İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1262 E. 2026/661 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1262
- Karar No
- 2026/661
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1262 Esas KARAR NO : 2026/661
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/06/2026 KARAR TARİHİ : 31/08/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, kağıt ve mukavva ürünleri ticareti ile iştigal ettiğini, davalı şirket ile aralarında uzun süreli bir ticari ilişki bulunmadığını, bu ticari alım-satım ilişkisi kapsamında müvekkilinin tarafından davalı şirkete muhtelif tarihlerde kağıt ve ambalaj ürünleri satıldığını, faturalandırılmış ve eksiksiz olarak teslim edildiğini, taraflar arasındaki bu ilişkinin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. maddesi kapsamında cari hesap ilişkisine dönüştüğünü, müvekkilinin davalı şirketten muaccel hale gelmiş alacağının bulunduğunu, davalı şirketin, cari hesaba dayalı borcuna karşılık müvekkiline ... Şubesine ait, 29.12.2025 keşide tarihli, ... seri numaralı ve 300.000,00 TL bedelli bir çekin teslim edildiğini, bu çekin bilgilerinin cari hesap ekstresine de açıkça işlendiğini, ancak çekin ibraz süresi yaklaşırken müvekkilinin çeki bankaya ibraz etmek istediğini, banka tarafından ise çekin üzerindeki tarihte düzeltme yapıldığını, keşidecinin paraf atmasını talep ettiğini, bu durumu davalı tarafa bildiren müvekkilinin taraflar arasında gerçekleşen telefon görüşmelerinde davalı şirket yetkilisinin, çeki ödeyeceğini beyan ederek müvekkilinden çekin bankaya ibraz edilmemesini ve yazdırılmamasını rica ettiğini, müvekkilinin davalının bu ricasını kırmadığını, çeki bankaya ibraz etmediğini, davalı tarafın sonrasında müvekkiline herhangi bir ödeme yapmadığını, müvekkilini ticari zarara uğrattığını, bununla birlikte, davalı şirketin vergi dairesine sunduğu BA formlarının da mal teslimini ve alacağın varlığını kesin olarak kanıtlamadığını, davalı tarafın muaccel borcunu ödememesi üzerine, alacağın tahsili amacıyla .... İcra Dairesinin 2026/... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibinin başlatıldığını, ancak davalı borçlunun, borcunu sürüncemede bırakmak ve tahsilatı geciktirmek maksadıyla takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalı borçlunun .... İcra Dairesinin 2026/... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu haksız ve kötü niyetli itirazın iptalini ve takibin takip talebindeki şartlarla aynen devamın, alacağın likit ve faturaya/cari hesaba dayalı olması sebebiyle, asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacının, iddiasını ispatlamak amacıyla yalnızca düzenlediği e-faturalara dayandığını, dava konusu faturalarda belirtilen ürünlerin müvekkiline teslim edilmediğini, müvekkilinin, teslim almadığı bir maldan dolayı borçlu olmasının hukuken ve mantıken mümkün olmadığını, davacının, teslim etmediği malların bedelini talep etmesinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacı tarafın, müvekkilinin faturalara 8 günlük yasal süresi içinde itiraz etmediğini, dolayısıyla fatura içeriğini ve borcu kabul etmiş sayılacağını iddia ettiğini, ancak bu iddianın, Türk Ticaret Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatları karşısında dayanaksız olduğunu, TTK'nın 21/2. maddesi uyarınca faturaya süresinde itiraz edilmemesinin, yalnızca faturanın şekli içeriğinin (birim fiyat, vade, malın cinsi vb.) kabul edildiği anlamına geldiğini, faturaya itiraz edilmemesinin, faturada yazılı malın teslim edildiği anlamına gelmediğini, malın teslim edildiği olgusunun, faturadan bağımsız, ayrı bir maddi vakıa olduğunu ve ayrıca ispatlanması gerektiğini, dosya kapsamında sunulan faturalarda veya eklerinde müvekkilinin veya çalışanlarının teslimi tevsik eden herhangi bir imzası bulunmadığını, faturalara konu malların müvekkiline teslim edilmediğini, müvekkili aleyhine haksız ve kötü niyetli takip başlatan davacı aleyhine, dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacının talebi, genel takip talebine dayalı başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkememizce icra dosyası ve vergi dairesi kayıtları celp edilerek dosya içerisine alınmış, taraf delilleri toplanmıştır. .... İcra Müdürlüğü'nün 2026/... Esas sayılı takip dosyasının celp edilerek incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine 300.000,00 TL asıl alacak ve 27.844,52 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 327.844,52 TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının " 29/12/2025 tarihli düzenleme yeri İstanbul olan ... seri numaralı kambiyo vasfını yitirmiş çek 300.000,00 TL " olduğu, davalı tarafından süresi içerisinde takibe ve yetkiye itiraz edilmesi nedeniyle takibin durduğu görülmüştür. 