Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1032 E. 2026/1100 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1032
Karar No
2026/1100
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1032

KARAR NO: 2026/1100

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 12/03/2024

NUMARASI: 2022/141 E. - 2024/37 K.

DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/06/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarafların İddia ve Savunmaları:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin kurucusu ...'ın ülkemizin ilk üniversiteye hazırlık ... olan ve ... ... A.Ş. tarafından kurulmuş olan "..." isimli ticari işletmeyi .... Noterliği'nin 29.07.1997 tarih ve ... yevmiye numaralı sözleşmesi ile ... ... A.Ş.'den devir almış olduğu, 1997 yılında ... tarafından alındığında İstanbul ... tek şube olarak faaliyet göstermekte iken, 1999 yılında Bakırköy şubesi, 2000 yılında Kadıköy şubesi, 2002'de Kadıköy'de ikinci şube açılmış, gün geçtikçe şube sayısını artıran ... ... günümüz itibari ile Türkiye genelinde 140 şubeye ulaştığı, ..., eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yapılması amacıyla 1997 yılında ... .... A.Ş.' yi, 2005 yılında ise müvekkil ... ... ....A.Ş. 'yi kurmuş olduğu, Müvekkil şirketin ..., ..., ...,..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... numaralı ibareli markaların sahibi (EK-1: Marka Tescil Belgeleri) olduğu, İşbu markaların .... Noterliğinin 28.10.2020 tarihli ... yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile ... .... A.Ş. tarafından müvekkil şirkete devredilmiş ve ... de devir-tescil işlemlerinin tamamlanmış olduğu, (EK-2: Marka Devir Sözleşmesi İle Marka Devir Sözleşmesine Ek Protokol), markaları müvekkil şirkete devreden ... .... A.Ş.'nin "..." markalarıyla gerçekleştirdiği eğitim ve öğretim hizmeti sunumunun 1997 yılında dershanecilik hizmetiyle başlamış olup, daha sonra Anaokulu, İlkokul, Ortaokul, Anadolu Lisesi, Fen Lisesi ve Kurs olarak devam etmiş olduğu, ... esas unsurlu markaların 1997 yılından itibaren büyük emekler harcanarak ve büyük yatırımlar yapılarak, yoğun ve yaygın kullanım ve tanıtım çalışmaları sonucu, eğitim ve öğretim hizmetleri ve ürünleri bakımından tanınmış marka haline getirilmiş olduğu, Müvekkil şirketin de ... esas unsurlu markaları devraldıktan sonra eğitim öğretim hizmeti alanında aynı şekilde kullanmaya devam etmiş olduğu, bu nedenle 1997 yılından bu yana gerçekleşen kullanımların da müvekkilin kullanımlarına ekleneceği, müvekkil şirketin, markaları ve kullanımlarını www ....com alan adlı internet sitesinde ve diğer sosyal medya hesaplarında da tanıtmakta olduğu,

