Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1001 E. 2026/1053 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1001
Karar No
2026/1053
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/1001 Esas

KARAR NO:2026/1053

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:27/11/2025

NUMARASI:2025/574 Esas, 2025/1028 Karar

DAVANIN KONUSU:İFLAS (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177))

KARAR TARİHİ:09/07/2026

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile davalı ... arasında ada ve parsel numaraları verilen birtakım taşınmazlar üzerinden gerçekleştirecekleri projeler aracılığıyla kar elde etmek amacıyla adi ortaklık ilişkisini düzenleyen 21.07.2022 tarihli sözleşme akdedildiğini, sözleşme kapsamında karın %50 oranında dağıtılacağını, davalı şirketin sahiplik oranının da yine %50 olarak belirlendiğini, tarafların taşınmazları ayni sermaye yoluyla ...'e getirmesi ve ... şirketinin esas sermaye miktarı artması ile ... ve ...'un ... şirketi üzerindeki hisse oranının ... %71,55 ve ... %28,45 olacak şekilde değiştiğini, ...'un ...'a 905.514 adet hisseyi devretme borcu doğduğunu, davalı ... tarafından devir işlemlerinin gerçekleştirilmediğini, şirkete ayni sermaye getirme sürecinin tamamlanmasından hemen sonra müvekkili ...'ın Ortaklık Sözleşmesi kapsamında kararlaştırılan proje olan taşınmazların geliştirilmesi işine koyulduğunu, bu minvalde müvekkili tarafından taşınmazların bakım, onarım ve tadilatların gerçekleştirilmesi amacıyla gerekli inşa faaliyetlere hız kesmeden başlanıldığını, davalı ... un şahsi işlerine ağırlık vermesi sebebiyle hiç bir adın atmadığını ve maliyetlere katlanmadığını, tüm yükümlülüğün müvekkilinin üstüne kaldığını, ... şirketinin tüm sermayesi taşınmazlar olduğundan naktinin bulunmadığını, hal böyle olunca müvekkilinin ... şirketine toplamda 500.000 USD borç para vermek suretiyle projeyi sürdürdüğünü, bu nedenle halihazırda ... şirketinin ortağı olan müvekkiline 500.000 USD borçlu durumda olduğunu, bunun yanı sıra Bodrum belediyesi mali Hizmetler Müdürlüğü tarafından ...'e ödeme emri gönderildiğini, ... tarafından 50.664,39 TL tutarında arazı vergisi, bina vergisi, tabiat kültür varlıklarını koruma payı ile çevre temizlik vergisinin dahi ödenmediğini, bu durumun cüzi bir miktarı ödemekten eciz olan ...'in ödemelerini tatil ettiğini gösterdiğini, müvekkilinin alacağının Haziran 2024 yılına dayandığını, aradan geçen sürede ... şirketi tarafından müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, yine ...'in ödemekle yükümlü olduğu vergileri dahi ödememesi ve şirket aleyhine amme alacakları için takibe geçilmiş olmasının açık bir şekilde şirketin ödemelerini tatil ettiğini ve İİK 177/2 kapsamında şirketin doğrudan iflasının istenebilmesi için öngörülen yasal koşulların oluştuğunu belirterek İcra ve İflas Kanunu’nun 177/1-2 maddeleri kapsamında ... A.Ş'nin tasfiye ve iflas işlemlerine esas olmak üzere varlıklarının devrinin önlenmesi yönünde tedbirler dahil olmak üzere gerekli tedbirlerin alınmasına, davalı ... Şirketinin İİK 177/1-2 maddeleri kapsamında iflasına, ... A.Ş.'de bulunan ...'a ait beheri 25TL olmak üzere 905.514 adet A grubu adet toplamı 22.637.850,00 TL itibari değerdeki A grubu payların 3. Kişilere devrinin engellenmesine yönelik HMK 389 maddesi doğrultusunda teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının aynı zamanda davalı şirketin münferiden temsile yetkili olması nedeniyle işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, İİK m.177 kapsamındaki iflas şartlarının oluşmadığını, davacının iddiasının aksine şirketin borçlarını ödeyemeyecek durumda olduğu yönünde şirket kayıtlarında ve kamu kayıtlarında herhangi bir gösterge bulunmadığını, şirketin tek tek tüm borçlarına ilişkin ödemelerin yapıldığını, genel bir aciz halinin söz konusu olmadığını, müvekkili ...'un iflasa tabi olmadığını, davacının hukuki yararı bulunmadığından ve aktif husumet ehliyetine sahip olmadığından davanın usulden reddine, şirket borca batık olmadığından davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre, davacı ...'