Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1710 E. 2026/1381 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1710
- Karar No
- 2026/1381
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/1710 KARAR NO : 2026/1381
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MUĞLA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 08.05.2024 NUMARASI : 2022/792 E. - 2024/439 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 17.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17.09.2026
Muğla 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2024 tarih 2022/792 E. - 2024/439 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacılar vekili, Ticaret sicili kayıtlarından ve ekli Ticaret Sicili Gazetelerinden anlaşılacağı üzere; Muğla Ticaret Sicili Müdürlüğünün 73... sicil numaralı ve 03100732932...MERSİS numaralı ... Şirketinin, davacıları ... ve ..., davalılar ..., ... ve ayrıca dava dışı ... ortaklığı ile kurulduğunu, bunun yanında anılan şirketin kuruluşu ile birlikte adları geçen tüm ortaklar arasında 10/10/2017 tarihinde ... Şti'nin ortaklık ara sözleşmesinin imzalandığını, söz konusu Ortaklık Ara Sözleşmesi'nin - 2.a) maddesinde şirket üzerine devralınan 33400..., 33400..., 33418... ve 33422... erişim numaralı II-b Grubu Arama Ruhsatlarına ait 4 adet maden sahası (mermer ocağı) bedelinin adları geçen ortaklardan davalılar ... ve ... dışındaki diğer ortaklarca ödendiğinin tespit edildiğini, 2.b) maddesinde ise şirket ortaklarından davalı ... ile davalı ...’ın %50 hisselerine karşılık hiçbir nakdi bedel ödemedikleri tespitine yer verildikten sonra bu hisselerin karşılığı olarak yukarıda belirtilen arama ruhsatları alınmış sahalar için arama ruhsatlarının çıkarılmasından itibaren 1 (bir) yıl içerisinde işletme ruhsatlarının alınması ve faaliyete geçirilmesi, bunun için gerekli tüm masrafların kendilerince karşılanması, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde diğer ortaklara hisseleri oranında ocak başına 150.000,00-TL tazminat ödenmesi hükme bağlandığını, bu Sözleşme hükmüne göre davalılar ... ve ... tazminat ödenmesi yükümlülüğünden müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davalı ...'ın, Muğla 3. Noterliğinin 27/03/2018 tarihli ve 5456 sayı ile tasdikli Pay Devri Sözleşmesi ile şirket hisselerinin tamamını, tüm hukuki ve mali sorumlulukları ile diğer davalı ...’ye devrettiğini, bu nedenle 10/10/2017 tarihinde imzalanan Ortaklık Ara Sözleşmesi ile davalı ...’a ait tüm yükümlülüklerden davalı ... ....NİN de müteselsilen sorumlu hale geldiğini, davalılarca, Ortaklık Ara Sözleşmesi ve 3213 sayılı Maden Kanunu hükümlerine göre, 07/09/2017 tarihinde II-b Grubu Arama Ruhsatları alınan 33418... ve 33422....erişim numaralı sahalar için, 1(bir) yıllık süresi içerisinde işletme ruhsatları talep edilmediğinden arama ruhsatlarının iptal edildiğini, bu nedenle, arama ruhsatlarının alındığı 07/09/2017 tarihinden itibaren Sözleşmede öngörülen 1 (bir) yıllık sürenin bitimi olan 07/09/2018 tarihi itibariyle, davalıların davacılara hisseleri oranında saha başına 150.000,00-TL olmak üzere toplam 300.000,00-TL tazminat ödeme borcu doğduğunu, aşağıda belirtilen ihtarnameye rağmen, bahsi geçen sahalar için doğmuş olan tazminat borcunun, ihtarnamede verilen 10 (on) günlük süre içerisinde ödenmediğini, bu nedenle davalı ..., ihtarnamenin tebliğ edildiği 17/06/2021 tarihinden itibaren 10 (on) günlük sürenin bittiği 27/06/2021 tarihi itibariyle, davalı ... ise 18/06/2021 tarihinden itibaren 10 (on) günlük sürenin bittiği 28/06/2021 tarihi itibariyle temerrüde düştüğünü, davalı ...'ın ise arabulucuya başvuru tarihinden itibaren temerrüde düştüğünü, diğer yandan davalılarca, Ortaklık Ara Sözleşmesi ve 3213 sayılı Maden Kanunu hükümlerine göre, 17/03/2020 tarihinde II-b Grubu İşletme Ruhsatları alınan 33400... ve 33400... erişim numaralı sahalar da Sözleşmede ön görülen 1 (bir) yıllık süresi içinde, işletme ruhsat bedelleri ve sair bedelleri ödenerek faaliyete geçirilmediğini, ihtarname üzerine, bu sahalar için işletme ruhsat bedelleri ödenerek işletme ruhsatları alınmışsa da anılan sahaların gerçek anlamda faaliyete geçirilmediğini, oysa 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesine göre bu sahaların görünüşte değil, gerçek anlamda faaliyete geçirilmesi gerektiğini, bu itibarla, söz konusu sahaların Sözleşmeye uygun olarak gerçek anlamda faaliyete geçirilmediğinden, Sözleşmede ön görülen 1 (bir) yıllık sürenin bitim tarihi olan 17/03/2021 tarihi itibariyle davalıların davacılara hisseleri oranında saha başına 150.000,00-TL olmak üzere toplam 300.000,00-TL tazminat ödeme borcunun doğduğunu, bahsi geçen sahalar için doğmuş olan tazminat borcu da ihtarnamede verilen 30/06/2021 tarihinden itibaren 10 (on) günlük sürenin bittiği 10/07/2021 tarihine kadar ödenmediğini, bu nedenle davalılar ... ve ...'nin bu tazminat borcu bakımından 10/07/2021 tarihi itibariyle temerrüde düştüğünü, davalı ...'ın ise arabulucuya başvuru tarihinden itibaren temerrüde düştüğünü, 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesinde düzenlenen ve yukarıda bahsi geçen yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalılar ... ile ...'ye Manisa 5. Noterliğinden 16/06/2021 tarihli ve 00482 yevmiye numaralı ihtarname gönderildiğini, söz konusu ihtarnamenin davalı ...'a 17/06/2021 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı ...'ye gönderilen ihtarnamenin ise 18/06/2021 tarihinde adreste tanınmadığı gerekçesiyle iade edildiğini, bununla birlikte davalı ...'nin, ... Şirketinin yetkili temsilcisi olup bu şirketin merkezi İhtarnamenin gönderildiği adreste 504 nolu daire iken aynı adreste 503 nolu daire olarak değiştirilmişse de internette yapmış oldukları araştırmada yapım aşamasında olduğu belirtilen internet sayfasında şirket adresi olarak halen 504 nolu dairenin gösterildiğinin görülmekte olduğunu, bu durum dikkate alındığında 504 nolu dairenin de anılan şirket tarafından kullanıldığını ve tebligatın alınmadığını düşündüklerini, sonuç olarak davalıların, 10/10/2017 tarihinde imzalanan .... Şti. Ortaklık Ara Sözleşmesi hükümleri gereğince, 33400..., 33400...., 33418... ve 33422.... erişim numaralı II-b Grubu Arama Ruhsatları alınan mermer ocağı sahalarını, arama ruhsatlarının alındığı tarihten itibaren 1 (bir) yıl içerisinde işletme ruhsatlarını alarak faaliyete geçirmediklerinden, aynı Sözleşme gereğince saha başına 150.000,00-TL olmak üzere toplam 600.000,00-TL tazminatı davacılara ödeme yükümlülüğü altına girdiklerini, bu uyuşmazlığın çözümü için, dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu fakat davalılarla bir anlaşmaya varılamadığını, davaya dayanak teşkil eden 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesi, doktrinde ve uygulamada "pay sahipleri (hissedarlar) sözleşmesi" olarak adlandırılan bir sözleşme olduğunu, pay sahipleri sözleşmesinin, bir şirketin pay sahipleri arasında yapılan ve pay sahiplerinin kendi arasındaki iç ilişkilerini veya şirketle olan ilişkilerini düzenlemeyi amaçlayan, şirketteki uygulamalarda esneklik sağlayan sözleşmeler olduğunu, pay sahipleri sözleşmesinin, bir şirketin hissedarları arasında akdedilen ve pay sahipliği statüsü ile ilgili olarak şirketi yönetme, ortaklık sıfatlarına, ortaklık haklarına ve sorumluluklarına ilişkin kuralları detaylı şekilde belirlemeye imkan veren sözleşme olduğunu, Türk hukukunda pay sahipleri sözleşmesine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, bu sözleşmelerin, 6102 saylı Türk Ticaret Kanunu'nda ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmediğini, bununla birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sözleşme serbestisi (TBK m. 26, 27) ve sözleşmelerde şekil serbestisi (TBK m. 12) ilkeleri asıl kural olduğunu, bu itibarla, TBK'nın 26. maddesine göre pay sahipleri sözleşmesi yapılması mümkün olup bu sözleşmenin şekline ilişkin özel bir kural da bulunmadığından TBK'nın 12. maddesi gereğince şekil serbestisi ilkesine tabi olduğunu, bu sözleşmelerin tarafları arasında borç ilişkisi doğurduğunu ve tarafları olan pay sahipleri arasında geçerli ve bağlayıcı olduğunu, bu çerçevede pay sahipleri sözleşmesine aykırı hareket edilmesi halinde, TBK'nın 112 ve devamı maddeleri çerçevesinde sözleşmeden doğan sorumluluğa ilişkin hükümler uygulama alanı bulacağını. TBK'nın 