Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1356 E. 2026/1610 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1356
- Karar No
- 2026/1610
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/1356 KARAR NO : 2026/1610
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/06/2025 NUMARASI : 2025/335 Esas 2025/537 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ BAM KARAR TARİHİ: 30/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 01/07/2026
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ve müvekkili şirket arasında ticari ilişki sonucu mal ve hizmet alımına ilişkin fatura düzenlendiğini ve davalı şirket tarafından faturaya ilişkin kısmi ödeme yapıldığını, müvekkilinin bakiye alacağının tahsili amacıyla İzmir 6. İcra Müdürlüğü’nün 2025/1497 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve davalı şirket tarafından icra dosyasında yetkiye, borca ve ferilerine itiraz edildiğini, İcra Müdürlüğünce düzenlenen tensip zaptıyla da takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı yana bakiye kalan borcun ödenmesi gerektiği hususunun da belirtilerek 03/01/2025 tarihli ve 14/01/2025 tarihli iki tane ihtar çekildiğini, davalı tarafça düzenlenen 29/12/2024 tarih ve EF020240000000 fatura nolu 478.000,08 TL bedelli faturanın müvekkili şirkete tebliğ edilmiş olup, müvekkili tarafından faturaya yasal süresi içinde itiraz edildiğini ve faturanın davalı yana iade edilerek İzmir 20. Noterliği’nin 00108 yevmiye numaralı 03/01/2025 tarihli ihtarnamesi ve İzmir 20. Noterliği’nin 00809 yevmiye numaralı 14/01/2025 tarihli ihtarnamesi ile bakiye kalan 533.598,02 TL'nin ödenmesi gerektiğinin ihtar edildiği belirtilerek, davalı tarafından İzmir 6. İcra Müdürlüğü’nün 2025/1497 Esas sayılı dosyasına yapılan borca itirazın iptaline ve takibin devamına, takibe haksız itiraz eden borçlu aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafça esasa cevap süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince " ....Dava; Ticari satımdan kaynaklanan alacağa yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasına ilişkindir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67. maddesinde İcra Takibine İtirazın İptali; ''Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.'' şeklinde düzenlenmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İcra ve İflas Kanunu'nun 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçladığı bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süresinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması hâlinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku, 2006, s. 219, 223). İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi, davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK. m.67/1). Alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir. Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkar tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış uygulamasına göre; itirazın iptali davalarında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlarının bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2017/3-957 E., 2020/99 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. İzmir 6. İcra Dairesinin 2025/1497 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklısının .... A.Ş., borçlusunun ... A.Ş. olduğu, davacı alacaklı vekilinin davalı aleyhine 535.714,14 TL alacak bedeli üzerinden icra takibi başlattığı, davalı tarafın borca ve icra dairesinin yetkisine yönelik olarak süresinde yapmış olduğu itirazı üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir. İtirazın iptali davasının görülebilmesinin koşulları; hukuki yarar bulunması, kesin hüküm bulunmaması, geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması, usulüne uygun bir itirazın bulunması, davanın borçlunun itirazının alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde açılması ve icra mahkemesince itirazın kaldırılmamış olması şeklinde belirtilmiştir. Geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması yönünden ise, öncelikle geçerli bir icra takibi yapılması ve yapılan icra takibine itiraz edilmesi dava şartıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde; "Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir." hükmü düzenlenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesinde; ''Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir." hükmü yer almaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 10. maddesinde ise; ''Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.'' hükmüne yer verilmiştir. Yetki sözleşmesine ilişkin olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 17. maddesinde; ''Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.'' ibaresine yer verilmiştir. Yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 18. maddesinde; ''Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz. Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır.'' şeklinde düzenlenmiştir. Yetki itirazının ileri sürülmesi usulü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 19. maddesinde; "Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir." şeklinde belirlenmiştir. Tüm dosya kapsamı üzerinde yapılan değerlendirme neticesinde, davacının "fatura alacağı" açıklaması ile davalı hakkında takip başlattığı, davalı borçlu vekilinin icra dosyasına sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde, taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığını, ayrıca borcu inkar ettiği, bu hali ile icra takibinde talep edilen borcun bir miktar para alacağına ilişkin olduğunun kabul edilemeyeceği ve bu nedenle TBK'nin 89. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, davalının yerleşim yeri adresinin İstanbul olduğu, İİK'nin 50. maddesi yollaması ile uygulanması gereken HMK'nin 6. maddesine göre davalının yerleşim yeri adresi olan İstanbul İcra Dairelerinin yetkili bulunduğu, İzmir İcra Dairelerinin yetkili olmadığı, takibin yetkili icra dairesinde yapılmadığı, bu hali ile yetkili icra dairesinde başlatılmış bir takip bulunmaması nedeniyle dava şartının bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. "şeklindeki gerekçe ile " Yetkili icra dairesinde başlatılmış geçerli bir icra takibi bulunmadığından DAVA ŞARTI YOKLUĞU NEDENİYLE REDDİNE'' karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece delillerinde mübrez faturalar ve cari döküm mevcut iken, karşı yanın iade faturası kestiği ortada iken borcun bir miktar para alacağına ilişkin olmadığı kanaatine varılıp davayı dava şartı yokluğundan reddetmesinin taraflarınca hukuken anlaşılabilr olmadığını, karşı yanın itirazında ticari ilişkinin bulunmadığına dair bir beyanı yokken husumetin bizatihi para alacağına ilişkin olduğu sabit iken madde 89 ve HMK'nın 10. madde amir hükümlerinin karşılığında kararın hatalı olduğunu, mahkemenin karşı yan davalının vekili yok iken davalı yararına vekalet ücrteine hükmettiğini, karşı yanın davaya cevap vermemesinin ve davayı takip etmemesinin, davalı lehine bir vekalet sunulmamışken sanki vekili varmışcasına karşı yan davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; İİK 67. maddesi gereğince açılmış olan itirazın iptali davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde " Yetkili icra dairesinde başlatılmış geçerli bir icra takibi bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine" karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Dava konusu İzmir 6. İcra Müdürlüğü’nün 2025/1497 Esas sayılı sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında toplam 535.714,14 TL üzerinden ilamsız icra takibinin başlatıldığı, davalı borçlunun süresi içerisinde icra takip dosyasına sunmuş olduğu itiraz dilekçesi kapsamında takibin durduğu ve davalının icra takibine vaki itirazının iptali amacıyla eldeki davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince; davacının "fatura alacağı" açıklaması ile davalı hakkında takip başlattığı, davalı borçlu vekilinin icra dosyasına sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde, taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığı, ayrıca borcu inkar ettiği, bu hali ile icra takibinde talep edilen borcun bir miktar para alacağına ilişkin olduğunun kabul edilemeyeceği ve bu nedenle TBK'nin 89. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, davalının yerleşim yeri adresinin İstanbul olduğu, İİK'nin 50. maddesi yollaması ile uygulanması gereken HMK'nin 6. maddesine göre davalının yerleşim yeri adresi olan İstanbul İcra Dairelerinin yetkili bulunduğu, İzmir İcra Dairelerinin yetkili olmadığı, takibin yetkili icra dairesinde yapılmadığı, bu hali ile yetkili icra dairesinde başlatılmış bir takip bulunmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair karar verilmiştir. Ancak mahkemece, taraflar arasında bir ticari ilişkinin bulunup bulunmadığı, bu kapsamda dava ve takibe konu fatura ve alacağın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olup almadığı konusunda tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmadığı görülmüştür. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş öncelikle tarafların ticari defterleri incelenmek ve gerektiği taktirde davalının ilgili vergi dairesinden ihtilafa konu döneme ilişkin BA kayıtları getirtilmek suretiyle taraflar arasında somut olaya ilişkin akdi ilişkinin bulunup bulunmadığı belirlendikten sonra TBK 89. madde hükmünün somut olayda uygulanma imkanını bulunup bulunmadığı tartışılarak davalının icra dairesinin yetkisine itirazının değerlendirilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin yazılı olduğu şekilde karar verilmesi yerinde olmamıştır. Ayrıca kabule göre de; eldeki iş bu dava dosyasında davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirmemesine rağmen davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi de yerinde olmamıştır. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir. HÜKÜM: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/06/2025 tarih ve 2025/335 Esas 2025/537 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davacı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 4-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 615,40 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde iadesine, 5-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, 7-Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 30/06/2026