Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1448 E. 2026/1018 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1448
Karar No
2026/1018
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2025/1448

KARAR NO:2026/1018

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ :13/02/2025

NUMARASI:2022/9 Esas, 2025/112 Karar,

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:16/07/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava; alacak davasına ilişkin olup, mahkemece davacı vekilinin davasının kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı yanca yanca istinaf talebinde bulunulmuştur.Davacı vekili; taraflar arasında 01/10/2015 tarihinde akdedilen sözleşme gereğince ana yüklenicisi olduktarı İstanbul Valiliğine ait arazi üzerinde gerçekleştirilecek olan ... ve ... Lisesi yeniden yapım işleri konulu taşeron sözleşmesi gereğince davalı taşeronun işi anahtar teslim yapmayı üstlendiğini, müvekkili tarafından davalıya yer teslimi yapılmasına rağmen davalı yanca çalışmalara devam edilmemesi ve iş programına uyulmaması nedeni ile kendisine Beşimktaş ... Noterliği' nin 10/12/2015 tarihli, ... yevmiye nolu ve 24/12/2015 tarihli, ... yevmiye nolu, 19/01/2016 tarihli, ... yevmiye nolu, 25/01/2016 tarihli,... yevmiye nolu ihtarnamelerin gönderildiğini, taraflarınca Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesi' nin 2016/13 D.İş sayılı dosyasından yaptırılan tespit akabinde düzenlenen 18/04/2016 tarihli bilirkişi raporunda; sözleşme konusu ... Lisesi' nin hali hazır durumunun inşaat aşamasında olduğu, çalışmanın yanlar arasında imzalanan 01/10/2015 tarihli sözleşme programına uygun ilerlemediği, sözleşme gereğince inşaatın tespit tarihi itibariyle 3.kat kolon ve perde işlerinin yapılması gerektiği ve inşaatın seviyesi göz önüne alındığında işin 29/06/2016 tarihinde bitirilmesinin mümkün olmadığının belirlendiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı hakkında cari ilişkiden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla İstanbul 37. İcra Müdürlüğü' nün ... sayılı dosyası ile 369.579,29 TL üzerinden takip yapıldığını ve davalının itirazı üzerine yapılan incelemede davalının bakiye cari hesap borcunun 145.994,64 TL olarak belirlendiğini ileri sürerek, davalının itirazının bu miktar üzerinden iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; yanlar arasında düzenlenen 01/10/2015 tarihli sözleşmede işin bedelinin 12.600.000,00 TL + KDV olarak belirlendiğini, işin teslim süresinin 29/06/2016 tarihi olarak kararlaştırıldığını, sözleşme süresince müvekkilinin yükümlülüğüne uygun olarak edimlerini yerine getirdiği halde, davacı tarafından hakedişlerin düzenlenmesine müsaade edilmediğini ve hakedişlerin süresinde ödenmediğini, sözleşmenin davacıdan kaynaklı nedenlerle 2016 yılı Mart ayında taraflarca karşılıklı olarak tasfiye edildiğini, bu süreçte müvekkili firmanın 10/03/2016 tarihli son tasfiye alt taşeron hakediş raporuna göre davacıdan alacağı bulunduğu 2.467.209,34 TL' den 30/11/2015 tarihli 1 nolu aylık hakedişte belirtilen 515.679,96 TL' nin mahsup edilmesi sonucunda bakiye alacağın ödenmesi amacıyla davacıyla defalarca görüşmeler yaptığını, ancak sonuç alınamadığını, müvekkili firmanın içinde bulunduğu mali güçlükler nedeniyle bakiye alacağın tahsili için davacıya düzenleyeceği faturaların ödenmemesi veya iade edilmesi halinde KDV ve diğer vergi yükümlülükleriyle karşılacağı ve bu yükümlülükleri yerine getiremeyeceği için davacıya fatura düzenleyemediğini, müvekkilinin 10/03/2016 tarihli son tasfiye hakediş raporu doğrultusunda 02/08/2017 tarihi itibariyle davacıdan 1.886.829,84 TL bakiye, 479.668,05 TL ise vade farkı alacağı bulunduğunu, bu alacakların ödenmesi amacıyla düzenlenen faturaların davacıya tebliğ edilmiş olmasına karşın herhangi bir ödeme yapılmadığını, taraflarınca dosyaya sunulan 10/03/2016 tarihli son tasfiye hakediş raporunun davacının yetkilileri tarafından imzalanması nedeniyle müvekkili tarafından