerin hukuka aykırı ele geçirildiği iddiası bir yana müvekkillerin bu bilgilere ihtiyacı dahi bulunmadığını, bu durumu bilen davacının bu sebepledir ki şirket mail adresinden, davalı müvekkillere 30.09.2016 tarihinde "Sözleşme ekinde belirtilen ... ve Donanımlarını iş sahibinin siparişine göre üretilmesi, isteniyorsa paketlenmesi ve iş sahibine teslim edilmesi" konulu "Stratejik İşbirliği ve Tedarik Sözleşmesi" ni e-mail yoluyla göndermiş olduğunu, İşbu sözleşmenin davacı yanların, müvekkillerin yapmış olduğu ticari faaliyetlerden en başından bu yana haberdar olduklarını, müvekkiller ile birlikte ortak iş yapmak ve onların tecrübelerinden yararlanmak istediklerini gösterdiğimi, davacı yanın sonradan müvekkilleri mağdur etmek ve yıldırmak için başlatmış olduğu hukuki süreç ve haksız ithamlarının sebebinin müvekkillere yapılan teklifin kabul edilmemesinden kaynaklandığını, davacının “...” markaları ile müvekkilin “...” markası ve ticaret unvanının benzer olmadığını, haksız davanın reddini talep etmektedir.

Davalı Vekili İkinci Cevap Dilekçesinde Özetle; Davacı yanın dava dilekçesinde ısrarla müvekkillerine ait fabrikanın tam karşına davalı şirketin kurulduğunu beyan ettiğini bu şirket ve tesis kurulmaya başlandığı gün itibariyle görülebilecek, öğrenilebilecek durumda olduğunu, yine davacı yanın çalışanı tarafından resmi şirket hesaplarından müvekkile atılan maillerde müvekkile ait ... unvanının kullanıldığı ve birlikte yapılan ticaret sonrasında taraflarına keşide edilen faturalarda ticaret unvanının yer aldığı hususları birlikte değerlendirildiğinde ticaret sicile yapılan bildirimden önce dahi müvekkile ait unvanın davacı yanca bilindiği açıkça ortada iken cevaba cevap dilekçesinde "davalı yanın ticari faaliyeti yoktu, haksız rekabet eylemleri olduğunu bilmiyorduk" şeklindeki beyanlar yalnızca ve yalnızca hakkın kötüye kullanılması olduğunu ve MK md.2 kapsamında korunması mümkün olmadığını, hal böyle iken davacı yan ortaya atmış olduğu ve haksız rekabet olarak nitelendirdiği eylemleri yıllar önceden beri bilmekte ve buna zımni rıza gösterdiğini ve özellikle müvekkil ... ...' nın soyadını kullanarak yapmış olduğu paylaşımların ve etiketlerin haksız rekabet yahut marka hakkına tecavüz oluşturduğu iddiasına ilişkin evraklar tebliğ edilmemekle birlikte tarafımıza tebliğ edildikten sonra bu husus ilişkin ayrıntılı beyanlarını sunacaklarını müvekkil ... ...' ya kanun tarafından verilmiş hakkın davacı yanca tecavüze delil teşkil ettiği olarak düşünülmesine dair cevap dilekçesini mahkemeye sunmuş ve davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....davacı şirkette davalıların hak sahibi olduğu nama yazılı hisselerin eldeki dosyada davlı olan gerçek kişiler tarafından 22/01/2014 tarihinde devredildiği, 22/01/2024 tarihli sözleşmenin taraflar arasında ihtilafa konu olmadığı, davalı şirketin dosya arasına alınan ticaret sicil kayıtları dikkate alındığında ... makina şirketinin 23/01/2014 tarihli ilan ile kurulduğu, 09/11/2016 tarihli ilan ile şirketin unvanının ... şeklinde tadil edildiği anlaşılmıştır. Şirketin ortaklarının ve yönetim kurulunun davalı gerçek kişiler olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen 22/01/2014 tarihli sözleşmenin rekabet yasağı açısından yapılan incelemede sözleşmenin 5.5 hükmünün “Devreden, Şirketin iştigal konusu kapsamı içinde Şirket'in yazılı muvafakatı ile ancak bir işbirliği ya da lisans ilişkisi çerçevesinde faaliyette bulunmayı bunun dışında Şirket ile rekabet etmeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder. Şirket'e ait ticari, kurumsal, mali ve Şirket'in menfaatlerine halel getirecek her türlü sırları gizli tutacağını işbu sırları hiçbir surette ifşa etmeyeceğini ve ayrıca işbu sözleşmede yazılı hükümlerin taraflar arasında gizli kalacağını, kişilerle işbirliği ve/veya ortaklık yaparak bunları kullanmayacağını kabul eder. DEVREDEN, gizlilik hükümlerine riayet etmezse Şirket'in uğrayacağı tüm zarar ve ziyanlardan ayrıca sorumlu olacağını kabul, beyan ve taahhüt eder. DEVRALAN yönünden tarafların yapmış olduğu devir sözleşmesi de gizlilik hükümlerine tabi olup DEVRALAN'ın gizlilik hükümlerine riayet etmemesi halinde devredenin uğrayacağı tüm zarar ve ziyanlardan DEVRALAN ayrıca sorumlu olacağı kabul, beyan ve taahhüt eder” şeklinde olduğu, taraflar arasındaki Sözleşme m. 5.5'te öngörülmüş rekabet yasağı hükmünün konu bakımından sınırlama içermekle birlikte, yer ve süre bakımından belirtilen sınırlamalara uygun olmadığı, ekonomik özgürlüğün risk altında olduğu ve bu sebeple geçerli olmadığı kanaatine varılıştır.

Haksız rekabet yönünden yapılan inceleme de davacının iddiası davalının ...şeklindeki kullanımlarının haksız rekabet niteliğinde olduğu, davalının kullanımlarının ... (... ...) şeklinde olduğu, ...kullanımının davalıların soy isminin kullanımı şeklinde olduğu, bu nedenle haksız rekabetin oluşmadığı kanaatine varılmıştır.

Markaya tecavüz yönünden ise davacı tarafça davalı aleyhine Çorum 3.AHM'nin 2019/311 Esas sayılı dosyasında açılan hükümsüzlük davasının reddine karar verilerek istinaf ve yargıtay yolundan geçerek kesinleştiği, bu haliyle ... ibaresinin davacı adına tescilli ...markası ile benzer olmadığı ve markaya tecavüz niteliğinde olmadığı anlaşılmakla markaya tecavüz iddiası yönünden markaya tecavüze ilişkin koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.