112. maddesine göre, "Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür." hükmüne göre Yargıtay kararlarında da pay sahipleri sözleşmesinin hukuken geçerli olduğu, tarafları bağladığı, sözleşme gereğince borçlarını ifa etmeyen tarafın sözleşmede öngörülen sonuçlara katlanmasın gerektiği kabul edildiğini, Şöyle ki: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06/02/2020 tarihli, 2018/3864 E. ve 2020/996 K. sayılı ilamında, şirket ortakları arasında düzenlenen pay sahipleri sözleşmesi niteliğindeki sözleşmeye aykırı hareket edildiği gerekçesiyle sözleşmede öngörülen cezai şart bedelinin ödenmesi talebini içeren davanın kabul edilmesi gerektiğine karar verdiğini, TBK'nın 117/1 maddesinde "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer." 90. maddesinde ise "İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur." şeklinde hükümlere yer verildiğini, bu Kanun hükmüne göre muacceliyet, alacaklının alacağını talep etme yetkisini ifade etmekte olup, kural olarak her borç doğduğu anda muaccel olduğunu, 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesinin 2-b maddesine göre arama ruhsatının çıkarılmasından itibaren 1 (bir) yıl içerisinde işletme ruhsatlarının çıkarılarak mermer ocaklarının faaliyete geçirilmemesi halinde davalıların davacılara tazminat yükümlülüğünün doğduğunu, davalılar ... ve ..., gönderilen ihtara rağmen söz konusu tazminat borcunu ödemediklerinden temerrüde düştüklerini, davalı ...'ın ise arabulucuya başvuru tarihi itibariyle temerrüde düştüğünü, TBK'nın 125. maddesinde, borçlunun temerrüde düşmesi halinde alacaklının seçimlik hakları düzenlenmiş olup söz konusu seçimlik haklar kapsamında, alacaklı borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebileceğini, Anılan yasa hükümüne ve 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesi hükümlerine göre davalıların, davacıların zararlarını gidermeleri gerektiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 7/1 maddesinde "İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar." ; TBK'nın 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır." , 162/1 maddesinde "Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar." ve 163. maddesinde "Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder." hükümleri bulunduğunu, 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesi gereğince davalılar ...'ın ve ...'ın, doğan tazminat borcundan anılan yasa hükümleri çerçevesinde müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davalı ...'nin ise, davalı ...'ın hisselerini devraldığından müşterek ve müteselsil sorumlu hale geldiğini, açıklanan ve re'sen görülecek nedenlerle; davanın kabulüne, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğünden 33418...e 33422...erişim numaralı II-b Grubu Arama Ruhsatlarına konu maden sahalarının (mermer ocaklarının) işletme ruhsatlarının alınmaması ve faaliyete geçirilmemiş olması nedeniyle, 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesi gereğince, fazlaya ilişkin talep ve haklarımız saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00-TL tazminat alacağının ticari avans faiziyle birlikte müşterek ve müteselsil sorumlu davalılardan alınarak davacılara verilmesine, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğünden 33400...ve 33400... erişim numaralı II-b Grubu Arama Ruhsatlarına konu maden sahalarının işletme ruhsatlarının alınmaması ve/veya gerçek anlamda faaliyete geçirilmemiş olması nedeniyle, 10/10/2017 tarihli Ortaklık Ara Sözleşmesi gereğince, fazlaya ilişkin talep ve haklarımız saklı kalmak üzere şimdilik 500,00-TL Tazminat alacağının ticari avans faiziyle birlikte müşterek ve müteselsil sorumlu davalılardan alınarak davacılara verilmesine, davacılar tarafından yapılan arabulucu yargılama giderleri ile vekalet ücretinin ve iş bu dava yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, davalılarca yapılacak yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP : Davalılar vekili, davacılar tarafından ikame edilen dava Asliye Ticaret Mahkemesi’nde ikame edilmekle birlikte, hukuk muhakemesi usulü kurallarına göre mahkemenin görevsizliği esas olup görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nun 4’üncü maddesinde düzenlenen Ticari Yargı’nın görev alanına bakıldığında ticari işletme ile ilgili olma ya da Ticaret Kanunu’nda düzenlenme şeklindeki esaslar dava konusu ve tarafları bakımından söz konusu olmadığını, tarafların tacir olmadığını, taraflarınca kabul edilmemekle birlikte, davacıların taleplerini dayandırdıkları “ortaklık ara sözleşmesi”nin ise bir adi ortaklık sözleşmesi olduğunu ileri sürmekte olduklarını, Adi Ortaklık Sözleşmesi kaynaklı uyuşmazlıkların Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlediğinden, Türk Ticaret Kanunu’nda ticari yargının görev alanına dahil edilen hükümlerden de sayılmadığından görevsiz mahkemede açılmış olup görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, adi ortaklığın ticari işletmesi de söz konusu olmadığından mahkemenin görevsiz olduğunun açık olduğunu, davalıların, mahkemeye sundukları “ortaklık ara sözleşmesi”nin 5’inci maddesindeki yetki kaydından hareketle davayı Muğla’da açmış iseler de söz konusu yetki kaydının, taraflar tacir olmadığından geçersiz olup huzurdaki davanın yetkili mahkemede açılmadığının kabulünün gerektiğini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Davalının birden fazla olması hâlinde yetki” başlıklı 7’nci maddesine göre;“(1) Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.” denildiğini, ancak davalıların yerleşim yerlerinin Muğla olmadığı açık olduğundan davanın İzmir ya da Manisa Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde açılması gerektiğini, müvekkili yönünden yerleşim yeri Manisa olduğundan yetkisiz mahkemede açıldığından bahisle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacıların dava açılmasında hukukî yararlarının bulunmadığını, iddia ve talep konusu ara sözleşmeye bakıldığında, kabul etmemekle birlikte, şirketin zarara uğratıldığı iddiası ile şirketin zarar görmesi ve sorumluluk davası olduğunun anlaşıldığını, dolayısıyla ortada açılan davanın, açıkça şirket faaliyetlerinin yetine getirilmemesi dayalı yönetsel ihmalden kaynaklı bir sorumluluk davasıdır ki burada elde edilecek bir tazminat söz konusu olursa bunun şirket malvarlığına dâhil edilmesinin mümkün olacağını, dolayısıyla işbu davanın niteliği tazminat olmakla birlikte sorumluluk davasına ilişkin hükümler uygulanarak işbu davanın ön şartlarının sağlanmadığından, görev ve yetki kurullarına aykırılık sonrası, bu husus yönünden de davanın reddinin gerektiğini, dava değeri 1.500 TL olarak gösterilen davada dava dilekçesinin, 3’üncü sayfasında 6 numaralı başlık altında,“davalıların davacılara hisseleri oranında saha başına toplam 150.000,00 -TL olmak üzere toplam 300.000,00-TL tazminat ödeme borcu doğmuştur” 4’üncü sayfasında 10 numaralı başlık altında, “toplam 600.000,00 -TL tazminatı davacılara ödeme yükümlülüğü altına girmişlerdir.” şeklindeki beyanlar dikkate alındığında eksik harç alındığının görülmekte olduğunu, buna göre 600.000 TL talep sonucunun olduğu dava dilekçesinden açıkça belli olan işbu davada dava değerinin 1.500 TL olarak gösterilmesinin harcın eksik ödendiğini harcın ikmalinin sağlanması için davacılara süre verilmesini, süresinde tamamlanmaması durumunda ise Kanun’daki buna ilişkin hükümlerin uygulanmasını talep ettiklerini, talep sonucunun 600.000 TL. olduğu açık olduğundan her bir davacının 600.000 TL. değer üzerinden hesaplanacak harcı ayrı ayrı ödemesini talep ettiklerini, dava değeri ile talebin çelişkili olduğu açıklığı karşısında söz konusun çelişkinin giderilmesi için taleplerin somutlaştırılması adına davalılara süre verilmesi gerektiğini, söz konusu sürenin sadece dava konusu ve değeri ile ilgi olmaması gerektiğini, bunun yanında dava değerinin her iki davacı tarafından 750 TL-750 TL olarak eşit ve ayrı ayrı mı yoksa her bir davacının dava değeri olan 1.500 TL yi ayrı ayrı mı talep ettiğini açıklamasıyla, somutlaştırmaya göre davaya devam edilmesi gerektiğini, bu haliyle hangi davacının ne kadarlık bir talebinin bulunduğu dava dilekçesinden anlaşılamamakta, belirsizlik ve çelişkinin giderilmesi gerektiğini, davacılar taleplerini “ortaklık ara sözleşmesi”nin varlığına dayandırdıkları görülmekte, söz