Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/160 E. 2026/1148 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/160
- Karar No
- 2026/1148
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/160 - Karar No:2026/1148 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/160 KARAR NO : 2026/1148
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
.
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/09/2024 NUMARASI : 2022/384 E-2024/652 K
.
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 22/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 23/10/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözlemesinden kaynaklanan menfi tespit davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; davalı tarafından müvekkili aleyhine 16.01.2021 tarihinde Ankara 3. İcra Müdürlüğü’nün 2021/561 sayılı dosyası ile 181.800,00 TL anapara ve işlemiş faizler üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, müvekkili kooperatifin 06.08.2016 tarih ve 015559 sıra numaralı 181.800,00 TL bedelli fatura alacağına karşılık borçlu olarak gösterildiğini ve davacıya haksız olarak hacizler yapıldığını, söz konusu fatura yüzünden borçlu olmadığının tespitinin gerektiğini, taraflar arasında bir takım inşaat işlerinin yapılması için bir sözleşme ilişkisinin kurulduğunu, bu sözleşme kapsamında müvekkili davalı tarafa yaptığı işin karşılığında doğan borcunun bir kısmını elden nakit olarak, bir kısmını banka havaleleri ile bir kısmını da bono verip bedelini ödemek suretiyle tüm ödemelerini yaparak borcunun tamamını ödediğini, 01.06.2016 ile 31.12.2016 tarihleri arasındaki muavin defter bilgileri incelendiği takdirde davacının davalı tarafa pek çok ödemeler gerçekleştirdiğini ve borcunun kalmadığının görüleceğini, davalının işe mukabil tüm ödemeleri yapılınca davalı tarafından Ankara 3. İcra Müdürlüğü’nün 2021/561 sayılı icra takip dosyasında dayandığı fatura tarihi olan 06.08.2016 günü düzenlendiği ibraname ile müvekkilinden alacağının kalmadığını, borcun ifa edildiğinin belgelendirildiğini, davalının imzaladığı ibranamede 06.08.2016 tarihi itibariyle davacıdan hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını beyan ederek müvekkilini ibra ettiğini ileri sürerek, müvekkilinin davalıya karşı borçlu olmadığının tespit edilmesine, davalının haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; taraflar arasında inşaat işlerinin yapılması amacıyla bir sözleşme ilişkisinin kurulduğunu, davalının sözleşmeye uygun olarak tarafına düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, davacı tarafın ise üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının mahkemeye sunduğu ibranamenin Borçlar Hukuku'na göre geçersiz olduğunu, zira söz konusu borç ilişkisini kısmen veya tamamen kaldırabilen ibra sözleşmesinin hukuken geçerli olabilmesi için yazılı olması, ibra tarihi ile sözleşmenin sona ermesi arasında 1 aylık sürenin bulunması, ibra konusu alacağın türü ve miktarının belirtilmiş olması ve ödemenin noksansız ve banka aracılığı ile yapılması gerektiğini, söz konusu ibra sözleşmesi incelendiğinde yukarıdaki şartların sağlanamadığını, bu nedenle ibranın geçersiz olduğunu, müvekkilinin davacı tarafa faturalandırdığı 181.800,00 TL’nin gerçek bir alacak olduğunu, alacağının davacı tarafça ödenmemesi nedeniyle 16.01.2021 tarihinde Ankara 3. İcra Dairesi'nin 2021/561 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleştiğini, davacı kooperatifin 181.800,00 TL’lik fatura kapsamında borçlu olduğunu ve söz konusu takibin hukuka uygun olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu, takibe konu alacağı sürüncemede bırakmak ve adli yargıya oyalamak amaçlarıyla işbu davanın açıldığını savunarak, haksız ve herhangi bir hukuki dayanağı olmayan davanın reddine, durdurulan icra takip işlemlerinin devamını, davacının, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava ilk olarak Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2021/501 Esasına tevzi edilmiş, mahkemece 19.01.2022 tarih ve 2022/61 Karar sayılı görevsizlik kararı üzerine dosya Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/384 Esasına kaydedilmiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamı, yapılan yargılama ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında pursaklar 98338 ada 6 parselde bulunan inşaatın işlerine ilişkin yazılı olmayan bir sözleşme bulunduğu, bu