Ticaret unvanının terkini talebi bakımından davalı adına TPMK nezdinde tescilli markanın ticaret unvanında kullanılmasının herhangi bir tecavüz oluşturmadığı, davacı markası ile davalı markalarının benzemediğine ilişkin kesinleşen hükümsüzlük davasının reddine ilişkin karar da dikkate alındığında davacının ticaret unvanı ile davalının ticaret unvanının birbirinden ayrıştığı kanaatine varılmıştır.

Maddi tazminat talepleri bakımından yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda davalı eylemlerinin taraflar arasında imzalanan haksız rekabet yasağı sözleşmesine aykırı olmadığı TTK'nın 54. Maddesi gereğince haksız rekabete ilişkin koşulların oluşmadığı, marka hakkına tecavüzün ve ticaret unvanının terkinine ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varıldığından maddi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Yapılan yargılama sonucunda davalı eylemlerinin taraflar arasında imzalanan haksız rekabet yasağı sözleşmesine aykırı olmadığı TTK'nın 54. Maddesi gereğince haksız rekabete ilişkin koşulların oluşmadığı, marka hakkına tecavüzün ve ticaret unvanının terkinine ilişkin şartların oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine" karar verilmiştir.

Davacılar Vekili İstinaf Dilekçesinde Özetle;

-pay devir sözleşmesine ilişkin yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, Müvekkili şirket ....A.Ş., 1954 yılından bu yana 120 ülkede 1000’in üzerinde üzerinde ülkede anahtar teslim un, irmik, mısır unu, yem ve tahıl depolama sistemleri kurmuş olup, tahıl proses teknolojilerinde Türkiye’nin en büyük ihracatçısı, dünyada ise en büyük iki firmadan biri konumunda olduğunu, ana iştigal konusu, bu sistemlere ilişkin parçaların üretimi olduğunu, Davalı gerçek kişiler ... ...ve ... ..., müvekkili şirketin eski hissedarları olup, 22.01.2014 tarihinde müvekkili şirkette sahip oldukları tüm paylarını Anonim Şirket Pay Devir ve Satış Sözleşmesi kapsamında müvekkili şirkete ve müvekkili ...’ya devrettiklerini, gerçek kişi davalıların, müvekkili şirkette pay sahibi oldukları ve fiilen görev aldıkları dönemde, şirketin üretim tekniklerine, ticari sırlarına, her türlü know-how’ına ve müşteri portföyüne vakıf olduklarını, bu bilgi birikimi, pay devri sırasında ödenen yüksek pay bedelinin de temel karşılığı olduğunu, davalıların, söz konusu pay devri karşılığında yüksek meblağda bedel elde ettiğini, bunun karşılığı olarak da Sözleşme’nin 5.5. maddesi uyarınca müvekkili şirket ile rekabet etmeyeceklerini açıkça kabul, beyan ve taahhüt ettiklerini, sözleşme’nin 5.5. maddesinde açıkça; devredenlerin, müvekkilinin yazılı muvafakati olmaksızın ancak işbirliği veya lisans ilişkisi çerçevesinde faaliyette bulunabilecekleri, bunun dışında müvekkili şirket ile rekabet edemeyecekleri, müvekkilinin ticari portföyünü, ticari sırlarını, mali ve kurumsal bilgilerini hiçbir surette kullanamayacakları, üçüncü kişilerle iş birliği veya ortaklık yapamayacakları açık ve bağlayıcı şekilde düzenlendiğini, davalıların, bu açık sözleşme hükmüne rağmen, müvekkiline ait markayla aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer ibareleri bilerek ve isteyerek kullanmaya devam ettiğini, müvekkili markasının uzantısı izlenimi yaratan, aynı sektörde, aynı faaliyet alanında ve karıştırılma ihtimali doğuran kullanımlar ile “... ... A.Ş.” unvanlı şirketi kurduklarını, Davalı şirket, müvekkil şirket ile birebir aynı sektörde, aynı faaliyet konusunda ve hatta müvekkilinin Çorum’daki ana fabrikasının tam karşısında faaliyet gösterdiğini,

-Davalı şirketin kurucuları olan ... ...ve ... ..., gerek Sözleşme’ye gerek ilgili mevzuata açıkça aykırı şekilde, müvekkili şirketten edindikleri ticari sırları, üretim bilgilerini ve müşteri portföyünü kullanarak, müvekkilinin üretip piyasaya sunduğu ürünlerin üretimine veya üretim hazırlıklarına giriştiğini; reklam ve pazarlama faaliyetlerine başladıklarını, müvekkilinin yazılı muvafakati, lisans veya işbirliği ilişkisi bulunmaksızın, müvekkili markasına yaklaşan herhangi bir marka kullanımı veya ticari faaliyetin yasak olduğunu, davalıların fiillerinin sözleşmeye ve TTK haksız rekabet düzenlemelerine aykırı olduğunu, sunulu uzman görüşünde; “….Aşağıda gerekçeli olarak da izah edildiği üzere, davalı gerçek kişilerin ve gerçek kişilerce kurulmuş olan davalı şirketin faaliyetleri salt “iş arama ve iş yapma özgürlüğü” olgusu ile açıklanabilecek faaliyetler değildir. Zira burada çalışana getirilmiş bir rekabet yasağı yoktur. Hatta tek başına sadece şirket yöneticilerine getirilmiş bir rekabet yasağı da söz konusu değildir. Somut olayda .... AŞ bünyesinde oluşmuş teknik bilgi, know-how, patent, faydalı model ve telif hakları ile müşteri çevresinin korunması için öngörülmüş bir rekabet yasağı vardır. Hatta -şirketteki pay durumu da dikkate alındığında- kontrolün/işletmenin devredilmesi söz konusudur." dendiğini, mesele sadece belirli kişilere belli bir işte çalışmanın yasaklanmasından ibaret olmadığını, ondan öte bir şirketin haklarının korunması olduğunu, bir şirketin ticari sırlarının, iş ürünlerinin, teknik bilgisinin korunması o şirket için son derece önemli olduğunu, devreden gerçek kişiler -ahde vefa ilkesine aykırı olarak- sözleşmedeki rekabet yasağını bir başka tüzel kişilik (şirket) aracılığıyla ihlal etme yoluna gittiklerinde “şirket” kurumunu kötüye kullanmış olacağını, somut olaya belirli kişilerin belirli bir işi yapma özgürlüğü meselesi üzerinden değil belirli bir şirketin ticarî sırlarının, oluşturulmuş know-how’unun (teknik bilgi) ve müşteri çevresinin korunması cihetinden bakılması gerektiğini, davalı şirketin bir perdeleme görevi görmesine müsaade edilmemesi gerektiğini, Rekabet yasağı, çaba ve masrafla elde edilen bilgi ve imkanların (teknik veya ticari bilgiler, üretim sırları, patent, know-how, müşteri çevresi gibi) o işletmede çalışan veya işletme ile ilişki kuranlar tarafından, kendileri veya işbirliği yapabilecekleri üçüncü kişileri yararına herhangi bir bedel ödemeksizin kötüye kullanılmasını engellemeyi hedeflediğini, mübrez bilirkişi raporlarındaki müvekkil lehine kanaatlerin hükme esas alınmaması gerekçesinin de anlaşılamadığını, Müvekkilinin oldukça spesifik bir sektörde iş yapıyor olması sebebiyle sektörel değerlendirme isabetli olarak yapılabildiğini ancak raporun hükme esas alınmadığını,