yapılan iş miktarı ve buna karşılık gelen hakediş tutarının davacı yanca kabul edildiğini, bu anlamda müvekkili firmanın son hakediş raporu ile yapıtığı iş miktarı ve buna karşılık gelen hakedişini ispatladığından, bunun aksinin ispatının davacının yükümlülüğünde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.Mahkemece; takibe konu faturalar ve ticari defter ve kayıtlar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda takip tarihi itibariyle davacının kendi ticari defter ve kayıtlarına göre davalıdan 108.230,23 TL alacaklı olduğu, BA-BS formlarında faturaların davalı taraf kayıtlarında da mevcut olduğu, faturalara itiraz edilmediğinden kesinleştiği, davacı taraf ticari defterlerine göre takipteki asıl alacak miktarının 108.230,23 TL olduğu, ancak davalının takipten önce temerrüde düşürülmediğinden işlemiş fazi talep edemeyeceği ve alacağın likit olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, İstanbul 37. İcra Müdürlüğü' nün ... sayılı takip dosyasında davalının yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 108.230,23 TL asıl alacak ve bu alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, kabul edilen asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. Yerel mahkeme kararı davalı yanca istinaf edilmiştir.Dairemizin 16/11/2021 tarih 2019/427 - 2021/2120 karar sayılı ilamıyla, Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı ise taşerondur. Davacı yüklenici tarafından davalı taşeron hakkında İstanbul 37. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasına sunulan faturalara istinaden toplam 369.579,29 TL asıl alacak ve işlemiş faiz alacağının tahsili için 23/02/2016 tarihinde ilamsız takip yapılmış, davalının itirazı üzerine takip durdurulmuştur. Davacı yanca takip konusu faturaların içeriği 25/10/2017 tarihli dilekçede açıklanmıştır.Davalı taşeron tarafından davacı yüklenici hakkında İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 26/01/2018 tarihinde, 2018/112 Esas sayılı dosyası ile eldeki davanın dayanağı olan ve yanlar arasında imzalanan 01/10/2015 tarihli taşeron sözleşmesi kapsamında bakiye hak ediş bedeli alacağının tahsili talepli dava açıldığı, mahkemece 05/02/209 tarih, 2019/111 Karar sayılı yetkisizlik kararı ile dosyanın İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/459 Esasına gönderildiği, davalı vekilince dosyaya ibraz edilen 19/02/2018 tarihli cevap dilekçesinde, istinafa konu eldeki davada alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin davalıdan 386,900,43 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği, bu itibarla eldeki davada alınan bilirkişi raporuna dayanıldığı, davanın halen derdest olduğu tespit edilmiştir. HMK'nın 166/4. maddesine göre davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır. O halde, eldeki dava ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/459 Esas sayılı davanın konusu ve tarafları bakımından aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan, davalardan biri hakkında verilecek karar diğerlerini de etkileyeceğinden, iki davanın birlikte görülmesinde, gerek usûl ekonomisi ve gerekse birbirleriyle çelişkili kararların çıkmasının önlenmesi bakımından fayda bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, bu davaların birlikte görülüp, sonuçlandırılması için, 6100 sayılı HMK'nın 166. maddesi uyarınca birleştirme kararı verilerek, birleştirilen dosya üzerinden gerekirse aynı bilirkişi kurulundan ek rapor da aldırılmak suretiyle infazı kabil hüküm oluşturmaktan ibarettir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece dairemiz kaldırma kararı doğrultusunda inceleme yapılmıştır. Mahkemece, davacı yüklenici tarafından davalı taşeron hakkında İstanbul 37. