Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/729 E. 2026/1321 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/729
Karar No
2026/1321
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/729 KARAR NO : 2026/1321

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MUĞLA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/429 KARAR NO : 2024/151 DAVA TARİHİ : 07.03.2022 KARAR TARİHİ : 21.02.2024 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesine Dayanan) KARAR TARİHİ : 28.09.2026 KARARIN YAZ. TARİH: 28.09.2026

Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.02.2024 tarih ve 2022/429 Esas, 2024/151 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin merkezi İstanbul'da, şubesi .. Mahallesi,..Yolu, .. Apartmanı, No:... adresinde faaliyet gösteren inşaat şirketi olduğunu, inşaat, tadilat, müteahhitlik hizmeti verdiğini, davalının ise Muğla İli, Ula İlçesi, ... Mahallesi'nde bulunan .... Otel'in kiracısı ve işletmecisi olduğunu, davalının yeni kiraladığı Muğla İli, Ula İlçesi, .... Mahallesi, .... parselde kayıtlı toplam 3603,15 m² arsa üzerinde bulunan, 1652,97 m² kapalı alanlı, toplam 2697,84 m² bahçe alanlı .... Oteli işletebilmek için kullanıma hazır hale getirebilmeyi teminen tadilat inşaatı konusunda müvekkil ile mutabakata vardıklarını, varılan mutabakata göre müvekkilince yapılacak işler ve karşılığı 3.450.000,00-TL.+KDV olarak anlaşıldığını, mutabakata esas alınan iş ve bedelleri listesi iş bu dilekçe ekinde sunulduğunu, iş listesi ve bedeli konusunda mutabakata varılması üzerine yer teslimi 25.01.2021 tarihinde davalı tarafça müvekkiline yapıldığını, akabinde müvekkilinin mutabakata varılan tadilat işine başladığını, yer teslimi yapıldığı anda dava konusu yerin durumunu gösterir resimlerin iş bu davanın delili olan Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/28 D.iş Esas sayılı dosya münderecatında bulunduğunu, davalının, müvekkiline 11.03.2021 tarihinde 100.000,00-TL., 07.04.2021 tarihinde 100.000,00-TL. ve devamında 70.000,00-TL. olmak üzere toplam 270.000,00-TL. banka havalesi ile ödeme yaptığını, tarafların mutabakata varmasına ve yer teslimi yapılmış olmasına ve müvekkilince taahhüt edilen işlerin büyük bir kısmı yapılmış olmasına rağmen karşı taraf yazılı sözleşme imzalamayı sürekli ertelemiş ve mevcut durum itibarıyla bir sözleşme de imzalamadığını, ancak tarafların vardıkları mutabakata dair e-posta, mesaj ve telefon kayıtları mevcut olduğunu, karşı tarafın yazılı sözleşme imzalamaktan kaçındığı gibi müvekkilinin ısrarlı taleplerine rağmen 270.000,00-TL. dışında taahhüdü olan başkaca hiçbir ödeme yapmadığını, davalı tarafça taahhüdü olan ödemelerin yapılmaması üzerine, müvekkilince yapılan işlerin ve bedellerının tespiti amacıyla Muğla Sulh Hukuk Mahkemesı nezdinde taraflarınca 'delil tespiti talebinde bulunulduğunu, Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/28 D.iş Esas numaralı dosyası üzerinden yapılan mahallinde yapılan keşif neticesinde bilirkişi heyeti tarafından verilen bilirkişi raporunda müvekkilinin davalı tarafa yaptığı işlerin bedelinin 2.685.399,00-TL. olarak tespit edildiğini, bilirkişilerce tespit edilen yapılan işler bedeli olan 2.685.399,00-TL.'den davalı tarafça yapılmış olan 270.000,00-TL. ödeme mahsup edildikten sonra bakiye 2.415.399,00-TL. alacağının tahsilini teminen Muğla 2. İcra Müdürlüğü'nün 2021/3553 Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı tarafça 03.11.2021 tarihli itiraz dilekçesi ile borca itiraz edilmesi üzerine icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiğini, takip konusu alacağın eser sözleşmesinden kaynaklanan ticari bir iş olması nedeni ile arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, Muğla Arabuluculuk Bürosu'nun 2021/235 nolu dosyası üzerinden yapılan arabuluculuk görüşmeleri sonucunda anlaşamamış ve anlaşamama tutanağını sunduğunu, bu nedenlerle alacağının tahsil ve teminine yönelik olarak davalı borçlunun icra takibine yapmış olduğu haksız itirazın kaldırılması için mahkemeye başvurma zorunluluğu doğduğunu, davalı tarafın Muğla 2. İcra Müdürlüğü 2021/3553 Esas sayılı takibine varit itirazın kaldırılmasına ve takibin devamına, itirazında haksız ve kötü niyetli davalının takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... tarafından ....Otelin kiracısı ve işletmecisi sıfatıyla; Muğla ili, Ula ilçesi, .... Mahallesinde kain ...parselde kayıtlı toplam 3603,15 metrekare arsa üzerinde bulunan 1652,97 metrekare kapalı alan ve 2697,84 metrekare bahçe alanlı kiralanan işletmenin kullanıma hazır hale getirilmesi amacıyla birtakım basit nitelikli tadilatların yapılması için davacı .... Şti. firmasıyla mutabakata varıldığını, davacı firmanın dava dilekçesinde tarafların mutabakata varması, yer tesliminin yapılması ve davacı tarafından taahhüt edilen işlerin büyük bir kısmının yapılmış olmasına rağmen müvekkili tarafın yazılı