-Davalılar ile müvekkili arasında imzalanan pay devir ve satış sözleşmesinin 5.4. maddesi uyarınca davalıların; "“...” adına tescilli veya tescil başvurusu yapılmış olan ticari markalar, hizmet markaları, faydalı modeller, patent, lisans, isim hakları, ticaret veya unvanlar, telif hakları ile bunlara dünyadaki herhangi bir yerde eş değer veya benzer etkiye sahip tüm hakları, müvekkilin yazılı muvafakati olmaksızın hiçbir şart ve koşul altında kullanmamayı; ayrıca ...ile aynı veya benzer iştigal konusu ticari işlerde “...” ismini ve uzantılarını hiçbir surette marka olarak kullanmamayı, bu ibareler üzerinden görsel veya sözsel reklam yapmamayı” açık, kesin ve tartışmaya yer vermeyecek şekilde kabul, beyan ve taahhüt ettiklerini, sadece soyadı üzerinden değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu,

Çorum’da davalılara karşı ikame ettikleri marka tecavüzü davalarının eksik inceleme ve hatalarla dolu bir bilirkişi raporu ile haksız olarak karara çıktığını ve devamında ne istinaf mahkemesinde ne de temyiz mahkemesinde hiçbir şekilde itirazları incelenmeden jet hızıyla bir yıldan kısa bir sürede (istinaf ve temyizde inceleme süreleri toplamda yaklaşık 4-5 yıl olmasına rağmen) kesinleştiğini, davadan çıkan haksız karar bir yana işbu davalarında da ısrarla marka tecavüzü incelemesinden ziyade müvekkili markasına yakınlaşmanın diğer haksız rekabet unsurlarıyla birlikte değerlendirilmesi talep edilse de maalesef sayın yerel mahkemenin sınırlı bakış açısı sebebi ile iddialarının hakkaniyetli olarak değerlendirilemediğini, ayrıca seri markaya ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı pek çok Yargıtay kararı bulunduğunu, karıştırılma ihtimali değerlendirmesi yapılırken ortalama tüketicinin ilk izlenimi esas alındığını, “...” ibaresinin, başlı başına müvekkiline ait “...” markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal açıdan yüksek derecede benzerlik taşıdığını; buna ek olarak “... ...” ibaresinin tali unsur olarak kullanılması, markalar arasındaki benzerliği daha da kuvvetlendirmekte ve ortalama tüketici nezdinde müvekkilinin seri markası izlenimini doğurduğunu, “... ...” ibaresi ile doğrudan müvekkili “...” markalarına yönlendirme yapılmakta olup tüketiciyi müteşebbisin kaynağı bakımından yanılttığını, karıştırılma ihtimalini değil, aynı zamanda müvekkilinin yıllar içerisinde oluşturduğu ticari itibar, güven ve tanınmışlıktan haksız şekilde yararlanma sonucunu da doğurduğunu, mahkemece davalıların kendi isim ve soyadlarını kullandıkları gerekçesiyle söz konusu kullanımın haksız rekabet teşkil etmediği yönünde varılan kanaat, hem sözleşmenin açık hükümlerine hem de marka ve haksız rekabet hukukunun temel ilkelerine açıkça aykırı olduğunu,

-davalıların yalnızca “...” ibaresine sonradan “... ...” eklemesiyle değil, bizzat asli unsur olarak tercih ettikleri “...” ibaresiyle dahi, müvekkiline ait “...” asli unsurlu markalar ve ticaret unvanı ile açık şekilde iltibas yaratacak, müşteriler nezdinde kolaylıkla karıştırılabilecek bir ticari unvan seçtiklerini, davalı gerçek kişiler tarafından kurulan davalı şirketin kuruluş unvanı başlangıçta “...Anonim Şirketi” iken, daha sonra bilinçli şekilde iltibas yaratmak amacıyla 09.11.2016 tarihinde unvan “... ...Anonim Şirketi” olarak değiştirildiğini,, müvekkili şirketin 1984 yılından bu yana marka hakkına da sahip olduğu “...” ibaresiyle başlayan ticaret unvanı ile açık bir iltibas meydana getirildiğini, tüketici nezdinde yanıltıcı bir itibar oluşturulmaya çalışıldığını, müvekkilin yıllar içinde oluşturduğu ticari itibarından haksız şekilde yararlanılması amaçlandığını, Davalı şirketin, müvekkili şirketin onlarca yıla dayanan emek, bilgi birikimi ve tecrübesi sonucu ortaya koyduğu iş ürünlerini, hukuka aykırı yollarla elde ettiği ticari sırları ve teknik bilgileri kullanarak üretmekte veya üretime hazırlanmakta olduğunu, davalı şirketin müvekkili şirketin tanınmışlığından ve yıllar içinde oluşturduğu ticari itibardan bilinçli şekilde yararlanma iradesini açıkça ortaya koyduğunu, Müvekkili şirketin fabrikasının tam karşısına kurulan davalı şirketin, gerek ticaret unvanı, gerek markasal kullanımları, gerekse fiziki konumu itibarıyla tüketiciyi yanıltma ve müvekkili ile arasında bağlantı bulunduğu izlenimini yaratma kastı ile hareket etmekte olduğunu, davalı şirketin iltibas yaratan ticaret unvanının terkini ile birlikte, müvekkili markasına yaklaşan tüm markasal kullanımlarının da derhal durdurulması gerektiğini,