yazılı sözleşme kapsamında davalı yüklenicinin işleri tamamladığı, taraflar arasında bu konuda ihtilaf bulunmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın, davalı yüklenicinin icra takibine konu ettiği 06.08.2016 tarih ve 015559 numaralı faturadan kaynaklı alacağı olup olmadığı noktasında toplandığı, davacının ticari defterleri üzerinde davalıya borcun bulunmadığının bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, yine bilirkişi incelemesi sonucu davalı ticari defterleri üzerinde davacıdan 605.342,00 TL tutarında alacağının bulunduğunun tespit edildiği, tarafların ticari defter ve kayıtlarının birbirini sadece düzenlenen faturalar açısından doğruladığı, ödemeler açısından ise bir paralellik bulunmadığı, ancak davalının ticari defter ve kayıtlarında davalının kabulündeki ödemelere dahi yer verilmediğinin anlaşıldığı, bu nedenle dosya kapsamında olup imzası davalı tarafça inkar edilmeyen, davalı yüklenicinin tutanak başlığı altında düzenlediği belgenin taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde önem kazandığı, söz konusu belgede davalının, hakedişlerinin eksiksiz olarak tarafına ödendiği, davacıdan herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığının kabul edildiği, bu kapsamdaki belgenin TBK 132.maddesi kapsamında davalının davacıyı ibrası olarak değerlendirildiği, davalının söz konusu tutanaktaki hak ve alacağının bulunmadığına ilişkin beyanının 30.05.2016 tarihindeki hakediş bedelini de kapsadığından, davalının davacıdan alacağının kalmadığı, taraflar arasında yapılan eser sözleşmesine istinaden davacı tarafça davalı şirkete ödemelerin yapıldığı ve davacının davalıya borcunun bulunmadığı, aksi durumun ise davalı tarafça kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, takibe konu asıl alacak ve fer'ileri yönünden davacının davalı şirkete borçlu olmadığına, davalının icra takibi yapmakta kötüniyeti tespit edilemediğinden davacının kötüniyet tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece haksız ve dayanaksız davanın kabulüne karar verildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, gerekçeden yoksun olan kararı kabul etmediklerini, kararın eksik araştırmaya dayalı olarak verildiğini, özellikle davacı kooperatifin vergi mükellefi olmasına rağmen ilgili mevzuata aykırı olarak hazırladığı gider pusulaları, 06.08.2016 tarihli tutanak sonrası davacı kooperatifçe yapılan ödemeler, gerçeğe aykırı başkaları adına yapılan ancak kooperatif adına yapılmış gibi ticari defterlerinde gözüken gider pusulaları, 3.şahsa yapılan ödemeler, davacı kooperarifin, kooperatif kanununca yükümlü olduğu geçici ve kesin kabullere dair gibi hususlar hakkında talepleri doğrultusunda olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmadığını, ne duruşma zaptında ne de gerekçeli kararda bu yönde bir karar veya gerekçeye yer verilmediğini, müvekkilinin, ... İnşaat yetkilisi olarak yıllardır inşaat sektöründe hizmet verdiğini, davacı ile müvekkili arasındaki, dosya kapsamına sunulan 2 tane yazılı sözleşme gereği, ince-kaba sıva, alçı, alçıpan, küpeşte ve şap ile dış cephe kaba sıva yapımı imalatları, ayrıca, müvekkilinin iskele kurumu ve sökümü işlemlerini ve tüm bunların yanı sıra, yazılı olmayan sözleşme gereği davacı kooperatifin tamirat ve tadilat işlemlerini yıllarca yaptığını, yani, müvekkilinin davacı tarafla arasındaki yazılı sözleşme gereklerini yerine getirirken aynı zamanda mahkemenin tespit ettiği üzere taraflar arasındaki yazılı olmayan sözleşmelerin gereğini de yerine getirdiğini, dolayısıyla müvekkilinin, dosya kapsamındaki yazılı sözleşmelerden elde ettiği alacak haklarının yanı sıra davacı kooperatif adına yaptığı küçük, büyük tamir ve tadilat işlemleri nedeniyle de müvekkilinin alacak hakkı kazandığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sürekli olarak yıllar boyu devam ettiğini, bu süreçte de müvekkilinin hem yazılı sözleşme gereği hem de yazılı olmayan sözleşme gereği birçok iş ve işlemi davacı kooperatif için yaptığını, tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, zaten davacı kooperatifin yapılan tüm bu işler ve müvekkilinin üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğine dair bir itirazının da olmadığını ancak davacı kooperatifin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, müvekkilinin alacak haklarından sadece bir kısmını oluşturan 181.800,00 TL'lik tutarı