konusu hususun taraflarınca reddedilmesi gerektiğini, aksinin kabulü halinde ise, Türk Borçlar Kanunu’nun 147/4 maddesinde; “4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar” için beş yıllık zamanaşımı uygulanacağı kabul edilmekle zamanaşımı süresinin borcun talep edilmeyen kısmı bakımından dolduğunun kabul edilmesi gerektiğini, belirtilen usul hükümlerine aykırılıklar dışında davacıların taleplerinin esas açısından da kabulünün mümkün olmadığını, sözleşmeyi açıkça reddetmekle birlikte aksinin kabulü halinde müvekkilinin sorumlu olduğunun kabul edilemeyeceğini, davacıların dilekçesinde hukukî sebepleri yığma suretiyle bir dilekçe tanzim ettikleri görülmekle bunlardan hangisine dayandıklarının anlaşılamadığını, öncelikle mahkemece görev ve yetki konularında taleplerinin aksi yönüde kanaat oluşursa davacılara bu hususta somutlaştırma yönünde süre verilmesini talep ettiklerini, bu anlamda limited şirketlere ilişkin hükümlerin, adi ortaklığa ilişkin hükümler ya da bunlar dışındaki hükümlerden hangileri işbu davada tartışılacak, taleplerin yığılması ya da terdit ilişkileri şeklinde mi değerlendirilecek gibi sorunların söz konusu somutlaştırma sonrası cevaplarını bulacağını, davacıların iddiasının işbu sözleşme bir ana sözleşme olarak değerlendirilecekse, taraflar arasındaki alacak talebine konu evrak bir ana sözleşme değişikliğine konu edilmediğinden geçerli olmadığını, aynı şekilde ana sözleşme değişikliklerinin genel kurulda, özel nisap aranılarak yapılacağı tescil ve ilân gibi hususlar dikkate alındığında söz konusu şartların gerçekleşmediği de görüldüğünden geçerliliğinin olmadığını, davalıların iddiasının bir yönetsel sorumluluğa dayalı olarak değerlendirilecekse şahsî taleplerinin olamayacağını, tazminata hükmedilirse ortaklık malvarlığına dahil edileceğini, davacıların iddiası işbu sözleşme bir adi ortaklık sözleşmesi olarak değerlendirilecekse, sözleşme metnindeki hükümler buna cevaz vermediği gibi düzenlenen hususların .... Şirketi ile ilgili olduğu görüldüğünden oluşan ortaklığın söz konusu şirketten ayrı olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağını, buna ilişkin hükümlerin uygulanmasıyla müvekkilinin de talep haklarının oluşacağını, davacıların iddiasının pay sahipliği sözleşmesi olarak değerlendirilecekse, pay sahiplerinin haklarına ilişkin düzenleme getirmediğinin görülmesi gerektiğini, 2/d maddesinde olduğu gibi ana sözleşme ve mali mevzuatın hükümlerine dolanma ve suç/kabahat/para cezası gerektirmesi sebebiyle de geçerliliğinin tartışmalı olduğunu, burada mali hükümler düzenlenmekle, tek düzen muhasebe planı ile Türk Ticaret Kanunu hükümlerinden sapmalara yol açan düzenlemeler yer verildiğinin görülmekte olduğunu, aynı şekilde ortakların bir kısmına “ek ödeme yükümlülüğü” çıkarıldığı şeklinde bir yorum da yapılabilmekte, bu konuda da Türk Ticaret Kanunu’ndaki ek ödeme yükümlülüğüne ilişkin usulden kaçınmaya yönelik bir sözleşme kaleme alındığının görülmekte olduğunu, her ne kadar davacıların bu sözleşme iddiası daha güçlü gibi görünmekte ise de içerdiği hükümlerin niteliği ve kanundaki ve ana sözleşmedeki sermaye koyma borcu, genel kurul, oy nisapları, muhasebe düzeni gibi emredici düzenlemelere aykırılık dikkate alındığında TBK.m.27 gereği kesin hükümsüzlük ile karşılaşılacağını, öte yandan aşağıda belirtildiği üzere, zararın türü, kapsamı, miktarı ve bu zarara hangi kusurlu davranışlar ile kimlerin sebebiyet verdiği huşuları açık olmadığından tazminata esas kusurlu davranışlar ve sorumluluk rejimi sözleşme geçerli ise tartışmaya açılacak davacıların bunları da somutlaştırması sonrası ifa tartışmalarının kendini göstereceğini, o halde daha hangi hükümlere dayanıldığı belli olmayan ve ortaklık ana sözleşmesini değiştirmek anlamına gelecek şekilde dolanma olarak da yorumlanabilecek söz konusu belgenin mevzuat karşısında geçerli olmadığı, hüküm ve sonuçlarını doğurmaması gerektiğinin kabul edilmesi gerektiğini, zira ana sözleşmede belirtilen sermaye koyma borcuna ilişkin düzenlemeler ve buna yaptırım mahiyetinde getirilen düzenlemeler ile Kanun ve ana sözleşmede hükümlerini bulan hususların aksini, yine kanun ve ana sözleşmeye aykırı düzenleme yapılmasına cevaz verme olur ki abesle iştigal olan bu yorumun kabulünün mümkün olmadığını, Mahkeme aksi kanaatte ise bu defa davalıların zararlarının değil ortaklığın zararı olduğu yönde bir değerlendirme yapılmasının da zorunlu olduğunu, bu anlamda, davacının ortakların zararları söz konusu ise zararın türü, kapsamı, miktarı ve bu zarara hangi kusurlu davranışlar ile kimlerin sebebiyet verdiği, sorumluluğu azaltan ya da kaldıran nedenlerin olup olmadığı tartışmaları da beraberinde gelecek ama öncelikle hukukî sebebin hangi nitelendirmeye dayanan sözleşmesel edim ihlâli niteliğinde olduğu ancak bu somutlaştırma sonrası tartışılabileceğini, davacıların temerrüt, teselsül, halefiyet gibi diğer iddialarının da kabulünün mümkün olmayıp reddinin gerektiğini, açıklanan nedenlerle davanın görevsiz mahkemede açıldığına, yetkisiz mahkemede açıldığına, eksik harç ile açıldığına, ön şartları taşımadığına, yönelik olarak usul hükümleri esas alınarak reddine, mahkemece aksi kanaat söz konusu ise, davacıların dayandığı sözleşmenin TBK.m.27 gereği kesin hükümsüzlüğünün tespitine, esasa ilişkin iddiaların ispatlanamadığından reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili 17.04.2024 tarihli dilekçe ile cevabını ıslah etmiştir. Bu dilekçe de müvekkillerin edimlerini kısmen yerine getirme/getirmemesine yönelik yönetsel sorumluluk ve kusur iddiasında bulunarak TTK m. 553'ün işletilmesini ve söz konusu hüküm uyarınca müdürlerin kanundan ve esas sözleşmeden veya iş görme koşullarını saptayan diğer hükümlerden doğan yükümlülükleri kusuruyla ihlal ettiği takdirde şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına karşı sorumlu olacağını; kusurunun ispatı sorumluluğu ileri süren kimseye yükleneceğini iddia ederek savunmalarını ıslah etmişlerdir. Bu dilekçeye karşılık davacılar vekilleri; davanını TTK m.553 ile ilgili olmadığını Sözleşme gereğince dava konusu mermer ocaklarının işletmeye alınmamasının ve davacılar tarafından bu sahaların arama ruhsatlarının alınması için yapılan masrafların boşa gitmesine yol açacağından ve davalı olan ortakların sermaye koyma borçlarını yerine getirmemiş olacaklarından ve dolayısıyla bu nedenlerle davacıların zarara uğrayacağı açık olduğundan, sözleşmede işletmeye alma yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalıların davacılara tazminat ödemeleri kararlaştırıldığını, davalıların sahaların verimli olmadığına dair iddiaları somut herhangi bir bilgi ve belgeye dayanmadığını belirtmişlerdir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında yapılan sözleşmenin hukuki niteliği itibariyle "Pay sahipleri sözleşmesi" ya da diğer deyişle "Hissedarlar sözleşmesi" niteliğinde olduğu, pay sahipleri sözleşmeleri bir şirketin pay sahiplerinin bir kısmı ya da tamamı arasında, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde borçlar hukuku zemininde akdedilen, pay sahiplerinin şirket bünyesindeki pay sahipliği haklarını kullanma şekilleri bakımından birbirlerine karşı üstlendikleri yapma ve yapmama taahhütlerini içeren, şirketin ve yürüttüğü ticari faaliyetin yönetilme esasları konusunda tarafı olan pay sahiplerinin ortak anlayış ve iradelerini yansıtan sözleşmeler olarak tanımlanabileceği, pay sahipleri sözleşmesi, pay sahiplerinin tamamının veya bir kısmının şirketin kuruluşunda veya kuruluştan sonra birbirleriyle veya şirketle olan hukuki ilişkileri düzenlemek amacıyla esas sözleşme dışında yapılan ve taraflar arasında adi bir ortaklık oluşturan borç sözleşmesi niteliğinde olduğu, bir borç sözleşmesi olması nedeniyle de ilgili sözleşmenin TBK hükümlerine tabi olup pay sahipleri sözleşmesinin içerdiği tüzel kişiliğe özgü olmayan hükümlerin sadece sözleşmenin taraflarını ve onların mirasçılarını borçlar hukuku anlamında bağladığı ve onlar arasında hüküm ve sonuç doğurduğu, bir şirketin bütün pay sahiplerinin bu sözleşmeyi imzalamış olsalar bile şirket tüzel kişiliğinin ve organlarının bu sözleşmeyle bağlı tutulamayacağı, zira şirketin pay sahiplerinden bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip olduğu sözleşmenin niteliği gereği olduğu, pay sahipleri sözleşmesinin atipik tek taraf veya her iki tarafa borç yükleyen ani edimli veya sürekli edimli borçlu ilişki yaratabilen borçlar hukuku anlamında nispi tesiri haiz bir borçlandırma vasfı olması sebebiyle karma nitelikte olduğu ve herhangi bir şekil şartına tabi olmadığının söylenebileceği, bu nedenle somut olayda taraflar arasında tanzim edilen sözleşmenin, şirket ana sözleşmesi olmayıp pay sahipleri sözleşmesi mahiyetinde olduğu, taraflar arasında bir adi ortaklık oluşturan borç sözleşmesi mahiyetinde olduğu ve bunun BK hükümlerine tabi olduğunun tespit edildiği, davacı yan vekili; müvekkilleri ... ve ..., davalılar ..., ... ve ayrıca dava dışı ... arasında 10/10/2017 tarihinde .... Şti'nin ortaklık ara sözleşmesinin imzalandığını, söz konusu Ortaklık Ara Sözleşmesi'nin 2.a) maddesinde şirket üzerine devralınan 33400..., 33400..., 33418... ve 33422... erişim numaralı II-b Grubu Arama Ruhsatlarına ait 4 adet maden sahası (mermer ocağı) bedelinin davalılar ... ve ... dışındaki diğer ortaklarca ödendiğini, sözleşmenin 2.b) maddesinde ise şirket ortaklarından davalı ... ile davalı ...’