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasına sunulan faturalara istinaden toplam 369.579,29 TL asıl alacak ve işlemiş faiz alacağının tahsili için 23/02/2016 tarihinde başlatılan ilamsız takibe davalı tarafça itiraz edildiğinden takip durdurulmuş ve davacı tarafça 145.944,64 TL yönünden itirazın iptali istemiyle eldeki dava açılmış ise de davacı tarafça takip konusu edilen ve içeriği 25/10/2017 tarihli dilekçede açıklanan tüm faturaların davalı defterlerine yansıtılarak hak edişten mahsup edildiği anlaşıldığından davacı talebinde haklı görülmemiş ve davanın reddine karar verilmiştir. Davacı takibinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalının kötü niyet tazminat talebinin yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir. Birleşen davada ise, taraflar arasında kurulan taşeronluk sözleşmesi kapsamında davacı taşeron ... Mühendislik firmasının ödenmeyen hak ediş ve vade farkı faturalarından kaynaklı bakiye alacağının davalı ... firmasından tahsili istemine ilişkin davada, davacı dava dilekçesinde fatura alacağı olan 1.886.829,84 TL bedelin 03/04/2016 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi işletilerek tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 27/04/2023 tarihli ıslah dilekçesinde ise 10/11/2022 tarihli bilirkişi raporuna göre alacaklı olduğu bedelin 2.214.449,48 TL olduğunu, faiz başlangıç tarihinin 03/04/2016 tarihi olarak esas alınmasını, hak ediş tutanağının düzenlendiği tarihi 10/03/2016 tarihi olup davalının temerrüt tarihinin bu tarihten 1 ay sonrası olarak dikkate alınması gerektiğini, sonuç olarak 2.214.449,48 TL alacağına 03/04/2016 tarihinden itibaren faiz işletilerek tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacının hem hak ediş tutanağının düzenlendiği tarih olan 10/03/2016 tarihini takip eden aydan başlayarak davalının temerrüde düştüğü ve temerrüt faizi ödemesi gerektiği belirtilip fatura alacağına 03/04/2016 tarihinden itibaren reeskont faizi istediği, hem de alacağın vadesinde ödenmediğinden bahisle 02/08/2017 tarihli vade farkı faturasından kaynaklı alacağı ıslah ile talep ettiği görülmüştür. Hak edişin işverene verilmesinden itibaren belirli bir süre içinde işveren tarafından yükleniciye ödeme yapılacağına ilişkin düzenlemeler belli ve kesin bir ödeme gününü değil, alacağın muaccel, istenebilir hale geldiği zamanı gösterir. Başka bir deyişle sözleşmede ödeme için öngörülen süre kesin vadeye bağlanmamışsa bu sürenin geçmiş olması borçluyu kendiliğinden temerrüde düşürmez, borçlunun temerrüdü için ayrıca alacaklının ödeme ihtarında bulunması gerekir. (Yargıtay 6. HD 2023/2380 E., 2024/3064 K.) Davacının düzenlemiş olduğu 02/08/2017 tarihli

1.886.829,84 TL ve 02/08/2017 tarihli 479.668,05 TL tutarlı faturaların toplamı 2.336.497,89 TL olup kayıtlarda yer alan 152.048,41 TL virman kaydı düşüldüğünde bulunan 2.214.449,48 TL üzerinden ıslah yapıldığı görülmüştür. Davalının hak ediş faturası alacağı yönünden temerrüde düşürülmediği davacı tarafın ihtar şartını yerine getirmediği anlaşıldığından, asıl dava yönünden davanın REDDİNE, davalının kötü niyet tazminat talebinin yasal şartları oluşmadığından reddine, birleşen İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/459 Esas sayılı dosyası yönünden;davanın kısmen kabulü ile 1.734.781,43 TL alacağın dava tarihi olan 26/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Davacı birleşen davalı vekili istinaf dilekçesiyle, yerel mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırı olmakla başkanlığınızca kaldırılması gerektiğini, yerel mahkeme gerekçesinde hüküm kurmaya elverişli hangi bilirkişi raporuna dayandığını beyan ettiğini, ancak dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları kendi içerisinde çelişki arz eden ve itiraza uğradığını, bozma sonrası yerel mahkemece 11/11/2022 tarihli bilirkişi heyet raporununa tarafımızca itiraz edilmiş ve dosyanın ek rapora gönderildiğini, 10/02/2023 tarihli bilirkişi heyeti ek raporuna itiraz edilmiş ve dosya yeniden rapora gönderildiğini, 11/03/2024 tarihli bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ve 18/10/2024 tarihli bilirkişi ek raporu tanzim edildiğini, yerel mahkeme gerekçesinde ise hangi rapora dayandığını hiç bir surette