Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/928 E. 2026/959 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/928
- Karar No
- 2026/959
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/928
KARAR NO: 2026/959
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 22/02/2024
NUMARASI: 2021/65 E. - 2024/42 K.
DAVANIN KONUSU: Marka ve ticaret unvanından doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, kaldırılması, maddi ve manevi tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/06/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1994 yılından bu yana her türlü pamuklu, yünlü ipek ve kadife kumaşın üretimini, toptan ve perakende, iç ve dış ticareti ve pazarlaması konusunda iştigal ettiğini, özellikle "eşarp" üretimi ve ticaret konusunda sektörün önde gelen şirketlerinden olduğunu, "... " ibareli markası ile Türkiye ve dünya çapında haklı bir ün ve pazar edindiğini, müvekkilinin ilki 1995 yılında olmak tescil başvurusu olmak üzere "..." ve "... ..." ibareli marka tescilleri ve başvuruları bulunduğunu, müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalı tarafın müvekkilin tanınmış "..." markasını ayırt edilemeyecek kadar benzeri olan "... ..." markası şeklinde kullandığını, davalının bu eyleminin müvekkilinin markadan doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğini, haksız rekabet olduğunu, davalının bu kullanımlarının mahkeme nezdinde 2020/273 değişik iş sayılı tespit dosyasında aldırılan rapor ile tespit edildiğini, bu nedenlerle, davalının müvekkilinin markadan doğan haklarına ve ticaret unvanına tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespiti, men'i ve ref'i ile fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 50.000-TL maddi ve 50.000-TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili 28/12/2023 tarihli talep arttırım dilekçesi ile 50.000-TL olan maddi tazminat talebini 66.749,33 -TL olarak arttırmıştır.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
müvekkili ile davacı tarafın markasal kullanımlarının şekilsel anlamda farklı olduğunu, davacı taraf markası ile müvekkiline ait markada iltibasa sebebiyet verecek herhangi bir durumun olmadığını, davacı tarafın sadece kadın eşarbı üzerine üretim ve hizmet yaptığını, davacı markasının yazım şekli ve puntoları ile müvekkili markasının yazım şekli ve puntoları arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu, müvekkili tarafından tecavüze ve haksız rekabete konu bir eylem olmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesi 2021/65 esas, 2024/42 karar sayılı, 22/02/2024 tarihli kararı ile; "Tüm dosya kapsamı deliller, TPMK kayıtları, mahallinde yaptırılan tespit sonucu aldırılan bilirkişi raporu ve dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporu ile son ek raporlar birlikte değerlendirildiğinde; ... no ile 16 ve 25. Sınıftaki emtialar için "..." , ... no ile 18, 25 ve 35. Sınıftaki hizmetler için "... ..." , ... no ile 35. Sınıftaki hizmetler için "... ..." markalarının TPMK nezdinde davacı adına tescilli olduğu, davalı adına ... no ile tescilli "..." markasının ise 35. Sınıfta yer alan” Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri.
Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri,bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri,personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme ( başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma,trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri.” - hizmetlerinde tescil edilmiş olduğu, davalının tespit edilen faaliyet alanının ise bu tescille ilgili olmayıp davacının tescili kapsamında 25 ve 35. sınıflarda olduğu anlaşılmıştır.
Davacının 25/08/2020 tarihinde davalı aleyhine delil tespiti talebinde bulunmuş olması, akabinde 24/02/2021 tarihinde işbu davayı açmış olması, davacının davalının ... ... markası altında devam eden davacı markaları kapsamındaki mal ve hizmetlerden davacının bu tarihlerden daha önce haberdar olduğuna dair belge ve bilgi sunulmaması gözönüne alınarak davacı açısından işbu davanın açılması açısından uzun süre sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğraması koşullarının mevcut olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Davacı tescilli markaları ile davalı markaları ve fiili kullanımı arasında renk ve kompozisyon olarak farklar olsa da her iki taraf markasının esas kelime unsurunun ... ibaresi olduğu, fonetik ve kavramsal benzerliğin olduğu, renk ve kompozisyon farkının markaları birinden uzaklaştırmaya yetmediği, markaların benzer olduğu, davacının tescilli markalarının 16/18/24/25 ve 35. Sınıfta yer alan mal ve hizmetler için tescilli olduğu, davalının ... no ile tescilli markası 35.sınıfta ve fakat farklı hizmetlerde tescil edilmiş olduğu, bu anlamda davalının tescilli marka hakkını ileri süremeyeceği, aynı mal ve hizmetlerde tescil edilmiş olsaydı dahi SMK 155 . maddesi uyarınca da , sonraki tarihli tescilli markasını savunma olarak ileri süremeyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Davalının kullanımları incelendiğinde; ... ibaresinin baskın ve ön planda kullandığı, sözkonusu kullanımın, davacının tescilli markaları kapsamında yer alan 25. Sınıfta yer alan “Giyim ürünleri” üzerinde ve sözkonusu ürünlerin perakendecilik hizmetlerinde ( 35. Sınıfta 25. Sınıftaki ürünlerin satışında) kullanıldığı, tabelası ve basılı resmi evraklarında kullanıldığı, bu mal ve hizmetlerin orta düzeyde tüketici kitlesine hitap eden mal ve hizmetler olduğu, orta düzeydeki tüketicinin dikkat ve özeni dikkate alındığında, marka hakkına tecavüz koşullarının oluştuğu sonuç ve kanaatine varılarak davacının marka hakkına tecavüze ilişkin talebi yönünden davanın kabulü gerekmiştir.