sözleşme imzalamaktan kaçındığı ve tarafların vardıkları mutabakatın eposta, mesaj ve telefon kayıtlarıyla mevcut olduğu iddiasında bulunduğunu, tarafına karşı bulunulan işbu iddiaların kabulü mümkün olmamakla birlikte davacı tarafın iddialarının hukuki geçerliliğinin de mevcut olmadığını, zira davacı tarafla müvekkili arasında mutabakata varılan dava konusu eser akdi niteliği taşıdığını, Türk Borçlar Kanunu 470.madde ve devamında eser sözleşmesi şekle tabi olmayan, rızai nitelikte, tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı bir iş görme sözleşmesi niteliğinde olduğunu, bu sözleşmeyle yüklenicinin bir ücret karşılığında eser meydana getirmeyi, iş sahibi ise meydana getirilen bu eser karşılığında bir bedel ödemeyi taahhüt edeceğini, netice itibariyle davacı firma ile müvekkili arasında sözlü bir biçimde yapılan eser akdi yasal mevzuata uygun bir biçimde akdedilmiş olup, yazılı yapılma zorunluluğu olmamakla birlikte davacının sunduğu asılsız kayıtların yazılı sözleşme niteliğine haiz olmayıp taraflarının aksine delil olarak kullanımının da mümkün olmadığını, davacı firmanın dava dilekçesinde taraflar arasında varılan mutabakat itibariyle davacı firma tarafınca yapılacak işler ve karşılığının 3.450.000,00 TL + KDV olarak belirlenmesi üzerine 25.01.2021 tarihinde yer tesliminin yapıldığı ve mutabakata uygun tadilat işine başlandığını iddia ettiğini, Türk Borçlar Kanunu ilgili hükümleri itibariyle eser sözleşmelerinde taraflar ücret hususunda açık veya zımni anlaşma yapılabileceğini, ücretin miktarı işin başında net bir şekilde belirlenebileceği gibi yaklaşık bir bedel de tayin edilerek kesin miktarın tayini işin bitimine bırakılabileceğini, ücretin yaklaşık olarak belirlenmesinde, önceden tespit edilen veya sözleşmenin yorumundan çıkarılan bir alt ve üst sınır olduğunu ve yüklenici bu sınırlarla bağlı olduğunu, muhtemel masraflara ilişkin keşif bedelinin yaklaşık olarak tespitinde ise, ücret yerine masraflar yaklaşık olarak tespit edildiğini, keşif bedeli, ücretin hiç belirlenmemiş olduğu hallerde, iş sahibinin sözleşmeyi o yüklenici ile kurması için iş sahibine ücret hakkında fikir vermeyi sağlayan bir işlem temeli olduğunu, keşif bedelinde, yüklenici konusunda uzman kişi olup, iş sahibini bu hususta doğru bilgilendirmesi gerektiğini, bu nedenle, keşif bedeli ile gerçek bedel arasında aşırı fark bulunması halinde Türk Borçlar Kanunu 482. Maddesi iş sahibine sözleşmeyi fesih yetkisi dahi verdiğini, somut dava konusu olayda davacının iddialarının aksine müvekkili ile davacı tarafın sözlü akdedilen eser sözleşmesinde herhangi bir ücret kararlaştırmadığını, yukarıda aktarılan somut veriler ışığında davacı firma ile müvekkili arasındaki mutabakata varılan eser sözleşmesinin ücret hususunun yaklaşık ücret olduğu kabul edilmekle birlikte davacı firma ile müvekkili arasında kiralanan işletmenin yalnız basit tadilat işlemleri ile giderilebilecek hasar ve kusurları hakkında mutabakata varılmasına rağmen haksız ve müvekkili aleyhine gereksiz külfetler doğuracak tadilat işlemlerine girişildiğini ve müvekkili aleyhine borç doğurulduğunu, bununla birlikte yapılan tadilat işlemlerine herhangi bir onay ve izin olmadan girişilmiş olup açıkça dürüstlük kuralına aykırı davranıldığını, ilaveten davacı tarafın dilekçesinde "Davalı taraf gerek kendisi gerekse kendisi bulunmadığı zamanlarda görevlendirdiği bir çalışanını sürekli şantiye alanında bulundurmuş kendisi bu şekilde müvekkilimizce yapılan işlemlerin her aşamasında bizzat bilgi sahibi olmuş veya görevlendirdiği personeli vasıtasıyla bilgilendirilmek suretiyle bilgi sahibi olmuştur. Malzeme seçimleri dahi davalı talepleri doğrultusunda şekillenmiş ve uygulanmıştır. Bu husus tanık beyanları başta olamak üzere taraflar arasında eposta, mesaj ve telefon arama kayıtları ile hiçbir yoruma mahal vermeyecek şekilde sübuta erecektir." beyanlarında bulunduğunu, söz konusu iddiaların hakikati yansıtır tek bir tarafı dahi bulunmamakla birlikte doktrinde yer alan yüklenicinin kötü niyetle yaptığı objektif yönden yararsız giderler, ücretin belirlenmesinde hesaba katılmaz görüşü ise haklı iddialarını kantlar nitelikte olduğunu, davacının iddia ettiği şekilde müvekkilinin veya müvekkili olmadığı zamanlar görevlendirdiği personelinin tadilat işlemlerinin yapıldığı süreçte herhangi bir müdahalesi yahut yapılan işlemleri gözlemi mevcut olmadığını, davacı tarafın yapmış olduğu fuzuli masrafların kendilerinin gözetiminde yapıldığı iddiası için asılsız beyanlarda bulunduğunu, ilaveten bahsi geçen eposta, mesaj yahut telefon kayıtları ile kendilerine herhangi bir bilgilendirmede bulunulmadığını, zira belirtildiği gibi davacı firma ile mutabakata varılan basit tadilat işlemleri için beyan ettiği rakamın kabul edilmesinin hayatın olağan akışına ve mantık çerçevesine de aykırı olduğunu, davacı firma dava dilekçesinde Muğla Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/28 sayılı Değişik İş dosyası ile mahallinde yapılan keşif neticesinde bilirkişi raporunda davacı firmanın müvekkili tarafına yaptığı işlerin bedelinin 2.685.399,00 TL olarak tespit edildiğini ve taraflarınca ödenen 270.000,00 TL'nin mahsup edilerek 2.415.399 TL alacağın tahsili için Muğla 2.