Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/515 E. 2026/779 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/515
Karar No
2026/779
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/515 - Karar No:2026/779 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/515 KARAR NO : 2026/779

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/06/2023 NUMARASI : 2023/13 E-2023/507 K

DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ...-

DAVALI : VEKİLİ : Av. ...-

DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 30/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 30/06/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 22.04.2017 tarihli protokol imzalandığını, protokolün 2-a2 maddesi ile davalıca SGK'ya ödenecek olan borcun müvekkil kooperatif tarafından ödenmesine karar verildiğini, taraflar arasında imzalanan işbu protokol gereği müvekkili tarafından, SGK'ya başvurularak davalının ödeyeceği borç için taksitlendirme talep edildiğini ve akabinde yapılan taksitlendirmeye binaen toplamda 86.415,12 TL ödeme yapıldığını, davalının protokol gereklerine uymaması ve karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle Ankara 26. Noterliği'nin 01.10.2019 tarih ve 13623 sayılı işlemiyle taraflar arasındaki protokol feshedilerek SGK'ya davalı adına yapılmakta olan ödemenin durdurulduğunu, davalının ödeyeceği borcun 86.415,12 TL kısmını ödeyen müvekkilinin, ödediği miktarın Ankara 19. İcra Müdürlüğü'nün 2021/16992 sayılı dosyası ile rücuen talep edildiğini ancak davalıca borca itiraz edilerek takip durdurduğunu, borçlu davalının borca ve icra takibine yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, davalının takip konusu toplam alacaktan şimdilik 100 TL alacağı ödemeye ve takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep dava etmiştir. Davalı vekili; 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99.maddesi gereğince davanın görevsiz mahkemede açıldığını ve Ankara mahkemelerinin davada yetkili olmadığını, icra takibinde yetkiye itiraz edilmediğini ancak icra dairesinin yetkisinin kesinleşmiş olsa dahi icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili hale gelmeyeceğini (Yargıtay 17.HD'nin 27.01.2016 tarih ve 2014/6945 E- 2016/1011 K), yetkili mahkemenin davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olup, davalı müvekkilin yerleşim yerine bakıldığında Ankara Batı Mahkemelerinin yetkili olacağını, davacının taleplerini kabul anlamına gelmemekle birlikte, zamanaşımı itirazında bulunduklarını , belirsiz alacak şeklinde talepte bulunulamayacağını, alacağın varlığını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının alacak talebi belirli olduğu halde dava değerine yansıtılmamış olup, eksik harç ikmal edildiğini, itirazın iptali dava dilekçesinin asile tebliğ edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu (Yargıtay 13. HD'nin 22.02.2018 tarih ve 2015/36321 E- 2018/2344 K), dava dilekçesindeki, iddia edilen hususların, yasal dayanaktan yoksun, somut bir delile dayanmayan ve tamamen soyut iddialardan ibaret olup, bu beyanlara itibar edilmesi hukuken mümkün olmadığını, ispat yükünün davacıda olduğunu, sunulan bilgi ve belgelerin usul kuralları çerçevesinde iddia edilen vakıayı ispata elverişli araçlar olmadığını, davacı ile müvekkili arasında dava dilekçesinde iddia edilen hususların, hiç bir zaman gerçekleşmediğini, davacının her ne kadar protokol uyarınca ödeme yaptığını ve müvekkilinin protokol gereklerini yerine getirmediğini iddia etmişse de, protokolün davalı müvekkilinin değil, davacının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle uygulanamadığını, rücu hakkının, alacaklı karşısında borçlu olsun ya da olmasın, 3.kişinin bir başkasına ait bir borcu ifa etmesi halinde, asıl borçludan talep edebileceği bir alacak hakkı olup, borcun müflis...'ye ait olduğunu, kaldı ki davacının da bu hususu dava dilekçesinde kabul ve ikrar ettiğni, davacının bize ait bir borcu ödediği iddiasını kabul etmediklerini ve rücu şartlarının oluşmadığını, davacının sözleşmeyi kendisinin tek taraflı olarak feshettiğini dava dilekçesi ile kabul ve ikrar ettiğini, bu bağlamda da davalı müvekkilinin davacıya karşı bir geri verme borcu bulunmadığını, protokol gereklerini yerine getirmeyen davacının kendisi olduğunu, her ne kadar protokolün 2-a2 bendinde SGK'ya ödenecek olan borcun davacı kooperatif tarafından ödenmesine dair bir madde olsa da, protokolün uygulanmaması halinde taraflarınca davacıya yaptığı ödemenin kendisine geri yapılacağına dair bir madde de mevcut olmadığını savunarak, davanın usulden reddine, aksi kanaatte ise esasa ilişkin itirazları doğrultusunda davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava ilk olarak Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/309 Esasına tevzi edilmiş, mahkemece 14.11.2022 tarih ve 2022/526 Karar sayılı kararı görevsizlik kararı üzerine dosya Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/13 Esasına kaydedilmiştir. Mahkemece, taraflarca bildirilen tüm deliller toplandıktan sonra dosya kapsamında ve kooperatif kayıtları da incelenerek alınan 23.05.2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; taraflar arasında imzalanan sözleşmeye istinaden davacı tarafın sözleşmenin kendisine yüklediği edimleri ifa ettiği ancak; davalı tarafın edimini gereği gibi ifa edemediği, tarafların tacir olduğu, karşılıklı müzakere ile sözleşmenin esaslı noktalarının belirlendiği ve karşılıklı edimlerin gereğinin yerine getirilip getirilmediği değerlendirildiğinde davacının sözleşmenin feshi yönündeki irade ve bildiriminin haklı ve geçerli olduğu, davacı taraf takipte talep ettiği 86.415,12 TL’yi taraflar arasındaki protokol gereği SGK’na ödediği, ödemeler davacının usulünce yapılmış muhasebe kayıtlarında yer aldığı, davalı kayıtları incelenememiş olmakla birlikte, davalı kooperatif mali müşaviri, davacının SGK’ya yaptığı ödemenin davalı kooperatifin muhasebesine kayıt edilmediği davacı tarafın icra takibine konu ettiği 86.415,12 TL’nin davacıya rücuen ödenmesi gerektiği hususlarının mütalaa olduğu, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmeye istinaden davacı tarafın sözleşmenin kendisine yüklediği edimleri ifa ettiği ancak davalı tarafın edimini gereği gibi ifa edemediği, davacının sözleşmenin feshi yönündeki irade ve bildiriminin haklı ve geçerli olduğu, bu kapsamda davacının SGK’ya ödediği 86.415,12 TL’yi davalıdan rücu etmekte haklı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, İİK'nın 67/2 maddesi uyarınca hükmedilen alacağın likit olmadığı anlaşıldığından icra inkar tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece, davalı tarafından belgeye dayalı, miktarı belli ve likit alacağa itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın iptali davasının kabulüne karar verildiğini ancak alacak likit olmadığı ve icra inkar tazminatı koşulları oluşmadığı gerekçesiyle icra inkar tazminatı taleplerinin reddedildiğini, oysa icra inkar tazminatı koşullarının açık ve net olarak oluştuğunu, davalı aleyhine açılan icra takibine konu -müvekkilince taraflar arasındaki protokol gereği ödenen- meblağın açık, belli ve likit olduğunu ve icra takibi ekinde taraflar arasında yapılan protokol ve ödeme dekontlarının sunulduğunu, protokole binaen yapılan ödemeyi belgeleyen ödeme dekontlarında ödenen miktar ve izahatının belli olduğunu, davalı borçlunun neye ve hangi miktara itiraz ettiğini açıkça bildiğini, dava esnasında alınan bilirkişi raporunda da müvekkilinece yapılan ödemenin yapıldığı yer, miktarı ve yapılma nedeninin açık olduğu belirtilerek likit olan borcun inkarı nedeniyle icra inkar tazminatı hakkı oluştuğunun yinelendiğini, keza müvekkilince ödenen ve davalıdan talep edilen miktarın dekontlarla belli olması nedeniyle likit olduğunun herhangi bir izahata muhtaç olmadan sabit olduğunu belirterek, mahkeme kararının reddedilen icra inkar tazminatı yönünden kaldırılarak, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili katılma yoluyla istinaf başvurusunda; mahkemenin borcun varlığına yönelik kararının kabulünün mümkün olmadığını, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, dava dilekçesinde davanın rücu davası olduğunun ısrarla davacı tarafından ifade edilmiş olmasına rağmen taleple bağlılık ilkesinin dışına çıkılarak hukuki yorum yapıldığını, davacının rücuen tazminat davası açtığını ve bu davanın özelliklerine göre yargılamanın yapılması gerektiğini, bu bağlamda da zamanaşımı müessesesi dikkate alınarak davanın reddi gerektiğini, yetkiye yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, 2004 sayılı İİK'nın 42.maddesinde, bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip talebi ile başlar ve haciz yolu ile veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas sureti ile de cereyan edeceğinin belirtildiğini, aynı Kanun'un 50/1.maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirleneceğinin düzenlendiğini, HMK'nın 6.maddesine