belirtmediğini, alınan raporlar tarafımızın itirazlarını karşılamadığını, dosya kapsamında en son alınan 18/10/2024 tarihli bilirkişi ek raporuna ve önceki raporların hatalı ve eksik olduğunu, bilirkişi heyeti kendi içerisinde açıkça çeliştiğini, 06/03/2024 tarihli bilirkişi heyetince usul ve yasaya aykırı bir şekilde 2017-2018 yıllarında davalı birleşen davacı yanın envanter defterinin usulune uygun kapanış tasdikleri yapılmadığının 10/11/2023 ve 09/02/2023 tarihli iki raporda da tespit edilmesine rağmen listede yer verilmeyerek bu konuda hiç bir şekilde beyana da yer vermemesinin hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme dosya içeirğinde olan 10/11/2023-09/02/2023 tarihli bilirkişi heyet raporlarında davalı birleşen davalı yanın ticari defterlerinin usulune uygun olmadığını, yerel mahkemece 06/03/2024 ve 18/10/2024 tarihlerin oluşturulan yeni heyet bilirkişi raporlarında ise 2017-2018 ticari defterler usulüne uygun gibi hesaplama yapıldığını, yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında hesap döküm ve incelemelerin 2017-2018 defterleri dışlanmaksızın yapıldığını, davalı yanın 2017-2018 defterlerinin davalı lehine delil olma vasfı olmadığının tespit edildiğini, dava dosyası içeriğinde bulunan tüm raporlarda 2017-2018 kayıtları ile şirketimizin usul ve yasaya aykırı olarak borçlandırılmaya çalışıldığı 2016 defterlerinde davalı karşı davacı yana bir borcun olmadığını, davalı birleşen davacının hükme esas alınamayacak ticari defterleri delil olarak değerlendirlemeyeceğinden bu konuda alacak talebinin de olamayacağını, 10-11/2022 tarihli bilirkişi raporunda 2017-2018 yılları ticari defterlerden yevmiye ve kebir defterinin açılış ve kapanış onaylarının yasal sürelerde yaptırıldığı, 2017-2018 yılları ticari defterlerinin yasal sürelerde yaptırılmadığı, bu sebeplerle 2017-2018 yılları davalı ticari defterlerinin HMK. M. 222 çerçevesinde davalı lehine delil teşkil edemeyeceği kanaatine varılmıştır şeklinde açıklama yapılan dosyada yapılan inceleme neticesinde davalı karşı davacı yanın 2017- 2018 yılı ticari defterlerinin sahibi lehine delil olamayacağı açıkça görülmesine rağmen bilirkişilerce yapılan hesaplamalar usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin hükme esas aldığı raporlarda davalı birleşen davacı yanın envanter defterinin kaydına dahi yer verilmediğini, çünkü envanter kaydı davalı birleşen davacı yanca tasdik edilmediğini, delil vasfına haiz olmayan ticari defterler ile tanzim edilen bilirkişi heyet raporunun hükme esas alınamayacağını müvekkil davalı birleşen davacı yana iddia edildiği gibi bir borcunun bulunmadığını beyan etmekteyiz. çünkü 2017-2018 yıllarına ait ticari defterlerin kapanış ve açılış tasdikleri mevcut olmamakla sahibi aleyhine delil statüsünde olduğunu, davalı- karşı davacı yanın 2017 faturaları tarafımıza ait defterlerde bulunmamakta olup birlikişilerce borçlu bulunduğumuz iddiası hukuka ve yüksek mahkeme kararlarına aykırı olduğunu, ticari defter ve kayıtlarımızda yer almayan davalı karşı davalı yanın alacak iddiasından müvekkilin haberi olmadan nasıl bir mahsup yapıldığı tarafımızca anlaşılamadığını, artı grubun mahsup işlemi hangi tarihte yapılmış neye dayanarak yapılmış belli olmamakla mahsup beyanı tarafımızca kabul edilmeyeceğini, davalı birleşen davacı yanın sözleşme konusu işlerde ilerlemediği işleri yapmadığı bilirkişi raporları ile açıkça sabit olmakla bilirkişilerin hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde tarafımızca iş programının güncellenmemesi gibi izahtan vareste ve asla kabul anlamına gelmeyen beyanlar ile tanzim ettiği bu raporu kabul etmeyeceklerini, davalı karşı davalı yan kendisine gönderilen ihtarnamelere cevap vermemiş olmakla süreli bir işte kendisine ihtarlar gönderilmesine rağmen işi yapmamış ve tespitlerin yapıldığı zaman dilimin % 14 seviyesinde olduğu sabit olması karşısında tanzim edilen iş bu heyet raporunun hatalı olduğunu, tespitlerin yapıldığı tarihlerde