Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/987 E. 2026/1060 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/987
- Karar No
- 2026/1060
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/987
KARAR NO: 2026/1060
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 28/03/2024
NUMARASI: 2022/103 E. - 2024/89 K.
DAVANIN KONUSU: Marka hakkına tecavüzün tespiti, kaldırılması, ticaret unvanın terkini, maddi ve manevi tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/06/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın ... yılından bu yana ... sanayisinde faaliyet gösteren köklü bir kuruluş olduğunu, ... yılında anonim şirket olarak kurulduğunu, ahşap kapı, mobilya, banyo ve mutfak dolapları, süpürgelik, ahşap doğrama, panjur ve otel mobilyaları gibi ahşaptan mamul yapı ekipmanları, istendiğinde yangına dayanıklı ve ses geçirmez özellikte imal eden ve Türkiye'nin en köklü markalarından biri olan “...” markasının sektörde ... yılı doldurduğunu, 52. yılı itibariyle hizmet vermeye devam ettiğini,“...” markasının ilk olarak, TÜRKPATENT nezdinde ... tescil numarasıyla ... yılında tescil edildiğini, söz konusu markanın kullanım hakkının yıllardan beri, dosyaya sunulan lisans sözleşmesi uyarınca grup şirketlerden ... ... AŞ'ye ait olduğunu, müvekkili şirket adına ... numarasıyla tescilli “..." markası ile karıştırılma ihtimali yaratacak şekilde kullanılan "... YAPI" ibaresinin, davalı tarafından www. ....tr ve www...com.tr alan adlı internet sitelerinde sunulan hizmetlerde ve davalının ticaret unvanında haksız ve izinsiz olarak kullanıldığını, müvekkili şirketin, tescilli marka kapsamında, ahşap kapı, mobilya, banyo ve mutfak dolapları, süpürgelik, ahşap doğrama, panjur gibi ahşaptan mamul yapı elemanlarının imalatı ve montajı bakımından esasında inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini, her ne kadar tescil edilen Nice Sınıflandırması bakımından farklılık söz konusu olsa da davalının da inşaat sektöründe faaliyet göstermekte olduğunu, tecavüz konusu ibareyi benzer mal ve hizmetlerde kullandığını, davalı kullanımlarının SMK m. 7/2-b uyarınca karıştırılma ihtimali yarattığını, müvekkili şirkete ait markanın hitap ettiği tüketici kitlesinin, toplu konut ve turistik oteller gibi inşaat projeleri gerçekleştiren büyük inşaat firmaları olduğunu, “...” markasının bu sektörde faaliyet gösteren firmalar tarafından akla gelen ilk markalardan olduğunu, bu doğrultuda “...” markasının ilgili tüketici kitlesi bakımından tanınmış bir marka olduğunun kabulünün gerektiğini, bu doğrultuda mal ve hizmetlerin aynı, benzer veya farklı olup olmadığına bakılmaksızın, davalının kullanımları neticesinde müvekkili şirkete ait markanın tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını, markanın itibarına zarar vereceğini, markanın ayırt ediciliğini zedeleyeceğini, müvekkili şirkete ait markanın ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle davalının fiillerinin SMK m. 7/2-c uyarınca sulandırma teşkil ettiğini, müvekkili şirket tarafından üretilen ürünlerin gerek kalitesi, gerekse reklam kampanyaları sonucunda kazandığı pazar payından haksız kazanç sağlamak amacıyla müvekkili şirkete ait marka ile iltibas yaratacak şekilde kullanılması suretiyle tüketici nezdinde markaya olan güvenin haksız olarak kullanılmasının söz konusu olduğunu, bu durumun hem