İcra Müdürlüğünün 2021/3553 Esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine icra takibine başlandığını, söz konusu bilirkişi raporuna taraflarınca itiraz edilmesine ve işbu raporun somut olayı doğru yansıtmadığına ilişkin beyanlarını sunmalarına karşın davacı taraf işbu dava dilekçesinde kendilerine karşı başlatılmış haksız ve mesnetsiz takip borcuna itiraz edilmesi suretiyle bilirkişi raporu ile tespit edilen işlerin davacı firma tarafından yapıldığını ve tespit olunan bedellerin zımnen kabul ve ikrar edildiği iddiasında bulunduğunu, davacı tarafın asılsız iddialarının kabulü mümkün olmamakla birlikte bir an için kabul edildiği varsayılsa dahi taraflarına karşı başlatılan haksız takibe karşı borca itiraz edilmesi ile işbu bilirkişi raporunun zımni kabulü ve ikrarı arasında herhangi bir bağlantının mevcut olmadığını, zira işbu bilirkişi raporunun taraflarınca kabulünün mümkünatının da olmadığını, tüm bu açıklanan gerekçeler neticesinde davacı tarafın kendilerine herhangi bir bilgi vermeden kendi belirlediği miktar üzerinden açmış olduğu işbu davada mahkeme tarafından dava konusu işletmenin basit tadilat masraflarının belirlenebilmesi amacıyla keşif ve inşaat alanında uzman bilirkişi tarafından rapor alınmasını, müvekkili ve davacı firma arasında kiralanan işletmenin basit tadilat işlemlerinin yapılması amacıyla mutabakata varıldığını, ancak bahse konu tadilatların yapımından sonra davacı firmanın iş ekipmanlarını müvekkilinin işletme adresinden uzun bir süre almaması neticesinde müvekkili tarafınca fuzuli işgal sebebiyle müvekkilinin adresindeki eşyaların tahliyesi amaçlı Ankara 63.Noterliğinde 12.08.2021 tarihli 26396 yevmiye numaralı ihtarname çekilmek durumunda kalındığını, ihtarnamede belirtili davacının mülkiyetindeki iş ekipmanlarının işgali kaynaklı müvekkilinin hak kaybına uğradığını, işbu durumun davacı firmanın yapmış olduğu tadilat işlemlerine karşı ödenecek bedelden mahsup edilmesinin göz önünde bulundurulmasını, tüm bu açıklanan sebepler neticesinde davacı firmanın kendilerine karşı açmış olduğu işbu itirazın iptali davasında belirtili dayanakların taraflarınca hukuki bir geçerliliği olmamakla birlikte müvekkili ve davacı firma arasında basit tadilat işlemleri için mutabakata varılmasına karşın davacı firma yararsız giderlerle müvekkili aleyhine gereksiz külfetlerle borç doğurduğunu, Söz konusu borcun yasal mevzuat ve doktrinde bir hükmü bulunmamakla birlikte taraflarınca kabulünün de mümkün olmadığını, Muğla 2.İcra Müdürlüğünün 2021/3553 Esas numaralı dosyasına müvekkili ... tarafından yapılan borca itirazın kaldırılması amacıyla açılmış işbu davanın esastan reddine, Muğla 2.İcra Müdürlüğünün 2021/3553 Esas numaralı dosyasında müvekkili aleyhine başlatılmış haksız ve mesnetsiz takibin konusu borcun mahkeme tarafından keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hesaplanması talebi, yargılama giderleri, ilgili masraflar ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 21.02.2024 tarih ve 2022/429 Esas, 2024/151 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Somut olayda, Mahkememizce keşifte yapılan gözlem, dinlenen davacı tanık beyanları, Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/8 D.İş Esas, 2021/28 D.İş Karar sayılı dosyası, bilirkişi raporları, dosyaya sunulan fotoğraflar ve davacı tarafından yapılan işlerin türü ve miktarı dikkate alındığında davacı yüklenici tarafından yapılan işlerin dosyaya sunulan teklif belgesi kapsamında yapılan işlerin olduğu, davalı savunmasına göre yapılan işlerin basit nitelikte olmadığı, yapılan işlerin davalının bilgisi ve onayı ile yapıldığı ve sözleşmenin götürü bedelle yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce alınan bilirkişi raporlarına göre davacı şirketin sözleşme kapsamında 2.089.686,03-TL inşaat imalatı, 591.032,50-TL mekanik imalatı, 285.043.75-TL elektrik imalatı olmak üzere toplam 2.965.762,28-TL bedelli imalat yaptığı, davalı tarafından davacı şirkete sözleşme kapsamında toplam 270.000,00-TL ödeme yapıldığı, davacı şirketin takip tarihi itibariyle 2.695.762,28-TL asıl alacak yönünden alacaklı olduğu, anlaşıldığından aksi yöndeki beyan ve itirazlara itibar edilmeyerek, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, Muğla 2. İcra Dairesi'nin 2021/3553 Esas sayılı dosyasında, davalı-borçlu ... T.C. kimlik numaralı davalı ...'in, taleple bağlı kalınarak asıl alacak miktarı olan 2.415.399,00-TL asıl alacak yönünden itirazının iptaline, takibin asıl alacak miktarı olan 2.415.399,00-TL asıl alacak üzerinden