faturalandırdığını ancak davacının 181.800,00 TL tutarındaki faturayı ödememesi üzerine Ankara 3. İcra Dairesi'nin 2021/561 sayılı icra takibinin başlatıldığını, icra takibine herhangi bir itiraz olmaması üzerine takibin kesinleştiğini, davaya konu borcun fatura alacağına ilişkin olup, 181.800,00 TL tutarındaki faturanın gerçek bir borç olduğunu, davacının ispat yükü kendisinde olmasına rağmen bu fatura alacağının ödediğine dair hiçbir delil sunmadığını, mahkemece de bu husus üzerinde durulmadığını, mahkemenin 06.08.2016 tarihli tutanağı ibraname olarak yorumlayarak davanın kabulüne karar vermesinin usule, yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, davacının müvekkiline hiçbir borcunun olmadığı iddiasına dayanak olarak hukuken belge niteliği taşımayan tutanağı dosya kapsamına sunduğunu ancak hukukumuza göre, ibra edilen borcun, bütün kapsamıyla kesin olarak belirtilmesi gerektiğini, ilgili tutanakta kesin ibareler yer almadığından, ibra niteliği taşımadığını, bunun yanı sıra, 10.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda tespit edildiği ve davacı tarafın dosya kapsamına sunduğu gider pusulalarında görüldüğü üzere, davacının, müvekkiline 06.08.2016 tarihli tutanak sonrasında da defalarca banka yoluyla ödemeler yaptığını, bu banka ödemelerinin yanında defalarca müvekkiline yaptığı ödemelere ilişkin gider pusulaları hazırladığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, mahkemece ibraname olarak yorumlanan 06.08.2016 tarihli hukuki niteliği olmayan tutanak sonrasında; davacı kooperatifin, 09.08.2016, 12.08.2016 ve 02.09.2016 tarihlerinde banka yoluyla müvekkiline ödemeler yaptığını, yine, 10.08.2016, 15.08.2016, 30.10.2016 ve 29.11.2016 tarihlerinde yasal niteliği olmayan düzenlediği gider pusulalarının dosya kapsamına sunulduğunu, hukukumuza ve Yargıtay kararlarına göre, borçlunun alacaklıya ibraname sonrası yaptığı ödemelerin ikrar niteliğinde olduğunu (Yargıtay 11.HD'nin 26.05.2014 tarih ve 2014/1849 E- 2014/9718 K, Yargıtay 9.HD'nin 15.06.2004 tarih ve 2003/19557 E- 2004/14884 K), kabul anlamına gelmemekle birlikte, 06.08.2016 tarihli tutanak sonrası davacı kooperatifin müvekkiline defalarca kez yaptığı ödemelerin davacı kooperatifin müvekkiline karşı borçlu olduğunu ikrar ettiği anlamına geldiğini, dolayısıyla bu tutanağın ibraname olarak yorumlanamayacağını, ayrıca davacı kooperatifin müvekkiline borcunun kalmadığını iddia ettiği ve buna dayanak olarak dosyaya sunduğu 06.08.2016 tarihli tutanak sonrası yukarıdaki ödemeleri yapmasının çelişkili davranma yasağına aykırı olup, dava sürecince de bu ödemelerin tüm taleplerine rağmen mahkemece incelenmediğini ve sorgulanmadığını, bu durumun eksik incelemeye neden olduğunu, bu ödemelerin davacı kooperatifçe neden yapıldığının isticvap yöntemi ile sorgulanmasının hukuka ve adalete uygun olacağını, işbu davaya konu faturanın, taraflar arasındaki sadece bir borç ilişkisine ilişkin olup, 06.08.2016 tarihli tutanak sonrası davacı kooperatifin müvekkiline yaptığı ödemelerin 06.08.2016 tarihi sonrasında da davacının müvekkiline borçlu olduğuna kanıt olduğunu ve bunun görüldüğü üzere davacı kooperatifçe de ikrar edildiğini, ilgili tutanağın hukuken de geçerli olmadığını, ilgili tutanağın taraflar arasındaki hangi alacak hakkına ilişkin olduğunun belirsiz olup, davacı tarafın tutanağa ilişkin borcu ödeyip ödemediğinin de belli olmadığını, üstelik davacı kooperatifin TMK'nın 2.maddesinde "herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükümlerine açıkça aykırı hareket ettiğini ancak mahkemenin ne 06.08.2016 tarihli tutanak sonrası ödemeleri dikkate aldığını, ne de ilgili tutanağın hukuken geçerli olup olmadığının incelenmediğini, ayrıca bu yöndeki taleplerine ilişkin olumlu ya da olumsuz ne duruşma tutanaklarında, ne de gerekçeli kararda gerekçelendirme yapılmadığını, 10.01.2023 ve 03.06.2024 tarihli bilirkişi raporlarında bilirkişilerin yetkilerini aşarak ibra niteliğinde olmayan hukuken geçersiz 06.08.2016 tarihli tutanağı ibraname olarak kabul ettiklerini, davacı kooperatif olup, 03.06.2024 tarihli bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere; hem tacir hem de vergi mükellefi olduğunu, kooperatifin TTK, Kooperatif Kanunu, Vergi Usul Kanunu gibi mevzuatlara uygun hareket etmekle yükümlü olduğunu, davacının dava konusu fatura alacağının ödenmediğini ispat etmemesinin yanı sıra, mahkemece