müvekkili şirkete ait marka adı altında üretilen ürünlerin kalitesine olan güven ve itibarı zedelediğini hem de müvekkili şirketin piyasada edindiği imaj ve güvenden oluşan manevi ticari varlığında kayıp ve zararlar meydana getirdiğini, netice itibariyle müvekkili şirketin hem maddi hem de manevi zararının söz konusu olduğunu ifade ederek davalıya ait marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin islendiği “www. ....tr” ve “www...com.tr” internet sitelerine erişimin engellenmesini, davalının fillerinin sınai mülkiyet kanunu uyarınca marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitini, marka hakkına tecavüzün kaldırılması ile söz konusu tecavüz fiilleri sonucunda marka hakkı ihlal edilen müvekkili şirketin uğramış olduğu maddi ve manevi zararın tazminini, “...” ibaresinin davalının ticaret unvanından silinmesini talep etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetl; müvekkili firmanın isminin şirket kurucularının soy isimlerinden oluştuğunu, müvekkili firmanın sonrasında "... yapı şekil" ve "... zemin teknolojileri anonim şirketi” markalarını tescil ettirdiğini, müvekkili firmanın şirketleştiği 1997 senesinden bu yana beton işleri, zemin yapımı gibi inşaat işlerini yapmakta olduğunu, 25 yılı aşkın süredir aktif bir şekilde genel olarak forekazık makineleri ile zemin ve inşaat işleri yaptığını ve zamanla saygı gören ve bilinen bir işletme haline geldiğini, davacı firmanın “...” ismiyle ... işleri yaptığını, kendi adına tescil ettirmiş olduğu “...” markasının, şirket ismi olan .... Sti.'deki "...." ve “....” kelimelerinin kısaltması olduğunu, buradaki “...” ibaresinin, müvekkili şirkette olduğu gibi şirket sahibinin soyadı değil, çalışma alanının ... ve ... ürünleriyle ilgili olmasından kaynaklandığını, davacı firmanın faaliyet alanının, "iç kapılar-ahşap mobilyalar- ahşap pencereler - panjur ve dış cephe kaplamaları-pencereler - yangın ve ses izolasyonlu kapılar ve dolaplar- kapı, pencere ve mobilyalar - özel kapıları - süpürgelikler-asansör giydirmeleri - vestiyer dolapları - banyo dolaplar - merdiven giydirmeleri - PVC iç kapı çelik kapı giydirmeleri - koridor pano kapakları - lobi ve genel mekan mobilyalar - tavandan sürme kapılar” olduğunu, firmanın internet sitesinde de ahşap kapı, vestiyer dolabı, banyo ve mutfak dolapları, süpürgelik, şafi kapağı, ahşap doğrama ve panjur ile otel mobilyalarının imal edildiğinin, bunu yanı sıra ahşap merdiven, pergola, havuz deki ve ahşap dış cephe kaplamaları gibi özel ahşap imalatın da yapıldığının belirtilerek çalışma alanının “... ürünleri” üzerine olduğunun vurgulandığını, davacı firmanın bütün iş ve işlemlerinin ... ve ... ürünlerinden oluşturulan yapılardan oluştuğunu, müvekkili firmanın faaliyet alanının ise beton ve inşaat işleri olduğunu, tarafların faaliyet alanlarının birbirinden bağımsız olduğunu, müvekkili şirket tarafından davalı yanın markasını kapsayan mal veya hizmet üretiminde bulunulmadığını, müvekkilinin herhangi bir şekilde taklitçilik yaptığından ve davacı firmanın markasına tecavüzde bulunduğundan ve bu işlemlerinden kâr elde ettiğinden söz edilemeyeceğini, davacı firmanın unvanının “...”, müvekkili firmanın unvanının ise “... Yapı İnşaat” olduğunu, yani unvan olarak ikisinin aynı firma olduğu izlenimi bir yana benzerlik dahi çağrıştırmadığını, bu farkın tarafların tabelalarına