ın davalı ... Şirketi'nin Yönetim Kurulu Üyesi ve münferiden temsil yetkilisi olduğu, diğer davalı ...'un da anılan şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, her ne kadar davacı, davalı şirketten olan alacağını tahsil edemediğini ve şirketin ödemelerini tatil ettiğini belirtmiş ise de, davacının anılan şirketin münferiden temsil yetkilisi olması ve varsa şirket ortağına olan alacağın ödenmesi konusunda yetkisi olduğundan ayrıca mahkemeye başvurarak dava açmasında hukuki yarar bulunmadığı, diğer iddialar yönünden ise alacağını ilama ya da herhangi bir iflas takibine dayandırmadığı ve dolayısıyla iflas davasının açılmasına ilişkin koşulların oluşmadığı, bu nedenle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesi uyarınca davanın usulden reddine, ihtiyati tedbir kararlarının kaldırılmasına, temsil kayyımının görevinin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmiştir.Dairemizin 2026/264 E- 2026/477 K sayılı 02/04/2026 tarihli kararı ile; Somut olaydaki haliyle gerekçesiz olarak kaldırılan tedbir kararı, istinaf denetimine tabi tutulamayacağı için usul ve yasaya aykırı olduğu, bu nedenle Mahkemece ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin gerekçeli ek karar oluşturularak taraflara tebliği sağlandıktan sonra ek karara karşı istinaf süresinin beklenmesi, ek karara karşı süresi içinde istinaf kanun yoluna başvuruda bulunması halinde gerekli istinaf harçlarının tamamlatılarak akabinde eksikliklerin ikmali halinde dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderilmesi, ek karara karşı istinaf yoluna başvurulmaması halinde de diğer istinaf nedenlerinin incelenmesi için her halükarda dairemize gönderilmesi için dosyanın mahalline geri çevrilmesine yine mahkemenin gerekçeli kararının temsil kayyımı yerine davalı şirkete tebliğ edildiği anlaşılmakla, bu durumda Mahkemece gerekçeli kararın ve davacının istinaf başvuru dilekçesinin bir örneğinin şirketin temsil kayyımı olarak atanan Doç.Dr. ...'a Tebligat Kanunu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak tebliği ile, istinafa karşı cevap ve istinaf kanun yoluna başvurma süresinin beklenmesi, istinaf dilekçesinin sunulması halinde bunun da yine yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak davacı tarafa tebliğ edilerek cevap süresinin beklenmesi, akabinde dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.Dairemizin geri çevirme kararından sonra ilk derece Mahkemenin 15/05/2026 tarihli ek kararı ile; her ne kadar dava dilekçesinin sunulmasından sonra borçlunun malvarlığının muhafazası amacıyla 25.07.2025 tarihli ara karar ile " İİK'nın 159. maddesi uyarınca tedbir talebinin kabulüne, davalı ... Şirketi'nin diğer davalı ... adına kayıtlı hisselerinin üçüncü kişilere devrinin ve üzerine ayni hak tesisinin, yargılama sonuna kadar tedbiren önlenmesine "karar verilmiş ise de, taraf delillerinin dosyaya sunulmasından sonra yapılan incelemede, davacının dava tarihi itibarıyla aynı zamanda davalı şirketi münferiden temsile yetkili olduğu, buna ek olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine dayanak olarak gösterdiği iddialarını ispata elverişli herhangi bir somut delil sunulmadığı gerekçesi ile tedbir kararının kaldırılmasına karar verildiği, bununla birlikte, az evvel belirtildiği üzere, davacı ile davalı şirketin yetkilisinin aynı kişi olması ve davanın tarafları arasında menfaat çatılması bulunma ihtimalinin söz konusu olması nedeniyle davalı şirkete, huzurdaki davanın takibi ile sınırlı olmak üzere temsil kayyımı atanmasına karar verilmiş olup bunun karar kesinleşene kadar devamına karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Karar yasal süresinde davacı vekili ve temsil kayyımı tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; ilk derece mahkemesinin gerekçesiz şekilde kararla birlikte ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verildiğini,karar incelendiğinde, yalnızca hüküm kısmında ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verildiğini, ancak bu kararın en ufak bir gerekçesinin dahi bulunmadığını, şirketin işlem hacmine kıyasla oldukça düşük meblağdaki vergi ödemelerini dahi gerçekleştiremediğini, zire ödemelerini tatil ettiğini, şirketin müvekkiline olan borcunu ve vergi