devamına... Takibin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 101. Maddesi (6098 Sayılı TBK'nın 117. Maddesi) gereğince bir alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp alacaklının yöntemine uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmesi ya da alacağın kararlaştırılan kesin vadede ödenmemiş olması zorunludur. (Yargıtay 15. HD'nin 06/03/2017 Esas, 2016/4229 Esas, 2017/924 Karar). Somut olayda takipten önce alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürüldüğü ispatlanamadığından davacının işlemiş faiz ile ilgili talebinin reddine... Öte yandan itirazın iptâli davalarında borçlunun icra inkâr tazminatı ile sorumlu tutulabilmesi için İİK'nın 67/II. maddesi hükmünce borçlunun itirazında haksız ve alacağın likid olması gerekir. (Yargıtay 15. HD'nin 06/03/2017 Esas, 2016/4229 Esas, 2017/924 Karar) Somut olayda alacağın varlığı ile miktarı yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporu ile tespit edileceği, faturalara borçlu tarafından süresi içinde itiraz edilerek içeriği kesinleşmediği ve davacının işlemiş faiz istemekte haklı olmadığından borçlu itirazında tamamen haksız ve alacak likid sayılmaz. Bu nedenle Alacak likit olmadığından davacı vekilinin davalı aleyhine icra inkar tazminatı hükmedilmesi talebinin reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili tarafından verilen 15.03.2024 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; Davacı ile davalının, davalı tarafından kiralanan işletmenin kullanıma hazır hale getirilmesi amacıyla birtakım basit nitelikli tadilatların yapılması konusunda mutabakata varıldığını, davacı firma ile müvekkili arasında sözlü bir biçimde yapılan eser akdinin yasal mevzuata uygun biçimde akdedildiğini, yazılı yapılma zorunluluğu olmadığını ve davacının sunduğu asılsız kayıtlar yazılı sözleşme niteliğine haiz olmayıp taraflarının aksine delil olarak kullanımının da mümkün olmadığını, yukarıda esas numarası yazılı dosyanın 29.11.2023 tarihinde görülen duruşmasında celse kaybına yol açmadığını ve tanıklarını hazır etmelerine rağmen tanık dinlenilmediğini ve eksik deliller ışığında dosya karara bağlandığını, buna ilişkin olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2012/3724 Esas, 2012/20 Karar sayılı kararına değinildiğini, sırf bu yüzden bile dosyada verilen kararın kaldırılması ve yargılamanın yeniden görülmesinin gerektiğini, davacı firmanın dava dilekçesinde Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/28 sayılı Değişik İş dosyası ile mahallinde yapılan keşif neticesinde bilirkişi raporunda davacı firmanın müvekkili tarafına yaptığı işlerin bedeli 2.685.399,00-TL. olarak tespit edildiğini ve taraflarınca ödenen 270.000,00-TL. mahsup edilerek 2.415.399-TL. alacağın tahsili için Muğla 2.İcra Müdürlüğü'nün 2021/3553 Esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine icra takibine başlandığını, davacı tarafın, taraflarına karşı başlatılmış haksız ve mesnetsiz takip borcuna itiraz edilmesi suretiyle bilirkişi raporu ile tespit edilen işlerin davacı firma tarafından yapıldığını ve tespit olunan bedellerin zımnen kabul ve ikrar edildiği iddiasında bulunduğunu, bu asılsız iddiaların kabulü mümkün olmamakla birlikte, bir an için kabul edildiği varsayılsa dahi kendilerine karşı başlatılan haksız takibe karşı borca itiraz edilmesi ile işbu bilirkişi raporunun zımni kabulü ve ikrarı arasında herhangi bir bağlantı olmadığını, zira işbu bilirkişi raporunun taraflarınca kabulünün mümkünatı da olmadığını, firmanın yapmış olduğu tadilatların müvekkilinden onay ve izin olmadan yaptığını, bu durumun 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ilgili hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişinin de hazırlamış olduğu raporun davacı beyanlarının esas alınarak hazırlanması ve objektiflikten uzak olmasının taraflarınca raporun kabulüne engel olduğunu, raporda belirtilen ücretlerin güncel fiyatlarına bakıldığında bu ücretlerin tavan fiyat üzerinden hesaplanıldığının görüldüğünü, bilirkişi heyeti tarafından verilen raporunda davacı tarafın müvekkiline yaptığı iş bedelinin 2.685.399,00-TL. olarak tespit edildiğini, bilirkişi raporunda belirtilen iş bedelinin davacı firmanın belirlemiş olduğu iş bedelinin çok üstünde olduğunu, belirlenen bu bedelin olağan fiyatların fazlasıyla üstünde ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda yapıldığı belirtilen işler firmanın yükümlendiği işlerin tamamı olmadığını, rapora göre yapılan işlerin toplam maliyeti 2.965.762,28-TL. olmakla birlikte firmanın belirlemiş olduğu bedel 3.450.000,00-TL. + KDV olduğunu, bu durumda bilirkişi raporuna göre; firmanın yükümlendiği işlerin hepsini yapması halinde mutabakata varılan bedelin çok üstünde bir maliyet çıkacağını, maliyetin çok üstünde olduğu için müvekkiline sözleşmeden dönme hakkı tanınmış olduğunu, bu hesaplamalara göre firmanın yükümlülüğündeki bütün işleri yapması halinde toplam