bakıldığında da açık bir şekilde görüldüğünü, davacı yanın tabelasında bir ... görselinin, müvekkili şirketin tabelasında ise bina görsellerinin bulunduğunu, davacı şirket ile müvekkilin aynı firma olabileceğini ya da olduğunu çağrıştırabilecek hiçbir amblem, broşür, logo, tabela, reklam, kartvizit bulunmadığını, müvekkil firmanın bu ismi kullanmaktaki amacının kendi ön adlarının firma ismi olarak kullanılması olduğunu, davacı taraf markasının Türkiye'de tanınmışlık düzeyine ulaşan bir marka olmadığını, bir anlığına tanınmış marka olduğu kabul edilse bile müvekkil firma tarafından gerçekleştirilen işlemde bir hukuka aykırılık bulunmadığını, haksız yararın varlığına ilişkin olarak; müvekkili firmanın 1997 senesinde şirketleşmesinden itibaren öncelikle tanıdık firmalarla çalıştığını, devamında fork işleriyle beraber beton ve zemin işleriyle ilgili taşeronluk yaptığını, bu işleri yaparken ne başlangıç aşamasında ne de devam eden süreçte davacı firmanın markasını kullanacak bir işlem gerçekleştirmediğini, markanın itibarına zarar hususunda, taraflar arasındaki çalışma alanlarının farklı olması ve karıştırılma ihtimalinin şartlarının açıkça sağlanmamasından ötürü markanın itibarına zarar verilmesinin söz konusu olmadığını, markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi hususunda tarafların farklı alanlarda faaliyet gösterdiğini, davacı yanın ayırt edici karakterini zedeleyici bir eyleminin bulunmadığını iddia ederek müvekkili firma hakkında verilen tedbir kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesi 2022/103 esas, 2024/89 karar sayılı, 29/04/2024 tarihli kararı ile; "Tüm dosya kapsamı, taraflarca sunulan deliller ve 13/02/2023 tarihli bilirkişi raporu bir arada değerlendirilmekle, içerisinde sektör bilirkişisinin de bulunduğu bilirkişi heyeti tarafından yapılan incelemede davacı markasının tanınmış marka olarak aranılan kriterlere haiz olmadığının tespit olunduğu,SMK 7/2-c maddesinde belirtilen şartların sağlanmadığı, bütünsel bakışta markanın ayırt ediciliğinin düşük olduğu, davalının internet alan adlarında "..." ibaresini -kendi ticaret ünvanına ve faaliyet alanına işaret eder şekilde- "yapı ve "zemin" ibareleriyle birlikte kullandığı, dolayısıyla dava konusu özelinde markaya ilişkin baskın kullanımdan söz edilemeyeceği ve "..." ibaresinin davalı tarafından markasal olarak kullanılmadığı, ayrıca benzer mal ve hizmetlerde kullanım bulunmaması noktasında davacı markasının sahip olduğu işlevlere zarar verme anlamında tehlike oluşturur bir kullanımın da bulunmadığı, davalının internet sitesindeki görsel kullanımının ise yine "yapı" ibaresi ile birlikte sunumundan ötürü ayırt ediciliğinin yüksek olduğu, davacı şirketin ahşap ürünleri sektöründe, davalı şirketin ise beton ve inşaat sektöründe uzun süredir faaliyet gösterdikleri, uzman tüketici kitlelerine hitap eden taraf ürünlerinin birbirinden farklı olduğu, taraf ibareleri arasında ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, tüm bunlardan ayrı olarak dosyada mevcut, davalı şirket temsilcilerinin sanık olarak yargılandıkları Ankara 1. FSHCM'nin 2022/385 Esas ve 2023/191 Karar sayılı dosyasında kovuşturma aşamasında alınan mevcut bilirkişi raporunun ve mahkeme karar içeriğinin de mahkememiz dosya içeriğiyle uyumlu olduğu anlaşılmakla yasal şartları oluşmayan davanın tümden REDDİNE" karar vermiştir.
