Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1056 E. 2026/1063 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1056
Karar No
2026/1063
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1056 Esas

KARAR NO: 2026/1063

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 21/03/2024

NUMARASI: 2023/23 E. - 2024/66 K.

DAVANIN KONUSU: Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi,durdurulması, kaldırılması, markanın hükümsüzlüğü

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/06/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :

DAVA DİLEKÇESİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;

müvekkilinin, kendisine ait "..." markasını, uzun yıllardır menşe ülke olan ... başta olmak üzere dünya genelinde, Türkiye de dahil ...’den fazla ülkede yoğun ve yaygın bir şekilde kullanmakta olduğunu ve tescil kayıtları ile koruma altına aldığını, müvekkili ile "..." ve (at üstünde ... oyuncusu figürü) markaları arasında tüketici nezdinde çok güçlü bir bağın oluştuğunu, müvekkilinin markasının TPMK nezdinde T/03171 numarası ile tanınmış marka olarak kayıtlı olduğunu, ancak hal böyle iken, davalı tarafın, işyeri adresinde ve ..., ... ve ... sosyal medya adreslerinde müvekkili şirketin TPMK nezdinde T/03171, ..., ..., ..., ..., ... ve ... sayı ile kayıtlı markalarının aynı/benzerini, müvekkili markalarının da tescilli olduğu 25. sınıfta yer alan emtialar üzerinde izinsiz ve hukuka aykırı bir biçimde kullandığının tespit edildiğini, davalı tarafın 25. sınıfta tescilli ... numaralı "..." markasının müvekkilinin markaları ile iltibasa sebep olduğunu ve davalı tarafın tescilde ve marka kullanımında kötü niyetli olduğunu, davalının mağazasında tescilli markasını tescilli olduğu şekilde değil müvekkili şirketin tanınmış markası olan at üstünde ... oyuncusu figürlü markası ile kullanmakta olduğunu, davalının tescili ve gerçekleştirmiş olduğu eylemlerin müvekkilinin markadan doğan haklarını ihlal ettiğini iddia ederek, müvekkilinin markadan doğan haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, men'i,i ref'i ile davalı adına ... sayı ile tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİ:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkiline ait olan '...' ibareli marka ile davacı tarafa ait tescilli markalar arasında, anlamı; 'atla oynanan top oyunu' olan '...' sözcüğü dışında herhangi bir benzerlik olmadığını, aynı zamanda müvekkiline ait tescilli markanın davacı tarafça iddia edildiği gibi, '... ...' değil bitişik bir şekilde '...' olduğunu, müvekkilinin bu kullanımına yönelik hukuken herhangi bir engel olmamakla beraber '...' sözcüğünün aynı ticari alanda tek başına kullanımı açısında söz konusu olmadığını, davacı tarafça da aksi yönde bir benzerlik öne sürülmemekle beraber '...' sözcüğü dışında müvekkiline ait tescilli marka arasında başkaca herhangi bir bulunmadığını, bu anlamda davacının gerek hükümsüzlük gerekse de tecavüz ve haksız rekabet iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk derece mahkemesi 2023/23 esas, 2024/66 karar sayılı, 21/03/2024 tarihli kararı ile; "1-Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, davalı adına tescilli ... tescil nolu markanın hükümsüzlüğüne , sicilden terkinine,

2-Davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzünün durdurulmasına, men'ine ve ref'ine, davalının "..." , "... + ŞEKİL" , ve "... ..." marka ibarelerini taşıyan ürünlerine el konularak imhasına,

3-Davacının haksız rekabete ilişkin talebi yönünden davasının reddine" karar vermiştir.

İSTİNAF:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2023/23 esas sayılı dosyasında 21.03.2024 tarihli ve 2024/66 karar numaralı ilam ile davanın kısmen kabulüne, ... tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının marka hakkına tecavüzünün durdurulmasına, men ve ref edilmesine, ürünlerin imhasına karar verildiğini, hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporlarının yanlı olduğunu, bilirkişilerin görevlerini aşarak davacı lehine görüş bildirdiğini, müvekkilinin markasının davacı markalarıyla aynı sınıfta olmadığını, marka benzerliği değerlendirmelerinin hatalı yapıldığını, '...' sözcüğünün tek başına marka hakkı tecavüzü oluşturmayacağını, müvekkilinin beyanlarının ikrar niteliğinde olmayıp sadece ticari amaç açıklaması olduğunu, bilirkişi raporunda yer alan orta düzeyde zekaya sahip tüketici algısının hatalı sonuçlar doğuracağını, müvekkilinin markasının görsel ve fonetik olarak davacı markalarından farklı olduğunu, markanın tescil edildiği sınıflar ile davacı markalarının sınıflarının farklı olduğunu, yerel mahkemece SMK hükümlerinin göz ardı edildiğini, müvekkilinin Türkiye içerisinde söz konusu marka ile satış yapmadığını, markanın sadece Avrupa Birliği ülkelerinde kullanılmak üzere tescil edildiğini, verilen kararın tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirterek yerel mahkeme kararının 1, 2, 5, 6, 8 ve 9 numaralı hüküm fıkralarının kaldırılmasını, davanın tümden reddini, aksi halde dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere yerel mahkemeye iadesini talep etmiştir.