Dava dilekçe ekinde sunulan deliller incelendiğinde 2000'li yılların başından itibaren müvekkile ait ... ... ve ... ... ibarelerinin tüm basılı evraklarında ve tabelalarında kullanıldığı, Örneğin 2001 tarihli Milliyet Gazetesi ekinde verilen deneme kitapçığında ... şekil unsurunun kullanıldığı ve yine 2000li yıllardan günümüze kadar medya takip şirketi tarafından yapılan medya taramalarında, 1997 den bu yana okul yıllıkları, dergiler ve faturalarda Müvekkillerin sürekli bu ibareleri kullandıkları ve kamuya duyurdukları, ayrıca tüm fatura ve basılı kağıtlarında söz konusu ibareleri markasal olarak kullanmakla iş mahsulü haline getirdikleri, "...” ibaresini içeren markaların gerek kendisine ait gerekse Türkiye'nin çok sayıda il ve ilçesinde lisans verdiği okul ve kurslarda tescilli ticaret unvanı, işletme adı ve tescilli marka olarak yoğun ve yaygın şekilde kullanmakta ve tanıtılmakta olduğu, iş ve tanıtım evrakında sürekli ve kesintisiz biçimde gerçekleşen kullanım sonucu kendisinin oluşturduğu “...” ibareli tanıtım işareti üzerinde korunması gereken bir hukuki durum kazanmış olduğu, müvekkilin “...” ibare ve biçimli markaları, 1997 yılından beri eğitim ve öğretim hizmetlerinde, tüm Türkiye'ye ulaşacak biçimde, fiziki ve dijital ortamlarda kesintisiz olarak fiilen kullanılmak, tanıtılmak, çok geniş bir coğrafi çevreye hitap edecek şekilde ve üst düzey kalitede hizmet sunmak suretiyle ilgili sektörde bulunanlar tarafından çok iyi bilinen ve beğenilen itibarlı marka haline gelmiş ve tanınmışlık vasfı kazanmış olduğu, bilindiği üzere bir markanın tanınmış sayılması için, Türkiye'de ilgili sektörde yer alan potansiyel alıcılar (tüketicilerinden), bu alandaki iş çevreleri ve markanın kullanılacağı ürün veya hizmetlerin dağıtım kanallarında yer alan görevli kişiler tarafından bilinmesinin yeterli olduğu, 2010 yılında Kültür Üniversitesi tarafından, 2015 yılında Nişantaşı Üniversitesi tarafından ve 2020 yılında Beykoz Üniversitesi tarafından yapılan "Marka Bilinirlik Araştırma Raporları" da müvekkil markalarının tanınmışlığını ispatlar nitelikte olduğu, tanınmış markalar ayırt ediciliği yüksek seviyede olan markalar olduğundan müvekkilin markasının sadece ... ibaresi bakımından dahi ayırt edicilik kazanmış olduğu, müvekkil “...” ibareli markanın gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu, Müvekkilin tescilli markalarının Sınai Mülkiyet Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca koruma altında olduğu, yukarıda ifade edildiği üzere müvekkil ... ve şekil ile sadece şekilden oluşan ibare ve biçimli markaların gerçek hak sahibi olduğu, nitekim müvekkil, markalarını TÜRKPATENT nezdinde tescil de ettirmiş olduğu,