maliyetin firmanın söylemiş olduğu bedelin fazlasıyla üstünde olacağını, mahkemeye sunulan bilirkişi raporuna itiraz etmelerine rağmen tekrar sunulan bilirkişi raporunda hiçbir değişiklik yapılmadığını ve aynı şekilde gönderildiğini, tüm bu açıklanan gerekçeler neticesinde davacı tarafın kendilerine herhangi bir bilgi vermeden kendi belirlediği miktar üzerinden açmış olduğu iş bu davada mahkemece verilen kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, davacı firmanın, taraflar arasında varılan mutabakat itibariyle davacı firma tarafınca yapılacak işler ve karşılığının 3.450.000,00 TL + KDV olarak belirlenmesi üzerine 25.01.2021 tarihinde yer tesliminin yapıldığı ve mutabakata uygun tadilat işine başlandığını iddia ettiğini, Türk Borçlar Kanunu ilgili hükümleri itibariyle eser sözleşmelerinde taraflar arasında ücret hususunda açık veya zımni anlaşma yapılabileceğini, ücretin miktarının işin başında net bir şekilde belirlenebileceği gibi yaklaşık bir bedel de tayin edilerek kesin miktarın tayini işin bitimine bırakılabileceğini, ücretin yaklaşık olarak belirlenmesinde, önceden tespit edilen veya sözleşmenin yorumundan çıkarılan bir alt ve üst sınır olduğunu ve yüklenicinin bu sınırlarla bağlı olduğunu, muhtemel masraflara ilişkin keşif bedelinin yaklaşık olarak tespitinde ise, ücret yerine masraflar yaklaşık olarak tespit edildiğini, keşif bedeli, ücretin hiç belirlenmemiş olduğu hallerde, iş sahibinin sözleşmeyi o yüklenici ile kurması için iş sahibine ücret hakkında fikir vermeyi sağlayan bir işlem temeli olduğunu, keşif bedelinde, yüklenici konusunda uzman kişi olup, iş sahibini bu hususta doğru bilgilendirmesi gerektiğini, bu nedenle, keşif bedeli ile gerçek bedel arasında aşırı fark bulunması halinde Türk Borçlar Kanunu 482. maddesi iş sahibine sözleşmeyi fesih yetkisi dahi verdiğini, somut dava konusu olayda davacının iddialarının aksine müvekkili ile davacı tarafın sözlü akdedilen eser sözleşmesinde herhangi bir ücret kararlaştırmadığını, yukarıda aktarılan somut veriler ışığında davacı firma ile müvekkili arasında akdedilen eser sözleşmesinin ücret hususunun yaklaşık ücret olduğu kabul edilmekle birlikte davacı firma ile müvekkil arasında kiralanan işletmenin yalnız basit tadilat işlemleri ile giderilebilecek hasar ve kusurları hakkında mutabakata varılmasına rağmen haksız ve müvekkili aleyhine gereksiz külfetler doğuracak tadilat işlemlerine girişildiğini ve müvekkili aleyhine borç doğurulduğunu, bununla birlikte yapılan tadilat işlemlerine herhangi bir onay ve izin olmadan girişildiğini, açıkça dürüstlük kuralına aykırı davranıldığını, davacının yapmış olduğu tadilat işlerinde müvekkili ile anlaşılanın aksine eksiklikler bulunduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nda belirtilen sözleşme serbestisine uygun olarak gerçekleştirilen sözlü akit ile firma yüklenici sıfatıyla işi ifa etmeyi üstlendiğini, firmanın Türk Borçlar Kanunu ilgili maddeleri uyarınca yüklenici işi eksiksiz ve ayıpsız ifa etmekle yükümlü olduğunu, firmanın Türk Borçlar Kanunu'na göre kararlaştırılmış akitteki eksiksiz ifa borcunu yerine getirmediğini, bilirkişi raporunda yapıldığı belirtilen tadilatlar ile müvekkili tarafından tutulan liste ve yapının son halini gösteren fotoğraflar arasında büyük farklılıklar bulunduğunu, bilirkişi raporunda belirtilen seramik kaplama, gömme rezervuar, oda blokları duş seti, tepe duşu, ve el duşu, Lobi binası duş seti, tepe duşu, ve el duşu işi, balkon dış kaplaması, oda lavabolarının yapılmış, stop valf imalatlarının yapılmış olduğu her ne kadar belirtilmiş olsa da fotoğraflar ve iş listesinde yapılmamış olduğunun görüldüğünü, buna ilişkin olarak dilekçelerinde emsal Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2013/2715 E., 2014/1982 K. sayılı 20.03.2014 tarihli kararına değinildiğini, davacının iddia ettiği şekilde müvekkili veya müvekkilinin olmadığı zamanlar görevlendirdiği personelinin tadilat işlemlerinin yapıldığı süreçte herhangi bir müdahalesi yahut yapılan işlemleri gözlemesinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın yapmış olduğu fuzuli masrafların kendileri gözetiminde yapıldığı iddiası için asılsız beyanlarda bulunduğunu, ilaveten bahsi geçen e-posta, mesaj yahut telefon kayıtları ile kendilerine herhangi bir bilgilendirmede bulunulmadığını, zira belirtildiği gibi davacı firma ile mutabakata varılan basit tadilat işlemleri için beyan ettiği rakamın taraflarınca kabul edilmesinin hayatın olağan akışına ve mantık çerçevesine de aykırı olduğunu, müvekkili ve davacı firma arasında kiralanan işletmenin basit tadilat işlemlerinin yapılması amacıyla mutabakata varıldığını, ancak bahse konu tadilatların yapımından sonra davacı firmanın iş ekipmanlarını müvekkilinin işletme adresinden uzun bir süre almaması neticesinde müvekkili tarafınca fuzuli işgal sebebiyle müvekkilinin adresindeki eşyaların tahliyesi