Davacı vekili katılma yoluyla istinaf ve istinafa cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkemece davalı adına tescilli ... tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının davacıya ait "..." esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzünün durdurulmasına, men'ine ve ref'ine, davalının "...", "... + ŞEKİL" ve "... ..." ibareli ürünlerine el konularak imhasına karar verildiğini, ancak haksız rekabete ilişkin taleplerinin reddedildiğini, davalı tarafın istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü "..." ibaresinin zayıf marka olduğu ve davalı markasının farklı olduğu yönündeki iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bilirkişi raporunda davalının sosyal medya hesapları ile ... ve ... numaralı telefonlar arasında illiyet bağı bulunduğunun tespit edildiğini, davalının kendi tescilli markasını değil davacıya ait tanınmış markaları taklit ederek ürün satışı yaptığını, "..." ibaresinin 6769 sayılı SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c maddeleri anlamında ayırt ediciliğinin bulunduğunu, müvekkil markasının dünya çapında tanınmış bir marka olduğunu, davalının "... ..." markasının esas unsurunun "..." olduğunu ve bu durumun karıştırılma ihtimali yarattığını, Yerel Mahkemece müvekkili adına tescilli olmayan "..." markasının kullanımına ilişkin haksız rekabet taleplerinin hatalı bir değerlendirmeyle reddedildiğini, tescilsiz marka kullanımının haksız rekabet teşkil ettiğini belirterek davalının istinaf taleplerinin reddini, haksız rekabet taleplerinin reddine ilişkin kararın kaldırılarak davanın tümüyle kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:

Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça öne sürülen istinaf sebeplerinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, zira müvekkili yurt içinde veya dışında aktif bir ticareti olmadığını, Müvekkili hem Türkiye'de hem Avrupa'da kullanmak üzere '...' markasının patentini aldığını, ancak daha patent aşamasında davacı tarafın haksız itiraz ve talepleri ile karşılaştığını, bu taleplerin tarafça kabul edilmemesi itirazların ise TPMK nezdinde kabul görmemesi üzerine huzurdaki davayı ikame ederek temin etmeye çalıştığını, fazlaya ilişkin her türlü itiraz, talep ve sair hakları saklı kalmak kaydı ile, davacı tarafın katılma yoluyla istinaf taleplerinin öncelikle usulden aksi halde esastan reddine, istinaf taleplerinin kabulü ile; Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2023/23 Esas 21.03.2024 Tarih 2024/66 Karar numaralı kararın talepleri yönünden kaldırılmasına, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın tümden reddine, yerel mahkeme kararı kaldırılarak usul ve esasa uygun yeniden yargılaması yapılmak üzere dosyanın yerel mahkemesine iadesine, karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi, durdurulması, kaldırılması, davalı adına tescilli ... numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.

İlk derece mahkemesi tarafından markanın hükümsüzlüğü, marka hakkına tecavüz istemlerinin kabulüne, haksız rekabete yönelik istemlerin reddine karar verildiği, taraf vekilleri tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.