borçlarını 3 yılı aşkın zamandır ödeyemediğini, Mahkemece şirketin nakit varlığının dahi araştırılmadığını, ancak yönetim kurulu üyesi olsa da müvekkilinin alacağını tahsil edebilmesinin ...'in nakit kayıtlarının bulunmasına bağlı olduğunu, müvekkilinin şirketten alacaklı olduğunu gösterir banka ödeme dekontları ve tediye makbuzlarının Mahkemeye ibraz edildiğini, şirketin banka hesap hareketlerinin celp edilmediğini, ...'in ticari defterlerinin bilirkişilerce incelenmediğini hatta defterlerin celbi için müzekkere dahi yazılmadığını, müvekkilinin alacağının taşınmazların geliştirilme faaliyetlerinden kaynaklandığını, Mahkemeye ibraz edilen tediye makbuzları ve banka ödeme dekontlarının da bu faaliyetlere ilişkin olduğunu, bu nedenle taraflarınca mahallinde inceleme talep edildiğini, Mahkemece keşif taleplerine yönelik ara karar dahi tesis edilmediğini,doğrudan doğruya iflasın şartlarının mevcudiyetinin araştırılmadığını, İİK 177 kapsamında açılan doğrudan iflas davasında ilk derece Mahkemesinin iflas takibi ve yahut ilam aramasının açıkça kanuna aykırı olduğunu, münferiden temsil yetkisi sıfatına haiz olmanın, doğrudan iflas davasında hukuki yarar yokluğu olarak kabul edilemeyeceğini, Mahkemenin herhangi bir araştırma yapmaması nedeniyle hukuki yararın varlığı ve yahut yokluğu hususnda kanaate varacak bulgusunun bulunmadığını, kaldı ki ilk derece Mahkemesinin de kabul ettiği üzere müvekkilinin iflası istenen şirkette münferiden ve dolayısıyla borçları ödemeye de yetkili olduğunu, hal böyle olunca finansal olarak şirketin durumunu ve borçlarını ödeyemeyeceğini en iyi müvekkili tarafından bilineceği göz ardı edilerek hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddinin isabetsiz olduğunu belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davacı vekili 02.06.2026 tarihli dilekçesi ile; dilekçesinde bildirdiği nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin geri çevirme kararında işaret edilen eksiklikleri gidermediği, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin olarak yeterli ve denetlenebilir bir gerekçe ihtiva etmediği, dosya kapsamındaki vakıa ve delillerin değerlendirilmediğini ve ek kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece Mahkemesinin 15.05.2026 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı şirket temsil kayyımı istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddiaları ile dosya münderecatında yer alan mali göstergeler ve kamu borçlarına ilişkin iddialar tetkik edildiğinde, davalı şirketin nakit akışında sıkıntılar bulunduğu ve vergi borçlarını dahi ödemekte zorlandığı yönünde kuvvetli emareler bulunduğunu, huzurdaki uyuşmazlığın halihazırda derdest olup, hukuki ihtilafın esasına yönelik süreç kesinleşmediğini, hal böyleyken, davanın esasına ilişkin yargılama devam ederken, şirketin aktifini oluşturan varlıklar üzerindeki koruma kalkanı niteliğindeki ihtiyati tedbirlerin, hukuki denetime elverişli somut gerekçeler gösterilmeksizin kaldırılması hukuken bir zafiyet yarattığını, şirket varlıklarının ve hisselerin üçüncü kişilere devrinin engellenmesi, ileride doğabilecek hak kayıplarının önüne geçilmesi adına elzem olduğunu, bu itibarla, söz konusu tedbirlerin istinaf incelemesi sonuna kadar devam ettirilmesi gerektiğini belirterek İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/574 Esas, 2025/1028 Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına ilişkin kararın düzeltilerek, yargılama sonuna kadar tedbirlerin devamına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, davalı şirketin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 177/1-2. maddesi uyarınca açılmış doğrudan iflas davasıdır.Davacı, davalı şirketten olan alacağını tahsil edemediğini ve şirketin ödemelerini tatil ettiğini belirterek davalı şirketin İİK 177/1-2 maddesi gereğince doğrudan iflasına istemiş, İlk Derece Mahkemesince davacının anılan şirketin münferiden temsil yetkilisi olması ve varsa şirket ortağına olan alacağın ödenmesi konusunda yetkisi olduğundan ayrıca mahkemeye başvurarak dava açmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.Karar davacı vekili ile temsil kayyımı tarafından istinaf edilmiştir.