davalı karşı davacı yanın şantiye alanlarında çalışma yapılmadığı alanların boş olduğu açıkça görülmüştür. bu hususun tespitinin çok basit olduğunu, davalı birleşen davacı yanın sgk hizmet dökümleri dahi mahkemenizce sgk il müdürlüğünden talep edilse davalı karşı davacı yanın şantiye sahasında çalışmadığı ve personel sayısı kolayca tespit edilebilirken bilirkişilerce izahtan vareste beyanlar ile tanzim ettiği bu rapor Yargıtay içtihatlarına açıkça aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davalı birleşen davacı vekili istinaf dilekçesiyle, vade farkı faturası bedeli olan 479.668,05.TL.'nin temerrüde düşürülmediği gerekçesiyle bu miktardaki alacak talebimiz tümden red edildiğini, kabul anlamına gelememekle birlikte bu fatura yönünden karşı taraf temerrüde düşürülmemiş olsa dahi alacak talebinin tümden reddedilmiş olması hatalı olduğunu, karşı tarafın temerrüde düşürülüp düşürülmemesi faiz başlangıç tarihi açısından önemli olan bir konu olduğunu, bir borçlunun temerrüde düşürülmemiş olduğundan hareketle alacaklının alacak talebinin tümden reddi hatalıdır ve verilen karar bu yönüyle kaldırılması gerektiğini, kaldı ki karşı tarafın bu yönde bir itirazı da olmadığını, karşı taraf bahse konu fatura bedeline Ticaret Kanunun öngördüğü yasal süreler geçtikten sonra itiraz ettiği, ayrıca bahse konu fatura elektronik ortamda karşı tarafa tebliğ edildiğini, karşı taraf da zaten bu faturaların elektronik ortamda kendilerine tebliğ edilmiş olduğunu verdikleri cevap dilekçesinde kabul ettiklerini, hal böyleyken ilk derece mahkemesinin "Vade Farkı Alacağı Faturası" yönünden kısmen red kararı vermiş olmasının hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl davada davacı-birleşen davada davalı yüklenici, birleşen davada davalı-birleşen davada davacı ise taşerondur. Asıl davada davacı, taraflar arasında imzalanan 01.10.2015 tarihli taşeron sözleşmesi kapsamında davalı taşeronun sözleşme hükümlerine uygun şekilde işi tamamlamadığını, bu nedenle düzenlenen yansıtma faturalarından kaynaklanan 145.944,64 TL alacağa ilişkin İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Asıl dava cevap dilekçesinde, takip konusu alacağın bulunmadığını, davacının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, hak ediş ve ödeme işlemlerini sözleşmeye aykırı yürüttüğünü ileri sürerek davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davacı, taraflar arasındaki 01.10.2015 tarihli taşeron sözleşmesi kapsamında gerçekleştirdiği imalatlara ilişkin hak ediş ve tasfiye hak edişi bedellerinin ödenmediğini, düzenlediği faturaların süresinde itiraz edilmeksizin kabul edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL alacağın davalı yükleniciden tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili sunmuş olduğu ıslah dilekçesi ile dava değerini, 2.214.449,48 TL'ye çıkartmıştır. Birleşen dava cevap dilekçesinde, davacı taşeronun sözleşme kapsamındaki edimlerini gereği gibi yerine getirmediğini, şantiye sahasında çalışmadığının tespit edildiğini, davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını, aksine kendilerinin alacaklı olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki 01.10.2015 tarihli taşeron sözleşmesi, yer teslim tutanakları, hak ediş ve tasfiye hak edişi belgeleri, ticari defter ve kayıtlar ile bilirkişi raporları birlikte değerlendirilerek iş programının yer tesliminden önce düzenlenip güncellenmemesi nedeniyle işin gecikmesinden davalı taşeronun sorumlu tutulamayacağı, icra takibine konu edilen yansıtma faturalarının davalı tarafından ticari defterlere kaydedilerek hak ediş alacaklarından mahsup edildiği, bu nedenle takip konusu alacakların ayrıca talep edilemeyeceği kabul edilerek asıl davanın reddine, davalının kötü niyet tazminatı isteminin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir. Birleşen dava yönünden ise, taraflar arasındaki taşeron sözleşmesi, hak ediş ve tasfiye hak edişi tutanakları, ticari defter ve kayıtlar ile bilirkişi raporları birlikte değerlendirilerek davacının hak ediş alacağının bulunduğu, ancak vade farkı alacağı yönünden davalının temerrüde düşürüldüğünün ispatlanamadığı kabul edilerek birleşen davanın kısmen kabulü ile 1.734.781,43 TL alacağın dava tarihi olan 26.