Davalı dayanak markaların davacı tarafça kullanılmadığı iddiasını def'i olarak ileri sürmüş ise de, davacı adına tescilli markların dava konusu uyuşmazlığı oluşturan 25. ve 35. Sınıflar yönünden 25. Sınıfta da “. Baş giysileri: başlıklar, şapkalar, bereler, baş örtüleri. Aksesuarlar: pantolon askıları, giysi ilaveleri, kemer, kravat, papyon, eldiven, şal, kol bantları, baş bantları, bileklikler” emtialarında ve 35.Sınıfta ciddi biçimde kullanıldığı, dosya kapsamı deliller ve aldırılan bilirkişi raporu ile anlaşılmakla, davalının bu yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir.
Davalının yukarıda değinilen eylemi davacının markadan doğan haklarına tecavüz teşkil etmekle, davacı taraf SMK 149 maddesi kapsamında maddi ve manevi tazminat talep etmesi mümkündür.
Bu bağlamda aldırılan en son bilirkişi raporuna göre davacının tazminat seçeneği de gözetildiğinde; davalı tarafın dava tarihinden geriye doğru olan 2 yıllık dönemde elde ettiği muhtemel kazancın 222.497,75 TL.' sı, olduğunu ve dava konusu markanın satışlara olan etkisi üzerinden elde edilen muhtemel kazanç 66.749,33 TL.' sı olduğundan ve davacı da bu miktar üzerinden davasını arttırdığından bu tutar yönünden dava kabul edilmiştir. İhlalin niteliği, süresi, tarafların ekonomik durumu ve manevi tazminatın amacı gözetilerek davacı yararına 50.000,00 TL manevi tazminat takdir edilmiştir.
Davacının unvana baki tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; davalı gerçek kişi olup, unvan kullanımı söz konusu olmadığından ticari evrakında "... ... ..." ibaresini kullandığından ticaret unvanına tecavüz söz konusu değildir. Ayrıca, Yargıtay11. Hukuk Dairesi'nin 2019/5189 E, 2022/1852 Karar sayılı, 14.03.2022 tarihli kararında; "... markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (mülga 556 sayılı Marka KHK) hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, Dairenin bu konudaki eski içtihatlarını sürdürme imkanı kalmadığından, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tescilli markasının benzerinin, tescil kapsamındaki ilaç emtiasında kullanılması şeklindeki davalı eyleminin TTK’nın 55/1-a-4.maddesi uyarınca aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğine ilişkin gerekçesi yerinde görülmediğinden, hükmün bu kısım yönünden temyiz eden davalı yararına bozulması..." şeklindeki gerekçe ile açıklandığı üzere; somut uyuşmazlıkta, davacının haksız rekabet iddiasının marka hakkına dayandığı, bu durumda TTK 55/1-a-4 maddesi gereğince aynı zamanda haksız rekabetin oluştuğundan söz edilemeyeceği kanaatine varılmakla haksız rekabet isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Bu itibarla, davacının marka haklarına tecavüze yönelik talebi yönünden davasının KABULÜNE, davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzünün tespitine, durdurulmasına, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalı adına olup davacı marka korumasındaki "..." markasını veya benzeri şekilde "... ..." markasını taşıyan ürünlere el konularak imhasına,
Toplam 66.749,33 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihi olan 21/09/2020 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Takdiren 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının unvan ve haksız rekabete ilişkin talebi yönünden davanın REDDİNE" karar vermiştir.
İSTİNAF:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin marka tecavüzü ve tazminat taleplerinin kabulüne dair kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurduğunu, davacı şirkete ait "..." markasının tanınmış marka statüsünde olmadığını ve buna ilişkin somut bir delil sunulamadığını ifade ettiğini, davacının markayı tescil ettirdiği sınıflarda ciddi biçimde kullandığını ispat edemediğini, bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere davacının yalnızca eşarp üretimi yaptığını ancak müvekkilinin kadın giyim sektöründe faaliyet gösterdiği, eşarp ve kadın giyim ürünlerinin birbirini tamamlayan ürünler olmadığını, bu nedenle ortada bir tecavüz ya da haksız rekabetin bulunmadığını savunduğunu, davacının sunduğu bazı faturaların sonradan delil oluşturmak amacıyla el yazısıyla ve genel ibarelerle düzenlendiğini, bu faturaların ticari defter kayıtlarıyla uyuşmadığını ve "kullanmama def'ini" ispatladıklarını beyan ettiğini, maddi tazminat hesaplamasında bilirkişinin davacının talep ettiği tarihten daha geriye giderek fazla hesaplama yaptığını, "talebe bağlılık ilkesi"nin ihlal edildiğini ve kök rapordaki daha düşük tutarın esas alınması gerektiğini, manevi tazminat talebinin de zenginleşme amacı güttüğünü ve haksız olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesi sunmamıştır.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; marka ve ticaret unvanından doğan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, kaldırılması, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi tarafından marka hakkına tecavüze dayalı istemlerin kabulüne, haksız rekabete ve ticaret unvanına yönelik istemlerin reddine karar verildiği, davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.