İSTİNAF:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun emsal kararları kapsamında özellikle tanınmış markalarda mal ve hizmet grubu farklı olsa dahi tescilli markanın itibarından haksız yarar sağlanması ve markanın sulandırılması riskinin hukuken korunması gerektiğini belirttiğini, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca markalar arasında karıştırma ihtimali bulunmasa bile "bağlantı kurulması" riskinin yeterli olduğunu ileri sürdüğünü, müvekkiline ait “...” markasının sektördeki 50 yılı aşkın geçmişi ve yüksek bilinirliği nedeniyle tanınmış marka statüsünde olduğunu vurguladığını, davalının eylemlerinin markanın ayırt edici karakterini zedelediğini ve düşük kaliteli hizmet algısı yaratarak marka itibarına zarar verdiğini savunduğunu, yerel mahkemenin internet alan adlarındaki kullanımı "markasal kullanım" olarak değerlendirmemesinin ve hatalı bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu iddia ettiğini, neticede ilk derece mahkemesinin davanın reddine dair kararının kaldırılarak marka hakkına tecavüzün tespiti ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dava konusu markalar arasında görülen davalarda üçünde iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz olmadığı, karıştırma ihtimalinin oluşmayacağı sonucuna varıldığını, mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere davacı tarafın iddia ettiği gibi marka hakkına tecavüz veya markaların karıştırılma ihtimali gibi durumlar söz konusu olmadığını, dava konusu markalar arasında görülentüm davalarda alınan toplamda 5 farklı bilirkişi raporu sonucunda iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz olmadığı, karıştırma ihtimalinin oluşmayacağı sonucuna varıldığını, ileri sürerek davacının haksız istinaf başvurusunun esastan reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; marka hakkına tecavüzün tespiti, kaldırılması, ticaret unvanın terkini, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Markasal kullanımlar arasında iltibasa yol açacak derecede benzerlik olup olmadığının tespitinde işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmekte olup tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması halinde SMK'nın 7. maddesi kapsamında marka hakkına tecavüzün mevcut olduğu sonucuna varılması gerekecektir. Davacı tarafça markasının tanınmış olduğu, sınıfsal benzerlik bulunmakla marka hakkına tecavüzün mevcut olduğu, Ankara 3. FSHHM'nin 2023/323 sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiği istinaf sebebi yapılmış ise de dosyada mevcut tescil kayıtları, yazılı deliller ile bilirkişi raporundaki tespitler ve kanuni açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı markasının ... sayı ile "...'' ibareli ve şekilden bütünleşik 11,19,20. sınıflarda "Ahşaptan mamül sökülüp takılabilen prefabrik yapı elemanları, ahşap doğramalar, ahşap bölmeler, ahşap kapı ve pencereler, kabinler, banyo ve duş kabinleri, yarı işlenmiş kereste, ahşap direkler, tahta, kalas, kiriş; lambri, ahşap parkeler; kontraplak, sunta, ahşaptan mamül ev mobilyası, yazlık mobilya, büro mobilyası, kamping mobilyaları, yemek ve yatak odası takımları, oturma odası takımları, kitaplıklar, vitrinler, sehpalar, koltuklar, kanepeler, yatak olabilen kanepeler, yazı ve çizim masaları, şezlonglar, tezgahlar, bankolar, iş tezgahları, servis arabaları, okul mobilyaları, kartoteks dolapları, dosya dolapları, ecza dolapları, vestiyerler, çocuklar için parmaklıklı oyun parkları, ahşap panolar, ilan panoları, teşhir standları ve vitrinleri, pencere ve kapı armatürleri" tescilli olduğu, davalının ticaret unvanı ve internet alan adlarında "..." ibaresini kullandığı ve ticaret alanında "yapı ve "zemin" ibareleri ile birlikte inşaat işleri, zemin yapımı, beton işleri, beton dökümü alanında markasal olarak kullandığı, markasal kullanımlardaki kelime unsurunun aynı olduğu ancak tarafların farklı sektörlerde faaliyet göstermekte olup davacının tescilli markasının kapsamındaki mallar ile davalının sunduğu hizmetler arasında ayniyet, bağlantı veya benzerlik bulunmadığı ve sektör bilirkişinin de bulunduğu heyet raporu kapsamında davacı markasının tanınmışlık düzeyinin yüksek olmadığının saptandığı, böylece marka hakkına tecavüzden bahsedilemeyeceği yönünde kanaate varıldığı, Ankara 2. FSHHM'nin 2023/383 esas, 2024/171 karar sayılı dosya kapsamında da benzer tespitlere varıldığı görülmüştür.