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/282 Esas, 2018/1.183 Karar sayılı ilk kararı ile davanın kısmen kabulüne, İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasına yapılan itirazın 108.230,23 TL asıl alacak yönünden iptaline, takibin bu miktar üzerinden takip tarihinden itibaren avans faiziyle devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine ve kabul edilen alacağın yüzde yirmisi oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiş, karar istinaf edilmiştir. Dairemiz 2019/427 Esas, 2021/2.120 Karar sayılı ilamı ile taraflar arasında aynı 01.10.2015 tarihli taşeron sözleşmesinden kaynaklanan ve İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/459 Esas sayılı dosyasında görülmekte olan hak ediş alacağı davası ile eldeki itirazın iptali davası arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğu, davalardan biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyecek nitelikte olduğu, bu nedenle davaların birleştirilerek birlikte görülmesi ve gerekirse aynı bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle yeniden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece dairemiz kaldırma kararı alınmadan önce alınan bilirkişi raporlarında, 25.10.2017 Tarihli Bilirkişi Heyet Raporu: takip konusu faturaların önemli bir kısmının sözleşme, ödeme kaydı, ceza tutanağı, teminat mektubu, sigorta poliçesi veya benzeri belgelerle desteklenmediği, 06.02.2016 tarihli fatura dışındaki faturaların hizmet ve yansıtma faturası niteliğinde olduğu, davacı ticari defter kayıtlarının incelenemediği, davalının ticari defterlerini ibraz etmediği, bu nedenle taraf ticari defterleri üzerinde karşılaştırmalı inceleme yapılamadığı, takip konusu faturaların dayanaklarının ibrazı ve ticari defterlerin usulüne uygun şekilde sunulması halinde daha sağlıklı değerlendirme yapılabileceği yönünde görüş bildirilmiştir.23.07.2018 Tarihli Ek Bilirkişi Heyet Raporu: davacının 2015 ve 2016 yıllarına ait ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, takip tarihi itibarıyla davacının ticari defterlerine göre 108.230,23 TL alacaklı olduğu, Bodrum Vergi Dairesinden getirtilen BA formlarında takip konusu faturaların davalı kayıtlarında yer aldığı, sunulan belgelerden davacı tarafından davalı adına yapılan ödemelerin sözleşme gereği davalıya yansıtıldığının anlaşıldığı, faturalara dava tarihine kadar itiraz edildiğine ilişkin belge bulunmadığı, davacının takip öncesinde davalıyı temerrüde düşürmediği için işlemiş faiz talep edemeyeceği yönünde görüş bildirilmiştir.Dairemiz kaldırma kararı sonrası alınan bilirkişi raporlarında; 11.11.2022 Tarihli Bilirkişi Heyet Raporunda; tarafların ticari defter ve kayıtları, hak edişler, cari hesap hareketleri ve dosya kapsamındaki belgeler birlikte incelenerek asıl dava yönünden takip tarihi itibarıyla davacının 85.084,81 TL fatura alacağı ve 110,56 TL işlemiş faiz alacağı bulunduğu, birleşen dava yönünden ise ... Mühendislik ticari kayıtlarında 2.214.449,48 TL alacak bulunduğu, ... kayıtlarında ise 386.900,43 TL alacak kaydı yer aldığı, teknik ve mali tespitlerin mahkemenin hukuki takdirine sunulduğu yönünde görüş bildirilmiştir.10.02.2023 Tarihli Ek Bilirkişi Heyet Raporu: davalı şirkete ait 2017 ve 2018 yılları yevmiye ve kebir defterlerinin elektronik defter olarak usulüne uygun tutulduğu, ancak kağıt ortamında tutulması zorunlu envanter defterlerinin ibraz edilmemesi nedeniyle bu yıllara ait ticari defterlerin HMK'nın 222. maddesi kapsamında davalı lehine delil niteliği taşımadığı yönünde görüş bildirilmiştir.11.03.2024 Tarihli Bilirkişi Heyet Raporu: mali incelemede ... Mühendislik kayıtlarında 1.886.829,84 TL hak ediş faturası ile 479.668,05 TL vade farkı