Davalı da haksız biçimde " ..." ibareli markaları adına tescil ettirmiş olduğu, Müvekkil markalarıyla davalı markalarında, asıl ve ayırt edici unsurların her biri aynı şekilde görünmekte ve kavramsal olarak aynı algıyı yaratmakta olduğu, bütünü itibariyle bıraktıkları izlenimin aynı olduğu, öncelik hakkına sahip olan tescilli müvekkil markaları ile davalının markaları arasında karışıklığa sebebiyet verebilecek derecede görsel, işitsel ve anlamsal olarak ayırt edilemeyecek derecede benzerlik olduğu, müvekkilin uzun süreli kullanımla kendisine bağladığı tescilli markaları genel olarak 16 ve 41. Sınıflarda yer alan eğitim ve öğretim hizmetleri ve ürünlerini içermekte ve fiilen de anılan ürün ve hizmetlerin sunumunda kullanılmakta olduğu, Davalının markaları da 16. Ve 41. Sınıf ürün ve hizmetleri içermekte olduğu, anılan ürün ve hizmetlerin aynı tür oldukları, ortalama düzeydeki yararlanıcıların, davalı markası ve müvekkil tescilli markasının farklı işletmelere ait iki ayrı marka olduğunu algılamalarının mümkün olmadığı, bu karışıklık neticesinde müvekkilin markasının temsil ettiği imaj ve güveni hiçbir masraf ve çaba harcamadan davalının kendi markasını taşıyan hizmetlere devrini sağlayacağı, davalı yanın markasının müvekkilin sektörde herkes tarafından bilinen ve tanınmışlık vasfı kazanan tescilli markasından doğan haklarını da ihlal etmekte olduğu, zira davalının bu eylemiyle müvekkilin tanınmış markasının fiilen kullanıldığı ürün ve hizmetler için uyandırdığı "ani çağrışım"ın tehlike altına girdiği, çünkü davalının eylemleriyle müvekkil markasının kimliğinin ve halkın zihnindeki yerinin dağılması suretiyle "sulandırılması/dilution" durumunun mevcut olduğu, müvekkil markasının ayırt edici karakterinin olumsuz biçimde etkilendiği, müvekkil markasının ayırt edilemeyecek derecede benzerinin, tıpkı müvekkil markasında bulunan ürün ve hizmetlerin sunumunda tescil edilip kullanılması, müvekkil markasının halk nezdinde var olan "çekim gücünü" azaltma tehlikesi taşımakta olduğu, öte yandan davalı yan eylemleriyle müvekkil markasının tanınmışlığından ve ayırt ediciliğinden haksız yarar sağladığı, zira müvekkil markasının tanınmışlık ve ayırt edicilik nedeniyle sahip olduğu imajın, kendilerinin kullandığı tanıtım işareti ve sundukları hizmetlere transfer olması sonucunda, müvekkil markasının tanınmışlığının yarattığı çağrışımdan istifade ederek daha kolay veya daha fazla Müşteri bulunabileceği, öte yandan davalının "..." ibareli markası tescil ettirme ve kullanım eylemleri tamamen kötü niyetli olup müvekkilin ilk defa oluşturup uzun yıllardan bu yana yoğun ve yaygın olarak tanıtım faaliyetleri eşliğinde kullandığı markasından haksız yarar sağlama amaçlı olduğu, karşı tarafın müvekkilin eser ve markası ile karışıklığa neden olacağı kesin olan tanıtım işaretini tescil ettirmesi için hiçbir teknik veya hukuki gereklilik olmadığı, buna rağmen müvekkilin 1997 yılından itibaren kullandığı eser ve markası ile karışıklığa yol açacağı kesin olan "..." ibare ve tanıtım işaretlerinin marka olarak seçmesi ve bu marka ile ticari faaliyet gerçekleştirmesinin iyi niyetli olmayan bir girişim olduğunu, markaların aynı olması sebebiyle zamanla müşteri çevresinin yanılarak kendisi yerine davalı taraftan hizmet alabileceği, zaten davalı tarafın amacının da bu olduğu, davalının izinsiz olarak müvekkilin eser ve markasını kullanma eylemlerindeki amacın, Müvekkilin sahip olduğu müşteri çevresinde karışıklık yaratarak onların müvekkilden değil yanılarak artık kendisinden ürün ve hizmet alınmasına temin etmek ve markasının sahip olduğu imajı transfer etmek, bunun yanında müvekkili ilgili hizmet sektöründe engellemek ve zarara uğratmak, tescilli tescilsiz markasına zarar vermeye ve zamanla müvekkili piyasadan uzaklaştırma olduğu, DAVALININ ... NUMARALI MARKASI MÜVEKKİL ALEYHİNE HAKSIZ REKABET YARATTIĞINDAN HÜKÜMSÜZ KILINMASI GEREKTİĞİ, Fikri mülkiyet haklarına tecavüz oluşturan davalı yan marka tescili ve eylemlerinin müvekkil davacı aleyhine “haksız rekabet” yaratacağı, açıklanan olgu ve hukuki dayanaklar karşısında, müvekkilin