davacı kooperatifin hukuka ve yasaya aykırı tüm işlemlerinin göz ardı edildiğini, 213 Sayılı Kanun gereğince gider pusulasının düzenleme şartları belirlenmiş olup, dava konusu olayda; davacı kooperatif ile müvekkili arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı fatura alacağının ödendiği davacı tarafça iddia edilmekle beraber, bu iddiasını yasal olmayan gider pusulaları ile ispat etmeye çalıştığını, hukuken tahsilat makbuzu sayılmayan bu gider pusulaları hakkında ise mahkemece inceleme yapılmamış olup 25.09.2024 tarihli gerekçeli kararda, tüm taleplerine rağmen, bu hususta hüküm kurulmadığını, oysa dosya incelediğinde açıkça görüldüğü üzere; taraflardan ikisi de tacir olup taraflar arasındaki yazılı ve yazılı olmayan sözleşmelerden doğan ticari bir ilişki mevcut olmakla, davacı kooperatifin ise yasaya aykırı olarak gider pusulaları düzenlediğini, üstelik, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bu gider pusulalarının dava konusu olan müvekkilinin fatura alacağına ilişkin de olmadığını, ayrıca, davacı kooperatifir Abdullah Harman şahsına yapılan tadilat işi nedeniyle verilen tediye makbuzunu kooperatif ödemesine ilişkin olmamasına rağmen kooperatif ödemesi gibi dosyaya sunduğunu, yine, 10.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda davacı kooperatifin yevmiye defterine 255.812,00 TL için ortak (kooperatif başkanı) Melih Aktaş için kayıt işlendiğinin belirtildiğini, böyle resmi bir kayıt olmayacağını, üstelik senede mahsup olduğu iddia edilen tediye makbuzlarının da imzasız olup, tüm bunların davacı kooperatifin TMK'nun 2.maddesine açıkça aykırı hareket ettiğini, bilirkişi raporlarında bariz çelişkilerin gözden kaçtığı, eksik, hatalı ve taraflı incelemeye dayandığını, mahkemenin dosyaya sunulan belgeleri eksik ve hatalı incelediğini ve mahkemenin beyan ve taleplerini dikkate almadığını gösterdiğini, davaya konu takibin müvekkilinin fatura alacağına ilişkin olup, davacı kooperatifin takibe konu faturaları ödeyip ödemediğini belgelemekle mükellef olduğunu, HMK'nun 190.maddesinde "ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." denilmekle, buna ilişkin de dosyada ve muhasebe evrakları içinde hiçbir kayıt bulunamadığını, bu durumun 29.03.2021, 03.05.2021, 26.01.2023, 06.03.2023 ve 18.10.2023 tarihli dilekçelerinde belirtilmekle, duruşma tutanaklarında da beyanlarının bulunduğunu ancak mahkemece ispat yüküne ilişkin bir inceleme yapılmadığını ve buna ilişkin bir hüküm de kurulmadığını, davacının kötü niyetle ve hukuka aykırı olarak geçici ve kesin kabulleri yapmadığını ve yaklaşık 10 yıl önceki ödemelere ilişkin geçici ve kesin kabulün yapılmaktan kaçınılmasının, neredeyse 1 milyona varan ödemeleri tediye makbuzları ile gider pusulaları ile ve nakit olarak ödediklerini iddia etmelerinin şüphe uyandırıcı ve olağana aykırı olduğunu, mahkemenin kararı gerekçeden yoksun ve eksik incelemeye dayalı olup, HMK'nın 297. ve 298.maddelerine göre yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiğini, zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğunu (Yargıtay 21.HD'nin 23.03.2017 tarih ve 2016/13727 E- 2017/2356 K), mahkeme kararının gerekçelerden yoksun, eksik ve hatalı incelemeye dayalı olduğunu, mahkemece, HMK'ya aykırı olarak, hukuki olarak belge niteliği olmayan bir tutanağı ibraname olarak kabul ederek hatalı ve kanuna aykırı karar verildiğini, tüm dava sürecince defalarca duruşma tutanakların ve dilekçelerinde talep edilenler hakkında olumlu ya da olumsuz karar kurulmadığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle menfi tespit davasına konu icra takibinin 06.08.2016 tarihli faturaya dayalı olup, aynı tarih itibariyle taraflarca düzenlenen içeriğine ve imzasına karşı çıkılmayan ibranamede davalının hakediş alacağının tamamını aldığını belirterek davacıyı ibra ettiğini belirtmiş olduğunun anlaşılmasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 12.418,76 TL istinaf karar harcından peşin alınan 3.104,69 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.314,07 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 361. maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay’da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 22/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan . e-imzalıdır
Üye . e-imzalıdır
Üye . e-imzalıdır
Katip . e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır