Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1491 E. 2026/1453 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1491
- Karar No
- 2026/1453
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1491 - 2026/1453 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1491 KARAR NO : 2026/1453 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 14/03/2024 NUMARASI : 2021/179 E. - 2024/115 K.
DAVANIN KONUSU : Markaya Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Önlenmesi, Durdurulması, Sonuçlarının Ortadan Kaldırılması, Tazminat
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/03/2024 tarih ve 2021/179 E. - 2024/115 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 21.01.2011 tarihinde, güzellik ve bakım hizmetleri alanında faaliyet gösteren ... ... işletmesini açtığını, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ruhsatlı bir akademi ile birlikte toplam 7 şubesi ile Ankara ilinde hizmet verdiğini, müvekkilinin ayrıca 2019/134112 sayısı ile tescilli markasının bulunduğunu, davalının da lazer, cilt bakımı vb. alanlarda eğitim almak amacıyla bizzat müvekkilinden hizmet aldığını, daha sonra ... ... adıyla şube açmak istediğini, ancak daha sonra taraflar arasında bir anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin bir müşterisinin ihbarı üzerine kendisini şube olarak tanıtan bir işletmenin Eryaman’da açıldığını öğrendiğini, davalının taraflar arasında ticari bir ortaklık kurulmamasına rağmen haksız ve kötüniyetli olarak 5 ay süreyle "... ..." adını kullandığını ve halen de kullanmaya devam ettiğini, aynı şekilde müvekkilinin sosyal medya hesaplarını ve reklamlarını da izinsiz olarak kullandığını, bu durumun müvekkilinin ticari itibarı açısından olumsuz algı yarattığını, davanın kabulüne karar verilerek, müvekkiline ait tescilli markaya yönelik tecavüz ve haksız rekabetin öncelikle tespiti ile önlenmesi, durdurulması ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına; müvekkilde meydana gelen maddi ve manevi zararın tazmini için fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla tarafımızca belirlenmesi mümkün olmayan maddi tazminat miktarından şimdilik 1.000,00 TL ile 1.000,00 TL manevi tazminatın tarafımıza ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafça süresi içeresinde davaya süresinde cevap verilmemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı yanın 2019/134112 sayısı ile tescilli markası 44. Sınıf hizmetlerde tescilli olup, tescili kapsamında “Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri.”nin de yer aldığı, davacı tarafça dosya kapsamına sunulan ve davalıya ait olduğu iddia olunan işyerinin ise, “Estetik&Güzellik Salonu” olarak geçtiği, bu bağlamda davalı yana ait olduğu iddia olunan işletmenin faaliyet alanının, davacı adına tescilli marka kapsamında kalan bahsi geçen hizmetler ile birebir örtüştüğü, davalı faaliyetlerinin, davacı tescilli markasının kapsamında kaldığı, markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için emtianın/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunduğu, davacı yanın tescilli markasının "... ... ..." ibaresinden oluştuğu, davalıya ait işletme tabelasındaki kullanımın da "... ... ...+şekil" şeklinde olduğu, iş bu kullanımın, davacı adına tescilli markanın birebir aynı kullanımı olduğu, “...” esas unsurlu bu markanın, tarafların faaliyetlerine konu hizmetler açısından ayırt edici vasfı güçlü bir kelime olduğu, taraf markaları arasında ayrıntılı bir değerlendirmede bulunulmasını gerektirmeyecek şekilde ayniyet derecesinde bir benzerlik halinin mevcut olduğu, davalı taraf kullanımlarının davacı taraf markasının birebir aynısı olmasından kaynaklı, 44. Sınıfın ilgili tüketici kitlesinin niteliği ne olursa olsun, tüketicinin, davalı kullanımlarının, davacı tescilli markalarına dayalı olarak elde edilmiş bir lisans ya da yasal izne bağlı olarak gerçekleştirildiği zannıyla davalı taraf işletmesinden faydalanmak isteyeceği, hal böyleyken davalı yana ait olduğu belirtilen işyerindeki mezkur kullanımların, davacı tescilli markasının birebir kullanımı biçiminde olduğu, bu kullanımın davacı yanın markasının tescili kapsamındaki hizmetlerde gerçekleştirildiği, neticesinde bu durumun davacı markasından doğan hakların ihlali sonucunu meydana getirdiği, bununla birlikte sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında düzenlenen marka hakkına tecavüz teşkil eden eylem biçimleri, aynı zamanda haksız rekabet eylemlerinin de özel bir biçimi olduğu, dolayısıyla marka hakkına tecavüz iddiaları açısından yukarıda yer verilen değerlendirmelerin tamamının, haksız rekabet düzenlemeleri açısından da geçerli olacak olup davalı taraf kullanımlarının “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklinde TTK m. 55/1-4’te tanımlanan haksız rekabet biçimini ortaya çıkartacağı, kullanımların haksız rekabet yarattığı, davacı yanın işbu davadaki tecavüz nedeniyle uğradığı zararlardan doğan tazminat talebi ile ilgili olarak, bilirkişi raporunun sonuç kısmında davacının gelirinin tam olarak hesaplanamadığı anlaşıldığından muhtemel davacı zararının davacı vekilinin de talebi doğrultusunda BK 50. Madde kapsamında varsayımsal hesap yapılarak tespiti yoluna gidildiği, alınan bilirkişi ek raporunda davacının yoksun kalınan kazancının, başka bir deyişle davacının davalı yandan talep edebileceği maddi tazminat tutarının 19.602,53-TL olacağının kabul edildiği, öte yandan bir tür haksız eylem niteliği taşıyan davalının haksız rekabet eylemi sonucu davacı marka sahibinin piyasada edindiği imaj ve güvenden oluşan manevi ticari varlığında meydana gelen kayıp ve zararlar ile uzun süren çabalarla yaratılan marka imajının zedelenmesi nedeniyle davalının eyleminin MK ve TTK hükümlerine aykırı bir haksız eylem niteliğinde olması, davacının manevi ticaret varlığında meydana gelen kayıp ve zararlar nedeniyle manevi tazminat talebinin yerinde olduğu kabul edilerek (manevi tazminat yönünden bedel artırımı mümkün olmadığından) dava dilekçesindeki talep doğrultusunda 1.000-TL manevi tazminata hükmolunduğu gerekçesi ile davacının tescilli markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, önlenmesine, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, maddi tazminat talebinin kabulüyle 19.602,53 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, manevi tazminat talebi bakımından bedel artırımı mümkün olmadığından 1.000,00 TL olarak kabulüyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacı tarafın açtığı dava evrakının müvekkilinin e-tebligat adresine gönderildiğini, müvekkilinin süresi içinde hesabını açmadığı için davaya cevap veremediğini, dava evrakına cevap verme süresinin hesabını açtığı, evrakı okuduğu tarih olarak tespit edilmesi gerektiğini, davada ön inceleme aşamasına geçilmediği için savunmayı genişletme yasağı başlamadığını, kaldı ki süresinde cevap vermediği için davayı inkar etmiş sayılan müvekkilinin, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını ispat için karşı delil gösterebileceğini, markanın kullanım bedeli olarak, yani markaya tecavüzün sözkonusu olmadığı, kullanımın haklı bir sebebe dayandığını kanıtlamak üzere, davacı tarafa 28.000 TL elden,100.000 TL'si de banka hesabına olmak üzere gönderilen paralara ilişkin değerlendirme yapılmadığını, davacı karşı tarafın süresinde bedel artırımında bulunmadığını, davacı yanın 27.09.2023 tarihli (3) nolu celsedeki beyanında,müvekkili davalının davacı taraf banka hesabına gönderdiği 100 bin lira üzerindeki meblağın güya davacı tarafın müvekkile sattığı 2 el makinaların bedeli olduğunu beyan ve iddia ettiğini, ortada dolandırıcılık olduğunu, ispat yükünün ters döndüğünü, vekalet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, davalı tarafça süresi içeresinde davaya cevap verilmediği, davacı tarafça sonradan sunulan cevap dilekçesine savunmayı genişletme yasağı kapsamında kaldığı gerekçesiyle muvafakat edilmediği gerekçesi ile davalının davayı reddettiği kabul olunarak yargılama yapıldığı belirlenmiş, davalının savunmalarına değer verilmemiştir. Davacının yargı organlarına başvurarak dava açma hakkı bulunduğu gibi, davalının da meşru vasıta ve yollardan yararlanarak mahkeme önünde savunma hakkı bulunmaktadır (Anayasa m. 36). Hiç şüphesiz, hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak savunma, aynı zamanda davalı açısından usuli bir haktır. Kanunda belirtilen istisnalar dışında hâkim, iki tarafı dinlemeden ve davalıyı savunmasını bildirmek için davet etmeden hüküm veremez. Cevap dilekçesi verilmesi gibi verilmemesi de savunma hakkının kapsamına dâhil olan bir husustur. Kanun koyucu, süresinde cevap dilekçesi verilmemesine 128. maddeyle bağladığı sonuç dışında, konu hakkında başka bir düzenleme yapmamıştır. Ancak cevap dilekçesi verilmemesinin özellikle dilekçeler aşamasına etkisi ve davanın inkâr edilmiş sayılması nedeniyle, inkâr kavramının niteliği, inkâr savunmasının kapsamı, değiştirilmesi veya genişletilmesi, ayrıca inkâr savunmasında ispat ve delil gösterme faaliyetlerinin nasıl gerçekleşeceği gibi konuların açıklanması gerekmektedir (Yargıtay HGK, 17/2-2710, 21/34). Gerçekten de, HMK'nın "Süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu" başlıklı 128. maddesine göre, süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. İnkâr etmiş sayılma, kanundan doğan bir sonuçtur. Ancak davalının davayı inkârı, davacının talebini dayandırdığı vakıaları kabul etmemek, mevcut olmadığını savunmaktır. Örneğin, davalının ödünç