1-İİK'nun 181. maddesi gereğince, usul başlığı ile "159, 160, 164 ve 166. maddelerinin bu fasıl hükmüne göre vuku gelen iflaslara da tatbik olunur." düzenlemesi ve diğer emredici kurallar kapsamında, işin esasına geçilmeksizin resen incelenmesi uygun görülen hususlar incelenmiştir. Bu kapsamda, iflas davasının İİK'nun 154/3. fıkrası gereğince, borçlu şirketin muamele merkezinin bulunduğu mutlak yetkili yer ticaret mahkemesinde açıldığı ve iflas avansının karşılanmış olduğu anlaşılmıştır. Ancak Basın ilan Kurumuna yazılan müzekkere cevabına dosyada rastlanmadığından İİK'nun 166. maddesi gereğince iflas talebinin ilanlarının gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği anlaşılamamıştır. Bu nedenle öncelikle ilanlara ilişkin müzekkere cevabının dosya kapsamına eklenerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken bu yönde bir araştırma yapılmadan karar verilmesi isabetli olmamıştır.

2-2004 sayılı İİK'nun 177. maddesinde, "..." üst başlığı altında, "Evvelce takibe hacet kalmaksızın İflas, Alacaklının talebi" düzenlenmiştir. 177/1. fıkrada, aşağıdaki hallerde alacaklının evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebileceği ifade edilmiştir.Yasada belirtilen 4 bent ise sırasıyla "1-Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa, 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa, 3-308 inci maddede ki hal varsa, 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse,.." şeklinde sayılmıştır.Alacaklı, doğrudan doğruya iflas davasında alacağının varlığını ispat etmek zorundadır. Bundan başka, alacaklı dayandığı doğrudan doğruya iflas sebebini de ispat etmekle yükümlüdür (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s.1153). İİK'nın 177. maddesi "..." üst başlığı ve "Evvelce Takibe Hacet Kalmaksızın İflas" alt başlığı altında kaleme alınmış olup maddede belirtilen hallerde evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilmek, alacaklıya tanınmış bir hak olarak düzenlenmiştir.Yani bu madde uyarınca doğrudan iflas talebinde bulunabilmek için alacaklı sıfatına sahip olmak gerekir.Somut davada davacı davalı şirketin ortağı ve temsile yetkilisi olsa da,müvekkilinin davalı şirketi borç para vermesi nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürmüştür. TTK 358 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete borçlanması yasak ise de, kural olarak şirket ortağının şirkete borç vermesinde yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle, ilk derece Mahkemesince davacının şirketten alacaklı olduğu iddiasına ilişkin tüm deliller toplanarak, davalı şirketin defter ve kayıtları da incelenerek, davacının öncelikle alacaklı olup olmadığı tartışıldıktan ve alacaklı olduğunun net bir şekilde tespitinden sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiştir.

3- Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı ...'un ... şirketi üzerinde münferiden imza yetkilisi olduğunu, ...'un her an şirketin maliki olduğu taşınmazları 3. Kişilere bedelli veya bedelsiz devredebilecek koşulda olduğunu, somut olayda da şirket varlıklarının dilediği şekilde satışı elden çıkarma tehlikesi bulunduğu, müvekkili ile diğer alacaklıların zarar görme tehlikesi altında olduğunu, bu nedenle davalı ... şirketi açısından İİK 177/1 kapsamında doğrudan iflas şartlarının oluştuğunu ileri sürmüştür. İİK 177/1.maddesinin 1. bendinde sayılan, borçlunun alacaklarının haklarını ihlal eden hileli davranışlarda bulunması veya teşebbüs etmesi iddiasında, borçlunun hileli davranışının cezayı gerektiren bir sonuç doğurması gerekmez. Ancak cezayı gerektiren bir hileli davranışın varlığı halinde de borçlunun takipsiz iflası istenebilir. Borçlunun malvarlığını alacaklılara zarar vermek amacıyla kaçırması, devretmesi, azaltması sonucunu doğuran davranışları, ödeme emrine itiraz etmemesi veya bir davada kendisini savunmaması, bir alacaklıyı diğerinden fazla koruması halinde alacaklı borçlunun doğrudan doğruya iflasını isteyebilir. Borçlunun hileli davranışlara teşebbüs etmesi dahi doğrudan iflas nedeni olarak kabul edilmiştir. İİK'nun 177/1 bendi gereğince borçlunun hileli işlemlerde bulunduğu ispat edilmemişse iflasa karar verilemez. Bu nedenle açıklanan ilkeler doğrultusunda gerekli inceleme ve araştırmanın yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.

4- Davacı vekili dava dilekçesinde davalı şirketin ödemelerini tatil ettiğini iddia ederek İİK'nun 177/2 hükmünde düzenlenen doğrudan doğruya iflas nedenine de dayanmıştır."...İcra ve İflâs Kanunu'nun 177/2 hükmü uyarınca, borçlunun ödemelerini tatil ettiğinin kabulü için borçlunun ödeme güçlüğü hâlinde bulunması nedeniyle açık veya zımni iradesiyle genel ve sürekli nitelikte borcunu ödememe durumunda olması gerekir.Vadesi gelmiş borçlarının sayı ve miktar itibarıyla genel olarak ödenmemesi ve bu durumun geçici veya arızi bir mali sıkıntıdan kaynaklanmaması hâlinde borçlunun ödemelerini tatil ettiği sonucuna ulaşılabilir..." (Yargıtay 19. HD'nin 2009/3927 Esas 2009/4944 Karar sayılı ilamı).Doktrinde borçlunun aczi ile ödemelerini tatil etmesi genellikle bir tutulmaktadır. Ödemelerin tatili, kural olarak ödeme güçlüğü içine düşme halinden kaynaklanır.Ödemelerin tatili ile ödeme güçlüğü içine düşme arasında sıkı bir bağ olmakla birlikte bunlar aynı şeyler değildir.Ödemelerin tatilinde borçlunun muaccel para borçlarını ödeyemez durumda olması gerekir.Diğer yandan, muaccel bir borcun ödenmemesi tatil anlamına gelmez, ödememede umumilik ve süreklilik olması gerekmektedir. Borçlunun taahhütlerinden kurtulmak için yerleşim yerinin meçhul tutarak saklanması veya kaçması yahut makul bir sebep göstermeden mağaza veya yazıhanesini kapatarak ticari işlemlerine son vermesinin de ödemelerini tatil ettiğine karine olarak kabul edilmektedir.İfade edildiği üzere, İİK'nun 177/2 hükmü uyarınca, borçlunun ödemelerini tatil ettiğinin kabulü için borçlunun ödeme güçlüğü içinde bulunması nedeniyle açık veya zimni iradesiyle genel ve sürekli nitelikte borcunu ödememe durumunda bulunması gerekir.Vadesi gelmiş borçlarının sayı ve miktarı itibarıyla genel olarak ödenmemesi ve bu durumun geçici veya arızi bir mali sıkıntıdan kaynaklanmaması halinde borçlunun ödemelerini tatil ettiği sonucuna ulaşılabilir.Borçlu ödemelerini tatil ettiğini alacaklılara açıkça bildirebileceği gibi borçluya karşı çok sayıda icra takibi başlatılmışsa ve icra takiplerinde mallarının büyük çoğunluğu haczedilmişse, borçlu en küçük borçlarını bile ödeyemiyorsa, borçlunun ödemelerini tatil ettiği kabul edilir.Bu durumda mahkemece, davacının şirketten alacaklı olduğu iddiasına ilişkin tüm deliller toplanarak, davalı şirketin defter ve kayıtları da incelenerek öncelikle davacının davalı şirketten alacaklı olup olmadığı tartışıldıktan ve alacaklı olduğunun net bir şekilde tespitinden sonra, davacının doğrudan iflas sebeplerinden biri olan İİK'nın 177/1 de yer verilen borçlunun ''... alacaklının haklarını ihlal eden, hileli muamele sayılan veya bunlara teşebbüs sayılan...'' muamelelerinin bulunup bulunmadığı, İİK 177/2 de yer verilen "...borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa..." bendi kapsamında ödemelerini genel ve sürekli şekilde tatil edip etmediğinin yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda gerekli inceleme ve araştırmanın yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.