amaçlı Ankara 63. Noterliği'nde 12.08.2021 tarihli 26396 yevmiye numaralı ihtarname çekilmek durumunda kalındığını, ihtarnamede belirtili davacının mülkiyetindeki iş ekipmanlarının işgali kaynaklı müvekkilinin hak kaybına uğramış olup işbu durumun davacı firmanın yapmış olduğu tadilat işlemlerine karşı ödenecek bedelden mahsup edilmesinin göz önünde bulundurulmasını talep ettiklerini, Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle ve resen gözetilecek sebeplerle fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; istinaf istemlerinin kabulü suretiyle Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/2564 E., 2023/29 K. ve 21.02.2024 tarihli kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve talepleri doğrultusunda yukarıda esas numarası yazılı davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava eser sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasıdır. Dava konusu icra takibi 28.10.2021 tarihinde başlatılmış olup, davalı itiraz dilekçesini süresi içerisinde 03.11.2021 tarihinde sunmuştur. Taraflar arasında sözlü eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık davacı yüklenicinin hak etmiş olduğu iş bedelidir. Zira davacı taraf davalı ile 3.450.000,00-TL. götürü bedel üzerinden anlaştıklarını ileri sürerken, davalı taraf aralarında bedel konusunda herhangi bir anlaşma olmadığını, davacı ile sadece bir takım basit nitelikteki işlerin yapılması konusunda mutabakata varıldığını savunmaktadır. İlk derece mahkemesi tarafından 2.415.399,00-TL. asıl alacak yönünden itirazın iptaline, takibin asıl alacak üzerinden devamına, icra inkar tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından taraflar arasında götürü bedelli sözlü bir eser sözleşmesi bulunduğu kabul edilmiştir. Davalı tarafın istinaf başvurusuna ilişkin olarak yapılan inceleme sonucunda; 1)Davalı taraf 29.11.2023 tarihli duruşma sırasında hazır etmiş oldukları tanığın dinlenmediğini, bu sebeple eksik inceleme ile karar verildiğine dair istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dosya içerisinde yapılan incelemede 29.11.2023 tarihli celsede davalı tarafın tanıkları ...'nun duruşma salonunun dışından bulunduğu belirtilerek dinlenmesi talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından iş bu talebin "Davacı vekili tarafından muvafakat edilmediğinden davalı vekilince yeni bildirilen ...'nun dinlenmesi talebinin reddine," şeklinde karar verildiği görülmüştür. 6100 sayılı HMK'nın 240. maddesinde açıkça tarafların dinlenilmesi istedikleri tanıkları içeren listeyi mahkemeye sunacakları, iş bu listede gösterilmemiş olan kimselerin tanık olarak dinlenemeyeceği ve ikinci bir tanık listesi verilemeyeceği ifade edilmektedir. 29.11.2023 tarihli celsede davalı taraf tanık olarak hazır ettiklerini ifade ettikleri ... ...'nun dinlenmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesi tarafından iş bu tanığın yeni bildirildiği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir. Ancak dosya içerisinde yapılan incelemede davalı tarafın 25.11.2022 tarihinde tanık listesi sunduğu, iş bu listede tanık olarak sadece ...'nun bildirildiği, ilk derece mahkemesi tarafından 07.12.2022 tarihli celsede tanık ...'nun dinlenmesi için meşruhatlı davetiye tebliğine dair ara karar kurulduğu, daha sonra ilk derece mahkemesi tarafından 15.02.2023 tarihinde taraflara tanıklarını bildirmesi için süre verildiği, bu sefer davalı tarafın 27.02.2023 tarihli farklı bir tanık listesi sunduğu, burada tanık olarak sadece ...'in yer aldığı, ilk derece mahkemesi tarafından 07.06.2023 tarihli celsede bu sefer de tanık ...'n dinlenmesi için meşruhatlı davetiye tebliğine karar verildiği görülmektedir. Yukarıda yapılan kronolojik sıralamadan anlaşılabileceği üzere davalı taraf ilk olarak ... ..'yu tanık olarak bildirmiş, daha sonra ikinci bir tanık listesi sunarak ...'in tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir. Bu kapsamda 6100 sayılı HMK'nın 240. maddesi gereğince ... ....'nun değil, ...'in dinlenmesi talebinin reddi gerekmektedir. Bu sebeple davalı tarafın ilk tanık listesinde bildirmiş olduğu ve duruşma sırasında hazır ettiği tanığı ....'nun dinlenmemiş olması hatalıdır. İş bu tanığın usulüne uygun olarak çağrılarak bilgi ve görgüsünün tespiti gerekmektedir. 