sözleşmesine dayanan alacağın tahsiline ilişkin davaya cevap vermemekle hem ödünç sözleşmesini hem de kendisine para verildiğini inkâr etmiş sayılmışken, sonradan bunun bir ödünç sözleşmesi değil de bağışlama olduğunu ileri sürmesi, savunmanın genişletilmesi anlamına gelmez (Aslı Aras, DEÜ Hukuk Fakültesi Dergisi Prof. Dr. Şeref Ertaş'a Armağan, S.1933). Yine dava dilekçesinde davacının su kuyusundan davalının su kullandığı iddia edilmesine ve davalının davaya cevap vermemesine rağmen Davalı tarafça, kendisinin ayrı kuyusu bulunduğu, kooperatif sulama suyundan yararlanmadığı ve bu hususun keşif ile belirlenebileceğinin savunulmasının davanın reddini amaçladığı ve savunmanın genişletilmesi olarak kabulünün mümkün olmadığı belirlenmiştir (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 2016/961 - 2016/2156 E/K). Bu kapsamda somut uyuşmazlık irdelendiğinde, davacı vekili, müvekkiline ait tescilli markaya yönelik tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına dair iş bu davayı açmıştır. Dava dilekçesi içeriğinde, müvekkilinin güzellik ve bakım hizmetleri alanında faaliyet gösteren ... ... işletmesini açtığını, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ruhsatlı bir akademi ile birlikte toplam 7 şubesi ile Ankara ilinde hizmet verdiğini, davalının da lazer, cilt bakımı vb. alanlarda eğitim almak amacıyla bizzat müvekkilinden hizmet aldığını, daha sonra ... ... adıyla şube açmak istediğini, ancak daha sonra taraflar arasında bir anlaşma sağlanamadığını ileri sürmüş olup, davalı da süresinden sonra sunduğu savunmasında; müvekkilinin davacının işlettiği "... ..." isimli işyerinde güzellik ve kozmetik alanında eğitim almak üzere işyerine başvurduğunu, eğitim ücreti olarak 6.000 TL verdiğini, davacının esasen işyerinde hem eğitim verdiğini, hem de "Franchising" yöntemi ile eğitimi başarı ile tamamlayanlar için anahtar teslimi işletmeler açtığını, markanın temsilini devrettiğini, huzurdaki dava kapsamında da böyle olduğunu, müvekkilinin taraf hem işletmenin açılması masrafları ve hem de markanın temsili için eğitim parası dışında davalı tarafa önce 28.700 TL makbuzsuz(elden),100.000 TL(Yüzbinlira) da banka havalesi ile ödeme yapıldığını, Ankara Eryaman semtinde bulunan ve marka tecavüzü iddiasına konu işyerinin bizzat favacı tarafça kiralandığını, tabelasının da yine davacı tarafça asıldığını, 2021 yılı mart ayında bahsi geçen işyerinin müvekkiline teslim edildiğini, ortada nitelikli bir dolandırıcılık faaliyetinin söz konusu olduğunu savunmuştur. Esasen davacının iddiasının temelinin, tarafların bir ön görüşme yaptığı ve fakat anlaşamadıklarına dayanmakta olup, haksız fiile dayalı talepte bulunulmuş, davalı tarafça da tarafların marka kullanımı hususunda anlaştıkları, ve hatta bu yönde ödeme yapıldığı ancak bu sözleşmeden davacının edimlerini yerine getirmediği savunmasında bulunulmuş, esasen sözleşmeden kaynaklanan bir dava olduğu savunulmuştur. Tarafların iddia ve savunması gözetildiğinde davalının beyanları savunmanın genişletilmesi olarak nitelendirilemez. Kaldı ki duruşmada, davalı tarafça, müvekkilinin karşı tarafa 100.000 TL üzerinde ödeme yaptığı, bu ödemenin marka devriyle ile ilgili olduğu, rızayla yapıldığı belirtildikten sonra, davacı vekili söz alarak; söz konusu ödemelerin müvekkilinden alınan makinalara ilişkin olduğu da beyan edilmiştir. Bu itibarla, davalının cevap süresinden sonra sunduğu dilekçesinin ve beyanlarının savunmaya genişletme olarak değerlendirilmesi ve davalının savunması hiç dikkate alınmadan hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. Diğer yandan kabule göre, mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının, talep tercih yöntemine göre hesap yapılamadığının belirtilmesine rağmen, raporda Kanun maddesinin yanlış yazıldığı, ayrıca SMK'nın 151/2-a maddesi uyarınca, "Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir." maddesine göre yapılacak hesapta, "Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir."in hesaplanması gerekirken davacının elde ettiği gelirin hesaplanması da doğru bulunmamış, bu yönde yapılan hesabın Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesi kapsamında kaldığının değerlendirilmesi de yerinde olmamıştır. 22/7/2020 tarihli 7251 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halinde bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine gönderilmesine, duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Bu itibarla Dairemizce, davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 14/03/2024 gün ve 2021/179 E. - 2024/115 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 14/07/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/07/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.