ın %50 hisselerine karşılık hiçbir nakdi bedel ödemedikleri tespitine yer verildikten sonra bu hisselerin karşılığı olarak yukarıda belirtilen arama ruhsatları alınmış sahalar için arama ruhsatlarının çıkarılmasından itibaren 1 (bir) yıl içerisinde işletme ruhsatlarının alınması ve faaliyete geçirilmesi, bunun için gerekli tüm masrafların kendilerince karşılanması, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde diğer ortaklara hisseleri oranında ocak başına 150.000,00-TL tazminat ödenmesinin hükme bağlandığını, davalı ...'ın Muğla 3. Noterliğinin 27/03/2018 tarihli ve 5456 sayı ile tasdikli Pay Devri Sözleşmesi ile şirket hisselerinin tamamını, tüm hukuki ve mali sorumlulukları ile diğer davalı ...’ye devrettiğini, bu nedenle 10/10/2017 tarihinde imzalanan Ortaklık Ara Sözleşmesi ile davalı ...’a ait tüm yükümlülüklerden davalı ... ..NİN de müteselsilen sorumlu hale geldiğini, davalılarca, Ortaklık Ara Sözleşmesi ve 3213 sayılı Maden Kanunu hükümlerine göre, 07/09/2017 tarihinde II-b Grubu Arama Ruhsatları alınan 33418... ve 33422.... erişim numaralı sahalar için, 1(bir) yıllık süresi içerisinde işletme ruhsatları talep edilmediğinden arama ruhsatlarının iptal edildiği, bu nedenle, arama ruhsatlarının alındığı 07/09/2017 tarihinden itibaren Sözleşmede öngörülen 1 (bir) yıllık sürenin bitimi olan 07/09/2018 tarihi itibariyle, davalıların davacılara hisseleri oranında saha başına 150.000,00-TL olmak üzere toplam 300.000,00-TL tazminat ödeme borcu doğduğunu, ihtarnamede verilen 10 (on) günlük süre içerisinde borç ödenmediğinden davalı ... yönünden ihtarnamenin tebliğ edildiği 17/06/2021 tarihinden itibaren 10 (on) günlük sürenin bittiği 27/06/2021 tarihi itibariyle, davalı ... yönünden ise 18/06/2021 tarihinden itibaren 10 (on) günlük sürenin bittiği 28/06/2021 tarihi itibariyle temerrüdün oluştuğunu, davalı ...'ın ise arabulucuya başvuru tarihinden itibaren temerrüde düştüğünü, diğer yandan davalılarca e II-b Grubu İşletme Ruhsatları alınan 3340081 ve 3340082 erişim numaralı sahalarında sözleşmede ön görülen 1 (bir) yıllık süresi içinde, işletme ruhsat bedelleri ve sair bedelleri ödenerek faaliyete geçirilmediğini, ihtarname üzerine bu sahalar için işletme ruhsat bedelleri ödenerek işletme ruhsatları alınmışsa da anılan sahaların gerçek anlamda faaliyete geçirilmediğini, söz konusu sahaların sözleşmeye uygun olarak gerçek anlamda faaliyete geçirilmediğinden, sözleşmede ön görülen 1 (bir) yıllık sürenin bitim tarihi olan 17/03/2021 tarihi itibariyle davalıların davacılara hisseleri oranında saha başına 150.000,00-TL olmak üzere toplam 300.000,00-TL tazminat ödeme borcunun doğduğunu iddia ettiği, davalı yan ise sözleşmeyi açıkça reddettiklerini, sözleşmenin hükümsüz olduğunu iddia ederek davanın reddini talep ettiği, Muğla Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına, Muğla Orman Bölge Müdürlüğüne, Muğla Ticaret Sicil Müdürlüğüne, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılarak, davaya konu edilen maden saha ruhsatları, işletme ruhsatları, ilgili sahaların fiili faaliyetine geçip geçmediğine yönelik evraklar, yapılan ödeme kayıtları istenerek dosya arasına getirtildiği, dosyanın maden mühendisi bilirkişiye tevdii edilerek davaya konu ortaklık ara sözleşmesi hükümlerine uygun olarak maden işletme ruhsatlarının alınıp alınmadığın dair rapor tanzimi istenilmiş olmakla raporda özetle; .... Şti adına kayıtlı olan, 33400...., 33400...., 3341... ve 33422.... erişim numaralı 4 (dört) adet TI ( b ) grubu Maden Ruhsatları için, ön arama dönemi 1 Yıl, genel arama dönemi 1 Yıl olmak üzere toplamda 2 yıl içerisinde ortaklardan ... ve ...'ın kanun ve yönetmelik maddelerine göre her saha için, ön arama ve genel arama dönemlerindeki yapılması gereken işler ve masrafları yapıp sahalara ait İşletme Ruhsatlarını ve sahaların Mermer Üretimi Faaliyetlerine geçebilmesi için de; Maden Kanunu 7. maddesinde belirtilen alınması gereken temel izinler olan, ÇED Belgesi, Mülkiyet İzni, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı ile varsa Maden İşleri Genel Müdürlüğünün kayıtlarına işlenmiş özel alanlar ile ilgili izinleri alıp, İşletme İzin Belgelerini almalarının gerekli olduğunu, ... ve ...'ın davaya konu 4 adet II ( b ) grubu Maden Ruhsatları için yasal düzenleme gereği; 1. Sicil:201700325 ( ER.3340081) ve Sicil:201700326 ( ER.3340082) numaralı sahaların, İşletme Ruhsatlarını almak için yasal süreleri içinde ( Ön Arama ve Genel Arama Dönemlerinde ) yapması gereken işlem ve masrafları yapmış olduklarını ve her iki sahaya da İşletme Ruhsatlarını aldıkları, ancak işletme ruhsatlarının alındığı tarihten itibaren, İşletme İzin Belgesinin alınması için 3 yıllık sürede, Maden Kanunu 7. maddesinde belirtilen alınması gereken temel izinler olan, l İzni, İşyeri Ruhsatı i İşleri MAPEĞ' den gönderilen CD içindeki belgelerde veya dava dosyası muhteviyatında rastlanılamadığının belirtildiği, rapor içeriğinde 18.08.2022 tarihli, Muğla Orman Bölge Müdürlüğünün bilgilendirme yazısında da söz konusu bu iki saha için, el karotu ve arama (sondaj )çalışmaları için izinler verildiği, daha sonra şirket yetkilileri tarafından başvuru yapılarak alınan izinlerin iptal edildiğinin belirtildiği, raporda her iki saha için, İşletme Ruhsatı Yürürlüğe Giriş Tarihinin 17.03.2020, Ruhsatların Bitim Tarihinin ise 17.03.2030 olduğu bildirilmiş olmakla maden işletme ruhsatının alınmasının maden üretim faaliyetlerinde bulunabilmek için yeterli olmadığı, maden işletme ruhsatının alınmasından itibaren, işletme faaliyetine başlayabilmek için, Maden Kanununun 7. maddesinde belirtilen zorunlu izinlerin de alınmasının gerektiğini, bu izinlerin alınmasından sonra Maden İşleri Genel Müdürlüğü madenin işletmeye alınabilmesi için işletme izni verdiğini, söz konusu ruhsatların, Mermer İşletme Faaliyetlerine geçebilmesi için, 3 yıllık süre sonuna kadar yani 17.03.2023 tarihine kadar, ÇED Belgesi, Mülkiyet İzni, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı ile varsa Maden İşleri Genel Müdürlüğünün kayıtlarına işlenmiş özel alanlar ile ilgili izinlerin; İlgili kurumlardan alınıp, ...'e teslim edilmesi ve İşletme İzin Belgelerinin alınmasının gerektiği, MAPEG tarafından Mahkemeye gönderilen CD deki 22.02.2023 tarihli bilgilendirme yazısında, Muğla ili, Merkez ilçesi dâhilinde bulunan ve ... uhdesinde S:201700325 ve S:201700326 sayılı Ib) grubu arama ruhsatlarının 29.06.2017 tarihinde yürürlüğe girdiği, 05.04.2018 tarihinde... Şti.' ne devir edildiği, 27.06.2019 tarihinde genel arama faaliyet raporu ve işletme projesi ile mali yeterlilik belgelerinin sunulduğu, genel arama faaliyet raporunun uygun bulunarak işletme talebinin değerlendirilmesi için ilgili Koordinatörlüğe gönderildiği, ruhsatlar halen işletme ruhsatı olduğundan, işletme talebinden sonraki aşamalar ile ilgili olarak Doğaltaş Daire Başkanlığından görüş istenmesi gerektiğini belirtildiği, bu nedenle söz konusu 2 İşletme Ruhsatlı sahalara, Maden Kanunu 7 madde izinleri alınmamış olduğu için, ... tarafından İşletme İzni belgesi düzenlenmemiş ve sahalarda mermer üretimine yönelik çalışmalara başlanılamadığının belirtildiği, diğer sahalara yönelik ise (Sicil:201700545 ( ER.3341879) ve Sicil:201700546 (ER.3342244)) ise; yasal süreler içerisinde Ön Arama Dönemiyle ilgili çalışmaların yapıldığı ve raporların ....'e sunulduğu, ... ve ...'