göre, genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olup, davalı müvekkilinin yerleşim yerine bakıldığında Ankara Batı Mahkemeleri yetkili olacağını, aynı Kanun'un “Sözleşmelerden doğan davalarda yetki” başlıklı 10.maddesinde ise, sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği hüküm altına alındığını, davacının iddia ettiği şekilde Sincan SGK'ya ödeme yaptığı düşünüldüğünde yine Ankara Batı Mahkemeleri yetkili olacağını, dolayısıyla Ankara mahkemelerinin yetkili olmadığını, esasa ilişkin olarak ise; ilk olarak, her ne kadar taraflar arasında üçüncü bir kişinin borcunu ödemek üzere protokol imzalanmış olsa da, borcun müflis ...Ltd. Şti.'ye ait olduğunu, kaldı ki davacının da bu hususu dava dilekçesinde kabul ve ikrar ettiğini, davacının müvekkiline ait bir borcu ödediği iddiasını kabul etmediklerini, dolayısıyla davacı açısından rücu şartlarının oluşmadığını, davacının müflis ...Ltd. Şti.'den olan alacaklarını ...Ltd. Şti.'den talep etmesi gerektiğini, davacının sözleşmeyi kendisinin tek taraflı olarak feshettiğini, bilindiği üzere, fesih dönmeden farklı olarak sözleşmeyi geleceğe etkili (ex nunc) sona erdirecek olup, bu durumda tarafların o ana kadar elde ettikleri edimleri geri verme yükümlülükleri bulunmadan sözleşmeyi geleceğe yönelik olarak sona erdirmiş olacaklarını, her iki tarafın da kendi kazanımlarını koruyacağını, aralarındaki sözleşme fesih anından itibaren sona ermiş olacağını, dolayısıyla bu bağlamda da davalı müvekkilinin davacıya karşı bir geri verme borcu bulunmadığını, protokol gereklerini yerine getirmeyen davacının kendisi olup, müvekkilinin, imzasını taşıyan protokol doğrultusunda tüm yükümlülüklerini yerine getirmeye hazırken davacının protokole uygun düşmeyen eylemleri nedeniyle protokolün uygulanamadığını, davacının yalnızca kendi kusuruyla temerrüte düşmüş olan borçludan alacaklı, aralarındaki sözleşmenin geçerliliğine inanması dolayısıyla uğradığı müspet yani olumlu zararları isteyebileceğini ancak işbu davada davalı müvekkilinin kusuru olmaksızın protokolün uygulanamadığını, dolayısıyla hukuken davacının müvekkilinden talep edebileceği bir alacağı olmadığını, ayrıca işbu protokolün Genel Kurul onayına tabii olup, Genel Kurul onayından geçmediğini, salt bu yönüyle dahi uygulanabilirliğinin olmadığını, protokolün geçerliliği hususunun mahkemece irdelenmediğini, her ne kadar protokolün 2-a2 bendinde SGK'ya ödenecek olan borcun davacı kooperatif tarafından ödenmesine dair bir madde olsa da, protokolün uygulanmaması halinde müvekkilince davacıya yaptığı ödemenin kendisine geri yapılacağına dair bir madde de bulunmadığını, ...Ltd. Şti. ile davalı müvekkili arasında usule uygun bir borcun temliki hali olmayan ve Genel Kurul onayından dahi geçmemiş olan protokol esas alınarak, müvekkili aleyhine hüküm tesis edilmesinin kabul edilemeyeceğini, davacının üçüncü kişi lehine bir işlem yaptığını, bu ödemeden kendine menfaat sağlayan tarafın müflis ...Ltd. Şti olduğunu ancak davacının tahsilat kolaylığı bakımından davalı müvekkiline davayı yönelttiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle davaya konu talebin icra takibindeki 86.415,12 TL alacağına ilişkin olduğunun anlaşılmasına ve davaya dayanak ön protokolün feshedilmiş olması nedeniyle davacı tarafça bu protokol kapsamında üstlendiği ve ödendiğini ispat ettiği bedeli talep etmekte haklı olduğunun anlaşılmasına, mahkemece taraf iddia, beyan ve delillere yapılan yargılamayla hüküm kurulmuş olması nedeniyle alacağın likit olmadığının anlaşılmasına ve yerleşik Yargıtay 6. HD'nin 10.12.2025 tarih ve 2025/3558-4270 E-K sayılı ilamı gereğince eser sözleşmesinden kaynaklanan ve protokol kapsamında ödenen bedelin tahsili isetmine ilişkin olmasına, TBK'nın 89/1 maddesi gereğince alacaklının ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğunun kabul edilmesinin gerekmesine göre, davacı vekilinin ve katılma yoluyla davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince; -Davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, -Davalıdan alınması gereken 5.903,01 TL istinaf karar harcından peşin alınan 1.475,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.427,26 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-İstinaf talep eden taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 30/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/515, K. 2026/779, T. 30.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-515-e-2026-779-k-e49ae376259d