Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1520 E. 2026/1338 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1520
Karar No
2026/1338
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1520 - 2026/1338 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1520 KARAR NO : 2026/1338 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/02/2024 NUMARASI : 2021/169 E. - 2024/73 K.

DAVANIN KONUSU : Markaya Tecavüz ve Haksız Rekabetin Tespiti, Men'i ve Ref'i Maddi ve Manevi Tazminat

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/02/2024 tarih ve 2021/169 E. - 2024/73 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı, davalının 2013/15432 numaları "... ... ..." ibareli marka tescil başvurusunun "..." ibareli markalarına dayalı olarak TÜRKPATENT tarafından tümden reddedildiğini, ancak davalının söz konusu markayı 35 ve 42. sınıflarda reklam ajansı faaliyetlerinde kullanmaya devam ettiğini, davalının kullanımlarının, kendisine ait 2002/32533 tescil nolu marka kapsamında yer alan 35 ve 42. sınıflar kapsamında olduğu ve bu hususun Ankara 3. FSHHM'nin 2019/50 D. İş dosyası kapsamında düzenlenen bilirkişi raporlarıyla tespit edildiğini, davalıya ihtarname gönderilmesine rağmen davalının kullanımlarına devam ettiğini, "..." ibareli markayı 1999 yılında yarattığını, markanın gerçek hak sahibi olduğunu, ... ibaresinin yine kendisine ait firmanın da ticaret unvanında da çekirdek unsur olarak yer aldığını, davalıya ait www...com uzantılı alan adı üzerinde 35 ve 42. sınıflar bakımından kullanımlar yapıldığını, İTO kayıtları, Facebook, Instagram, Linkedin sayfalarında davalının kullanımlarına ilişkin veriler olduğunu, WHOIS kaydında www...com uzantılı alan adının davalı şirketin yönetim kurulu başkanı adına kayıtlı olduğunun tespit edildiğini, davalı kullanımlarının kendisine ait marka ile iltibas yarattığını ve bu nedenle marka hakkına tecavüz oluşturduğunu, haksız rekabete neden olduğunu ileri sürerek, davalının 35 ve 42.sınıflardaki ticari faaliyetlerde "... ..." şeklindeki markasal kullanımlarının kendisine ait 2002/32533 sayılı marka hakkına tecavüz ve kendisi aleyhine haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüz oluşturan eylemlerin men ve ref'ine, 1.000,00 TL maddi tazminatın (belirsiz alacak olarak) dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak kendisine verilmesine, 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak kendisine verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28/12/2023 tarihli bedel artırım dilekçesi ile HMK m.107 uyarınca maddi tazminat talebini 125.000,00 TL olarak somutlaştırmıştır. Davalı vekili, "..." kelimesinin Türkiye'de reklamcılık sektöründe kullanılması ve reklam işlerini ifade etmesi, aynı zamanda aynı sektörde faaliyet gösteren birçok firma tarafından da kullanılması dolayısıyla marka olarak tescil edilmesinin mümkün olmadığını, gerek internet sitesinde gerekse de sosyal paylaşım sitelerinde en başta müvekkilinin ticaret unvanı olar "... ..." ibaresinin yer aldığını, müvekkili tarafından sunulan hizmetler kapsamında müşterilerin, şirketi "..." olarak değil "... ..." olarak bildiğini ve "... ..."tan hizmet aldıklarını düşündüklerini, bahse konu kelimenin kullanılmasının iltibas yarattığından bahsedilemeyeceğini, müvekkili şirketin ticaret ünvanının salt "..." kelimesinden ibaret olmadığını, davacının müvekkilinin dava konusu kullanımından 2013 yılından bu yana haberdar olmasına rağmen 2021 yılında huzurdaki davayı ikame ettiğini, müvekkiline ulaşan herhangi bir ihtarnamenin bulunmadığını, Ankara 3. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/50 D.İş sayılı dosyası üzerinden düzenlenen tek taraflı bilirkişi raporunu kabul etmediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davacıya ait 2002/32533 sayılı "..." ibareli markanın 35, 41 ve 42.sınıflarda yer alan hizmetler bakımından 19/12/2002 tarihinde tescil edildiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, davalı yanın "... ..." ibaresini davacı yan adına tescilli "..." ibareli markanın tescilli olduğu mal ve hizmetlerde kullanıma konu ettiği, "..." ibaresinin tasviri, tanımlayıcı bir özelliğinin bulunmadığı, markasal ayırt ediciliğinin bulunduğu yönünde yargısal içtihatların geliştirildiği, davalının tespit edilen markasal kullanımlarında yer alan "... ..." ibaresinde yer alan "..." sözcüğünün davalının 29/01/2020 tarih 10004 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nin 61.sayfasında yer alan kayda göre önceki ünvanı olan "... ... İLETİŞİM VE REKLAM A.Ş"nin kılavuz unsuru olup, markasal ayırt edicilik incelemesinde, "..." ibaresine göre tali konumda kaldığı, buna göre davalının markasal kullanımlarında esas etkinin "..." ibaresinde toplandığı, söz konusu ibare ile davacıya ait tescilli "..." markasının aynı olduğu, davalının, davacının markasını tescil ettirdiği hizmetler üzerinde bu ibareyi markasal etki doğuracak şekilde kullandığı anlaşıldığından, davalının yukarıda belirtilen "... ..." ibareli kullanımlarının davacıya ait 2002/32533 sayılı marka hakkına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğu, davalının, davacıya ait 2002/32533 sayılı markasının bulunduğunu ve bu marka ile 2013/15432 sayılı kendi marka başvurusu arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu bildiği, davalının marka tescil başvurusu, davacının itirazları sonrası reddedilmiş olmasına rağmen reddedilen marka işaretini davalının ticari hayatında kullanmaya devam etmesinin iyi niyetli bir davranış olarak yorumlanamayacağı, bu nedenle sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşulunun somut olayda