ın arama ruhsatlarının bitiş tarihine kadar olan sürelerinden Ön Arama Dönemi süresindeki yasal sorumlulukları yerine getirdiklerini, ancak Genel Arama Döneminde yapılması gereken çalışmaları, yapılması gereken harcamaları ve hazırlanması gereken raporların ruhsatların bitim tarihine kadar ....'e e sunmadıkları için ruhsatların Maden Kanunu 24. Maddesi gereği eksikliklerden dolayı iptal edildiğinin belirtildiği, rapora yapılan itirazlar üzerine dosya itirazlar doğrultusunda ek rapor alınmak üzere bilirkişiye verilmiş olmakla hazırlanan ek raporda özetle; ruhsatları iptal edilen iki saha için ruhsatların hukuken geçerliliğini yitirdiği, yerinde yapılan karotlu sondaj numunelerinin incelenmesini yapamaması ve ilgili dönem faaliyet raporlarını mahkemeye sunulan dosya muhteviyatında görülmediğinden sahaların verimliliğinden bahsetmenin mümkün olamayacağı, arama döneminde verimlilik konusunda istenilen sonuca varılmamış ise sahalarla ilgili Maden Yönetmeliği 82. maddesi gereği Terk Raporunun ...' e verilmesinin gerektiği, maden işletme ruhsatının alınmasının maden üretim faaliyetlerinde bulunabilmek için yeterli olmadığı, maden işletme ruhsatının alınmasından itibaren işletme faaliyetine başlayabilmek için Maden Kanununun 7. maddesinde belirtilen zorunlu izinlerin de alınması gerektiği, bu izinlerin alınmasından sonra Maden İşleri Genel Müdürlüğü madenin işletmeye alınabilmesi için işletme izni verildiği, ...'in 27.04.2023 tarihli bilgilendirme yazısının değerlendirilmesi sonucu; ... Şirketi uhdesinde bulunun 3340081 ve 3340082 erişim numaralı ruhsat sahalarına 17.03.2020 - 17.03.2030 tarihleri arasında geçerli olmak üzere işletme ruhsatı düzenlendiği, İşletme İzinlerinin bulunmadığı, İşletme İzni alınabilmesi için her iki saha içinde ilgili Müdürlükten ÇED Gerekli Değildir Belgelerinin alındığı, ÇED belgelerin alınmasına istinaden Orman İzni ve GSM ruhsatı alınması için ilgili Müdürlüklere müracaatların yapıldığı, bu iki iznin alınması sonucunda da belgelerin ....' e sunularak her iki sahaya da İşletme İzni alınacağı ve bunlarla ilgili ... kayıtlarında bulunan bilgilendirme yazılarının mevcut olduğu 33400.... ve 33400... erişim numaralı ruhsat sahalarının 17.03.2020 tarihinden başlamak üzere 17.03.2030 tarihine kadar Yasal Hukuklarının devam ettiği, iptal edilen, 33418... ve 33422... erişim numaralı sahalar için iki yıllık yasal süre içerisinde ( 07.09.2017 yürürlüğe giriş, 07.09.2019 yürürlük bitiş tarihi ) eksikliklerin tamamlanmaması üzerine .... tarafından iptal edildiğinin belirtildiği, dosyada mevcut rapor ve ek raporun dosya kapsamına uygun, denetlenebilir, ayrıntılı ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalı yan her ne kadar iddia ve savunma aşamasında süresinde sunmadığı verimlilik iddiasını alınan ilk rapor sonrası sunarak verimlilik araştırması yapılması gerektiğini iddia etmişse de taraflar arasında tanzim olunan sözleşme kapsamında verimlilik ile ilgili şerhe yer verilmediği, davalının verimlilik aşaması için gereken süreç öncesi gerekli yasal aşamaları süresinde tamamlamadığı, davalı tarafça Mapeg'e dava tarihi sonrası başvurulduğu, taraflar arasında tanzim olunan sözleşme gereği maden sahalarının faaliyete geçmesinden bahsedilmesine rağmen 6 yıl boyunca sahalara işlem yapılmadığı, verimlilik ile ilgili sürecin davalı tarafça takip edilip buna yönelik raporda belirtilen önlemlerin alınması gerektiği ve bu konuda Mapeg'e başvuruda bulunması gerektiği halde davalı taraflarca bu yönde yapılan bir başvuru yada işlemin bulunmadığı anlaşıldığından taraflar arasında tanzim olunan sözleşme gereği edimini yerine getirerek ruhsat bedellerini ödeyen davacıların, davaya konu maden sahalarının faaliyete geçirilmesine yönelik edimlerini yerine getirmeyen davalılardan talep ettikleri tazminat istemlerinin yerinde olduğu, taraflar arasında tanzim olunan 10/10/2017 tarihli sözleşme uyarınca, şirket %50 hisse sahibi olan ve sözleşmeye konu 4 adet maden sahasını faaliyete geçirmekle yükümlenen ortaklar ... ve ... ise de davalı ...'ın, Muğla 3. Noterliğinin 27/03/2018 tarihli ve 5456 sayı ile tasdikli Pay Devri Sözleşmesi ile şirket hisselerinin tamamını, tüm hukuki ve mali sorumlulukları ile davalı ...’ye devrettiği anlaşıldığından 10/10/2017 tarihinde imzalanan Ortaklık Ara Sözleşmesi'nden davalı ...'nin de sorumlu olduğunun kabul edildiği, her ne kadar davacılar vekili ıslah dilekçesi ile dava değerini 600.000,00 TL'ye çıkartmışlarsa da davaya konu 10/10/2017 tarihli sözleşme incelendiğinde, 4 adet maden sahası bedelini ödeyen davacılar ...(hisse oranı %25), ...(hisse oranı %15) ve dava dışı ...'ın(hisse oranı %10) şirket hisse oranlarına bakıldığında sözleşmede adı geçen ortakların %50 hisse sahibi oldukları ve sözleşmedeki edimlerin yerine getirilmemesi halinde sözleşme uyarınca maden ocak başına 150.000,00 TL tazminatın hisseleleri oranında davacılara ve dava dışı ...'a ödeneceğinin düzenlendiğinin görüldüğü, bu nedenle bu sözleşme uyarınca davacıların ve davadışı ...'ın sözleşmeye konu tazminattan kendi aralarında talep edebileceği oranlar (şirket payları gözetilerek bu üç kişi arasında geçerli talep oranları) davacı ... için %50, davacı ... için %30 ve davadışı ... için %20 olduğu, dava dışı ..., yüzde on payını yarı yarıya bölerek yüzde beş payını diğer ortak ... ve diğer yüzde beş payını da ...'ye devrettiği, bu nedenle ıslah öncesi 33418... ve 33422... numaralı maden sahaları için 1000,00 TL dava değeri yönünden davacı ... %50 sözleşmesel payına istinaden 500 TL, diğer davacı ... ise %30 sözleşmesel payına istinaden 300 TL talep edebileceği; ıslah öncesi 33400... ve 33400... numaralı maden sahaları için 500,00 TL dava değeri yönünden davacı ... %50 sözleşmesel payına istinaden 250 TL, diğer davacı ... ise %30 sözleşmesel payına istinaden 150 TL talep edebileceğinin anlaşıldığı, yine ıslah ile yapılan dava değeri artırım miktarı sonrası 33418... ve 33422... numaralı maden sahaları için 299.000,00 TL dava artırım değeri yönünden davacı ... %50 sözleşmesel payına istinaden 149.500,00 TL, diğer davacı ... ise %30 sözleşmesel payına istinaden 89.700,00 TL talep edebileceği; ıslah sonrası 33400... ve 33400... numaralı maden sahalerı için 299.500,00 TL dava artırım değeri yönünden davacı ... %50 sözleşmesel payına istinaden 149.750,00 TL, diğer davacı ... ise %30 sözleşmesel payına istinaden 89.850,00 TL talep edebileceğinin anlaşıldığı, açıklanan hususlar gereği davacıların sözleşme ile belirlenen tazminat miktarlarına yönelik kısmi dava açtıkları ve sonrasında ıslah ile dava değerini arttırdıkları gözetilerek hüküm kurarken dava tarihi ve ıslah tarihi ayrı ayrı gözönünde tutulduğu, her ne kadar davacı yan dava dilekçesi içerisinde dava öncesi davalıların ihtar çekilmek sureti ile temerrüde düşürüldüğünü iddia etmişse de, 16/06/2021 tarihli ihtarnamenin davalı ...'ye tebliğ edilmeksizin iade gelmesi yine diğer davalı ...'ın ihtarnamede yer almayıp kendisine yapılmış bu borca yönelik bir ihtarın olmaması nedenleri ile ıslah öncesi dava değeri bakımından temerrüt tarihi dava tarihi olarak baz alındığı gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabul kısmen reddi ile 33418... ve 33422...numaralı maden sahaları için; 150.000,00 TL tazminatın; 500,00 TL si için dava tarihi olan 18/06/2022 tarihinden itibaren, 149.500,00 TL si için ıslah tarihi olan 15/06/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı ...'a verilmesine, 90.000,00 TL tazminatın; 300,00 TL si için dava tarihi olan 18/06/2022 tarihinden itibaren, 89.700,00 TL si için ıslah tarihi olan 15/06/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 33400... ve 33400... numaralı Maden sahaları için; 150.000,00 TL tazminatın; 250,00 TL si için dava tarihi olan 18/06/2022 tarihinden itibaren, 149.750,00 TL si için ıslah tarihi olan 15/06/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı ...'a verilmesine, 90.000,00 TL tazminatın; 150,00 TL si için dava tarihi olan 18/06/2022 tarihinden itibaren, 89.850,00 TL si için ıslah tarihi olan 15/06/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, mahkemece toplam tazminat miktarı olan 600.000,00-TL'den dava dışı ...'