İstinaf sebepleri kapsamında davalı tarafından, marka hakkına tecavüzün gerçekleşmediği ileri sürülmüş ise de ..., ..., ..., ... tescil numaralı "..." esas unsurlu markaların (16/18/24/25 ve 35. sınıflarda) davacı adına, ... tescil numaralı "..." ibareli markanın (35. sınıfta) davalı adına tescilli olduğu, her iki taraf markasının ayırt edici olan kelime unsurunun ''...'' ibaresi olduğu, davalının markasal kullanımının davacının tescilli markaları kapsamında yer alan 25. sınıfta yer alan “Giyim ürünleri” üzerinde ve söz konusu ürünlerin perakendecilik hizmetlerinde ( 35. sınıfta 25. sınıftaki ürünlerin satışında) olduğu, ürünler üzerinde, tabela ve basılı resmi evraklarında ''...'' ibaresinin baskın şekilde ve ön planda markasal olarak kullanıldığının bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, markasal kullanımların görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzer olduğu, davacının tescilde önceye dayalı hak sahibi olmakla davalının SMK'nın 155. maddesi uyarınca sonraki tarihli tescilli markasını savunma olarak ileri süremeyeceği, davacının markasının kapsadığı mal/ hizmete yönelik kullanımının dikkat seviyesi yüksek olmayan ortalama tüketici nezdinde davacının markası ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali doğuracağı, davacı markasının tanınmış olup olmadığının sonuca etkisinin bulunmadığı da anlaşılmakla, davalının markasal kullanımının, SMK'nın 7. ve 29. maddeleri gereğince davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davalı tarafça SMK'nın 29/2. maddesinin; '' 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü tecavüz davalarında def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. '' şeklindeki düzenlemesi kapsamında kullanmama def'isine dayanılmış ve davacı faturalarının dosyaya delil oluşturmak üzere düzenlenmiş olduğu, kullanmama definin ispatlandığını istinaf sebebi yapılmış ise de faturaların delil niteliğinde olduğunun mali inceleme neticesinde tespit edildiği, aksini gösterir delil bulunmadığı, davalının markasal kullanımlarının bulunduğu emtia/ hizmetler yönünden davacının ciddi kullanımının mevcut olduğunun belirlendiği, aksini gösterir delil bulunmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın aksi yöndeki istinaf sebeplerine itibar edilmesi mümkün olmamıştır. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde ve istinaf dilekçesinde davanın zamanaşımına uğradığı ileri sürülmüş ise de SMK'nın 157. maddesinin atfı kapsamında uygulanması gereken Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 72. maddesi gereğince iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerinin sona ermediği anlaşılmıştır.
Mahkemece, davalı tarafın dava tarihinden geriye doğru olan 2 yıllık dönemde elde ettiği muhtemel kazancın 222.497,75-TL olup dava konusu markanın satışlara olan etkisi üzerinden elde edilen muhtemel kazanç olarak hesaplanan 66.749,33-TL yönünden maddi tazminatın kabul edildiği, ihlalin niteliği, süresi, tarafların ekonomik durumu ve manevi tazminatın amacı gözetilerek davacı yararına 50.000-TL manevi tazminat takdir edildiği görülmüş ve davalı vekili tarafından 21.09.2020 tarihi ile 24.02.2021 tarihi arasındaki net kârı üzerinden yapılan hesaplamanın nazara alınması gerektiği, manevi tazminat talebinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. SMK'nın 149. maddesi gereğince sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan davacının maddi ve manevi zararın tazminini istemekte haklı olduğu açıktır.
Davacı tarafından SMK'nın 151/2-b maddesine göre maddi tazminat talep edilmiş olup SMK'nın 151/3. maddesi gereğince yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenlerin göz önünde tutulması gerekmektedir. Bu noktada davalı tarafın cevap dilekçesi kapsamında markasını 2015 tescil tarihinden itibaren ticari olarak kullandığına yönelik beyanı ile markasının 35. sınıfta tescilli olmasına rağmen davacının tescil sınıfındaki mal/ hizmetleri kapsayan markasal kullanımının tecavüz teşkil ettiği hususu gözetildiğinde; ihlalin niteliği, süresi, kusur durumu itibari ile TBK'nın 50 ve 51. maddeleri kapsamında davacı yararına hükmedilen maddi tazminat ile manevi tazminatın somut olay adaletine ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmıştır. Saptanan hukuksal durum kapsamında; istinaf edenin sıfatı ile HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun .... Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin .../02/2024 tarih ve 2021/... E. 2024/42 K. sayılı kararına karşı, davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.975,12-TL istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 1.994,47-TL harcın mahsubu ile bakiye 5.980,65-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 04/06/2026