oluşmadığı, talimat yolu ile aldırılan 21/08/2023 havale tarihli bilirkişi raporuna göre 2017-2021 yılları arasında, davalının "... ..." ibareli markasal kullanımlarından kaynaklı elde ettiği net kazancın 71.730,45 TL olduğu, davalı vekilinin, kendisine verilen kesin süre içinde 2017 yılı öncesindeki ticari defterlerinin bulunduğu yer hakkında mahkememize beyanda bulunmamıştır. Bu nedenle 24/06/2014 ile 2017 yılı arasındaki döneme ilişkin davalının elde ettiği net kazancın tespitinin yapılamadığı, söz konusu dönem bakımından 6098 sayılı TBK m.50/2 hükmü uyarınca zarar miktarının belirlenmesi gerektiği, 24/06/2014 ile 2017 yılları arasında, davalının ihlal oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarının 6098 sayılı TBK m.50/2 hükmü uyarınca 15.000,00 TL olarak belirlenmesinin ölçülü ve somut olayın özelliğe uygun düştüğü, buna göre; 24/06/2014 ile dava tarihi arasındaki davalının ihlal oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak davacının talep edebileceği maddi tazminat bedelinin toplamda 71.730,45 TL + 15.000,00 TL = 86.730,45 TL olduğu, davalının, davacının hak sahibi olduğu marka ile iltibas tehlikesi oluşturan markasal kullanımlarda bulunma eyleminden kaynaklı olarak davacı markasının ticari piyasada edindiği imajı zedelediği, bu nedenle manevi tazminat talep etme koşulunun somut olayda oluştuğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, davalının 35 ve 42.sınıflardaki ticari faaliyetlerde "... ..." şeklindeki markasal kullanımlarının davacıya ait 2002/32533 sayılı marka hakkına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüz oluşturan eylemlerin men ve ref'ine, 86.730,45 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemece talimat yoluyla aldırılan 04/01/2023 tarihli usul ve yasaya uygun olarak düzenlenen bilirkişi raporunda "..." ibaresinin reklam işlerini ifade eden ve reklamcılık sektöründe yaygın kullanılan bir ibare olduğunun gerekçeleri ile açıklandığı halde mahkemece aksi yönde karar verildiğini, müvekkilinin dava konusu kullanım biçimini gören ilgili tüketici kesiminin, hizmeti verenin "... ..." olduğunu düşüneceğini, bu nedenle davacı markaları ile karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, tek taraflı olarak Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/50 D.İş sayılı dosyası kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasını kabul etmediklerini, eldeki dosyada görev yapan bilirkişilerce marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşmadığı bildirildiğinden vergi dairesinden gelen kayıtlara göre maddi tazminat hesaplanmasının hatalı olduğunu, müvekkilinin tek faaliyet alanının reklamcılık olmadığını, bu nedenle davacı ile aynı alanda faaliyet gösterdiği kabul edilerek maddi ve manevi tazminat takdir edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, "..." ibaresinin reklamcılık sektöründe jenerik hale geldiğini, marka korumasının dar yorumlanmasının gerektiğini, davacının müvekkilinin marka kullanımına karşı çıkmayarak sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradıktan sonra dava açarak haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını, davacının kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının 2002/32533 sayılı "..." ibareli markasının 35,41 ve 42.sınıf hizmetlerde tescilli olduğu, davalının "... ..." markasıyla 35, 41 ve 42.sınıflarda gerçekleştirdiği fiili markasal kullanımın, ilgili tüketici kesimi nezdinde davacının markası ile karıştırılma ihtimali bulunduğundan, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, davalı tarafça "..." ibaresinin reklamcılık faaliyetleri ve kapsamındaki diğer sınıflar yönünden tanımlayıcı olduğu savunulmuş ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/11/2013 tarih, 2012/5666 Esas, 2013/21078 Karar sayılı kararında "..." markasının uydurulmuş bir kelime olduğu, ibarenin reklamcılık faaliyetleri için tasviri olmadığı, bir an için ibarenin tasviri olduğu varsayılsa bile 2002 yılından itibaren özellikle internet ortamındaki yoğun kullanım nedeniyle markanın ayırt edicilik kazandığı" gerekçesiyle davacının 2002/32533 sayılı markasının hükümsüzlüğü isteminin reddine dair verilen kararın onandığı, onama kararının karar düzeltme aşamasından da geçerek 08/05/2014 tarihinde kesinleştiği, kaldı ki davacı markasının tescilli olduğu sürece korunmasının gerektiği, davalının dava konusu kullanımında yeterli ayırt ediciliğin sağlanmadığı, öte yandan davalının 2013/15432 sayılı "... ... ..." ibareli marka başvurusunun davacının itirazı üzerine reddedildiği, davalının bu şekilde davacının markasının varlığından haberdar olduğu halde markayı kullanmaya devam etmesi nedeniyle kötüniyetli olduğu, bu durumda davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığından söz edilemeyeceği, dosya kapsamında düzenlenen mali müşavir bilirkişi raporunda davalının 2017-2021 yılları arası ticari defterlerine göre uyuşmazlık konusu olan reklam hizmetlerine isabet eden faaliyet net karının 71730,45 TL olarak belirlendiği, davalı markasal kullanımın gerçekleştiği 2014-2017 yılları arası dönem için defter ibrazından kaçındığından mahkemece anılan dönemin net kazancının TBK'nın 50.maddesine göre belirlenerek yazılı şekilde karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 6.998,10-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 1.674,00-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 5.324,10-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/06/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1520, K. 2026/1338, T. 25.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1520-e-2026-1338-k-6e3383bdae88