5- İlk derece Mahkemesince 25.07.2025 tarihli ara karar ile İİK m. 159 uyarınca ihtiyati tedbir talebi kabul edilmiş ve davalı gerçek kişi ... adına kayıtlı davalı şirket hisselerinin üçüncü kişilere devrinin ve üzerine ayni hak tesisinin yargılama sonuna kadar tedbiren önlenmesine karar verilmiştir. Mahkeme'nin 15/12/2025 tarih ve 2025/574 E. 2025/1028 K. Sayılı ilamında ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve davacı vekilinin kararı istinaf edilmesi üzerine Dairemizin yukarıda belirtilen esas ve karar sayılı ilamı ile gerekçeli kararda ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin herhangi bir gerekçenin mevcut olmadığından ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin gerekçeli ek karar oluşturulması bakımından diğer geri çevirme nedeni ile birlikte dosyanın ilk derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dairemizin geri çevirme kararından sonra ilk derece Mahkemesince 15/05/2025 tarihli ek karar ile davacının dava tarihi itibariyle aynı zamanda davalı şirketi münferiden temsile yetkili olduğu, buna ek olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine dayanak olarak gösterdiği iddialarını ispata elverişli herhangi bir somut delil sunmadığı gerekçesiyle tedbir kararının kaldırılmasına karar verildiği belirtilmiştir. Davanın İİK'nun 177/1-2 maddesi hükmüne dayalı olarak açılan doğrudan doğruya iflas istemine ilişkin olduğu dikkate alındığında, davacı vekilinin davalı şirketin ortağı olan diğer davalı gerçek kişiye ait payların 3. Kişilere devrinin engellenmesi yönündeki tedbir talebinin iş bu davada yasal dayanağı bulunmamaktadır.Somut davada davacının, davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep ettiği, davalı şirket yönünden İİK 177/1-2 maddesi kapsamındaki iflas şartlarının gerçekleşip gerçeklemediğinin uyuşmazlık konusu olduğu, davalı şirket ortağı olan diğer davalı ortağının hisselerinin devrinin engellenmesine yönelik talep konusunun uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşılmakla ilk derece Mahkemesince ihtiyati tedbirin kaldırılması yönündeki kararın sonucu itibariyle doğru olduğu anlaşılmakla davacı vekili ile temsil kayyımının bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davacı vekili ile temsil kayyımının ihtiyati tedbirin kaldırılmasına yönelik karara ilişkin istinaf başvurusunun reddine, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış olması nedeniyle davacı vekili ile temsil kayyımının istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle HMK'nın 355 ve 353/1.a.6 bendi gereğince ayrı ayrı kabulü ile esası incelenmeden ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davacı vekili ile temsil kayyımının ihtiyati tedbirin kaldırılmasına yönelik karara ilişkin istinaf başvurusunun REDDİNE,

2-Davacı vekili ile temsil kayyımının istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin ayrı ayrı KABULÜNE,

3-İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/574 Esas, 2025/1028 Karar sayılı ve 27/11/2025 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

4-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,

5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf harçları davacı vekili ile temsil kayyım tarafından ayrı ayrı peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

6-Ek karara yönelik hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf harçları davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

7-Davacı vekili ile temsil kayyım tarafından karşılanan istinaf harç ve yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.09.07.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1001, K. 2026/1053, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1001-e-2026-1053-k-6915f7aca407