2004 Sayılı İİK 67. maddesi gereğince itirazın iptali davalarının görülüp hükme bağlanabilmesi için geçerli bir icra takibi bulunması, süresinde borca itiraz edilmesi ve 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması dava şartı niteliğindedir. İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (YHGK. 2017/19-1634 Esas - 2018/633 Karar sayılı ilamı) İtirazın iptali davası açılabilmesinin koşullarından birisi de ortada geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunmasıdır. Geçerli bir ilamsız icra takibinin mevcut olmaması halinde itirazın iptali davası açılamaz. Bu husus dava şartı olup, mahkemece re’sen gözetilmelidir. Somut olayda davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalı takip borçlusu tarafından yapılan itirazda İstanbul Anadolu İcra Müdürlükleri yetkili olduğundan bahisle yetki itirazında bulunulduğu görülmektedir. Yetkili icra dairesi; İİK’nın 50/1 maddesi yollamasıyla, HMK’nın yetkiye ilişkin hükümlerine göre belirlenir. Bilindiği üzere yetkiye ilişkin hükümleri 6100 sayılı HMK m. 5-19 “Yetki” başlıklı ikinci kısmında düzenlenmiş olup, çok genel bir açıklamayla bunlar; davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi, sözleşmenin ifa olunacağı yer mahkemesi, gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesi ve diğer yetki belirlemeleridir. Davalının yerleşim yeri mahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Öğretide ve uygulamada özel yetki kuralları olarak adlandırılan ve bazı dava çeşitleri için kabul edilen bu istisnai nitelikteki yetki kuralları, ilke olarak kamu düzenine ilişkin değildir. Böylece, kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları, genel mahkemenin (HMK.m.5) yetkisini kaldırmadığından, eş söyleyişle onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir. Zira özel yetki genel yetkiyi ortadan kaldırmaz. Onun yanında varlığını sürdürür; dolayısıyla dava veya icra takibi, davacının/alacaklının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili icra dairesinde veya mahkemede açılabilir. Bu noktada, somut uyuşmazlığın çözümü için alacaklının kendi ikamet yerinde dava açma yetkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili düzenlemeyi içeren ve kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralı niteliğinde bulunan 6100 sayılı HMK’nın 10. maddesinde; “Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir” düzenlemesi bulunmaktadır. Sözleşmenin ifa edileceği yerin taraflarca açık veya zımni olarak belirlenmediği durumlarda, şayet borç bir para borcu ise, sözleşmenin ifa edileceği yer 6098 Sayılı TBK.89 maddesine göre belirlenecektir. 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun (TBK) 89.maddesinde; “Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1.Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2.Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3.Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir. Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir .'' şeklinde düzenlemeyi içermektedir. Yapılan bu açıklamalar uyarınca somut olayın değerlendirilmesinde davacının adresinin takip tarihinde Küçükçekmece olduğu, davacının adresi itibari ile Küçükçekmece icra dairelerinin yetkili olduğu, davalının adresinin Maltepe olduğu, davalının adresi itibari ile İstanbul Anadolu İcra Dairelerinin yetkili olduğu, taraflar arasında sözleşmenin ifa yerine ilişkin herhangi bir belirleme yapıldığına dair dosyada delil ve belge bulunmadığı, takibin Bakırköy İcra Dairesinde başlatıldığı, bu hali ile usulüne uygun açılmış bir takip bulunması dava şartının işbu dava bakımından gerçekleşmediği, davalının icra dairesinin yetkisine itirazının yerinde olduğu kanaatine varılarak, usulüne uygun geçerli bir icra takibi bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: Davanın HMK 115.maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, 1-Peşin alınan harç yeterli olduğundan başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 2-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.952,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA, 3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının talep halinde davacıya İADESİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 31/08/2026
Katip ...
Hakim ...