Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1500 E. 2026/1657 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1500
- Karar No
- 2026/1657
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1500 KARAR NO : 2026/1657
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/07/2025 NUMARASI : 2025/64 Esas 2025/648 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 02/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 02/07/2026
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/64 Esas ve 2025/648 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında bazı taşıma ve nakliye işleri için ortaklık yapıldığını, bu ortaklık gereği davalı şirketin aracının müvekkilinin üzerine, müvekkilinin aracı olan nakliye işi yaptığı tırın davalı şirket adına kayıtlı olduğunu, teminat teşkil etmesi için her iki tarafın birbirine bonolar verdiklerini, adi ortaklığın sona erdiğini, davacının elindeki bonoları davalıya iade etmesine rağmen, davalının teminat olarak aldığı 27.500'er TL bedelli 2 adet bonoyu iade etmediğini, davacının bu bonolardan dolayı davalıya borçlu olmadığını beyan ederek, borçlusu davacı, alacaklısı davalı olarak görünen 27.500'er TL. bedelli 2 adet bonodan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalının % 20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili Konya 3.Asliye Ticaret Mahkemesine hitaben sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili Mahkemenin İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, müvekkili ile davacının ortak olarak taşıma ve nakliye işleri yaptığını, bu ortaklık gereği ortak alım satım işleri yaptıklarını, bahsedildiği gibi boş bir bono düzenlenmediği, davacı tarafça bononun ilgili yerleri doldurularak müvekkiline verildiğini, davacı tarafın bahsettiği aracın bedelinin müvekkilince ödendiğinden davacı tarafça araç satılığı çıkarıldığında müvekkilinin kendi alacağını garanti altına almak için 70.000,00-TL borca karşılık 15.000,00-TL, 27.500,00-TL, 27.500,00-TL olmak üzere 3 adet bono aldığını, davacının müvekkilini arayarak ortak aldıkları .... plakalı aracı satmak istediğini bildirdiğini, müvekkilinin de kendisine olan borç ödendikten sonra aracın satışına muvafakat ettiğini bildirdiğini, bonoların bunun üzerine teminat olarak verildiğini, açıkladığı nedenlerle davanın yetkili mahkemeye gönderilmesine, mahkeme aksi kanaatteyse davanın esastan reddine, %20 den az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacı tarafatan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER İcra Dosyası: Menderes İcra Müdürlüğü' nün 2017/998 Esas Sayılı dosyası ile davalı alacaklı .... Şti' nin davacı ... aleyhine 27.000,00 TL asıl alacak, 168,96TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 27.668,96TL alacak üzerinden takip başlattığı anlaşılmıştır. Menderes İcra Hukuk Mahkemesi' nin 2017/97 E. 2017/151 K sayılı kararı: Davcı ... davalı ... Şti aleyhine açtığı davada, Menderes İcra Müdürlüğü' nün 2017/998 E. sayılı dosyasına konu bonoda iki farklı ödeme tarihi olduğu bu haliyle senedin kambiyo vasfı bulunmaması nedeniyle Örnek 10 takibin iptaline karar verildiği, kararın 03.01.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Menderes İcra Hukuk Mahkemesi' nin 2017/96 E. 2018/10 K sayılı kararı: Davcı ... davalı ... Şti aleyhine açtığı davada, Menderes İcra Müdürlüğü' nün 2017/1044 E. sayılı dosyasına konu bonoda iki farklı ödeme tarihi olduğu bu haliyle senedin kambiyo vasfı bulunmaması nedeniyle takibin iptaline karar verildiği, kararın 09.03.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Bilirkişi Raporu: Bilirkişi .... tarafından düzenlenen 19/03/2021 tarihli raporda özetle; Davalı tarafın 2016,2017 ve 2018 yıllarına ait defter kayıtlarını incelediğimde; 06/04/2016 - 17/10/2016 tarihleri arasında Davacı ...’ye toplam 20.856,00 TL havale yapıldığı ve Davalı’ya ait 21/11/2016 vadeli 0016649 seri numaralı 13.800 TL’lik ... çeki- ni ... emrine (ekli çek görüntüsü) çek karnesi ile ödediği toplam; 34.656,00 TL ödeme yaparak alacaklı olduğu bunun dışında herhangi bir fatura alışverişleri olmadığı kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bilirkişi Ek Raporu: Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 19/03/2021 tarihli raporda özetle; davalı cari hesap muavin ve belgeleri tekrardan incelediğinde kök raporda herhangi bir değişiklik olmadığı görüşü ile ek raporunu düzenlemiştir. Mahkememizin 03/02/2022 gün ve 2018/1065 Esas 2022/75 Kararında, davalı .. .. A.