-Mahkemenin, markaya tecavüz yönünden yaptığı değerlendirmede; davacı tarafından davalı aleyhine Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/311 Esas sayılı dosyasında açılan hükümsüzlük davasının reddedildiğini, söz konusu kararın istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleştiğini gerekçe göstererek, “...” ibaresinin davacı adına tescilli “...” markası ile benzer olmadığı ve bu nedenle markaya tecavüz koşullarının oluşmadığı kanaatine vardığını, mahkemenin bu değerlendirmesinin, somut olayın özellikleri, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki, haksız rekabete ilişkin yasal düzenlemeler ve yerleşik Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirildiğinde eksik ve hatalı olduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nun “Dürüstlük Kuralına Aykırı Davranışlar, Ticari Uygulamalar” başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında; kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri ve faaliyetleri hakkında yanıltıcı açıklamalarda bulunmak, başkasının malları, iş ürünleri ve faaliyetleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak, rakibinin tanınmışlığından haksız şekilde yararlanacak biçimde karşılaştırmalar yapmak gibi fiiller açıkça haksız rekabet halleri arasında sayıldığını, davalılar tarafından “...” ibaresi ile gerçekleştirilen markasal ve ticari kullanımların, müvekkiline ait “...” markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzerlik taşıdığını, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde gerçekleştirdikleri marka tescil başvurularından da müvekkilinin hâlihazırda tescilli ve sektörde tanınmış markalarına bilinçli şekilde yaklaşmış; aynı renkleri, benzer unsurları ve ayırt ediciliği zayıflatacak şekilde asli unsurları kullanarak başvurularını tescile konu etmiş olduğu açıkça görüldüğünü, Yargıtay kararlarında, uygulamada haksız rekabetin en çok rastlanan şeklinin, iltibasa meydan vermek suretiyle başkalarının emek ve masrafıyla elde ettiği haklı şöhrete ortak olmak olduğu, iltibasın varlığı için normal ve orta seviyedeki bir alıcının aldanıp aldanmayacağının esas alınacağı ve haksız rekabet için iltibas tehlikesinin bulunmasının dahi yeterli kabul edileceğinin açıkça ifade edildiğini, davalı kullanımlarının müvekkili ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, en azından iltibas tehlikesi dahil olmak üzere halk nezdinde ciddi bir karıştırılma ihtimali bulunduğunu, bu nedenle söz konusu markanın kullanımı ve davalı faaliyetleri neticesinde haksız rekabetin gerçekleştiği ve müvekkilinin ticari itibarının zarar gördüğünü, TTK hükümlerine göre davalıların, hem tacir olmanın getirdiği basiret yükümlülüğüne hem de daha önce kendi iradeleriyle akdettikleri pay devir sözleşmesine açıkça aykırı davrandığını, müvekkilinin yıllar içinde edinmiş olduğu bilinirlik, tanınmışlık ve güven unsurundan yararlanmak suretiyle haksız kazanç elde etmeye yöneldiklerini, bu tür haksız kazançların ve dürüstlük kuralına aykırı rekabetin önüne geçtiğini, kurulan hükmün, hem marka hukuku hem de TTK’nın haksız rekabete ve tacirin yükümlülüklerine ilişkin açık düzenlemelerine aykırı olduğunu,

-ticaret unvanının terkini talebi bakımından yaptığı değerlendirmede; davalı adına TPMK nezdinde tescilli markanın ticaret unvanında kullanılmasının herhangi bir tecavüz oluşturmadığını, davacı markası ile davalı markalarının benzemediğine ilişkin kesinleşen hükümsüzlük davasının reddine dair karar da dikkate alındığında, davacının ticaret unvanı ile davalının ticaret unvanının birbirinden ayrıştığı kanaatine vardığını, ancak davalı, şirket kuruluşunda başlangıçta farklı bir ticaret unvanı kullanmış olmasına rağmen, daha sonra bilinçli şekilde ticaret unvanı değişikliğine giderek müvekkiline ait “...” ibaresine açıkça benzerlik arz eden “...” ibaresini ticaret unvanının asli unsuru hâline getirdiğini ve bu unvan altında ticari faaliyetlerini sürdürmeye başladığını, müvekkili ile aynı sektörde ve aynı ticari faaliyet alanında faaliyette bulunması, tüketici nezdinde açık bir karıştırılma ihtimali doğurmakta; müvekkilinin yıllar içinde oluşturduğu ticari ün ve itibardan faydalanma amacını da açıkça ortaya koyduğunu, müvekkili tarafından davalılara karşı açılan ve İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2022/36 Esas sayılı dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporunda; ticaret unvanı, faaliyet alanı ve adres benzerliği yönünden iltibas ve karıştırılma ihtimalinin ayrıntılı şekilde değerlendirildiği, davalıların müvekkilinin faaliyet alanıyla tamamen aynı alanda şirket kurdukları, müvekkilinin bulunduğu şehir ve yerleşim yerinde benzer bir konumda faaliyet gösterdikleri, ticaret unvanlarında müvekkilinin markasını açık şekilde çağrıştıran ibareleri kullanarak sektörde rekabet etmeye çalıştıkları tespit edildiğini, Bilirkişi heyeti, bu kullanım ve konumlanma biçiminin üçüncü kişiler nezdinde şirketlerin birbiriyle bağlantılı olduğu veya aynı ticari teşebbüs içinde yer aldığı izlenimini güçlü biçimde doğurduğunu ve bunun davalılar tarafından haksız kazanç elde etmeye yönelik bir davranış olduğu sonucuna vardığını, marka değerlendirmeleri neticesinde haksız rekabet hususunda neredeyse hiç değerlendirme yapılmadığını, işbu davanın konusu marka tecavüzü olmayıp sayın yerel mahkemeye genel durumun içinde bir ihlal olarak marka yakınlaşması da verildiğini, Sözleşme maddesi yanında müvekkilinin TTK haksız rekabet maddeleri uyarınca da korunması gerektiğini,

