Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/388 E. 2026/1380 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/388
Karar No
2026/1380
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/388 - 2026/1380 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2025/388 KARAR NO : 2026/1380

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25.12.2024 NUMARASI : 2021/400 Esas 2024/956 Karar

DAVACILAR : 1- VEKİLİ : Av.

DAVALILAR : 1 - VEKİLİ : Av. 2 - VEKİLİ : Av. 3 -

İHBAR OLUNANLAR : VEKİLİ : Av.

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 11.09.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 22.09.2026

İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacılar vekili, davalı... Şirketi vekili ve davalı...AŞ vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacılar vekili dava dilekçesinde; 17.09.2015 tarihinde davacı ...'nın eşi, ...'nın oğlu, ...'nın ise babası olan polis memuru ...’nın içerisinde görevi nedeniyle yolcu olarak bulunduğu ... plakalı resmi araç ile ... plakalı aracın karıştığı kaza neticesinde vefat ettiğini, kazanın meydana gelmesinde ölenin içerisinde yolcu olarak bulunduğu araç sürücüsünün tali, diğer araç sürücüsünün ise asli kusurlu olduğunu, ... plakalı aracın davalı ... AŞ tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı olduğu ayrıca...AŞ tarafından 100.000,00 TL'ye kadar ihtiyari mali sorumluluk sigortası ile sigortalı olduğu, ölenin içerisinde yolcu olarak bulunduğu aracın ise... Şirketi tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası, 250.000,00 TL'ye kadar artan mali sorumluluk sigortası ve 20.000,00 TL koltuk ferdi kaza sigortası ile sigortalı olduğunu, bu nedenlerle davacıların zararlarından sorumlu olduklarını, belirterek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak,davacı ... için 20.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL, ... için 10.000,00 TL olmak üzere 50.000,00 TL destek zararına ilişkin maddi tazminatın, davalı sigorta şirketlerinden (öncelikle zarar ZMMS’den karşılanmak üzere ve poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen dava tarihinden itibaren işleyecek olan avans faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiş; talep artırım dilekçesi ile davacılar ... için 486.192,46 TL, ... için 104.919,97 TL, ... için 90.195,54 TL olmak üzere toplam 681.307,97 TL maddi tazminatın, davalı sigorta şirketlerinden (öncelikle zararın ZMSS den karşılanmak ve poliçe limitleriyle sınırlı olamak üzere müştereken müteselsilen) dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı... Şirketi cevap dilekçesinde; ... plakalı aracın davalı tarafından ekstra trafik poliçesi sigortası ile sigortalı olduğunu, sorumluluklarının sigortalı araç sürücüsünün kusuru ile sınırlı olduğu davacının kusur ve zararı kanıtlaması gerektiğini, ayrıca 2330 Sayılı Yasa'ya göre ödeme yapılıp yapılmadığının da araştırılması gerektiğini, ticari faiz talebinin de haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı... AŞ vekili cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde davalı tarafından Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalı aracın kusurunun bulunmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı...AŞ vekili cevap dilekçesinde; ... Plakalı aracın davalı tarafından Kasko Poliçesi ile sigortalı olduğu ve İMMS kapsamında sorumluluklarının 50.000,00 TL sınırlı olduğunu ve sorumluluklarının ancak ZMMS kapsamını aşan miktarda tazminata hükmedilmesi halinde olduğunu, kazanın meydana gelmesinde ölenin müterafik kusurunun bulunması halinde nazara alınması gerektiğini, murisin polis memuru olması ve görevi sırasında vefat etmesine göre... ve ... tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, davacıların avans faizi talebinin de haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen, 21.11.2018 tarihli, 2016/378 Esas 2018/929 karar sayılı kararın, davacılar vekili, davalı ... AŞ vekili, davalı...AŞ vekili ve davalı... şirketi vekilinin istinaf başvurusu üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda, mahkemece; davanın, destekten yoksun kalma tazminatının tahsili istemine ilişkin olduğu; somut uyuşmazlıkta özel harekat polisi olarak görev yapan, davacıların desteğinin, davalı... AŞ'nin trafik, İMMS ve koltuk sigortacısı olduğu, ihbar edilen...'nın işleten olduğu araçta görevli olarak bulunduğu, bu aracın, davalı ... AŞ'nin trafik ve diğer davalı...AŞ'nin ise İMMS sorumluluk sigortacısı olduğu araçla 17.09.2015 tarihinde kazaya karıştığı, bu kazada desteğin ve başka polis memurlarının vefat ettiği, anılan kazada davacıların desteğinin yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsü dava dışı polis memurunun tali, karşı araç sürücüsünün asli kusurlu kabul edilerek ceza mahkemesinde karar tesis edildiği, davacılara dava dışı Bakanlık tarafından 2330 sayılı Kanun uyarınca ödeme yapıldığı, davalı trafik sigortacıların sorumluluk limitinin ölüm başına 290.000,00 TL, İMMS sıfatıyla davalı... AŞ'nin 250.000,00 TL, diğer davalı...A.