Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/220 E. 2026/1287 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/220
Karar No
2026/1287
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ

T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ

ESAS NO : 2024/220 ( KABUL KALDIRMA) KARAR NO : 2026/1287

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : DR.... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/11/2023 ESAS-KARAR NO : 2023/339 E 2023/791 K

DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : . VEKİLİ : DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 05/10/2026 YAZILDIĞI TARİH : 22/10/2026

Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ İDDİANIN ÖZETİ Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı ... Turizm Ltd. Şti.'nin müdürü olduğunu, kardeşi ile birlikte şirketi yönettiklerini kardeşinin 15 Temmuz gazisi olduğunu ve söz konusu şirketin taşımacılık işi ile uğraştığını, birden fazla C plakaya ve araca sahip olduğunu, şirket çalışanlarından birinin sahte plaka kullandığını, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı ... Genel Müdürlüğü Özel Servis Araçları Yönetmeliğinin 19/7 maddesi: " C plakalı olmadığı halde bu plakaların araçlara takılarak kullanıldığının tespiti halinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur. Aracına sahte plaka takan özel veya tüzel kişinin varsa adına kayıtlı tüm C plakalı araçlarının özel servis aracı çalıştırma ruhsatları iptal edilerek C plaka tahsislerinin de iptal edilmesi için UKOME'ye bildirilir" hükmü gereği şirkete ait tüm C plakalı araçların iptal edildiğini, müvekkilinin söz konusu kararın iptali için 31/03/2017 tarihinde idare mahkemesinde dava açtığını, ancak davanın red edildiğini, davalı tarafın ise plakaları iptal edilen davalı taraf kendilerinin de iptal davası açtıklarını ve davayı kesinlikle kazanacaklarını beyan etmesi üzerine protokol imzaladıklarını, araçların satış aşamasından 25 gün sonra ödemek üzere 100.000,00 TL bedelli toplam 5 adet senet toplamda 500.000,00 TL bedeli senet ile ödemeyi taahhüt ettiklerini, müvekkilinin kardeşinin 15 Temmuz gazisi olması sebebiyle Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından "Vatan ve milletimizin çok şey borçlu olduğu bu Gazilerimizin plaka iptal işlemlerinin bir defaya mahsus olmak üzere iptal edilerek şirketlerine ait 06 C 2915, 06 C 0629, 06 C 3774, 06 C 2445 ve 06 C 1709 plakalı özel servis araçlarının tekrar verilerek buna ilişkin iş ve işlemlerin Ulaşım Daire Başkanlığınca yapılmasına ilişkin önerge oylanarak oybirliği ile kabul edildi...." şeklinde karar verildiğini, taraflar arasında yapılan görüşmeler neticesinde davalı tarafın söz konusu senetlerin yırtıldığını beyan ettiğini, müvekkilinin davalı tarafın sözüne güvenerek herhangi işlem başlatmadığını, ancak davalı tarafça davaya konu edilen senetlerden kaynaklanan alacağına istinaden 05.04.2023 tarihinde Arabuluculuğa başvurduğunu, müvekkilinin davalının elinde bulunan senetlerin yırtılmadığını bu vesile ile öğrendiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin hukuka ve kanuna aykırı olması sebebi ile geçersiz olduğunu, 01.03.2018 tanzim tarihli toplam 5 adet vade tarihsiz her biri 100.000,00 TL olmak üzere toplam 500.000,00 TL (beşyüz bin) senetler ve davalı ile imzalanan protokol açısından borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMANIN ÖZETİ Davalı vekili, öncelikle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın ... Ltd. Şti.'nin müdürü sıfatı ile karşı tarafça belirtildiği üzere erteleyici şarta bağlı borç içeren 01.03.2018 tarihinde protokol akdedildiğini, davacının şirket adına hareket ettiğini, müvekkili tarafından akdedilmiş olan protokole konu davacı sıfatı ile bahse konu yönetmeliği 19. maddesinin 7. bendinin iptali istemli Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin kararının Bölge İdare Mahkemesi tarafından kaldırılması ile dava konusu UKOME kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verildiğini, müvekkili tarafından ikame edilen davanın lehine emsal teşkil edecek bir biçimde ve yönetmeliğin ilgili maddesinin iptali haliyle mağduriyetin ortadan kalkması şeklinde 21.02.2018 tarihinde sonuçlandığını, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 09.04.2018 tarihinde karar alındığını, bu kararın müvekkilinin alacağa hak kazandığı tarihten iki ay sonrasında alındığını bildirerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ Mahkemece, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, protokol konusunun TBK'nın 27/1 maddesi kapsamında hükümsüz olduğu belirtilerek davanın kabulüne, koşulları oluşmadığından kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ İstinaf eden-davalı vekili tarafından; Mahkemece davanın öncelikle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, zira protokolün dava dışı şirket ile yapıldığını, Mahkemenin gerekçesinin yetersiz olduğunu, sözleşmenin hangi gerekçe ile hükümsüz olduğunun açıklanmadığını, müvekkilinin vekalet iş görme bir başka ifade ile iş takipiliği için protokolü imzaladığını, sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca ne şekilde TBK’nın 27. maddesine aykırılık olduğu hususuna Mahkeme gerekçesinde yer verilmediği, Belediye kararından önce müvekkilinin dosyasının karara bağlandığı, davacı yanın müvekkilinin yıllar süren hukuk savaşının sonuçlarından faydalandığı, müvekkilinin arabuluculuğa başvurma sebebinin senetlerden ziyade alacak davası açmak olduğu için arabuluculuk başvurusu dava dışı şirket adına yapılmışken davalı tarafından iş bu dava açılarak müvekkili aleyhine yüklü bir vekalet ücreti ile karşı karşıya bırakılmasının doğru olmadığını bildirerek başvurulmuştur.

UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık 01/03/2018 tarihli protokol kapsamında düzenlenen bonolar nedeniyle davacının borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, İİK 72. maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. Davacı yanca dava konusu senetlerin davalı yanın yetkisi dışındaki bor sonucu vaad ettiği gerekçesiyle TBK'nın 26. ve 27. maddeleri kapsamında kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ve konusu imkansız olan sözleşmelerin geçersiz olduğu gerekçesiyle iş bu menfi tespit davası açılmış olup, davalı yanca senetlerin geçersiz olduğuna dair davacı iddialarının yerinde olmadığı, senetlerin tarafların özgür iradeleri ile şarta bağlı olarak düzenlendiği ileri sürülmüştür. Türk Borçlar Hukukunun temelini "sözleşme serbestisi ilkesi" oluşturmuş ve sözleşme serbestisi veya özgürlüğü, 2709 sayılı 1982 Anayasası'nın 48. maddesinde "Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir." hükmüyle, temel hak ve özgürlükler arasında sayılarak anayasal güvence altına alınmış ise de; bu kural mutlak değildir. Kanunla, bu özgürlüğe sınırlama getirilebilir. Mülga 818 sayılı BK m. 19'da "Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir. Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Benzer düzenleme 6098 sayılı TBK m. 26 ve m. 27'de yapılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın "Sözleşme özgürlüğü" başlıklı m. 26 hükmünde "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler." düzenlemesi yapılmıştır. Yine 6098 sayılı TBK'nın "Kesin hükümsüzlük" başlıklı m. 27 hükmünde ise "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur." düzenlemesi yapılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, 6098 sayılı TBK m. 26'da (818 sayılı BK m. 19) yapılan düzenleme uyarınca, Türk Hukukunda esas olan sözleşme özgürlüğüdür. Diğer taraftan 1982 Anayasası madde 13, bir temel hak ve özgürlük olan sözleşme özgürlüğüne, özellikle sözleşmenin içereğini düzenleme özgürlüğüne, özüne dokunmamak şartı ile genel sınırlamalar getirmiştir. Düzenleme özgürlüğünün sınırları 6098 sayılı TBK m. 26'da yapılan düzenlemede ifade edildikten sonra bu sınırlar yine 6098 sayılı TBK m. 27/1 hükmünde gösterilmiştir. Benzer düzenleme mülga 818 sayılı BK m. 19 ve m. 20 hükümlerinde yapılmıştır. 6098 sayılı TBK m. 27/1 hükmünde yapılan düzenleme uyarınca, sözleşme içeriğini belirleme özgürlüğünün ilk sınırı, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamasıdır. Kendisine mutlak surette uyulması gereken kurala emredici hukuk kuralı denir. Taraflar, yaptıkları sözleşmelerde emredici hukuk kurallarının aksini kararlaştıramazlar. Taraflar, emredici normların aksine sözleşme yapmış olsalar bile, bu sözleşme değil, emredici hukuk kuralları uygulanır. Zira bu kurallar, irade özerkliğinin sınırlarından birini oluşturur (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2019, s.359). Batıl sözleşme, baştan itibaren geçersiz bir hukuki işlem olup, bunun sonradan geçerli hale gelmesi de söz konusu olamaz. Batıl bir sözleşme gerek taraflar, gerekse üçüncü şahıslar bakımından hüküm ve sonuç doğurmaz. Yargılama esnasında da hakim, dosya içeriğinden butlan sebebi bulunduğunu fark ettiği takdirde, bu husus taraflarca ileri sürülmese dahi resen göz önünde bulundurması gerekir. Batıl bir sözleşmeden edim yükümlülüğü (borcu) doğmayacağı için, karşı taraf edimi talep ederse, borçlu, ona karşı butlanı ileri sürebilir. Butlanı ileri sürmek, hukuki niteliği itibariyle bir defi değil, fakat bir itirazdır. Somut olayda Mahkemece tarafların iddia ve savunmaları üzerinde durulmaksızın ve dilekçelerinde belirttikleri deliller toplanıp değerlendirilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile protokol konusunun TBK'nın 27. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Bu durumda, dava dosyasının kapsamı ile mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde; mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak olan tüm esaslı delillerin toplanmamış, mahkemece değerlendirilmemiş olması nedeniyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerden ötürü kabulüne, yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6.maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Ankara 11.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/339 Esas, 2023/791 Karar ve 24/11/2023 tarihli kararının KALDIRILMASINA, 2-HMK.'nin 353/1-a-6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde davalıya İADESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 05/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan... e-imzalıdır

Üye... e-imzalıdır

Üye... e-imzalıdır

Katip... e-imzalıdır

NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/220, K. 2026/1287, T. 05.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-220-e-2026-1287-k-cc1cd2d69e03