2)Davalı tarafça bilirkişi raporuna itiraz edilmiş olmasına rağmen tekrar sunulan bilirkişi raporunda hiç bir değişiklik yapılmadan aynı şekilde gönderildiği, bu sebeple ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması talep edilmiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede ilk derece mahkemesi tarafından 21.09.2022 tarihli celsede bilirkişi heyetiyle birlikte keşif kararı verilmiş, 21.10.2022 tarihinde keşif icra edilmiş, keşif sonrası düzenlenen 11.01.2023 tarihli rapor dosya içerisine sunulmuştur. İş bu rapora karşı davalı tarafça 25.01.2023 tarihinde, bilirkişi raporunun objektiflikten uzak ve güncel fiyatların en üstünden hesaplama yapıldığı, Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/28 D.iş sayılı dosyası kapsamında tespit edilen bedelin çok üstünde bir bedel belirlendiği, dosya içerisinde bulunan fotoğraflar ve iş listesinde yapılmadığı anlaşılan işlerin yapıldığının belirtildiği gerekçesiyle itiraz edilmiş olup, ilk derece mahkemesi tarafından 15.02.2023 tarihli celsede davalı vekilinin itirazları doğrultusunda bilirkişi kurulundan ek rapor düzenlenmesine karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından 15.03.2023 tarihinde eski raporda hiç bir değişiklik yapılmaksızın ek rapor olarak dosyaya aynen sunulduğu, iş bu durum davalı tarafça 22.03.2023 ve 07.06.2023 tarihli beyan dilekçelerinde ifade edilmiş olmasına rağmen ilk derece mahkemesi tarafından herhangi bir işlem yapılmaksızın 07.06.2023 tarihinde davalı tarafın dosyanın yeni bir heyete tevdi ile yeni bir rapor alınmasına yönelik talebinin reddine şeklinde ara karar kurulduğu görülmüştür. Bu durumda davalı tarafın 11.01.2023 tarihli bilirkişi raporuna yönelik itirazının kabul edilmiş olmasına ve bu kapsamda davalının itirazları doğrultusunda ek rapor düzenlenmesinin istenilmesine rağmen bilirkişi heyeti tarafından 15.03.2023 tarihinde eski raporda hiç bir değişiklik yapılmaksızın dosyaya aynen sunulması ve daha önceden davalının kabul edilen itirazları bakımından herhangi bir değerlendirme yapmayan raporun herhangi bir somut gerekçe yazılmaksızın aynen kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Bu kapsamda ilk derece mahkemesi tarafından daha önceden kabul etmiş olduğu davalının 11.01.2023 tarihli itirazlarını kapsar şekilde ek rapor alınması gerekmektedir. 3) Ayrıca ilk derece mahkemesi tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin götürü bedelle yapıldığı yönünde karar verilmişse de, iş bu kanıya hangi gerekçe ile varıldığı anlaşılamamaktadır. Zira ilk derece mahkemesi tarafından da haklı olarak ifade edildiği üzere taraflar arasında sözlü eser sözleşmesi kurulmuş olup, davacı taraf götürü bedel üzerinden anlaşıldığını ileri sürerken davalı taraf herhangi bir bedel belirlenmediğini savunmaktadır. Her ne kadar 6100 sayılı HMK'nın 200. maddesi gereğince miktar itibariyle tanıkla ispat sınırını aşmaktaysa da dinlenen tanıkların hiç biri taraflar arasında götürü bedel üzerinde anlaşıldığına dair herhangi bir açık beyanda bulunmamıştır. Bu kapsamda taraflar arasında götürü bedelde anlaşıldığı yazılı belge ile kanıtlanamadığı gibi, HMK 202. maddeye uygun delil başlangıcı mahiyetinde bir delil de sunulamamıştır. Dosya içerisinde davalı tarafın elinden çıkmış bir belge veya mesaj kaydı da bulunmamaktadır. Davacı tarafın kendisinin hazırladığı fiyat listesi yazılı delil başlangıcı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Buna karşılık, ispat yükü kendisinde olan davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşılmakla Mahkemece davacı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken götürü bedel üzerinden anlaşıldığının kabulü doğru olmamıştır. 4) Taraflar arasındaki eser sözleşmesinin götürü bedel üzerinden kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı hususu yukarıda ifade edildiği üzere ispatlanamamış olmakla birlikte, ilk derece mahkemesi tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin götürü bedelle yapıldığı kabul edilmiş olmasına göre ise; 6098 sayılı TBK'nın 480. maddesinde düzenlenen götürü bedelli sözleşmede, yüklenici işi kararlaştırılan götürü bedelle yapmak zorundadır. Kural olarak götürü bedelli eser sözleşmelerinde, iş bedelinin tamamı veya bir kısmı ödenmemiş ise, yüklenici işi kararlaştırılan götürü bedelle yapmak zorunda olduğundan yüklenicinin hakettiği imalât bedelinin, fiziki oran yöntemi ile başka bir ifadeyle yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalâtların eksik ve ayıpları da dikkate alınarak işin tamamına göre fiziki oranının tespit edilip, bulunacak bu oranın götürü iş bedeline uygulanması suretiyle saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması gerektiği kabul edilmektedir. Bu şekilde belirlenen iş bedeli yapılan ödemelerden az ise, iş sahibi fazla ödediği bedelin iadesini; fazla ise yüklenici ödenmeyen iş bedeli alacağının tahsilini isteyebilir. Sözleşme dışı iş kalemlerine ilişkin istemlerde ise, yapıldıkları yıl mahalli piyasa rayiç bedellerine göre hesaplama yapılarak iş bedelinin bulunması gerekir. (Yargıtay 15. HD. 2020/2407 Esas, 2020/3033Karar). Sözleşme dışı iş ise, sözleşme ve eklerine göre yapılması gerekenler dışında yapılmasında zorunluluk olup davalı yararına yapılan işlerdir. Eser sözleşmelerinde sözleşme dışı ya da ilave iş, sözleşmede kararlaştırılan iş ve imalâtlar dışında iş sahibinin talimatıyla ya da talimatı olmaksızın işin gereği olarak yüklenici tarafından gerçekleştirilen iş ve imalâtlar olup, bunların bedelinin talep edilebilmesi