-Tarafların dış ticaret unvanlı şirketleri arasında görülen davadan alınan raporlarda aynı konular üzerinde bambaşka kanaatler ortaya konduğunu, birleştirme taleplerinin reddedildiğini, İstanbul 4. Fikri Sınai Haklar Mahkemesi 2022/36 E. Sayılı dosyasında tanzim edilen raporda davalı firma tarafın kullanmış olan ... markası ile davacı firmaya ait ...markasının karıştırıldığı, davalı tarafın yapmış olduğu sözleşmeler, kataloglar ve e-mail yazışmalarında ...markasının ön plana çıkardığı kanaatine varıldığını, 2022/36 E. Sayılı dosyadan tanzim edilen son raporda;"...Pay Devir Sözleşmesi’nden kaynaklanan rekabet yasağı bakımından ise yapılan değerlendirmelerde söz konusu yasağın süre, coğrafya ve kapsam yönünden sınırsız olduğu görülmekle birlikte işçi-işveren ilişkisine değil, eşit paya sahip ortaklar arasındaki bir şirket devrine dayalı olduğu için TBK m.27 kapsamında geçersiz sayılamayacağı ifade edilmiştir. Haksız rekabet ve karıştırılma ihtimali yönünden yapılan değerlendirme kapsamında ise davalıların aynı sektörde, aynı şehirde ve davacı şirketin tam karşısında faaliyet göstermelerinin; benzer ticaret unvanı ve organik bağlarıyla birlikte düşünüldüğünde, üçüncü kişilerde şirketler arasında bağlantı olduğu izlenimini kuvvetle doğurduğu ve bunun haksız rekabet niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Heyet, davalıların davranışlarının dikkat seviyesi yüksek alıcı kitlesi bakımından dahi ciddi karıştırılma ihtimali yarattığını ve davalıların bu durumdan ekonomik menfaat sağlamaya çalıştığı kanaatinde olduklarını tekrar etmişlerdir. Marka yönünden yapılan değerlendirmede ise dava dışı ...’ya ait ... numaralı “...” markasının tescilli olması, kök raporda yer verilen fiili kullanım tespitlerini değiştirecek nitelikte görülmemiştir. İncelemenin fiili markasal kullanımlar üzerinden yapıldığı, bu kullanımların davacı ...markasına yaklaşan ve çağrıştıran nitelikte olduğu yönündeki önceki değerlendirmelerin aynen korunmuş olduğu " belirtilmiştir, aynı dava konusu ve veriler bakımından bu kadar farklı kanaatlerin hasıl olması ve çelişkili raporların meydana gelmesi dahi işbu davanın 2022/36 sayılı dosyayı beklemesi ya da dosyaların birleştirilmesi gerekliliğini gösterdiğini, ayrıca dış ticaretler arasındaki mali incelemenin önemi ve işbu davayı da etkileyeceği defaatle dile getirdiklerini, bu maddi olgular, bilirkişi tespitleri, doktrinsel görüşler ve yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından kullanılan ticaret unvanının, müvekkili markası ve ticaret unvanı ile açık biçimde iltibas oluşturduğu, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yarattığı ve bu suretle müvekkilin ticari itibarından haksız şekilde faydalanıldığı tartışmasız olduğundan kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar Vekili İstinafa Cevap Dilekçesinde Özetle;TTK 56 ve 58. Madde kapsamında, haksız rekabet sebebiyle zarara uğradığını iddia edenlerin bu madde de belirtilen taleplerde bulunabilecekleri düzenlendiğini, aynı kanunun 60. Maddesi ise 56. Maddede yazılan davaların zamanaşımı sürelerini düzenlediğini, anılan madde metni ise ; "MADDE 60- (1) 56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar." demek suretiyle zamanaşımı süresini düzenlediğini, Müvekkillerinin haksız rekabet oluşturacak bir eylemde bulunmamış olsalar da kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının iddiasının bir an için doğru olduğunun varsayılması halinde dahi davacının iddia ettiği haksız rekabet oluşturacak tüm eylemler zamanaşımına uğradığını, Davacı yan dava dilekçesinde fabrikanın tam karşına davalı şirketin kurulduğunu beyan ettiğini, bu şirket ve tesis kurulmaya başlandığı gün itibariyle görülebilecek, öğrenilebilecek durumda olduğunu, yani şirketin kurulmasını müteakiben 4 yıl sonra davacı yanın bu şekilde haksız rekabet iddiasında bulunması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacı tarafın; işyerinin tam karşısında kurulan davalı şirkete uzun yıllar sessiz kaldıktan sonra dava açmasının "venire contra factum proprium" yani çelişkili davranma yasağı ilkesine daha açık anlatımla TMK 2. maddede düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranış olduğunu, davalı müvekkillerinden "... ... .... A.Ş", 16.01.2014 yılında tescil edilerek 23.01.2014 tarihinde ilan olunduğunu, bu tarihten 09.11.2016 tarihine kadar da aynı isim ile faaliyetini sürdürdüğünü ve anılan tarihte isim değişikliği yaparak ismini "... ... .... A.Ş" olarak değiştirdiğini, Davacı da bu durumu en başından hatta isim değişikliğinin ilanından çok önce dahi bildiğini, davacı şirketin çalışanı ...' ün davalılardan ... ...' ya 30.09.2016 tarihinde attığı mail bulunduğunu, Davacı yanın, davalılar ile iş birliği yapma amacı ile ... ...'ya ait ""...