faturası nedeniyle toplam 2.214.449,48 TL alacak bulunduğu, bu faturaların ... kayıtlarında yer almadığı, ... kayıtlarında 386.900,43 TL sipariş avansı alacağı bulunduğu, teknik incelemede ise iş programının yer tesliminden önce düzenlendiği, yer tesliminin 11.11.2015 tarihinde yapıldığı, iş programının güncellenmemesi nedeniyle gecikmenin taşerona yüklenemeyeceği, hak edişlerin sözleşmede öngörülen sürede düzenlenmediği ve işin gecikmesinden yüklenicinin sorumlu olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.18.10.2024 Tarihli Ek Bilirkişi Heyet Raporu: takip konusu 145.944,64 TL alacağın hak edişlerden mahsup edilen yansıtma faturalarından kaynaklandığı, bu faturaların taşeron tarafından ticari defterlerine kaydedilerek hak ediş alacaklarından mahsup edildiği, hak ediş faturaları ortadan kalkmadıkça mahsup edilen tutarların ayrıca icra takibine konu edilemeyeceği, teknik yönden ise önceki rapordaki görüşlerin korunduğu yönünde görüş bildirilmiştir.Asıl dava yönünden dosya incelendiğinde, davacı tarafça İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 23.02.2016 tarihinde başlatılan ilamsız icra takibinde başlangıçta 369.579,29 TL alacak talep edildiği, takibe itiraz üzerine eldeki itirazın iptali davasının 16.03.2016 tarihinde 145.944,64 TL asıl alacak üzerinden açıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemece alınan 23.07.2018 tarihli kök bilirkişi raporunda; takip tarihi olan 23.02.2016 itibarıyla davacının 108.230,23 TL alacaklı olduğu belirtilmiş ise de, bilahare aldırılan 18.10.2024 tarihli ek bilirkişi raporunda; davaya konu edilen 145.944,64 TL alacağa ilişkin olarak, takipten sonra ancak dava tarihinden önce 01.03.2016 tarihinde davacı ticari defterlerinde virman kaydı yapıldığı, takip konusu faturaların davalı tarafından hakediş alacağından mahsup edildiği ve bu nedenle ayrıca icra takibine konu edilebilecek bakiye bir alacağın kalmadığı somut ve denetime elverişli şekilde tespit edilmiştir.İtirazın iptali davasının açılabilmesi için, dava tarihi itibarıyla davacının hukuken korunmaya değer, güncel bir hukuki yararının bulunması HMK'nın 114/1-h maddesi uyarınca dava şartıdır. Somut olayda, 23.02.2016 tarihli icra takibinden sonra, ancak 16.03.2016 tarihli itirazın iptali davası açılmadan önce, 01.03.2016 tarihinde gerçekleştirilen virman ve mahsup işlemiyle takibe konu alacak sona ermiştir. Henüz dava açılmadan borcun ifa, virman veya mahsup yoluyla sükut etmesi durumunda, davacının sönmüş bir alacak için itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.İlk derece mahkemesince, açıklanan bu maddi ve hukuki vakıalar ışığında HMK m. 115/2 uyarınca davanın "hukuki yarar dava şartı yokluğu" nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın esasına girilerek davanın esastan reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Birleşen dava yönünden incelendiğinde; Dosya kapsamı incelendiğinde; uyuşmazlığın çözümü için mahkemece dairemiz kaldırma kararı sonrasında iki ayrı bilirkişi heyetinden raporlar alındığı anlaşılmaktadır. Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ..., ... ve ...'dan oluşan heyetten 11.11.2022 tarihli kök ve 09.02.2023 tarihli ek rapor alınmış; son olarak ..., ... ve ...'dan oluşan heyetten 11.03.2024 tarihli kök ve 18.10.2024 tarihli ek rapor alınmıştır.Söz konusu raporlar birbiriyle karşılaştırıldığında; ilk bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 10.02.2023 tarihli ek raporda, davacı şirkete ait envanter defterlerinin ibraz edilmemesi nedeniyle ticari defterlerin 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesi uyarınca sahibi lehine delil niteliği taşımadığı açıkça tespit edilmesine rağmen, ikinci bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 11.03.2024 ve 18.10.2024 tarihli raporlarda, sahibi lehine delil vasfı bulunmayan bu ticari defter kayıtları esas alınarak hakediş, vade farkı alacağı ve mahsup işlemlerine ilişkin esasa müessir hesaplamalar yapıldığı; ayrıca 