ın %10 hissesi düşüldükten sonra kalan miktarın müvekkilleri arasında hisseleri oranında pay edilmesi gerekirken %20 düşüm yapılarak eksik tazminata hükmedildiğini, davalılar ..., ... ve ...'nin bahsi geçen 4 adet maden sahasının işletmeye alınmasını sağlama yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden ocak başına 150.000,00-TL olmak üzere toplam 600.000,00-TL tazminatı, hisseleri oranında davacılar ... ve ... ile dava dışı ...'a ödemelerinin davaya dayanak sözleşmenin gereği olduğunu, sözleşmenin 3. maddesine ve 26/10/2017 tarihli ve 9438 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan şirket esas sözleşmesine göre; şirkette, davacı ... %25, davacı ... %15 ve dava dışı ... %10 olmak üzere toplam %50 hisse sahibi olduklarını, dava dışı ... şirketteki %10 payını 21/05/2018 tarihinde davalılardan ...'ye ve ...'a devrettiğini, bu nedenle toplam tazminat miktarından dava dışı ... için düşülmesi gereken oran %10 iken mahkemece %20 oranında düşüm yapıldığını, mahkemece ihtarnamenin tebliğ edildiği tarih temerrüt tarihi olarak kabul edilmesi gerekirken tüm davalılar açısından dava tarihi ve ıslah tarihi esas alınarak temerrüt faizine hükmedildiğini, davaya dayanak sözleşmede öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalılar ... ile ...'ye Manisa 5. Noterliğinden 16/06/2021 tarihli ve 00482 yevmiye numaralı ihtarname gönderildiğini, söz konusu ihtarnamenin davalı ...'a 17/06/2021 tarihinde tebliğ edildiğini, TBK'nın 163. maddesi dikkate alındığında müteselsil sorumlu olan tüm davalılar açısından veya en azından davalı ... açısından temerrüt tarihinin 17/06/2021 olarak kabul edilmesi ve kabul edilen tazminat miktarına bu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalılar vekili, müvekkili ... yönünden verdiği istinaf dilekçesinde; müvekkilinin davada ileri sürülen sözleşmenin tarafı olmadığını, davacılar tarafından pay devri yoluyla işbu sözleşmenin de halefi olduğu iddiası varsa da kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin tarafı olmadığı, bilmediği, bilmesinin gerekmediği, kanun ya da sözleşme gereği bilmesinin beklenmediği işbu sözleşmenin tarafı olmayıp pay devrine bağlanan sonuçlar kapsamında değerlendirilemeyeceğini, müvekkilinin ıslak imzasının bulunduğu sözleşmede dosyaya ibraz edilebilmiş olmadığını, salt bu hususun dahi yargılamanın müvekkili açısından hukuka uygun yürütülmediğini ortaya koyduğunu, yine teselsül sebebiyle sorumluluğunun da kabul edilemeyeceğini, husumet yönüyle reddi gerekirken müteselsil borçlu olarak kabulü ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olup kararın kaldırılması gerektiğini, mahkemece adi ortaklık ilişkisinin kabulüne rağmen, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığı iddiası da görmezden gelinerek yargılama yapıldığını, mahkemenin ve davacıların gerekçe ve iddialarını “ortaklık ara sözleşmesi”nin varlığına dayandırdıkları görülmekte, söz konusu hususun taraflarınca reddedildiğini, zamanaşımı süresinin borcun talep edilmeyen kısmı bakımından dolduğunun kabul edilmesi gerektiğini davanın görevsiz mahkemede görüldüğünü, davalılar tarafından ikame edilen dava Asliye Ticaret Mahkemesi’nde ikame edilmekle birlikte, hukuk muhakemesi usulü kurallarına göre mahkemenin görevsizliği esas olup görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, görevsiz mahkemede yapılan yargılamaya ilişkin hukuka aykırılık yanında; yetkisiz mahkemede yargılama yapıldığını, davalıların yerleşim yerlerinin Muğla olmadığı açık olduğundan davanın İzmir ya da Manisa Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde açılması gerektiğini, usul hükümlerinin ihmali ile yapılan yargılamada ıslah hakkının kullanımı ile ilgili hatalı değerlendirme yapıldığını, müvekkili tarafından kabul edilmemekle birlikte, müteselsil sorumluluk ile ilgili esasa yönelik inceleme yapılmadığını, davacıların davalarını ortaklık statüsüne bağlı açıp açmadıkları hususunun somutlaştırılmadığını, işbu davanın niteliği tazminat olmakla birlikte sorumluluk davasına ilişkin hükümler uygulanarak işbu davanın ön şartlarının sağlanmadığından, görev ve yetki kurullarına aykırılık sonrası, bu husus yönünden de davanın reddi gerekirken ihmali suretiyle hüküm kurulması kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, davanın ortaklık payını yerine getirmeme iddiası üzerine kurulu olması, mutlak surette ortaklık ve ortaklığa bağlı edimler konusunun tartışılmasını zorunlu kılar ki, davacıların statüsü ve davanın niteliğinin buradan etkileneceğini, başka bir deyişle, başta zamanaşımı olmak üzere adi sözleşme hükümlerinin ihmal edildiği açık olup pay sahipliği kaynaklı davalara göre yargılama yapılması ve hüküm kurulması hususunda hataya düşüldüğünü, maden sahalarının verimliliği hususunun -dava ıslah edilmesine rağmen incelenmemesinin anlaşılamadığını, pay sahipliği sözleşmesi nitelendirmesinin gereğine uygun inceleme ve araştırma yapılmadığını, söz konusu sözleşmede pay sahiplerinin haklarına ilişkin düzenleme getirilmediğinin görüldüğünü, davacı yerine mahkemece yapılan pay sahipliği sözleşmesi değerlendirmesinin hangi hükümlere dayanıldığı belli olmayan ve ortaklık ana sözleşmesini değiştirmek anlamına gelecek şekilde dolanma olarak da yorumlanabilecek söz konusu belgenin mevzuat karşısında geçerlilik taşımadığını, hüküm ve sonuç doğurmaya müsait olmadığını, mahkeme mutlak bir zarar değerlendirmesi yapacaksa, davacıların zararlarının değil ortaklığın zararı olduğu yönde bir değerlendirme yapılması yönünden yargılamayı yürütmesi gerekeceğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalılar vekili, müvekkili ... yönünden verdiği istinaf dilekçesinde; müvekkilinin davada ileri sürülen sözleşmenin tarafı olmadığını, davacılar tarafından pay devri yoluyla işbu sözleşmenin de halefi olduğu iddiası varsa da kabulünün mümkün olmadığını, pay devri sözleşmesi ile hak ve yükümlülüklerin devredilmiş olup teselsül sebebiyle sorumluluğunun kabul edilemeyeceğini, husumet yönüyle reddi gerekirken müteselsil borçlu olarak kabulü ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olup kararın kaldırılması gerektiğini, mahkemece adi ortaklık ilişkisinin kabulüne rağmen, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığı iddiası da görmezden gelinerek yargılama yapıldığını, mahkemenin ve davacıların gerekçe ve iddialarını “ortaklık ara sözleşmesi”nin varlığına dayandırdıkları görülmekte, söz konusu hususun taraflarınca reddedildiğini, ancak aksi kabul söz konusu olduğundan zamanaşımı süresinin borcun talep edilmeyen kısmı bakımından dolduğunun kabul edilmesi gerektiğini, davanın görevsiz mahkemede görüldüğünü, davalılar tarafından ikame edilen dava Asliye Ticaret Mahkemesi’nde ikame edilmekle birlikte, hukuk muhakemesi usulü kurallarına göre mahkemenin görevsizliği esas olup görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, görevsiz mahkemede yapılan yargılamaya ilişkin hukuka aykırılık yanında; yetkisiz mahkemede yargılama yapıldığını, davalıların yerleşim yerlerinin Muğla olmadığı açık olduğundan davanın İzmir ya da Manisa Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde açılması gerektiğini, usul hükümlerinin ihmali ile yapılan yargılamada ıslah hakkının kullanımı ile ilgili hatalı değerlendirme yapıldığını, müvekkili tarafından kabul edilmemekle birlikte, müteselsil sorumluluk ile ilgili esasa yönelik inceleme yapılmadığını, davacıların davalarını ortaklık statüsüne bağlı açıp açmadıkları hususunun somutlaştırılmadığını, işbu davanın niteliği tazminat olmakla birlikte sorumluluk davasına ilişkin hükümler uygulanarak işbu davanın ön şartlarının sağlanmadığından, görev ve yetki kurullarına aykırılık sonrası, bu husus yönünden de davanın reddi gerekirken ihmali suretiyle hüküm kurulması kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, davanın ortaklık payını yerine getirmeme iddiası üzerine kurulu olması, mutlak surette ortaklık ve ortaklığa bağlı edimler konusunun tartışılmasını zorunlu kılar ki, davacıların statüsü ve davanın niteliğinin buradan etkileneceğini, başka bir deyişle, başta zamanaşımı olmak üzere adi sözleşme hükümlerinin ihmal edildiği açık olup pay sahipliği kaynaklı davalara göre yargılama yapılması ve hüküm kurulması hususunda hataya düşüldüğünü, maden sahalarının verimliliği hususunun dava ıslah edilmesine rağmen incelenmemesinin