@....com" mail adresine sözleşmeyi gönderdiğini, davalı şirket ismini ve markasını bildiklerini gösterdiğini, taraflar arasında 22.01.2014 tarihinde imzalanan Anonim Şirket Pay Devir ve Satış Sözleşmesi' nin 5.4 maddesinde yer alan "Haksız Rekabet" hükümlerinin geçerliliği bulunmadığını, Müvekkilleri ... ...ve ... ...'nın sıfatı; davacı şirketin hissedarları olması sebebiyle "yönetim kurulu üyesi" olduğunu, Müvekkilleri ... ve ...'in; sözleşme gereğince davacı şirketteki hisselerini devretmeleri ile davacı şirket ile olan iç ilişkileri tamamen sona erdiğini, yönetim kurulu üyelikleri son bulan şirket yöneticilerinin şirket ile rekabetine ilişkin özel bir hüküm bulunmaması sebebiyle; TBK 444, 445 ve TTK 123. maddelerinin kıyasen uygulanması, rekabet yasağı sözleşmesinin sınırlarının; genel hükümler çerçevesinde Anayasa, TMK ve TBK hükümleri çerçevesinde çizilmesi gerektiğini, Dava konusu olan; pay devir ve satış sözleşmesi içeriğinde rekabet sözleşmesi hükümleri de akdedilmiş ancak rekabet ile ilgili bir süre kısıtlaması yapılmadığını, bir sözleşmenin hukuka veya ahlaka aykırı olup olmadığı tespit edilirken; bu sözleşmenin konusu, kapsamı ve süresi göz önüne alınması gerektiğini, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için; "yer" , "zaman" ve "konu" bakımından sınırlarının çizilmesi gerektiğini, aksinin TBK 23 ve 27. Maddeye aykırı olacağını, kişinin ticaret yapma özgürlüğünü tamamen kaldıracak nitelikteki bir yasaklama, rekabet yasağı içeren hükümlerin konuluş amacını aşacağını, sözleşmenin rekabete ilişkin hükümlerinin; müvekkillerinin ekonomik geleceğinin hakkaniyete aykırı olacak şekilde tehlikeye düşürecek nitelikte olması, aynı iştigal konusunda faaliyette bulunma, iş yapma ve çalışma özgürlüğünden vazgeçecek nitelikte olması sebebiyle Anayasa 167, Anayasa 48, TBK 23/2 ve TBK 27/1 maddeleri gereğince geçersiz olduğunu, Rekabet sözleşmelerinin süresi ile ilgili TTK 123/1 kapsamında düzenlenen acentelik sözleşmesi sonrası rekabet yasağı anlaşmasının sınırları kıyasen uygulansa dahi bu süre 2 yıl olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi' nin yerleşik içtihatları doğrultusunda da; taraflar arasında geçerli olduğu öne sürülen sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin hükümlerinin "coğrafi alan", "faaliyet alanı" ve "süre" yönünden hiçbir şekilde kısıtlanmadığı, sözleşmenin müvekkillerin çalışma hürriyetinin ve ekonomik özgürlüğünü açıkça kısıtladığını, taraflar arasındaki haksız rekabete ilişkin sözleşme hükmü geçersiz olup, taraflar için sonuç doğurucu nitelikte olduğunu, alınan 05.04.2024 tarihli bilirkişi raporunda" Taraflar arasındaki Sözleşme m. 5.5’te öngörülmüş rekabet yasağı hükmünün konu bakımından sınırlama içermekle birlikte, yer ve süre bakımından belirtilen sınırlamalara uygun olmadığı, ekonomik özgürlüğün risk altında olduğu ve MK 23/2 hükmüne göre değerlendirilerek geçerli olmadığı; görüş ve kanaatine varıldığını,Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22.10.2020 tarih ve 2019/311 E. 2020/215 K. Sayılı ilamı ile davacı yanın "..." ibareli markası ile müvekkilin "..." ibareli markasının benzer olmadığına, iltibas yaratmadığına ve davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.03.2021 tarih ve 2021/3184 E. 2022/7071 K. Sayılı ilamı ile anılan karar onandığını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile "..." ibareli markanın "..." markası ile benzer olmadığı ve müvekkilinin markasını aynen kullanmasının hukuka uygun olduğu da tespit edildiğini, müvekkili şirketin tescilli markasını ticaret unvanında kullanması hususunda, Yerel Mahkeme dosyasında alınan 05.04.2024 tarihli raporda özetle " Dava dilekçesinde, davalı şirket unvanında “...” ibaresini kullanılmasının davacının daha önceki tarihte tescil edilmiş olan “...” esas unsurlu markası ile benzer olduğunu; davalıların markaya tecavüzünün bir başka tezahürünün de davalı şirket unvanı olduğunu belirterek de davalı şirket unvanından “...” ibaresinin terkinini talep etmektedir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz üzere, davalıya ait “...” esas unsurlu markaların davacının “...” esas unsurlu markaları ile benzerlik taşımadığı hususu kesinleşen Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.12.2020 tarih 2019/311 E. 2020/215 K. sayılı kararı ile tespit edilmiş olduğundan, davalıların markaya benzerlik iddiasıyla davalı şirket unvanından “...” ibaresinin terkini koşulları SMK uyarınca bulunmamaktadır. " şeklinde görüş ve kanaatte bulunulduğunu, Davacı yanın halihazırda bu konuda kesinleşmiş bir mahkeme ilamı bulunmasına rağmen aynı istemi üçüncü kez dava konusu yapması ve istinaf başvurusunda bulunması da kötü niyetli olduğunu, Birleştirme talep edilen dosyalarda tarafların aynı olmadığını, iki ayrı davaya ilişkin birleşme kararı verilebilmesi için en temel unsurun eksik olduğunu, birleştirme talep ettiği Yerel Mahkeme dosyası 2019 yılında ikame edilmiş olup, İstanbul 4. FSHHM 2022/36 E. sayılı dosyası ise 2022 yılında İkame edildiğini, İstanbul 4. FSHHM 2022/36 E. sayılı dosyasın da ise henüz deliller toplamadığını, hükme esas teşkil edecek bir rapor dahi tanzim edilmediğini, yargılamanın son safhasına kadar birleştirme talebinde bulunmayan davacıların Yerel Mahkemenin sözlü yargılama safhasına geçmesi sonrası İstanbul 4. FSHHM’nin 2022/36 E. Sayılı dosyasında birleştirme talebinde bulunması ve Yerel Mahkeme dosyasının da da bu kararı bekletici mesele yapmasına ilişkin talepte bulunmaları yargılamayı uzatma saiki ile hareket ettiklerinin açık bir ispatı olduğunu, davacı yan; müvekkillerinin, geçerliliği dahi olmayan sözleşmeye aykırı olarak haksız bir şekilde şirket kurdukları ve haksız rekabet ihtiva eden eylemlerde bulunduklarına ilişkin soyut iddialarını ispatlayamadığını, ticari unvanının terkinin mümkün olmadığını, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava; davalının ticaret unvanının terkini, haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi, haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz nedeniyle uğranılan zararın tazminin gerekip gerekmediğine ilişkindir.