11.11.2022 tarihli raporda tek kalem olarak değerlendirilen alacağın sonraki raporlarda hak ediş ve vade farkı olarak ayrıştırıldığı görülmekle, dosyada mevcut raporlar arasında uyuşmazlığın esasına doğrudan etki edecek nitelikte, teknik ve hukuki açıdan ağır ve açık çelişkiler bulunduğu sabittir. Yargıtay ve Dairemizin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde hâkim, bu çelişkiyi gidermeden ve hangi raporun hangi gerekçeyle üstün tutulduğunu denetime elverişli şekilde açıklamadan karar verilemez.O hâlde mahkemece yapılacak iş; 6100 sayılı HMK'nın 281/3. maddesi uyarınca maddi gerçeğin ortaya çıkması için, dosyada daha önce görev yapan ve raporları arasında açık çelişkiler bulunan (Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ..., ..., ...'dan oluşan ikinci heyet ile ..., ... ve ...'dan oluşan üçüncü heyet) bilirkişilerden tamamen farklı, aralarında eser sözleşmeleri ve nitelikli hesaplamalar konusunda uzman bir hukukçu, inşaat mühendisi ve mali müşavirin bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulmak suretiyle; davacı yana ait ticari defterlerin HMK'nın 222. maddesi kapsamında delil niteliği taşıyıp taşımadığı hususu öncelikle değerlendirilerek, hakediş ve vade farkı alacaklarının varlığı, 01.03.2016 tarihli virman ve mahsup kayıtlarının geçerliliği ile alacak kalemlerinin tasnifi noktalarında önceki raporlar arasında ortaya çıkan bariz çelişkileri giderecek, taraf itirazlarını karşılayacak, hüküm kurmaya ve denetimine elverişli, gerekçeli yeni bir heyet raporu almak ve hasıl olacak uygun sonuç dairesinde yeniden bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olmuştur. Ayrıca, mahkemece birleşen davada bir kısım alacak yönünden davanın vade farkı kısmına ilişkin talep hakkında davanın reddine karar vermiştir. Vade farkı, yasalarımızda özel olarak düzenlenmiş olmayıp uygulamada bedelin bir parçası, yani bağımsız bir "asıl alacak" niteliğinde kabul edilmektedir. Vade farkı istenebilmesi için, yanlar arasındaki sözleşmede vade farkının ödeneceğinin kararlaştırılmış olması ya da yanlar arasında yapılan uygulama (ticari teamül) ile bu hususun kabul edilmiş olması zorunludur.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesinde düzenlenen temerrüt olgusu, asıl alacak niteliğindeki vade farkının doğum veya geçerlilik şartı olmayıp, yalnızca bu alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesinin usuli şartıdır.Sözleşmeden doğan davalarda bir alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesi için alacağın kararlaştırılan kesin vadede ödenmemiş ya da alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmesi zorunlu ise de; temerrüt ihtarının kanıtlanamaması asıl alacağın reddini gerektirmez, alacağa ancak dava veya takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesini gerektirir.İlk derece mahkemesince, temerrüt ihtarı bulunmadığı gerekçesiyle asıl alacak mahiyetindeki vade farkı talebinin esastan reddine karar verilmesi, maddi hukuk kurallarının ve alacağın hukuki niteliğinin hatalı değerlendirilmesi sonucunu doğurmuş olup usul ve yasaya aykırıdır.O hâlde mahkemece yapılacak iş; taraflar arasındaki eser sözleşmesinde vade farkı ödeneceğine dair bir düzenleme bulunup bulunmadığı veya yanlar arasında faturalaşma ve ödeme süreçlerinde bu yönde süregelen bir ticari teamül (uygulama) oluşup oluşmadığı hususlarında taraf delilleri toplanarak inceleme ve araştırma yapmak sonucuna göre karar vermesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-İSTANBUL 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'nin 13/02/2025 tarih, 2022/9 Esas, 2025/112 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-Taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde taraflara İADESİNE,

5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 26/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1448, K. 2026/1018, T. 16.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1448-e-2026-1018-k-43ddbccc19ec