anlaşılamadığını, tüzel kişilik adına yararı olmayan ve şahsî sorumluluğa dönüşmesi kaçınılmaz olan bir yatırıma zorlamanın hukuken korunmasının mümkün olmadığını, tüzel kişiliğe yarar sağlayan edimlerin yerine getirildiği açık ve kabul dâhilinde olduğundan gerekli araştırmanın yapılmamasının kararın bütünlüğünün sıhhatini etkilediğini, varılan hükmün geçerliliğini ortadan kaldırdığını, mahkemenin adi ortaklık ilişkisine ilişkin gereği gibi yargılamayı yürütmediği açık olmakla aynı şekilde pay sahipliği sözleşmesi nitelendirmesinin gereğine uygun inceleme ve araştırma yapmadığının görüldüğünü, söz konusu sözleşmede pay sahiplerinin haklarına ilişkin düzenleme getirilmediğinin görüldüğünü, mahkemece zorlama bir yorumla sorumluluk ihdasına yönelik bir yorumlama yapılmakta ise de aynı yorumun ortakların bir kısmına “ek ödeme yükümlülüğü” çıkarıldığı iddialarının karşılanmadığının karardan anlaşıldığını, mahkemece yapılan pay sahipliği sözleşmesi değerlendirmesinin, hangi hükümlere dayanıldığı belli olmayan ve ortaklık ana sözleşmesini değiştirmek anlamına gelecek şekilde dolanma olarak da yorumlanabileceğini, söz konusu belgenin mevzuat karşısında geçerlilik taşımadığını, hüküm ve sonuç doğurmaya müsait olmadığını, ana sözleşmede belirtilen sermaye koyma borcuna ilişkin düzenlemeler ve buna yaptırım mahiyetinde getirilen düzenlemeler ile Kanun ve ana sözleşmede hükümlerini bulan hususların aksini, yine kanun ve ana sözleşmeye aykırı düzenleme yapılmasına cevaz verme olur ki abesle iştigal olan bu yorumun kabulünün mümkün olmadığını, mahkeme mutlak bir zarar değerlendirmesi yapacaksa, davacıların zararlarının değil ortaklığın zararı olduğu yönde bir değerlendirme yapılması yönünden yargılamayı yürütmesi gerekeceğini, bu anlamda, davacı ortakların zararları söz konusu ise zararın türü, kapsamı, miktarı ve bu zarara hangi kusurlu davranışlar ile kimlerin sebebiyet verdiği, sorumluluğu azaltan ya da kaldıran nedenlerin olup olmadığı tartışmaları da beraberinde gelecek ama öncelikle hukukî sebebin hangi nitelendirmeye dayanan sözleşmesel edim ihlâli niteliğinde olduğunun ancak bu somutlaştırma sonrası tartışılabileceğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalılar vekili, müvekkili ... yönünden verdiği istinaf dilekçesinde; müvekkilinin davada ileri sürülen sözleşmenin tarafı olmadığını, davacılar tarafından pay devri yoluyla işbu sözleşmenin de halefi olduğu iddiası varsa da kabulünün mümkün olmadığını, pay devri sözleşmesi ile hak ve yükümlülükler devredilmiş olup teselsül sebebiyle sorumluluğunun kabul edilemeyeceğini, teselsülün kanundan ve sözleşmeden doğmakta olup müvekkili açısından uygulanmasının mümkün olmadığını, husumet yönüyle reddi gerekirken müteselsil borçlu olarak kabulü ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olup kararın kaldırılması gerektiğini, mahkemece adi ortaklık ilişkisinin kabulüne rağmen, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığı iddiasının da görmezden gelinerek yargılama yapıldığını, mahkemenin ve davacıların gerekçe ve iddialarını “ortaklık ara sözleşmesi”nin varlığına dayandırdıkları görülmekte, söz konusu hususun taraflarınca reddedildiğini, zamanaşımı süresinin borcun talep edilmeyen kısmı bakımından dolduğunun kabul edilmesi gerektiğini, davanın görevsiz mahkemede görüldüğünü, davalılar tarafından ikame edilen dava Asliye Ticaret Mahkemesi’nde ikame edilmekle birlikte, hukuk muhakemesi usulü kurallarına göre mahkemenin görevsizliği esas olup görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, görevsiz mahkemede yapılan yargılamaya ilişkin hukuka aykırılık yanında; yetkisiz mahkemede yargılama yapıldığını, davalıların mahkemeye sundukları “ortaklık ara sözleşmesi”nin 5’inci maddesindeki yetki kaydından hareketle davayı Muğla’da açmış iseler de söz konusu yetki kaydı, taraflar tacir olmadığından geçersiz olup huzurdaki davanın yetkili mahkemede açılmadığının kabulü gerektiğini, davalıların yerleşim yerlerinin Muğla olmadığı açık olduğundan davanın İzmir ya da Manisa Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde açılması gerektiğini, yapılan yargılamada ıslah hakkının kullanımı ile ilgili hatalı değerlendirme yapıldığını, müvekkili tarafından kabul edilmemekle birlikte, müteselsil sorumluluk ile ilgili esasa yönelik inceleme yapılmadığını, davanın niteliğinin de mahkemece yapılan yargılamanın hukuka uygun yürütülmediğini gösterdiğini, davacıların davalarını ortaklık statüsüne bağlı açıp açmadıkları hususunun somutlaştırılmadığını, iddia ve talep konusu ara sözleşmeye bakıldığında, kabul etmemekle birlikte, şirketin zarara uğratıldığı iddiası ile şirketin zarar görmesi ve sorumluluk davası niteliğinde olduğunun anlaşıldığını, mahkemece davacıya açıklattırılmadığı ve aksi bir beyan da söz konusu olmadığından ortada açılan davanın, açıkça şirket faaliyetlerinin yetine getirilmemesi dayalı yönetsel ihmalden kaynaklı bir sorumluluk davası olduğu sonucuna varılmalıdır ki, burada elde edilecek bir tazminat söz konusu olursa bunun şirket malvarlığına dâhil edilmesinin mümkün olması gerektiğini, dolayısıyla işbu davanın niteliği tazminat olmakla birlikte sorumluluk davasına ilişkin hükümler uygulanarak işbu davanın ön şartlarının sağlanmadığından, görev ve yetki kurullarına aykırılık sonrası, bu husus yönünden de davanın reddi gerektiğini, maden sahalarının verimliliği hususunun -dava ıslah edilmesine rağmen- incelenmemesinin anlaşılamadığını, tüzel kişilik adına yararı olmayan ve şahsî sorumluluğa dönüşmesi kaçınılmaz olan bir yatırıma zorlamanın hukuken korunmasının mümkün olmadığını, “Haklı neden” olarak ileri sürülen verimlilik iddiasının hiçbir surette dikkate alınmaması ve araştırılmaması kararın eksik ve hatalı değerlendirmeye dayandırılmadığını gösterdiğini, tüzel kişiliğe yarar sağlayan edimlerin yerine getirildiği açık ve kabul dâhilinde olduğundan gerekli araştırmanın yapılmamasının kararın bütünlüğünün sıhhatini etkilemekte, varılan hükmün geçerliliğini ortadan kaldırdığını, mahkemenin adi ortaklık ilişkisine ilişkin gereği gibi yargılamayı yürütmediği açık olmakla aynı şekilde pay sahipliği sözleşmesi nitelendirmesinin gereğine uygun inceleme ve araştırma yapmadığının da görüldüğünü, söz konusu sözleşmede pay sahiplerinin haklarına ilişkin düzenleme getirilmediğinin görüldüğünü, davacı yerine mahkemece yapılan pay sahipliği sözleşmesi değerlendirmesi, hangi hükümlere dayanıldığı belli olmayan ve ortaklık ana sözleşmesini değiştirmek anlamına gelecek şekilde dolanma olarak da yorumlanabilecek söz konusu belgenin mevzuat karşısında geçerlilik taşımadığını, hüküm ve sonuç doğurmaya müsait olmadığını, mahkeme mutlak bir zarar değerlendirmesi yapacaksa, davacıların zararlarının değil ortaklığın zararı olduğu yönde bir değerlendirme yapılması yönünden yargılamayı yürütmesi gerektiğini, bu anlamda, davacı ortakların zararları söz konusu ise zararın türü, kapsamı, miktarı ve bu zarara hangi kusurlu davranışlar ile kimlerin sebebiyet verdiği, sorumluluğu azaltan ya da kaldıran nedenlerin olup olmadığı tartışmaları da beraberinde gelecek ama öncelikle hukukî sebebin hangi nitelendirmeye dayanan sözleşmesel edim ihlâli niteliğinde olduğu ancak bu somutlaştırma sonrası tartışılabileceğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... için Av.... tarafından verilen istinaf dilekçesinde; görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olup yerel mahkemece görevsizlik ve de yetkisizlik kararı verilmesi gerekmekte iken davaya devam edilmesinin usul ve yasalara aykırılık teşkil ettiğini, karşı yanın tazminat talepleri zamanaşımına uğradığı halde yerel mahkemenin iş bu hususu irdelemediğini, müvekkilinin şirkette bulunduğu dönem içerisindeki tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini, pay devrinden sonra şirkette herhangi bir yetkisi ve bilgisi bulunmamasına rağmen müvekkili aleyhine tazminata hükmedilmesinin hukuka açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin davada ileri sürülen sözleşmenin tarafı olmadığını, müvekkili yönünden davanın tümden reddedilmesi gerektiğini, müvekkili şirketteki payını devrettiğinden şirket ile ilgili hiç bir yetkisi kalmadığı açıkça sabitken yerel mahkemece "fiili imkansızlık" buna bağlı olarak cezai şartın geçersiz olduğu hususları irdelenmeden hüküm kurulduğunu, davacıların