İstanbul 4 Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2022/36 esas sayılı dosyasının UYAP üzerinden mahkemeye gönderildiği, yapılan incelemede davacı ...makina, ...dış ticaret ve ... tarafından ... dış ticaret ve ... ...aleyhine haksız rekabet ile marka hakkına tecavüzün tespiti ve tazminat davasının açılmış olduğu dosyanın halen derdest olduğu anlaşılmıştır.

Çorum 3 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/311 esas sayılı dosyasının UYAP üzerinden mahkemeye gönderildiği, yapılan incelemede ...makina tarafından ... ... aleyhine hükümsüzlük davası açıldığı, davanın TPMK nezdinde davalı şirket adına tescilli bulunan ...tescil numaralı ... ibareli marka ile ... tescil numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediğine ilişkin olduğu, dosyanın kanun yolundan geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.

Çorum 2 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/24 Esas sayılı dosyasının Uyap sistemi üzerinden mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır.

Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 22/01/2014 tarihli olduğu, ... ..., ... ...ve ... ...'nın devreden olduğu, devralanın ... ...ile .... İsimli şirket olduğu, sözleşme gereğince devredenlerin şirketteki hisselerinin devralanlara devredildiği, sözleşmenin 5.4 ve 5.5 maddelerinde haksız rekabet yasağının düzenlendiği anlaşılmıştır.

08/02/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle Davalı tarafından düzenlenen 882.176,02 YL bedelli 4 adet faturayı, hem davacının hede davalının ticari defterlerine kaydettiği, bu nedenle malın tesliminin gerçekleştiği, 4 adet faturada gösterilen ve teslimi gerçekleşen mal bedellerinin; davalının muhasebe kayıtlarına göre ödenmediği, davacının kayıtlarında ise borcun yurt içi ve yurtdışı alacaklarına mahsup edilmek suretiyle ödendiği, Dava konusu alacak/borcun ödendiğine dair belgelerin ( banka dekontu, temlik sözleşmesi, ibraname v.b. ) dava dosyasında bulunmadığı ve bilirkişiye sunulmadığı Sayın Mahkemenin ara kararında bilirkişiden tespitini istediği “davacıya ait müşteri pörtföyünden davalı firmaya herhangi bir geçişin bulunup bulunmadığı, bu unvan değişikliği sonrasında davacının bahse konu ünvanla yapmış olduğu ticari ilişkilerden kaynaklı olarak elde etmiş olduğu net gelirin ( SMK 151/2-b kapsamında) ne olduğu” hususlarında tespit yapılmasının duruşma gününden önce zaman açısından mümkün olmadığı, zira davalının ve davacının 2014,2015,2016,2017,2018,2019,2020 defterlerinin binlerce sayfa olduğu, bu nedenle bilirkişiye ek süre verilmesi gerektiği , Ek süre verilmesi durumunda, incelemenin binlerce sayfa ticari defterler üzerinde yapılacak olması dikkate alındığında 2.000,00 TL ücretin çok düşük kaldığı, bilirkişi ücretinin harcanan ve harcanacak emek ve mesainin dikkate alınarak artırılması" kanaatini bildirmiştir.

23/06/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle: Davalı ile davacı arasında ticari ilişki olduğu, davalı tarafından düzenlenen 882.176,0TL bedelli 4 adet faturayı, hem davacının hem de davalının ticari defterlerine kaydettiği, bunedenle malın tesliminin gerçekleştiği, 4 adet faturada gösterilen ve teslimi gerçekleşen mal bedellerinin; davalının muhasebe kayıtlarına göre ödenmediği, davacının kayıtlarında ise borcun yurt içi ve yurtdışı alacaklarına mahsup edilmek suretiyle ödendiği, Dava konusu alacak/borcun ödendiğine dair belgelerin ( banka dekontu, temlik sözleşmesi, ibraname v.b. ) dava dosyasında bulunmadığı ve bilirkişiye sunulmadığı, Davalının unvanının 03.11.2016 Tarihinde değiştiği, unvan değişikliği öncesinde ticaret hacmin olmadığı, sonrasında ticari hâsılatın gerçekleştiği, davalının 2014- 2015-2016 yıllarında yatırım aşamasında olduğu ve satış hasılatı yapmadığı, 2016 yılının son aylarında üretime başlandığı, ... ... .... A.Ş ünvanıyla 28.12.2016 Tarihinde ilk ürün satışının gerçekleştiği ve ilk satışın davacıya yapıldığı, Tarafların ortak müşteri sayısının sadece 5 adet olduğu, tarafların ticari hâsılatları ve ticaret hacimlerine göre, ortak müşteriler ile yapılan ticaret hacimleri oldukça düşük kaldığı,"kanaatini bildirmiştir.

05/04/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle: "Taraflar arasındaki Sözleşme m. 5.5'te öngörülmüş rekabet yasağı hükmünün konu bakımından sınırlama içermekle birlikte, yer ve süre bakımından belirtilen sınırlamalara uygun olmadığı, ekonomik özgürlüğün risk altında olduğu ve MK 23/2 hükmüne göre değerlendirilerek geçerli olmadığı, Haksız rekabete ilişkin yukarıda detaylı olarak değerlendirilen iddiaların somut delillerle ispatlanamaması karşısında davalı tarafın eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediği, “...” esas unsurlu markaların 07. sınıf dahil olmak üzere muhtelif sınıflarda davacı şirket adına tescilli olduğu, “...” esas unsurlu markaların 07. sınıf dahil olmak üzere muhtelif sınıflarda davalı şirket adına tescilli olduğu, davacı şirketin davalı şirket aleyhine açtığı markanın hükümsüzlüğü davasında Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 22.12.2020 tarih 2019/311 E. 2020/215 K. sayılı kararı ile, davalı şirketin ... no.lu ... ve ... nolu ... markalarının davacı şirketin "..." esas unsurlu markaları ile benzer olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davalı şirketin halihazırda adına tescilli olan ... no.lu ... markasını aynen kullanmasının hukuka uygun olduğu ve marka hakkına tecavüz koşullarının olmadığı, Taraf şirketlerin ticaret unvanlarının ek unsuru aynı olmadığı gibi karışıklık yaratacak bir benzerlik de bulunmadığından davalı şirket unvanının TTK uyarınca terkini koşullarının olmadığı, dava dilekçesinde, davalıların markaya tecavüzünün bir başka tezahürünün de davalı şirket unvanı olduğunu belirterek davalı şirket unvanından “...” ibaresinin terkinini talep edilmişse de davalıya ait “...” esas unsurlu markalarla davacının “...” esas unsurlu markalarının benzer olmadığı hususu kesinleşen Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 22.12.2020 tarih 2019/311 E. 2020/215 K. sayılı kararı ile tespit edilmiş olduğundan, SMK uyarınca davalı şirket unvanından “...” ibaresinin terkini koşullarının olmadığı"na dair kanaatlerini bildirmişlerdir.