Ş'nin ise 50.000,00 TL, koltuk sigortası bakımından ise 20.000,00 TL olduğu, davada davalılar, zarara neden olduğu ileri sürülen araçların trafik, ihtiyari mali mesuliyet ve koltuk sigortacısı sıfatıyla dava edildiği, Trafik sigortası (ZMSS) zorunlu sorumluluk sigortası türü olup, işletenin sorumlu olduğu zararlardan limit dahilinde sorumlu olduğu, ihtiyari mali sorumluluk sigortası ise, işletenin hukuki sorumluluğunun trafik sigortası (ZMSS) hadlerinin üzerinde kalan kısmını poliçede yazılı hadlere kadar teminat altına alan sigorta türü olduğu, ferdi koltuk sigortası ise, can sigortası türü olup meblağ sigortası olması nedeniyle gerçek zarar hesaplamasına gidilmeksizin riziko gerçekleştiğinde sigorta bedelinin, sigorta ettirene ve/veya lehtara ödenmesi gereken sigorta türü olduğu; iddia, savunmalar, poliçeler, önce tesis edilen karar, BAM kaldırma kararı, ceza dosyası içeriği, bilirkişi raporu, talep artırım dilekçesi ve tüm dosya kapsamından, davacıların desteği polis memurunun, davalı... AŞ'nin trafik, ihtiyari mali mesuliyet ve koltuk sigortacısı olduğu araçta görevli olarak bulunduğu sırada bu aracın diğer davalıların trafik ve ihtiyari mali mesuliyet sigortacısı olduğu araçla karıştığı kazada vefat ettiği hususunun sabit olduğu; dava dilekçesinde salt koltuk sigortasından bahsedildiği, belirsiz alacak davası olarak tazminat davası açıldığı, destek tazminatı talep edildiği, talep artırım dilekçesinde de yine destek zararı istenilmiş olup, işbu sigorta türünün can sigortası olduğu, ölümle meblağın aynen talep edilebileceği, bunun için hesaplama yapılması gerekmediği, ayrıca ve açıkça harçlandırma yapılarak koltuk sigorta tazminatı talep edilmediğinden bu sigorta türüyle ilgili olarak değerlendirme yapılmadığı; dava konusu olayda davacıların, eş, baba ve çocuğunu kaybetmeleri nedeniyle destek zararlarının doğacağı, kaza tespit tutanağı, ceza dosyası, BAM kaldırma kararı öncesi alınan kusur bilirkişi raporu, davacıların desteğinin araçta yolcu olarak yer alması, özel harekat polisi olarak görevde olması, kemer takıp takmadığının tam tespit edilmemesi, esasen görev yapılan bölge ve yaptığı işin doğası gereği kemer takmasının da zorunlu bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, kazada müterafik kusurunun olmadığının kabul edildiği. dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli kök ve ek raporda davacıların destek zararları BAM kaldırma kararı ve mevzuata uygun olarak tespit edildiği, ancak, davacıların destek zararları, trafik sigortacılarının kişi başına ölümde verdikleri limitin üzerinde hesaplandığı, dava konusu olayda, zarara neden olan iki araç olduğu, davalılar ... AŞ ile... AŞ'nin trafik sigortacısı sıfatıyla sorumluluklarının esas olduğu, bu davalılardan müştereken ve müteselsilen talep söz konusu olduğundan, her iki poliçe limitinin toplamının esas alındığı, davacıların talep artırım dilekçesi de dikkate alınarak talep edebilecekleri tazminatlar garame usulüne göre tespit edildiği, davacıların destek zararları, dava edilen trafik sigortacılarının toplam limitinin oldukça üzerinde olduğu, aşan kısım itibariyle davalılar İMMS sigortacıların limitlerle sorumluluklarının esas olacağı, davalı İMMS sigortacılarının limitleri farklı olduğu, toplamları dikkate alındığı, garameten ve limitler dikkate alınarak sorumlulukları yönünde karar verildiği, davacıların davadan önce sigorta şirketlerine başvurmadıkları, davayla temerrüte düştükleri kabul edilerek kazaya neden olan araçların niteliği dikkate alınarak avans oranında temerrüt faizine karar vermek gerektiği gerekçesiyle; "Davacıların davasının kısmen kabulüne, Davacı eş ... için 470.403,80 TL destek tazminatının davalılar trafik sigortacıları olan ... AŞ ve ... Sigorta AŞ’den dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davacıya verilmesine (Davalı ... AŞ’nin 290.000,00 teminat limiti, davalı... AŞ’nin 290.000,00 TL sınırlı sorumlu olmak üzere), Davacı ... için 49.637,82 TL destek tazminatının davalılar trafik sigortacıları olan ... AŞ ve ... Sigorta AŞ’den dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davacıya verilmesine (Davalı ... AŞ’nin 290.000,00 TL teminat limiti, davalı... AŞ’nin 290.000,00 TL sınırlı sorumlu olmak üzere), Davacı anne ... için 59.958,36 TL destek tazminatının davalılar trafik sigortacıları olan ... A.