için sözleşme yapılması ya da asıl sözleşmenin değiştirilmesine gerek bulunmamaktadır. Sözleşme dışı iş ve imalâtların yapılmış olup da iş sahibi yararına olması halinde bedelinin ödenmesi gerekmektedir. (Yargıtay 6. HD. 2021/169 Esas, 2022/320 Karar). Eser sözleşmesinde, yüklenicinin iş bedelinin tamamına hak kazanabilmesi için eseri tamamlayarak iş sahibine teslim ettiğini ispat etmesi gerekir. Kural olarak sözleşmenin feshedilmediği veya işten el çektiği kanıtlanmadığı sürece imalatın yüklenici tarafından yapıldığı kabul edilmelidir. Bu kabul fiili karine niteliğinde olup, iş sahibi bunun aksini iddia ediyorsa ispat etmesi gerekir. Bir başka anlatımla iş sahibi, eseri kendisinin tamamladığını, yüklenicinin işi terk ettiğini, yani sözleşmenin sona erdiğini kanıtlamakla yükümlüdür. (Yargıtay 6. HD. 2022/3076 Esas, 2024/175 Karar) Somut olayda ilk derece mahkemesi tarafından arasında götürü bedel üzerinden anlaştığına dair kabul edilmekle birlikte, dosya kapsamında hükme esas alınan bilirkişi raporunda yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda oransal bir değerleme yapılmadığı görülmektedir. Bu durumda iş bu rapora dayanarak hüküm kurulması mümkün değildir. İlk derece mahkemesi tarafından yapılması gerekli olan taraf tanıkları da hazır edilerek keşif mahallinde dinlenmek suretiyle, yeniden mahallinde keşif yapılarak, davacının yapmış olduğu işlerin tek tek tespiti ile; - Taraflar arasındaki sözleşmenin götürü bedelli olduğuna kanaat getirilmesi halinde, yüklenicinin hakettiği imalât bedelinin, fiziki oran yöntemi ile başka bir ifadeyle yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalâtların eksik ve ayıpları da dikkate alınarak işin tamamına göre fiziki oranının tespit edilip, bulunacak bu oranın götürü iş bedeline uygulanması suretiyle saptanması; - Taraflar arasında sözleşmenin götürü bedelli değil de birim fiyatlı olduğuna kanaat getirilmesi halinde ise yapılan işlerin bedellerinin yapıldığı tarih itibariyle mahalli rayice göre belirlenmesi; ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması suretiyle sonuca gidilmesi gerekmektedir. 5) Ödeme borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından resen nazara alınması gerekmektedir (Yargıtay 3. HD. 2024/1088 Esas, 2025/6 Karar). İlk derece mahkemesi tarafından davacının yapmış olduğu işlerin bedelinden davalının 270.000,00-TL. ödeme yaptığından bahisle iş bu 270.000,00-TL.'lik ödeme tespit edilen bedelden mahsup edilmişse de, davacı tarafça dosya içerisine sunulan banka dekontlarının ekli olduğu beyan dilekçesinde davalının toplam 272.922,38-TL. ödeme yaptığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda davalının ödemesi gerekli bir miktar olması halinde iş bu bedelden 270.000,00-TL. değil, 272.922,38-TL.'nin mahsup edilmesi gerekmekte olup, bu durumun ilk derece mahkemesi tarafından dikkate alınmaması hatalıdır. 6) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir. TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. Maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce re'sen incelenir. Davacı ticaret şirketi olup, davalı ise bir gerçek kişidir. Bu durumda eldeki davada; özel olarak ticaret mahkemesinin mi, yoksa genel olarak asliye hukuk mahkemesinin mi görevli olduğunun saptanması önem arz etmektedir. Buna göre gerçek kişi olan davalının TTK.nın 14 ve 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun 3. maddesi çerçevesinde tacir olup olmadığı (İlgili ticaret sicil birimi, esnaf ve sanatkârlar odası, vergi dairesi, ticaret odası gibi kurumlardan tacir kaydı ile yıllık gelir bilançosu sorulmak suretiyle) araştırılarak, tacir olduğunun anlaşılması halinde, uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığının tespiti ile tarafların ticari işletmesiyle alakalı olması halinde asliye ticaret mahkemesi olarak davaya devam edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde tacir olmadığının anlaşılması veyahut da yapılan işin davalının ticari işletmesi ile alakalı olmadığının tespit edilmesi halinde ise genel mahkemenin görevli olacağı gözetilmeksizin, bu konuda hiçbir araştırma yapılmadan karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu husus kamu düzeni ile ilgili olduğundan dairemizce re'sen gözetilmiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun KABULÜ ile, 2-Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.02.2024 tarih ve 2022/429 Esas, 2024/151 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, 5-Davalı tarafından yatırılan 41.248,98-TL. istinaf karar harcının istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran davalıya iadesine, 6-Davalı tarafından yatırılan 1.169,40-TL. istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 28.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/729, K. 2026/1321, T. 21.02.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-729-e-2026-1321-k-4d6bad9165d3