Ş.’nin 2016,2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterler ve cari hesaplarına göre, 6102 sayılı TTK’nun 64 maddesi uyarınca şirketin 2016,2017 ve 2018 yıllarına ait Yevmiye, Kebir ve Envanter defterlerinin noter bilgileri aşağıdaki şeklinde yasal sürelerinde tasdik ettirildiği, defter kayıtlarıyla cari hesapların birbirini doğruladığı ve delil niteliği bulunduğu, davalı tarafın 2016,2017 ve 2018 yıllarına ait defter kayıtlarında; 06/04/2016 - 17/10/2016 tarihleri arasında davacı ...’ye toplam 20.856,00 TL havale yapıldığı ve davalı’ya ait 21/11/2016 vadeli 0016649 seri numaralı 13.800 TL’lik ... çekini ... emrine (ekli çek görüntüsü) çek karnesi ile ödediği toplam 34.656,00 TL ödeme yaparak alacaklı olduğu bunun dışında herhangi bir fatura alışverişleri olmadığı tespitinin yapıldığını, menfi tespit davalarında ispat yükümlülüğünün kural olarak davalı alacaklıya düştüğünü, ancak imzası ikrar edilmiş bono alacağının varlığını ispatlayan kesin delil niteliğinde olup bu kez borçlunun borcunun bulunmadığını, usulüne uygun delillerle kanıtlaması gerektiğini, bono, ödeme vaadi niteliğinde kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerdiğini, bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa ait olduğunu, ispat külfetinin davacı tarafta olduğunu, 30.11.2021 tarihli celsede davacı vekili dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığından bu delilin hatırlatıldığını, davacı vekilince yemin deliline başvurmayacaklarını beyan ettiğinden ispat yükü kendisinde olan davacının davasını ispat edemediği kanaati ile davanın reddine, dava değerinin %20'si oranında kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Mahkememizce verilen 2018/1065-2022/75 EK. sayılı kararı İzmir BAM 11. Hukuk Dairesinin 2022/1093-2025/64 EK. sayılı ilamı ile "Somut olayda, davacı yanca davalı şirketle arasında bazı taşıma ve nakliye işleri için ortaklık yapıldığı, bu ortaklık gereği davalı şirketin aracının davacının üzerine, davacının aracı olan nakliye işi yaptığı tırın davalı şirket adına kayıtlı olduğu, teminat teşkil etmesi için her iki tarafın birbirine bonolar verdikleri, adi ortaklığın sona erdiği, davacının elindeki bonoları davalıya iade etmesine rağmen, davalının teminat olarak aldığı 27.500 TL bedelli iki adet bonoyu iade etmediğinin ileri sürüldüğü; davalının ise, davacının davalıyı arayarak ortak aldıkları.... plakalı aracı satmak istediğini bildirdiği, davalının da kendisine olan borç ödendikten sonra aracın satışına muvafakat ettiğini bildirdiği, bonoların bunun üzerine teminat olarak verildiği hususlarını iddia ettiği, dosya içerisine getirtilen takiplerdeki 27.500,00 TL bedelli senetlerde ise ''malen'' kaydının yer aldığı görülmekle, öncelikle icra dosyalarındaki senetlerin dava konusu senetler olup olmadığının araştırılarak, senetlerin talili hususunun değerlendirilmesinden sonra ispat yükünün belirlenmesi gerekmektedir. İlk Derece Mahkemesi'nin bu hususları irdelemeksizin imzası ikrar edilmiş bononun alacağın varlığını ispatlayan kesin delil niteliğinde olduğundan bahisle vermiş olduğu red kararı isabetli görülmemiş, davacı vekilinin istinaf isteminin bu nedenle kabulü ile Kabule göre ise; her ne kadar mahkemece dava değerinin %20'si oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmiş ise de, dosyada mevcut bilgi ve belgelerden dava konusuna ilişkin verilmiş ve uygulanmış bir ihtiyati tedbir kararına rastlanılamadığından İİK hükümlerine göre kötüniyet tazminatı koşullarının gerçekleşmeyeceğinin gözetilmemesi isabetli olmamıştır." gerekçesiyle kaldırıldığı görüldü. Delillerin değerlendirilmesi ve Gerekçe: Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları) Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak, senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Eğer taraflardan dan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Senede dayalı bu iddianın aksinin de yine yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. (Yargıtay HGK 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 E. - 2019/58 K. sayılı ilamı) Somut olayda, davacı yanca davalı şirketle arasında bazı taşıma ve nakliye işleri için ortaklık yapıldığı, bu ortaklık gereği davalı şirketin aracının davacının üzerine, davacının aracı olan nakliye işi yaptığı tırın davalı şirket adına kayıtlı olduğu, teminat teşkil etmesi için her iki tarafın birbirine bonolar verdikleri, adi ortaklığın sona erdiği, davacının elindeki bonoları davalıya iade etmesine rağmen, davalının teminat olarak aldığı 27.500 TL bedelli iki adet bonoyu iade etmediğinin ileri sürüldüğü; davalının ise, davacının davalıyı arayarak ortak aldıkları .... plakalı aracı satmak istediğini bildirdiği, davalının da kendisine olan borç ödendikten sonra aracın satışına muvafakat ettiğini bildirdiği, bonoların bunun üzerine teminat olarak verildiği hususlarını iddia ettiği, dosya içerisine getirtilen takiplerdeki 27.500,00 TL bedelli senetlerde ise ''malen'' kaydının yer aldığı görülmüştür. Öncelikle icra dosyalarındaki senetlerin dava konusu senetler olup olmadığı noktasında yapılan araştırmada davacı vekili beyanında Davalının 27.09.2017 tarihli cevap dilekçesinde de ikrar ettiği üzere davaya konu senetlerin Menderes İcra Müdürlüğünün 2017/998 Esas ve Menderes İcra Müdürlüğünün 2017/1044 Esas sayılı dosyalarındaki senetler olduğunu beyan ettiği görülmüştür. Senetlerde malen kaydı bulunmaktadır. Somut olayda senette borcun nedeni “mal" olarak belirtildiği ve davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Eğer taraflardan dan biri ki dava konusu olayda esasen davacı yanca davalı şirketle arasında bazı taşıma ve nakliye işleri için ortaklık yapıldığı, bu ortaklık gereği davalı şirketin aracının davacının üzerine, davacının aracı olan nakliye işi yaptığı tırın davalı şirket adına kayıtlı olduğu, teminat teşkil etmesi için her iki tarafın birbirine bonolar verdiklerini idda etmekle senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylediğinden ispat yükünün kaydın aksini iddia eden davacıya ait olduğuna kanaat edilmiştir. Davalı tarafından ise davacının senetlerin teminat amaçlı verildiği iddiasına karşılık 18/09/2017 tarihli cevap dilekçesinin esas yönelik itirazları başlıklı 3. maddesinde .... plakalı aracın satışına muvafakat vermek için söz konusu bonoları teminat amaçlı verildiğini beyan ettiği görülmüştür. Davaya konu senetlerin teminat amaçlı verildiğini davalı tarafça açıkça ikrar edildiği ortadadır. Bununla birlikte, Davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.01.11.2019 tarihi bilirkişi raporunda; Davalı .... A.Ş.’nin 2016,2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterler ve cari hesaplarına göre, 6102 sayılı TTK’nun 64 maddesi uyarınca şirketin 2016,2017 ve 2018 yıllarına ait Yevmiye, Kebir ve Envanter defterlerinin noter bilgileri aşağıdaki şeklinde yasal sürelerinde tasdik ettirildiği, defter kayıtlarıyla cari hesapların birbirini doğruladığı ve delil niteliği bulunduğu, Davalı tarafın 2016,2017 ve 2018 yıllarına ait defter kayıtlarında; 06/04/2016 - 17/10/2016 tarihleri arasında Davacı ...’ye toplam 20.856,00 TL havale yapıldığı ve Davalı’ya ait 21/11/2016 vadeli 0016649 seri numaralı 13.800 TL’lik .... çekini ... emrine (ekli çek görüntüsü) çek karnesi ile ödediği toplam; 34.656,00 TL ödeme yaparak alacaklı olduğu bunun dışında herhangi bir fatura alışverişleri olmadığı tespiti yapıldığı görülmüş ise de esasen davalının sunmuş olduğu dekontlarıda borç karşılığı verildiğine dair bir ibare bulunmadığı görülmekle, dekontlarda herhangi bir açıklama olmaması halinde bunun borç verilen bir para değil, tam aksine borç ödemesi olarak kabul edileceği, havalenin bir ödeme vasıtası olduğunu ve var olan bir borcun ödendiğini gösterdiğinin kabulü gerekeceğinden davalının davacıdan alacaklı olduğu yönünde kanaat edinilememiştir..(Yargıtay 13. HD 2017/8060 E, 2017/9191 K sayılı kararı) Davacının dava konusu çekin davalıya teminat senedi olarak verildiğine yönelik iddiası karşısında davalının cevap dilekçesinde ... plakalı aracın satışına muvafakat vermek için söz konusu bonoları teminat amaçlı verildiğini kabul etmesi üzerine davacının davasını ispatladığı kanaatiyle her iki tarafında kabulünde olduğu üzere çekin teminat amaçlı verildiği bedelsiz kaldığı kanaat edilmiş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Kötüniyet tazminatının yapılan değerlendirilmesinde: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK.) 72. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan şekilde menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası aynen “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz” hükmünü içermektedir. Ancak davacıyı menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu tespit edilemediği..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ İLE, davacının davalıya 11/03/2017 tanzim ve 15/08/2017 vade tarihli borçlusu ... alacaklısı .... Şti olan 27.500,00 tutarlı ve 11/03/2017 tanzim ve 15/09/2017 vade tarihli borçlusu ... alacaklısı .... Şti olan 27.500,00-TL tutarlı ve çeklerden dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili ile davacının ortak olarak taşıma ve nakliye işi yapmakta olduğunu, bu ortaklık gereği ortak alım satım işleri yaptıklarını, davacının iddiası gibi davaya konu bonoların ödeme tarihi, keşide yeri ve alacaklı kısmının boş bırakılarak düzenlenmediğini, ayrıca davacının bonolardan 15.04.2017 vade tarihli 15.000,00.TL bedelli ilk bonoyu ödememesi sebebiyle Menderes İcra Müdürlüğü'nün 2017/483 takip sayılı dosyasından icra takibine girişilerek ödeme emrinin davacıya tebliğ edildiğini ve borçlu davacının işbu takibe itiraz dahi etmeden borcunu ödediğini ve dosyanın infaz olduğunu, kaldırma kararı öncesi davacının ticari defter sunmadığından yerel mahkemece yapılan yargılamada müvekkilinin ticari defterlerinin incelenmesinin bilirkişi marifetiyle gerçekleştirildiğini ve ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğunun, defter kayıtları ile cari hesaplarının birbirini doğruladığının ve delil niteliğinde olduğunun belirlendiğini, müvekkili tarafından 06.04.2016-17.10.2016 tarihleri arasında davacıya toplamda 20.856,00.TL havale yapıldığının ve müvekkiline ait 21.11.2016 vade tarihli 0016649 seri numaralı 13.800,00.TL bedelli ... çekinin davacı emrine çek karnesi ile ödendiğini ve toplamda 34.656,00.TL ödeme yaparak alacaklı konumda olduğunun tespit edildiğini, imzası ikrar edilmiş bononun alacağın varlığını ispatlayan kesin delil niteliğinde olup borçlunun borcunun bulunmadığını ispat yükünün borçluya yani davacıya düşmekte olduğunu, somut olayda ispat yükü kendisinde olan davacının davasını ispatlamaya yönelik hiçbir bilgi, belge, delili dosyaya sunamadığını, kaldırma kararından önce davacıya yemin hakkının da hatırlatıldığını, davacının bu delilini de kullanmayarak yemin teklif etmediğini, İlk Derece Mahkemesince .... plakalı aracın satışına muvafakat edilmesi için söz konusu bonoların teminat amaçlı verildiği ve bedelsiz kaldığı kabul edilmiş ise de ticari defterlerin incelenmesinden müvekkilinin alacaklı olduğunun gayet açık olduğunu, müvekkilinin alacaklı olduğunu ve bonoların bedelsiz kalmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 25.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı İlamı) Bonoda bedelsizlik iddiası ileri sürüldüğünde kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil, senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulu'nun 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 Esas, 2019/58 Karar sayılı kararı). Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davacının takibe dayanak malen kayıtlı bonoların teminat senedi ve bedelsiz olduğu iddiasına karşılık davalının bonoların teminat senedi olduğunu kabul etmesi ve malen kayıtlı bonolar yönünden para (nakten) borcundan dolayı alacaklı olduğunu belirtmesinden dolayı senedi talil etmesine ve ispat yükünü üzerine almasına, ispat yükünü üstüne alan davalının savunmasını ve alacağını ispat edememesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/07/2025 tarih ve 2025/64 Esas 2025/648 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 3.757,05.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 939,26.TL harcın mahsubu ile bakiye 2.817,79.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 02/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.