Ş ve ... Sigorta AŞ’den dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davacıya verilmesine (Davalı ... AŞ’nin 290.000,00 TL teminat limiti, davalı... AŞ’nin 290.000,00 TL sınırlı sorumlu olmak üzere),Davacı eş ... için 15.788,66 TL destek tazminatının davalılar ihtiyari mali mesuliyet sigortacıları...AŞ ile... AŞ’den dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davacıya verilmesine, Davacı ...’nın için davalı ihtiyari mali mesuliyet sigortacısı...AŞ’nin 4.263,76 TL’lik kısmıyla sınırlı olmak kaydıyla 25.659,38 TL destek tazminatının ihtiyari mali mesuliyet sigortacıları davalılar... AŞ ile...AŞ’den dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davacıya verilmesine, Davacı anne ... için davalı ihtiyari mali mesuliyet sigortacısı...AŞ’nin 5.329,80 TL’lik kısmıyla sınırlı olmak kaydıyla 30.307,99 TL destek tazminatının ihtiyari mali mesuliyet sigortacıları davalılar... AŞ ile...AŞ’den dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davacıya verilmesine," karar verilmiş hüküm davacılar vekili, davalı...AŞ vekili ve davalı... Şirketi vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Sigorta şirketleri hakkında açılan davada mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, şöyle ki; dava dilekçesinde, davalı... Şirketinin ZMMS kapsamında 290 Bin TL ile, artan mali mesuliyet kapsamında 250 bin TL ile, koltuk ferdi kaza sigortası ile 20 bin TL teminat limiti olduğu dava dilekçesinde belirtilerek, dilekçenin sonuç kısmında taleplerinin açıklandığını, buna göre mahkemenin 20 bin TL koltuk sigortası nedeniyle karar vermesi gerektiğini, bu taleplerinin değerlendirilmemiş olmasının hatalı olduğunu, kaldı ki talepleri açık değil ise mahkemenin taleplerini açıklatması gerektiğini, bu nedenle bu talepleri konusunda karar verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, öte yandan tazminat hesabına esas gelir değişmiş olmasına rağmen nazara alınmamış olmasının da hatalı olduğunu karara bu nedenlerle itiraz ettiklerini belirtmiştir. Davalı... Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde; sigorta şirketinin 290.000 TL ile sorumlu tutulmaması ve sorumlu olduğu sınırın tam olarak gösterilmemesinin kararda eksiklik olduğunu, davalının sigorta limiti üzerinde zarardan sorumlu tutulduğunu, yapılan inceleme sonucunda kusuru kabul etmemekle birlikte mahkemece, davalı tarafından sigortalanan araç sürücüsünün %20 kusurlu olduğu kabul edilmiş olmasına göre %20 kusur ile sorumlu tutulması gerektiğini, buna rağmen limitin üzerinde sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, ayrıca mahkemece her iki sigorta şirketininde 290.000 TL ile sorumlu tutulmasına karar verdiğini, oysaki eş bakımından zararın 470.403,80 TL olduğunu, sigortaların sanki 290.000 TLx2 şeklinde sorumlu tutulmuş gibi hüküm kurulduğunu, bu nedenle kararın kaldırılması gerektiğini, mahkeme kararında zararın neye göre hesaplandığının da anlaşılmadığını, örneğin mahkemece davacı eş yönünden 470.403,80 TL ve 15.788,66 TL artan mali destekten sorumluluk kararı verilmiş iken, bilirkişi raporunda bu tutara karşılık bir hesaplama yapılmadığını, mahkemenin hangi hesaplamayı esas aldığının anlaşılmadığını, şayet mahkeme kendi kanaati ile karar vermiş ise bunu gerekçe kısmında açıklaması gerektiğini, davayı kabul etmemekle birlikte, hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, hesaplamanın 1,8 teknik faiz uygulanmak suretiyle yapılması gerektiğini, davalının sorumluluğunun Genel Şartlara göre olduğunu, hesaplamaya esas alınan geliri de kabul etmediklerini, sosyal ekonomik durum araştırması ve emsal araştırmasının gelir için yeterli olmadığını, SGK Hizmet dökümlerinin belirlenmesi gerektiğini, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücünün kusursuz olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkemece müterafik kusur araştırması yaparak tazminattan indirim yapılmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı...AŞ vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkemece usuli kazanılmış haklar gözetilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, usulü kazanılmış haklar gözetilerek 2018 yılı asgari ücreti nazara alınması gerekirken güncel verilere göre rapor alınmasının hatalı olduğunu, davacının daha önce kararı koltuk sigortasına yönelik talepleri yönünden karar verilmemiş olması nedeniyle istinaf ettiğini dolayısı ile diğer hususlar yönünden usuli kazanılmış hakları oluştuğunu, davacının tazminat alacağının daha fazla olması nedeniyle yeniden tazminat talebinde bulunmayacağını, hesaplamanın 2018 verilerine göre yapılması gerektiğini, ayrıca tazminat kalemlerinin de ikinci karar ile davalı aleyhine artırılamayacağını, ancak ilk karardaki miktar üzerinden hüküm kurulabileceğini, ayrıca önceki hesap yöntemininde aynen korunmasının Yargıtay içtihatları gereği olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, ilk derece mahkemesi kararının Dairemiz kaldırma kararı üzerine verilmiş olması nedeniyle oluşan usuli kazanılmış haklarda gözetilerek, yapılan istinaf incelemesi sonucunda; Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm sebebiyle, destekten yoksun kalma nedeniyle maddi tazminat istemidir. Davacıların, kazaya karışan iki aracın sigorta şirketlerinden müştereken ve müteselsilen talep ettikleri tazminata ilişkin olarak, mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacılar vekili, davalı... Şirketi vekili ve...AŞ tarafından istinaf edilmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından eldeki davada verilen karar, Dairemiz kaldırma kararı sonrasında verilmiş olduğundan, öncelikle usulü kazanılmış hak üzerinde durulması gerekmiştir. Usuli kazanılmış (müktesep) hak kavramı, Türk hukukuna Yargıtay içtihatları ile girmiş, hakkın kapsamı ve genel hatları da yine içtihatlar ile belirlenmiştir. 09.06.1960 Tarih 21/9 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı ile “Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, “usule uygun sayılmaz ve bozma sebebidir; meğerki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir.” denilmek suretiyle tanımlanan usuli kazanılmış hak sonrasında çıkan içtihatlarla sınırları belirlenerek, temyiz incelemesi sonrasında verilen kararlarda karşı tarafın temyize başvurmaması halinde temyiz eden kişi aleyhine hüküm bozulmaması (aleyhe bozma yasağı) yanı sıra bozma kararı sonrasında verilecek kararlarında temyiz eden aleyhine olamayacağı (aleyhe hüküm verme yasağı) kabul edilmiştir. İstinaf Kanun yolu açısından "usuli kazanılmış hakka" bakıldığında ise; bilindiği üzere ülkemizde iki dereceli yargı sistemi uygulanmakta iken 2004 yılında kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ve 6100 sayılı Kanun ile istinaf kanun yolu hükümlerinin düzenlenmesi, bu düzenlemeye uygun olarak 20.07.2016 tarihinde Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlaması ile üç dereceli yargı sistemine geçilmiş bulunmaktadır. Bir davanın talepler ve ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak bir üst derece yargı yerince yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna istinaf denir. İstinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup ülkemizde dar anlamda istinaf sistemi kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte, ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 28.01.2026 tarihli ve 2025/12-171 Esas, 2026/28 Karar) Dar anlamada istinaf yolunun kabul edilmiş olması nedeniyle (istinaf yoluna gidilmesi ilk derece yargılamasının devamı niteliğinde olmaması, kamu düzeni hariç sadece istinaf edenin sıfatı ve istinaf sebepleri ile sınırlı inceleme yapılacak olması) denetim mahkemesi olan istinaf mahkemelerinin inceleme kapsamı nazara alındığında Yargıtay kararları açısından usul hukukunda yer bulan usuli kazanılmış hak, aleyhe bozma (kaldırma) yasağı ve aleyhe hüküm verme yasağının "istinaf kanun yolu" açısından da, istinaf incelemesi sırasında ve istinaf incelemesi sonrasında yeniden kurulacak hüküm açısından nazara alınacağı Dairemiz ve Yargı ekseriyeti tarafından kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/10-153 E 2026/325 K. "İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın tebliğ edildiği ancak davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunda bulunmadığı, davacılar vekilinin ise bu karara yönelik sadece vekâlet ücretine ilişkin istinaf sebebi ileri sürdüğü, Bölge Adliye Mahkemesince de davanın esasına ilişkin değil de sadece vekâlet ücreti yönünden hüküm kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verildiği dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmayan davalı Kurumun Bölge Adliye Mahkemesinin kararını temyiz etmesi üzerine Özel Dairece işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir." denilerek, dar anlamda istinaf incelemesinin bir sonucu olarak, istinaf kanun yoluna başvurulmasında usuli kazanılmış hakların korunacağını ve istinaf yargılamasının, ilk derece yargılamasının devamı olmadığını ortaya koymuştur. (Yargıtay HGK 2025/10-758 E. 2026/297 K "...usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. ") Kanun yollarında usuli kazanılmış hak hakkın korunmasının nedenleri arasında kabul edilebilecek diğer durumlar ise "hukuki belirlilik" ve "meşru beklentinin" zedelenmemesidir. Mahkemece verilen kararın, karar tarihindeki hukuk normlarına göre hatalı olduğunu düşünen tarafın, meşru beklentisi hukuk normlarının doğru şekilde uygulanması ile davalı açısından; sorumluluğun azaltılması ya da kaldırılması, davacı açısından ise sorumluluğun belirlenmesi ya da artırılması olup, kanun yoluna müracaat neticesinde verilecek kararın sadece hukuki hatanın tespiti sonucu doğurması halinde "meşru beklentinin" karşılanması sonucunu da doğurmayacaktır ki bu durumda usuli kazanılmış hakların korunduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, Kanun yolları açısından, mahkemeye etkili erişim hakkının sağlandığından da söz etmek mümkün olmayacaktır. Tazminat davasında, davalının hakkında verilen kararda, hata yapılmamış olsaydı daha az tazminat ile sorumlu olacağı durumda, bu karara karşı kanun yoluna gitmesinde muradı (meşru beklentisi) sadece hatanın tespiti değil, tespit edilen hatanın düzeltilmesi ile sorumlu olacağı miktarın buna göre belirlenmesidir. Kanun yoluna başvurmadan sonra istinaf eden aleyhine gelişen durumlar esas alınarak, yeniden tazminat belirlenerek, tazminat miktarının bu nedenle artması sonucu, ilk kararda verilen miktarla sınırlı sorumluluğa karar verilmesi, özellikle vekalet ücretinin hüküm tarihine göre arttığı ve yeni yargılama giderlerinin ilave edildiği durumda, usuli kazanılmış hakların korunduğu sonucunu doğurmayacağı gibi, kanun yoluna gitmeyi anlamsız ve gereksiz kılan bir yaklaşım oluşturabileceğinden kanun yolları açısından mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu da doğurabilecektir. (zira ilk karardaki hata, kanun yolu ile tespit edilse dahi ilk karardan sonra artan asgari ücret nedeniyle aynı miktarla sorumlu olunacak bir durum da, artan yargılama gideri ve vekalet ücreti tarafın kanun yoluna gitmesini gereksiz kılacağı gibi, bu şekilde bir değerlendirme yapılması halinde HMK'nın 30. maddesi gereğince, tazminatın hataya rağmen ilk karardan sonra gelişen durum nedeniyle ilk kararı aşacağının belirlendiği durumlarda kararın bozulmasına ya da kaldırılmasına karar verilmesi de sonuca etkili olmayacaktır.) Bu açıklamalardan sonra, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın, taraflardan sadece birisi tarafından istinaf edilmiş olması halinde kanun yoluna başvuran yönünden usuli kazanılmış hakların korunması hukukun gereği olup, usuli kazanılmış hakkın korunması açısından ise, sadece hatanın tespitine yönelik bir uygulamanın, kanun yoluna müracaatta belirlilik ve meşru beklenti zedelenmesine sebep olacağı gözetildiğinde, hesaplamaya esas alınan veriler açısından da usuli kazanılmış hakkın korunacak şeklide hesaplama yapılması, kanun yoluna başvurmayı, istinaf eden açısından daha anlamlı ve gerekli kılacaktır. Usuli kazanılmış hakkın oluşması açısından ise, bir tarafın kararı tamamen istinaf etmemiş olması değil, istinaf edilen hususa göre esas alınır. Tarafın, dava yığılması olarak görülen davada, sadece bir talep yönünden kararı istinaf etmiş olması, istinaf konusu edilemeyen davalar açısından, karşı tarafın istinafı durumunda karşı tarafın usuli kazanılmış hakları korunacağı gibi, bir tarafın salt yargılama giderine yönelik yapılan istinaf başvurusunda, kararın karşı tarafın istinafı üzerine kaldırılması sonucunda da, karşı yanın usuli kazanılmış hakları korunacaktır. (Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararlarında da, bir tarafın temyiz istemlerinin yerinde görülmemesi halinde, kararın karşı yanın istinaf başvurusu üzerine kaldırılması durumunda, lehine kaldırılan tarafın usuli kazanılmış haklarının korunacağı kabul edilmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/17340 E. 2022/13785 K. Emsal içtihatında " Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, davalı vekilinin aşağıdaki (2) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava trafik kazasından kaynaklı sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir. .....Hakem Heyeti tarafından da hesap raporu eksik inceleme ile hükme esas alınmıştır. Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince,sürekli iş göremezlik tazminatı hesaplamasının geçici iş göremezlik süresinin bittiği günden itibaren yapılması için kök rapor tarihindeki verilere göre ek rapor alınıp oluşacak sonuca göre (davalı yararına oluşan usuli kazanılmış haklar korunarak) karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir") Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince ilk kararında "1.-Davanın kısmen kabulüne; 655.720,74 TL tazminatın davalı ...'nın 290.000,00 TL, davalı ... Sigorta'nın 540.000,00 TL, ...Sigorta'nın 50.000,00 TL sigorta limiti ile sorumlu olmaları kaydı ile dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, " karar vermiş ve bu karar tazminat miktarına yönelik davalılar tarafından istinaf edilmişken, davacı vekili istinaf başvurusunda, kabul edilen destekten yoksun kalma tazminat miktarına itiraz etmeksizin, davada talep edildiği iddia edilen koltuk tazminatı yönünden talepleri konusunda karar verilmemesinin hatalı olduğunu, dava dilekçesi içerisinde davalı tarafından yapılan 20.000,00 TL koltuk ferdi kaza sigortasından da bahsedildiğini, taleplerinin açık olduğunu, talebin açık olmadığı düşünülmesi durumunda dahi dilekçe içeriğinden ve talep edilen kalemlerden anlaşılacağı üzere "Koltuk Ferdi Kaza Teminatı" talep ettiklerinin anlaşılarak, talepleri gibi karar verilmesi gerektiğini, bundan başka talebin açık olmaması halinde ise talebin açıklatılması gerektiğini, bu nedenle kararın hatalı olduğunu, ayrıca davalılara hükmedilen vekalet ücretinin davalılara ayrı ayrı 2.400,00'er TL olarak hükmediliğini, şayet ferdi koltuk sigortası nedeniyle vekalet ücreti takdir edilmiş ise değindikleri üzere bu miktarın talep ettikleri toplam miktarın içerisinde yer aldığını, bu nedenle kararın hatalı olduğunu, belirterek kararın kaldırılarak, davanın talepleri gibi kabulüne karar verilesini istemiştir. Davacının, bilirkişi tarafından hesaplanan destek tazminatı üzerinden hesaplanan maddi tazminat miktarına yönelik istinaf başvurusu bulunmamaktadır. Karar ise Dairemizce infazda tereddüt oluşturacağından bahisle kaldırılmıştır. Bu durumda, hüküm altına alınan miktarı aşmamak ve davalının ilk kararda oluşan hak ve borçlardan sorumluluğunu aşmamak üzere karar verilmesi gerekirken, her ne kadar kaldırma kararından sonra eldeki dosyada, kaldırma kararı öncesi verilen ıslah dilekçesi esas alınarak tazminat miktarına göre karar verilmiş ise de, davacının itiraz etmediği toplam tazminat miktarı aşar şekilde, rapor tarihine göre yeniden hesaplama içeren, bu nedenle yaşam ve destek sürelerindeki farklılık nedeniyle, davacılar arasında bilinmeyen dönem sürelerinde azalan sürelerin aynı oranda olmaması nedeniyle, davacıların daha önce itiraz etmediği tazminat miktarlarına göre gareme oranlarını değiştirecek şekilde, dolayısı ile bunun sonucu olarak sigorta kapsamında tazminat alacakları olduğu halde, bir kısım davacıların taleplerinin reddine neden olacak bir kısım davacıların eksik tazminat talep etmiş olduğu sonucunu doğuracak şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Daha açık ifade ile davacıların toplam zararı ilk kararda 655.720,74 TL olarak belirlendiği ve buna davacılarca itiraz edilmediği halde, kaldırma kararı sonrasında toplam zarar bakiyesinin (Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021142 E. 2021/153 K. Sayılı İçişleri Bakanlığına karşı açılan dava dosyasında, icra takibine istinaden ödenen miktarın, kararın kesinleşip kesinleşmediği, müteselsil sorumlulukta borcun sona ermesine yönelik hükümler çerçevesinde değerlendirme dahi yapılmaksızın eldeki dosyada mahsup edildiği halde) 6.060.536,42 Tl olacağı kabul edilerek, bu miktar üzerinden oluşturulan miktara göre garame hesabı yapılması, doğru olmamıştır. ( Bilinmeyen dönem hesaplarında zarar görenlerin yaşam ya da destek süresinin farklı olması nedeniyle, ilk karardaki tazminat miktarı sonraki hesaplarda tüm destekten yoksun kalanlar açısından aynı oranda artmayacağından, yaşam ya da destek süresi uzun olan açısından, tazminatındaki artış, yaşam ya da destek süresi kısa olana göre da fazla artacağından, bu nedenle de ilk karar tarihindeki garame oranları her asgari ücret artışında değişeceğinden) 2- İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası tanzim eden sigorta şirketinin ve Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası tanzim eden şirketin, sorumluluğunun belirlenmesi açsından; İlk derece mahkemesi kararında da açıklandığı üzere, zorunlu mali mesuliyet sigortası tanzim eden sigorta şirketinin sorumluluğu ile ihtiyari mali mesuliyet sigortası tanzim eden sigorta şirketinin sorumlulukları açısından, sıralı sorumluluk ilkesi geçerli olmakla birlikte, kusura dayalı olarak açılan davada ya da tek taraflı trafik kazasında, bu kuralın uygulanmasında teredüt yaşanmadığı halde, birden fazla aracın karıştığı kazada müteselsil sorumluluk çerçevesinde açılan davada, ihtiyari mali mesuliyet sigortasının sıralı sorumluluğun belirlenmesi tereddüt yaratmaktadır. Teredüttün sebebi ise, İMMS'nin sorumluluğunun başlangıcının belirlenmesinde, zarar sorumlusunun kusuruna göre ZMMS limiti belirlenerek bunun üzerine aşan zarara göre mi olacağı, yoksa müteselsil sorumluluk çerçevesinde (kazaya karışan diğer kişilerin kusuru dahil) hesaplanan toplam tazminatın, aynı aracın ZMMS sigortasını aşan miktarın üzerine göre mi, yoksa kazaya karışan her iki aracın da ZMMS poliçesi olması halinde, her iki aracın ZMMS poliçesi aşan miktar olması halinde mi sorumluluğunun başlayacağı, şayet sadece müteselsil kusura gören belirlenen tazminattan aynı aracın ZMMS poliçesi limitini aşan zarardan sıralı sorumlu ise, kazaya karışan her iki aracın ZMMS sigortacısı zarardan müteselsil sorumlu iken, İMMS Sigortacısının, kendisi tarafından sigortalı aracın ZMMS poliçesini tanzim eden sigorta şirketinin limitini aşan zarardan, karşı aracın ZMMS Sigortacısı ile teselsül halinde olduğu durumda, kendisi tarafından sigortalı araç ZMMS poliçesini tanzim eden sigorta şirketi ile sıralı sorumluluğun ne şekilde sağlanacağı noktalarında yaşanmaktadır. Öncelikle, gerek Yargıtay 4. Hukuk Dairesi gerekse de Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin içtihatları ile çift taraflı trafik kazasında, her iki aracın kusuru olsa dahi müteselsil sorumluluk ilkesi çerçevesinde açılan davalarda, İMMS'nin sorumluluk sınırının başlangıcında, sigortalı aracın kusuruna göre belirlenen tazminatın değil, müteselsil sorumluluk çerçevesinde oluşan zararın esas alınması yerleşik hale gelmiştir. Bu nedenle, sigortalı aracın kusuru az olsa ve kusura isabet eden tazminat miktarı ZMMS limitini aşmadığı durumda dahi, müteselsil sorumluluk çerçevesinde toplam zarar sigorta limitini aştığı halde, ZMMS limitini aşan toplam zarar İMMS'den sıralı sorumluluk ilkesi kapsamında talep edilebileceği kabul edilmektedir. Dolayısı ile bu durumda, İMMS sigortacısının, kusur çerçevesinde oluşan zarar ZMMS limitini aşmadığından bahisle kendisine müracaat edilemeyeceği yönündeki savunması Yüksek yargı tarafından kabul görmediği gibi, bu durumu düzenleyen açık ve özel bir yasal düzenleme olmadığından, Borçlar Kanunu genel hükümleri de bu yöndeki talepleri haklı kılmaktadır. Bir diğer sorun ise, iki araçlı trafik kazasında her iki aracın da ZMMS poliçesini tanzim eden sigorta şirketleri ile her iki aracın İMMS poliçesini tanzim eden sigorta şirketlerine karşı birlikte açılan davada, ZMMS sigorta şirketlerinin müteselsil sorumluluğu karşısında, İMMS sigortacıların, sorumluluğunun nerede başlayacağı, kendisi tarafından sigortalı aracın, ZMMS poliçesi ile sıralı sorumluluğun ne şekilde korunması gerektiğidir. Yukarıda açıklandığı üzere, Yüksek Yargıtay, çift taraflı trafik kazasında, her iki aracın kusuru olsa dahi, TBK Müteselsil sorumluluk hükümleri gereğince, kazaya sebep olan araçların birisinin ZMMS ve varsa İMMS poliçesini tanzim eden sigorta şirketlerinden sigorta limitleri dahilinde zararın talep edildiği durumda (sadece bir aracın ZMMS ve İMMS sigortacısına açılan davada), zararın hakkında henüz dava açılmayan karşı aracın ZMMS poliçesinin limitini esas almaksızın, İMMS ile sigortalı aracın ZMMS limitini aşmasını (karşı aracın ZMMS nazara alınmaksızın), İMMS Poliçesini tanzim eden sigorta şirketinin sorumluluğu açısından yeterli görmektedir. Bu durumda müteselsil sorumluluk hükümleri çerçevesinde, her iki aracın ZMMS Poliçesi tanzim eden şirketler hakkında ve İMMS poliçesi tanzim eden şirket hakkında birlikte açılan davada, (bir aracın ZMMS ve İMMS Sigortasına açılan davada yargı uygulaması ve sorumluluk ilkeleri benimsenerek) İMMS Sigortasının sorumluluğunun belirlenmesinde, sadece kendisi tarafından da sigortalı olan aracın ZMMS limiti esas alınmalı, aynı aracın ZMMS sigortacısı ile sıralı sorumluluk sağlanmalı, aynı zamanda aracın ZMMS Sigortası ve İMMS Sigortasının, karşı aracın ZMMS sigortacısı ve varsa İMMS sigortası ile arasında müteselsil sorumluluk oluşacağından, bu müteselsil sorumluluk ilişkileri, kanun ile kabul edilen sıralı sorumluluk korunarak sağlamalıdır. Bu durumda, ZMMS sigortası tanzim eden şirketler toplam zarardan limitleri dahilinde müteselsilen sorumlu iken, İMMS ile karşı araç ZMMS Sigortası arasında müteselsil sorumluluk, aynı aracın ZMMS limitini araş zarar var ise bununla sınırlı tutulmalı, her iki aracında İMMS sigortası var ise bunlar arasında müteselsil sorumluluk, her iki aracın ZMMS limiti aşan miktar var ise bu miktar ile sınırlı tutulmalıdır. (ZMMS'ler, toplam zarardan limitleri ile sınırlı müteselsil, birinci aracın İMMS sigortacısı, toplam birinci aracın ZMMS limitini aşan kısım mahsup edilerek, kalan zarar ile karşı araç ZMMS ile müteselsil, ikinci araç İMMS'si de ikinci aracın ZMMS'nin limiti mahsubu ile karşı araç ZMMS' sigortacısıyla müteselsil, İMMS'ler ile her iki aracın ZMMS toplamını aşan zarar var ise, bu kısımdan kendi aralarında müteselsil olacak şekilde ve her bir sorumluluğu çerçevesinde yapacağı ödeme limitini aşmamak üzere ve her bir sorumluluğu açısından ayrı limit olmayacak şekilde ) Aksi yaklaşım müteselsil sorumlular hakkında ayrı ayrı açılacak davalarda, farklı sorumluluk sınırlarına neden olacağından, olay özelinde kanun ile belirlenmesi gereken sorumluluk, davanın açılış şekline göre davacının seçimine göre belirlenmesine neden olacaktır. Somut olayda, davacı kazaya karışan her iki aracın ZMMS poliçesi ve İMMS poliçe çerçevesinde müteselsil sorumluluk ilkelerine göre destek tazminatının tahsili talebinde bulunmuş olup, kaza tarihinde ZMMS Poliçesi kapsamında sigorta şirketlerinin sorumluluğu ayrı ayrı 290.000,00 TL olup, bu miktara kadar olan zararlardan ZMMS Sigortaları sigorta limiti ile sınırlı olarak müştereken ve müteselsil sorumludur. ... ... şirketi İMMS kapsamında 250.000,00 TL, ...AŞ'nin 50.000,00 TL kombine limiti bulunmaktadır. Bu durumda... şirketi ZMMS Sorumluluğundan ayrı olarak, İMMS Sigortası poliçesi kapsamında karşı araç ZMMS sigortası ile birlikte toplam zarardan, 290.000 TL mahsubu ile hesaplanan miktardan limiti ile sınırlı olarak müteselsilen (Toplam Zarar- 290.000,00 TL), karşı araç İMMS sigortacısı...AŞ ile ancak toplam zararın (290.000 TL-290.000 TL) 580.000,00 TL ZMMS limitlerini aşan miktar olması halinde müteselsilen sorumlu olacaktır. Aynı durum ...Sigortanın sorumluluğu açısından da geçerli olup, toplam tazminatın 580.000,00 TL'yi aşmaması halinde, sadece karşı aracın ZMMS ile müteselsil sorumlu olacak, toplam zararın 580.000,00 TL'yi aşmaması halinde İMMS'ler arasında limitleri ile sınırlı olarak teselsül hükümü kurulabilecektir. Mahkemece, Dairemiz kaldırma kararından sonra, açıklanan ilkelere uygun yargılama yapılmadığı ve karar verilmediği gibi, davacılar tarafından destekten yoksun kalma tazminatına itiraz edilmediği halde, yeniden hesaplama yapılarak, davacıların itiraz etmedikleri tazminatta, uygulanacak garame paylarını bozacak ve sigorta şirketinin zarar olduğu halde limitini ödemeden kurtaracak şekilde