Bu tespitlerin yanında dosyaya yansıdığı üzere; Ankara 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 2022/385 esas, 2023/191 karar sayılı dosyası kapsamında davacı şirketin aynı eylem nedeni ile marka hakkına tecavüz suçuna yönelik şikayeti neticesinde yürütülen yargılamanın sonunda, sanıklar ile katılan şirketin farklı sektörlerde faaliyet göstermekte olup katılanın tescilli markasının kapsamındaki mallar ile sanıkların sunduğu hizmetler arasında ayniyet, bağlantı veya benzerlik bulunmadığı anlaşıldığından, buna göre katılan şirketin davaya konu markasının kapsamındaki mallar ile sanıkların sunduğu hizmetler arasında ayniyet, bağlantı ve benzerlik bulunmadığından marka hakkına tecavüzden bahsedilemeyeceği, öte yandan katılan şirket adına tescilli markanın tanınmış marka olduğu kanıtlanamadığı gibi sanıkların kullanımlarının tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edildiğini veya itibarına zarar verdiği ya da ayırt edici karakterini zedelediği de kanıtlanamadığından, sanıkların "www...com.tr" ve "www...tr" isimli internet sitelerinin alan adları ve içeriğindeki kullanımları ile yetkilisi oldukları şirketlerin ticaret unvanlarındaki kullanımları ile söz konusu şirketler tarafından sunulan hizmetlerin katılan şirket adına ... sayı ile tescilli markadan doğan haklara iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz oluşturmadığı anlaşıldığından, sanıkların üzerlerine yüklenen suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı sonucuna varılmakla, her iki sanığın da müsnet suçtan CMK'nın 223/2.maddesinin a bendi gereğince ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği ve 06.11.2024 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
TBK'nın 74. maddesi gereğince hukuk hakimi ceza mahkemesinin beraat hükmü ile bağlı değil ise de tespit edilen maddi vakıa hukuk hakimini bağlamaktadır. Bahsi geçen ceza dosyasındaki beraat hükmü, eylemin marka hakkına tecavüz suçunun unsurlarını taşımadığı gerekçesiyle verilmiş olduğundan eldeki dava yönünden bağlayıcı niteliktedir. Nitekim emsal nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/2819 E., 2024/5046 K., 13.06.2024 tarihli kararında; "Olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesine göre ceza hakiminin mahkumiyet kararı ve mahkumiyet hükmünde tespit olunan maddi vakalar ile maddi vakayı belirleyen beraat kararı hukuk hakimini bağlar. Bu hükmün amacı adalete güveni sağlamak ve çelişik hükümlerin çıkmasını önlemektir. ... marka hakkına tecavüz ettiği iddiası ile hakkında görülen Gaziantep 3. Asliye Ceza Mahkemesi 'nin 06.11.2015 tarih, 2014/295 E. ve 2015/625 K. sayılı dava dosyasında,.. atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile beraat kararı verilmiş ve bu karar Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 30.01.2020 tarih, 2019/33197 E. ve 2020/660 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. İşbu ceza mahkemesinin kesinleşmiş beraat kararında yer alan taraf markaları arasında iltibasa neden olacak derecede benzerlik bulunmadığına ilişkin tespitin hukuk hakimi açısından da bağlayıcı olacağı gözetilerek Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir." saptamasına varıldığı, sonuç olarak aynı maddi olayın ceza yargılamasında suçun unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle beraatle sonuçlandığı ve kesinleştiği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince marka hakkına tecavüzün bulunmadığı yönündeki saptamasının dosya kapsamındaki deliller ile uyumlu ve hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerine itibar edilmesi mümkün olmamıştır.
Tüm bu nedenlerle istinaf edenin sıfatı ile istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin .../03/2024 tarih ve 2022/... E. 2024/... K. sayılı kararına karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 18/06/2026