Somut uyuşmazlıkta, karıştırılma (iltibas) sebebine dayalı olarak SMK'nın 6/1 maddesi gereğince davalı markasının hükümsüzlüğü talep edilmiştir. SMK'nın 6/1. maddesi uyarınca, tescil başvurusu daha önce yapılan bir markanın tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal ve hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil, karıştırılma ihtimali bulunması hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmiş olup tarafların markaları arasında iltibasa yol açacak derecede benzerlik olup olmadığının tespitinde işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmiştir. Bu kapsamda yapılan incelemede, davacının ... başvuru numaralı "...+şekil" ibareli tanınmış markasının 17/05/2017 tarihinden itibaren koruma altında olduğu ve en eskisi 1993 yılına ait "..." ibareli birden çok markanın davacı adına 25. ve diğer sınıflarda tescilli olduğu, davalının ... tescil numaralı "..." ibareli markasının ise 25. sınıf emtialar ile bu emtiaların satışına dair 35. sınıfta tescilli olduğu, görsel, işitsel ve anlamsal açıdan taraf markalarının yüksek düzeyde benzerlik içermesi nedeniyle tüketici zihninde yarattığı imaj nedeniyle taraf markaları arasında kavramsal bağlantı kurulabileceği, markasal kullanımın aynı sınıflarda ve bu sınıfın satışına ilişkin hizmet alanında gerçekleştiği, tarafların faaliyet gösterdikleri alan dikkate alındığında, ortalama tüketicinin göstereceği dikkat seviyesinin ortalama düzeyde olacağı ve işletmeler arasında bir bağlantı olduğunu düşünebileceği, kelime unsurunun davalı markasında da benzer şekilde yer almakta olduğu, markaların asli unsurunun ''...'' ibaresi olduğu, yabancı dildeki bir kelime olan ''...'' ibaresinin ayırt edicilik katmadığı, kelimelerin yabancı kökenli olup Türkiye’de bu farklılığın ortalama tüketici nezdinde dava konusu markaya yeterli ayırt edicilik sağlamayacağı, taraf işletmeleri arasında bağlantı ihtimali de dahil olmak üzere iltibas tehlikesi doğuracağı, markadaki okunabilir ve telaffuz edilebilir unsur olması itibariyle öne çıkan ayırt edici unsurun ön planda olan unsurun “...” ibaresi olduğu, dolayısıyla ilişkilendirilme ihtimali de dâhil, karıştırılma ihtimalinin bulunması karşısında markanın hükümsüzlüğü talebinin kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Aynı zamanda davacının tescilde önceye dayalı hak sahibi olup davacının tanınmış tescilli markaları ile davalının sonraki tarihli tescilli markasının esas unsur olan ''...'' ibaresini içerdiği, ''...'' ibaresi eklenmesinin davalı markasını davacı markasından uzaklaştırmaya yeterli olmadığı, aynı mal/hizmet sektöründe kullanıldığı, markaların bütünsel olarak benzer olmaları ve aynı/ benzer sınıflarda tescilli ve kullanımda olmaları nedeniyle markaların hitap ettikleri ortalama tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalini doğurması nedeni ile SMK'nın 29 ve 7. maddeleri gereğince davalı eyleminin marka hakkına tecavüz teşkil ettiği sonucuna varılmasında isabetsizlik görülmemiştir. Bu kapsamda davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerine itibar edilmesi mümkün olmamıştır. Bununla birlikte davalı eyleminin aynı zamanda TTK kapsamında haksız rekabet teşkil etmesi nedeni ile işbu taleplerin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden davacı vekilinin haksız rekabete yönelik istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile,

3-Bakırköy .... Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin .../03/2024 tarih, 2023/... E. 2024/... K. sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,

Davanın KABULÜNE,

-Davalı adına tescilli ... tescil nolu markanın hükümsüzlüğüne, hüküm kesinleştiğinde sicilden terkinine,

-Davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin durdurulmasına, önlenmesine, kaldırılmasına, davalının "..." , "... + ŞEKİL" , ve "... ..." marka ibarelerini taşıyan ürünlerine el konularak imhasına,

4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;

4/a-Kabul edilen hükümsüzlük talebi yönünden Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL, tecavüz yönünden 732,00 TL maktu harçtan peşin alınan 179,90TL'nin mahsubu ile bakiye 1.284,10-TL maktu harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan; 179,90 TL başvurma harcı, 179,90 -TL peşin 25,60 TL vekalet harcı 10.000,00 TL bilirkişi ücreti, 325,00-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 10.710,40-TL yargılama giderinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,

4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen marka hükümsüzlüğü yönünden 55.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,

4/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre markaya tecavüz ve haksız rekabet yönünden 55.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,

5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;

5/a- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

5/b-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,

5/c-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,

5/d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

5/e-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

6- HMK'nın 333. maddesi gereğince mevcut ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy çokluğu ile karar verildi. 18/06/2026

MUHALEFET ŞERHİ:

Davacı vekilinin reddedilen haksız rekabete yönelik istinaf sebebi tetkik edilmiş olup istinaf dilekçesi kapsamında tescilli olmayan "..." markası yönünden haksız rekabet istemlerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de dava dilekçesinin içeriğinde tescilli markalarına dayalı olarak kümülatif uygulama kapsamında haksız rekabete yönelik istemlerin mevcut olduğu görülmüştür. HMK'nın 357. maddesi gereğince denetim makamı olan Dairemiz nezdinde resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenmesi ve yeni delillere dayanılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davacının ... ... tescilli markalarının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

Dolayısıyla Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/5189 esas, 2022/1852 karar sayılı ilamında ve 22/04/2021 tarihli, 2021/89-3054 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup,

Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki hükümlerle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir.

Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafa en iyi giderim imkanı sağlayan SMK'nın marka hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Böylece mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin isabetli olduğu anlaşılmıştır.

Tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1056, K. 2026/1063, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1056-e-2026-1063-k-1e3e0975c846