değerlendirme yapıldığı gibi, Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi 2021/42 Esas dosyasında ilk kararda belirlenen miktarı dahi aşan ödeme olduğu kabul edilerek, bu miktarın mahsubu ile yapılan karar vermeye elverişli olmayan hesaplama esas alınarak karar verildiği gibi, sigortanın her bir davacı açısından ayrı teminat limiti ile sorumluluğunu doğuracak şekilde karar verildiğinden karar isabetli olmamıştır. Bu durumda, eldeki davada öncelikle, bilirkişi raporunda belirtilen ve... hakkında açıldığı anlaşılan Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/42 Esas - 2021/53 Karar sayılı dosyasının akıbeti sorularak, söz konusu karar kesinleşmemiş ise söz konusu dosyada yapıldığı iddia edilen ödemenin, cebri icraya dayalı bir ödeme ise, taraflar ödeme konusunda anlaşma olmadığı müddetçe İİK'nın 40. maddesinde değerlendirilebilecek olduğundan söz konusu ödemenin eldeki dosyadan mahsubu gereken bir ödeme olup olmadığı, buna göre yapılan ödemenin sigorta şirketlerinin sorumluluğu üzerinde etkisi değerlendirilerek, akabinde davacıların toplam 655.720,74 TL destek tazminatına yönelik istinaf başvurusu bulunmadığından, ilk kararda, 2330 Sayılı Yasa kapsamında davacıların payları gözetilmeksizin toplam tazminattan güncellenerek mahsup edilen ödemenin, hangi davacıya, ne miktarda ödeme yapılmış ise ilk karara esas alınan rapor tarihine göre güncellenmek suretiyle mahsup edilerek, toplam zararın sigorta limitlerini aşması durumunda, her bir davacı için, sigorta şirketinin ne miktarda sorumlu olacağı gösterilmek suretiyle, ancak tüm davacılar açısından ödeyeceği toplam tazminat miktarı, sigorta teminat limitini aşmamak üzere, davacıların her bir davalıdan talep edebileceği miktar gareme yöntemi ile belirlenerek, ancak sigortada talepte bulunanların tamamının davada bulunması, davacılar dışında sigorta şirketinden destek zararı olanlar olduğuna yönelik iddia ve delil bulunmamasına göre davacıların talep ettiği kadar zararları var ise, sigortanın limitin bulunduğu durumda sorumluluğun daraltmayacak şekilde, zararlarını aşmamak üzere talep ve ilk kararda hüküm altına alınan miktarda gözetilerek, davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, davacıların itiraz etmediği toplam tazminat miktarının varlığına rağmen, sigorta şirketlerini sigorta limiti olduğu halde davaların kısmen kabulüne neden olacak şekilde gareme hesabı kaldırma kararından sonra alınan ve yukarıda açıklandığı üzere gareme paylarını uzun yaşam ya da destek süresi olan lehine değiştiren rapor esas alınarak, ayrıca Sigorta şirketleri davacıların tamamı yönünden limitleri ile sorumlu iken, her bir davacı açısından, ayrı ayrı teminat limiti kadar sorumluluğuna karar verilmiş olması, ayrıca İMMS Sigortacılarının, aynı aracın ZMMS sigortasını yapan şirket ile sıralı sorumluluğu var ise de karşı araç ZMMS poliçesini tanzim eden sigorta şirketleri ile müteselsil sorumluluğu bulunduğu gözardı edilerek karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Yukarıda, açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin ve davalı... Şirketi vekili ve davalı...AŞ vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, yukarıda açıklanan eksiklikler giderilerek, ilk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen kararın, tazminat miktarına yönelik davacıların istinaf etmemiş olması nedeniyle, davalılar yarına oluşan usuli kazanılmış haklarda gözetilerek, müteselsil sorumluluğa ve KTK'nın 96. maddesindeki garameye yönelik düzenleme nazara alınarak, ayrıca davacılar dışında destek zararı talep eden olduğuna dair iddia ve delil olmadığından, davacıların zararını aşmamak üzere, limitler çerçevesinde talep ettiği ve ilk kararda hüküm altına alınan miktarlarda göz önünde bulunularak, davanın esası hakkında karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davacıların ve davalı...AŞ vekilinin ve davalı... Şirketi vekilinin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacılar vekili, davalı... Şirketi vekili ve davalı...AŞ vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Davanın yeniden görülüp sonucuna göre bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 2-Kararın kaldırılma sebebine göre istinaf edenlerin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3-İstinaf edenler tarafından yatırılan İstinaf karar harcının istek halinde istinaf eden taraflara iadesine, 4-İİK'nın 36. maddesi gereğince Ankara 12. İcra Hukuk Mahkemesi 2025/256 D.İş 2025/255 K. sayılı İcranın Geri Bırakılması kararına istinaden, Ankara 6. Genel İcra Müdürlüğü'nün 2023/43955 Esas sayılı dosyasına depo edilen, 2.845.000,00 TL-Türk Lirası bedelli teminat mektubunun yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 6-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 11.09.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/388, K. 2026/1380, T. 11.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-388-e-2026-1380-k-a643f8440c0a