23/09/2024 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle: "... makinesi üretim işinin oldukça niş bir sektör olduğu, davacı ...ile neredeyse eşleştiği, ilk akla geldiği ve yurtdışında büyük bir pazar payı olduğu, davacı ...Firması tarafından oldukça komplike ve işçiliği yüksek ... tasarımlarının yapıldığı, davacının iddiaları uyarınca yapılan değerlendirme ile davalıların rekabete aykırılık gerçekleştirmeden ... üretim ve pazarlama konusundaki tecrübelerini başka bir alanda kullanabileceği, bu haliyle ...Firmasının sektörel tanınmışlığından haksız bir yararlanma olduğu mütalaa edilmektedir. Yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, firmada mevcut ... ve ekipmanların, fabrikada tekrar yerinde tespiti yapılarak incelemesi gerektiği kanaatine varıldığı, davacı tarafın kök raporumuzdaki rekabet yasağı ve haksız rekabete ilişkin açıklamalara karşı beyan ve itirazları değerlendirilmiş olup Sayın Mahkeme tarafından davacının iddia ettiği üzere davalı taraf müşterilerinin, davalı tarafından davacının müşteri listelerinin kullanılmak suretiyle edinildiği kanaatine ulaşılması halinde TTK 55/1/c kapsamında haksız rekabetin mevcut olduğu sonucuna ulaşılabileceği, öte yandan diğer itirazlar bakımından itirazların kök raporumuzda vardığımız sonuçlarda değişiklik yapılmasını gerektirecek nitelik taşımadığı, davacı tarafında kök raporumuzdaki marka hakkına tecavüz ve ticaret unvanının terkini ilişkin açıklamalara karşı beyan ve itirazları değerlendirilmiş olup, söz konusu itirazların kök raporumuzda vardığımız sonuçlarda değişiklik yapılmasını gerektirecek nitelik taşımadığı"na dair kanaatlerini bildirmişlerdir.

Davacı tarafça, davacılardan ... ile davalı gerçek şahıslar arasından 22/01/2014 tarihinde anonim şirket pay devir ve satış sözleşmesi imzalandığı, gerçek kişi davalıların bu sözleşme uyarınca davacı şirkette hisselerini İsmail'e devrettikleri davalıların bu sözleşmeden sonra davalı şirketi kurduklarını, ve şirketin merkezinin tam karşısına aynı işlerde faaliyet gösteren davalı şirketi kurdukları, haksız bir şekilde davacı markası ile iltibas yaratacak ... markasını tescil ettiklerini belirterek davalı eylemlerinin taraflar arasında imzalanan sözleşmeye aykırılık teşkil etiği, ayrıca marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet niteliğinde olduğunu belirterek açılan davanın kabulünün talep edildiği, taraflar arasındaki pay devir sözleşmesi incelendiğinde, davalılara getirilen yasağın, şirketin teknik bilgisi kullanması, ticari sırlarını kullanmasına yönelik getirilmiş bir yasak olduğu, tarafların davacı şirkette ortak oldukları, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisinden ziyade ortaklıktan kaynaklı ticari ilişki bulunduğu, bu nedenle pay devir sözleşmesinde konu, kapsam, süre bakımından getirilen sınırlamaların genel işlem koşullarına aykırılık oluşturmadığı, tarafların bedel karşılığı davacı şirketten ayrıldıklarından getirilen sınırlamanın çalışma hürriyetine ilişkin olarak getirilen bir sınırlama olarak değerlendirilemeyeceği, sözleşmenin 5.5 hükmünde de, Devreden, Şirketin iştigal konusu kapsamı içinde Şirket'in yazılı muvafakatı ile ancak bir işbirliği ya da lisans ilişkisi çerçevesinde faaliyette bulunabileceğinin de düzenlendiği, bunun da çalışma hürriyeti sınırını genişlettiği, her ne kadar "...” ibaresinin, davacıya ait “...” markasına tecavüz etmediğine ilişkin olarak yapılan Mahkeme değerlendirilmesinde aykırılık bulunmamış ve Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/311 Esas sayılı dosyasında açılan hükümsüzlük davasının reddedildiği, söz konusu kararın istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleştiği, “...” ibaresinin davacı adına tescilli “...” markası ile benzer olmadığı ve bu nedenle markaya tecavüz koşullarının oluşmadığının kesinleşmiş Mahkeme kararı gereği, iş bu dosya yönünden de bağlayıcı olması nedeniyle, bu hususun iş bu dosyada tartışılamayacak ve marka hakkına tecavüzden kaynaklı haksız rekabet oluşmayacak ise de, TTK 'dan kaynaklı haksız rekabet hükümleri değerlendirildiğinde taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak, davalıların aynı sektörel işi, aynı çevrede yaptıkları, davalı markasına ek olarak “... ...” ibaresinin tali unsur olarak kullanılmasının TTK anlamında tüketicinin aynı iş kolu ile yanıltmasına yol açacağından ve davacı şirketin uzun yıllara dayanan iş tecrübesi ve ticari itibarı nedeniyle haksız şekilde yararlanma sonucuna da neden olacağı, davacı şirketin fabrikasının, davalı şirketin kurulduğu çevrede bulunması aynı hizmet kolunda faaliyet göstermeleri ve sözleşme hükümlerinin açıklığı nedeniyle tüketicinin yanılabileceği, eski ortaklar olmaları ve hizmet sektörünün spesifik olması nedeniyle üçüncü kişilerde şirketler arasında bağlantı olduğu izlenimini doğurabileceği bu nedenle TTK hükümlerine göre haksız rekabet oluşturduğunun kabulü ile TTK 52. Maddesine göre ticari dürüstlüğe aykırı kullanım nedeniyle ticaret unvanının terkini de gerekmekle, davalının tazminat istemine yönelik hesaplama yapılması gerekirken, aksi gerekçe ile karar verilmiş olduğundan Mahkemece verilen kararın 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacılar vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;

2-İstanbul .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin .../07/2025 tarih, 2019/.... E. 2025/... K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-İstinaf yasa yoluna başvuran Davacılar tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,

5-Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,

6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 21/05/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/122, K. 2026/895, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-122-e-2026-895-k-0daf8d6facd4