iddialarını ve taleplerini kabul anlamına gelmemek kaydıyla; mahkemece hükmedilen cezai şart fahiş olup mahkemece hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, ceza koşulunun dürüstlük kuralına aykırı bir biçimde belirlenmemesi gerektiğini ve fahiş olmaması gerektiğini, usul ve yasaya aykırı olarak gerekçesiz hüküm kurulduğunu ve açıkça adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalılar ... ve ... için Av.... tarafından verilen istinaf dilekçesinde, davaya konu uyuşmazlık Maden Kanunu'ndan kaynaklı olması nedeniyle davaya bakmakla görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemeleri olduğunu, aksi durumda bile, davaya konu uyuşmazlığın mutlak veya nisbi bir ticari dava olmadığı, tarafların tacir olmadığı dolayısıyla davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu, dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekmekteyken mahal mahkemesi tarafından bu itirazlarının dikkate alınmamasının isabetsiz olduğunu, taraflarınca yetki ilk itirazında bulunulmuş olup, dayanak sözleşmede yetki kaydı bulunmaktaysa da, tarafların tacir olmaması nedeniyle yapılan yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu, bu durumda genel hükümler gereğince davalı müvekkillerin yerleşim yeri olan Manisa Mahkemelerinin yetkili olduğu dikkate alınarak, yetki ilk itirazlarının kabulüne karar verilmesi gerekirken yetkisiz mahkemece yargılamaya devam edilmesi nedeniyle de dayanak kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, dayanak sözleşme, içeriği bakımından şirket esas sözleşmesinde bulunması gereken ve yalnızca esas sözleşme değişikliği ile değiştirilebilecek konulara ilişkin olarak düzenleme içermesi nedeniyle geçerli olmadığını, geçerli olduğu düşünülse dahi, sözleşmede; "... Şirkete devir alınan 4 adet arama ruhsatları çıkarılmış mermer ocaklarının yasal süre ( arama ruhsatının çıkarılmasından itibaren 1 yıl ) içerisinde işletme ruhsatı ve faaliyetlerine geçilmek zorundadır..." şeklinde olduğunu, sözleşmede oldukça kısa olarak belirlenen ve Maden Kanunu ile uyumlu olmayan bir yıllık süre esas alınarak müvekkiller yönünden mücbir sebep ve kusura dair hiçbir araştırma, inceleme yapılmaksızın tüm sorumluluğun müvekkillere yüklenilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, davalı müvekkillerin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirememesinde veya geciktirmelerinde herhangi bir kusurları bulunmamasına rağmen dosya arasında mevcut bilirkişi raporunda dahi ruhsat ve izin alma ile faaliyete geçmenin en az iki yıl süreceğinin belirilmesine ve bu bürokratik işlemlerle, yine maden sahasına özel izinlerin de bulunması halinde bu süreçlerin daha da uzayacağının açıkça belirtildiğini, ancak mahal mahkemesi tarafından bu yönden hiçbir değerlendirme yapılmadığını, davalı müvekkillerin ER.33418.. ve ER.33422.... sayılı maden sahalarında yasal süresi içerisinde ön arama yapıldığı, arama ruhsatlarının bitiş tarihine kadar ön aramalarının yerine getirildiği, ancak daha sonra söz konusu maden sahalarına ilişkin ruhsatların 09/09/2019 tarihinde ... taradından iptal edildiği belirtilmiş olup, davalı müvekkiller sözleşme akabinde işlemlere başlamış ön aramasını yapmış, ancak söz konusu maden saha ruhsatları ... tarafından iptal edilmesi nedeniyle işlemlere devam edemediğini, mahal mahkemesi tarafından söz konusu maden sahalarının ruhsatlarının neden iptal edildiğinin dahi araştırılmadığını ve davalı müvekkillerin bu iptalde kusuru bulunup bulunmadığının hiçbir şekilde tespit edilmediğini, sözleşmeye konu ER33100... ve ER. 33400... sayılı maden sahalarına ilişkin de davalı müvekkillerinin tüm başvuruları yaptığını, işletme izni alınabilmesi için orman izni GSM ruhsatı ve ÇED raporlarına dair işlemlere başvurulduğu sabit olup, daha sonra maden sahasının verimli olmayacağının anlaşılması nedeniyle işlemlere devam edilmemiş olup, bu hususta bilirkişi raporuna karşı itiraz edildiğini, ancak yine mahal mahkemesi tarafından verimliliğe ilişkin herhangi bir tespit veya keşif icra edilmediğini, tüm maden sahalarında ön arama gerçekleştirilmiş olup, ön arama sırasında maden sahasının verimsiz olacağının anlaşılması nedeniyle davacıların da onayı doğrultusunda işlemlere devam edilmediğini, ancak davacıların bu durumu bilmelerine rağmen daha sonra kötü niyetli şekilde huzurdaki davayı ikame ettiğini, dayanak sözleşmede; "...Yasal süre içerisinde işletme ruhsatına geçirilmeyen ihaleye düşen ocaklardan, ... ve ... sorumludur. İhaleye düşen ocak başına 150.000,00-TL diğer ortaklara ( ..., ... ve ... )'e hisseleri oranında tazminat ödeyeceklerdir..." şeklinde olduğunu, mahkeme tarafından da bu sözleşme hükümleri gereğince hükmedilen tazminatın davacıların şirketteki hisseleri oranında hüküm tesis edilmesi gerekmekteyken davacıların her bir şirket hissesi oranı dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken, 150.000,00-TL'nin tamamının davacılara verileceği kabul edilerek, davalı müvekkillerin şirket hisseleri dikkate alınmaksızın yüksek oranda tazminat hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, dava dışı ... Şirketi 13/08/2024 tarihli ticaret sicil ilanı gereğince davacıların şirkette bulunan bir kısım hisselerinden ıskat edilerek diğer şirket ortaklarınca iktisap edilmesine ilişkin karar verildiğini ve ticaret sicil gazetesinde söz konusu kararın ilan edildiğini, gelinen aşamada hisse oranları değişmiş olup, dayanak kararın bu kapsamda önceki hisse oranlarına göre verilmesi nedeniyle, kararın ortadan kaldırılması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür. GEREKÇE :Dava, dava konusu şirket ortakları arasında yapılan hissedarlar sözleşmesine istinaden tazminat talebine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda taraflar arasında hissedarlar sözleşmesi bulunduğu ve usulüne uygun olarak tarafların ortak iradesiyle düzenlendiği bu sözleşmenin niteliği itibariyle davalıların üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğinden ve gerekli başvuruları yapmadıklarından davacıların tazminat taleplerinde hak sahibi olduğu belirtilerek davanın kabulüne karar verdiği belirlenmiştir . Bu karara karşı davacı vekili davalılardan ...'a yapılan ihtarın 17.06.2021 tarihinde tebliğ edildiğini ve tüm davaların sorumluluğunun bu tarihte başladığını belirterek istinaf talebinde bulunmuştur. Davalılardan ... vekilinin istinaf talebinde görev ve yetki dışında müvekkilinin sözleşmenin tarafı olmadığı ve bu sözleşmeden sorumlu tutulamayacağını Belirterek istinaf talebinde bulunmuştur . Davalılardan ... vekili ise sözleşmenin tarafı olmadığını ve sorumlu tutulamayacağını, yetki görev ve verimlilik araştırması yapılmadığından kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir Davalılardan ... vekilinin sözleşmenin tarafı olmadığı, sorumlu tutulamayacağı zaman aşımının geçtiği ve verimlilik araştırması yapılmadığından kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece davacı ve davalıların talepleri incelendiği görev yetki konusunda gerekli incelemelerin yapıldığı belirlenmiştir. Davacı ve davalılardan ... dışında diğerlerinin davaya konu olan ortaklık sözleşmesine taraf olduğu bu sözleşmeyle mahkemenin kararında da açıklandığı üzere ortakların birbirlerine yükümlülük yüklediği sözleşmenin bu haliyle geçerli olduğu ve bu sözleşme kapsamında yetkili mahkemelerin Muğla mahkemeleri olduğu ve yine şirket ortakları arasındaki bu davanın ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiği belirlenmiştir. Dolayısıyla davalıların görev ve yetki itirazları yerinde değildir. Yine sözleşmeden doğan bu alacak kalemi için zaman aşımı da geçmemiştir. Davalılardan ...'nin itirazının yerinde olduğu, sözleşmeye taraf olmadığı sadece ortaklık ilişkisinin değiştirilerek şirkete ortak olmasını bu sözleşmeye taraf olması anlamına gelmediği, bu davalarıyla ayrı bir sözleşme yapılması gerektiği, ancak böyle bir sözleşme bulunup bulunmadığı ve incelenmesi gerektiği değerlendirilerek bu konuda araştırma yapılması gerekmektedir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-Muğla 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2024 tarih 2022/792 E. - 2024/439 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine, 5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 17.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.