TTK'nın 5.madde hükmü uyarınca davacının haksız rekabetinin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, markanın hükümsüzlüğünü talep etmesi yasal bir hak olup, bu nedenle davalının ... sayılı markasının “haksız rekabetinin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması” talebine bağlı olarak hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği” belirtilmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; “Davacı şirketin içerisinde "..." geçen tüm markalara yönelik seri davalar açtığı, açtığı davalarda alınan bilirkişi raporları uyarınca iltibas tehlikesi bulunmayan markalar olduğunu bilmelerine rağmen dava açtıklarının da bilinen bir gerçeklik olduğu, Bu hal davacının kötü niyetli olduğunu açık göstergesi olduğu, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi E.2022/120 numaralı dosyasında bulunan bilirkişi raporunda (EK: 2022/51 D.ş Sayılı Karar Uyarınca Alınan Bilirkişi Raporu) görüleceği üzere; "... ibaresi 41. Sınıf kapsamında eğitim öğretim hizmetlerinde tanımlayıcı ibare olduğuna, ancak davacının bu ibareyi TİK işaretiyle ve ... görselleriyle bir bütün olarak kullanabileceğine, ...'nin tescil edildiği şekilde kullanıldığı" tespitlerinde bulunulmuş olduğu, müvekkilin markası tescilli olup tescile uygun kullanıp kullanmadığı konusunda ise bir ihtilaf söz konusu olmadığı, görüldüğü üzere davacısı aynı olan ve aynı markanın frenchise sözleşmeli kullanımına karşı açılan davada alınan bilirkişi raporu uyarınca müvekkilin markası olan ... markası davacının davası ile iltibas yaratmamakta olduğu, ..., doğa bilimleri veya fenni bilimler; insanların maddesel çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği teknolojik bilgileri kapsayan akademik disiplinler grubuna denmek olup, bu nedenle de bu ibarenin marka değeri olmadığı, çünkü "..." ibaresini karşılayacak başka bir terim anlamı bulunmamakta olduğu, Türk Patent ve Marka Kurumu da ...-... sayılı 16.04.2022 tarihli kararıyla “celal oğuz ... eğitim kurumları” ibareli başvuruya karşı davacı tarafından yapılan itiraza ilişkin Benzerlik/Karıştırılma ihtimali, Eskiye Dayalı Kullanım, Tanınmışlık ve Kötü Niyet iddialarını Markalar benzer görülmediğinden karıştırılma ihtimali BULUNMADIĞI yönünde karar vermiş olduğu, (Türk Patent ve Marka Kurumuna yapılan T/03535 başvuru no'lu, 19.11.2020 başvuru tarihli Tanınmış Marka Başvurusunun 29.06.2021 tarihli red kararı), müvekkilin tescilli markasını kullanmakta olduğu, müvekkil kendi markasını oluştururken "..." harflerinin kullanımını kendine özgü hale getirmiş davacının kullandığı renk tonu ve yazı stilinden farklı renk tonları ve yazı stilleri kullanmış olduğu, Ayrıca davacının üzerine basarak ayırt edicilik sağladığını iddia ettiği "tik" işaretini kullanmamış bambaşka bir YÖN işareti oluşturarak tescile uygun şekilde kullanmış olduğu, nitekim müvekkil markasında, ... GÖRSELİ DE KULLANMAMIŞ olduğu, bu haliyle müvekkilin markası ile davacının markasının görsel ve fonetik olarak bir benzerlik içermemekte oldukları, aksini düşünmek "..." kelime grubunu davacının tekeline vermek olacaktır ki bu durumun hukuken ve ekonomik olarak kabul edilemez sonuçlar doğuracağı, Yargıtay 11. HD., E. 2013/6618 K. 2013/23134 T. 18.12.2013'li ONAMA İLAMINDA, "her ne kadar ... ibaresinin eğitim öğretim hizmetleri açısından tek başına ayırt edici bulunmasa da "..." ibaresinin ayırt edicilik kattığı. hükmüne yer vermek suretiyle "..." ibaresinin bir gruba münhasır bir ibare olmadığı, 25.3.2021 tarihli delil tespit klasöründe müvekkilin, davacının tescilli markasını tik işareti ile birlikte KULLANDIĞINA DAİR DELİL BULUNMAMAKTA olduğu, bunun da ötesinde başka bir dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu uyarınca "..." markası, davacının markası ile iltibas oluşturmamakta olduğu, DAVANIN REDDİNE karar verilmesi gerektiği” belirtilmiş ve Ekte İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2022/51 D.İş Sayılı Karar Uyarınca "..." Markası Hususunda Alınan Bilirkişi Raporu ibraz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı ile; "Davanın REDDİNE," karar verilmiştir.

İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:

Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; Davacı şirketin "..." ibaresini içeren markalarını 1997 yılından beri tescilli marka, ticaret unvanı ve işletme adı olarak yoğun ve yaygın biçimde kullandığını, bu markanın tanınmışlık vasfı kazandığını ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve 6100 sayılı TTK hükümleri uyarınca koruma altında olduğunu, davalının ... numaralı "..." ibareli markasının davacı markaları ile benzerlik, tanınmışlık ve kötü niyetli tescil iddiasına dayalı hükümsüzlüğüne ilişkin davanın reddine karar verildiğini, ancak Yerel Mahkemenin davanın reddine ilişkin hüküm kurarken dava dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi ve bilirkişi raporunu göz ardı ettiğini, davalının markasının müvekkilin tescilli markaları ve tescilli ticaret unvanı ile kesinlikle iltibas oluşturduğunu, 31.05.2023 tarihli bilirkişi raporu da iddiaları ispatlar nitelikte olduğunu, ilk derece mahkemesinin davayı reddetmiş olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davalının markasının kötüniyetli tescil ürünü olduğunu ve hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep etmiştir.

Gerekçe ve Sonuç:

Dava davalı adına tescilli ... sayılı “...” markasının hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkilinin 1997 yılından itibaren “...” esas unsurlu markaları eğitim ve öğretim alanında yoğun ve yaygın biçimde kullandığını, “...” ibaresinin kullanım sonucu ayırt edicilik ve tanınmışlık kazandığını, davalı adına tescilli ... sayılı “...” markasının davacı markaları ile karıştırılma ihtimali yarattığını, davalının müvekkil markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlamaya çalıştığını, markanın kötü niyetle tescil edildiğini, kullanımın aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli ... sayılı “...” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili “...” ibaresinin eğitim-öğretim hizmetleri bakımından tanımlayıcı olduğunu, kimsenin tekeline bırakılamayacağını, markada yer alan “...” ibaresinin esas unsur olduğunu, kullanılan şekil, yazı stili ve görsellerin davacı markalarından farklı olduğunu, davacı tarafın kullandığı “tik” işareti ve ... görsellerinin kullanılmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.

31.05.2023 tarihli bilirkişi raporunda; davalı adına tescilli ... numaralı “...” markasının 16 ve 41. sınıflar bakımından davacı markaları ile karıştırılma ihtimali oluşturduğu, davacının marka, ticaret unvanı ve alan adı bakımından üstün ve öncelikli hak sahibi olduğu, “...” ibaresinin yoğun kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığı, davacı markalarının tanınmış marka niteliğinde bulunduğu, davalı markasının davacı markasının bilinirliğinden haksız yararlanabileceği, markanın ayırt edici karakterini zedeleme ve sulandırma tehlikesi yarattığı, bu nedenle SMK m.6/5 ve 6/6 kapsamında hükümsüzlük şartlarının oluştuğu, ayrıca davalının kötü niyetli olduğu davalının markasının 16. sınıftaki basılı yayınlar ile 41. sınıftaki eğitim-öğretim hizmetleri yönünden hükümsüzlük koşullarının oluştuğu belirtilmiştir.

İlk derece mahkemesince; markalar arasında iltibas bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Dosya kapsamına göre , davacı tarafça, “...” ibaresi üzerinde ticaret unvanı, alan adı, uzun süreli kullanım ve tescilli markalara dayanılarak, davalı adına tescilli ... sayılı “...” ibareli markanın davacı markaları ile benzer olduğu, tanınmış markadan haksız yararlanma ve kötü niyetli tescil koşullarının oluştuğu ileri sürülerek hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep edilmiştir.

Davacı adına 16. ve 41. sınıflarda tescilli çok sayıda “...” ibareli markanın bulunduğu, davacının uzun yıllardır eğitim ve öğretim alanında “...” ibaresini markasal olarak kullandığı, ancak “...” ibaresinin özellikle 41. sınıfta yer alan eğitim ve öğretim hizmetleri bakımından tanımlayıcı ve ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğu, davacı tarafın bu ibareyi “TİK” işareti, ... görselleri ile birlikte bütün halinde marka olarak tescil ettirdiği ve kullandığı davalı markasının ise “... + Şekil” ibaresinden oluştuğu, markada yer alan “...” ibaresinin asli unsur niteliğinde bulunduğu, “...” ibaresinin ise tali unsur olduğu, davalı markasında kullanılan şekil unsurunun davacı markalarındaki görsel unsurlarla benzerlik taşımadığı görülmektedir. Davacı taraf her ne kadar “...” ibaresinin kullanım sonucu tek başına ayırt edicilik kazandığını ileri sürmüş ise de; tanımlayıcı nitelikteki bu ibarenin farklı sözcük ve ibarelerle birlikte marka olarak kullanılmasının mümkün olduğu, davalı markasında da “...” ibaresinin markaya ayırt edicilik kattığı, markaların bütünsel olarak bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılma ihtimali oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle iltibas ve tanınmışlığa dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, yine davalı tarafın marka başvurusunda kötü niyetli olduğuna dair somut delil bulunmadığı, ayrıca davacı tarafın ticaret unvanında “...” ibaresinin yer almasının da keza aynı nedenlerle ayırt edici sözcüklerle tescil edilen davalı markasının hükümsüzlüğü nedeni olamayacağı anlaşılmıştır.

Bu nedenlerle mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmış olup, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu .... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin .../03/2024 tarih ve 2022/... E., 2024/... K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacı tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 18/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1032, K. 2026/1100, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1032-e-2026-1100-k-4fc81db19c21