Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1548 E. 2026/1736 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1548
Karar No
2026/1736
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1548 - 2026/1736 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1548 KARAR NO : 2026/1736 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/05/2024 NUMARASI : 2023/94 E. - 2024/239 K.

DAVANIN KONUSU : Ticaret Unvanının Korunması, Haksız Rekabet

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/05/2024 tarih ve 2023/94 E. - 2024/239 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 2016 yılında Ankara ilinde kurulmuş bir otomotiv firması olduğunu, ikinci el araç alım satım işi ile uğraştığını, faaliyetlerinde “otonam” ibaresini hem ticaret ünvanı hem de markasal unsur olarak kullandığını, davalı yanın müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, “... ...” adı altında bir galeri kompleksi yatırımında bulunduğunu, davalı yanın bu proje ile çeşitli araba galerilerini bir araya getirmeyi planladığını, davalı yanın "..." alan adı üzerinden bu projenin tanıtımlarını yaptığını, bu tanıtımlarda “...” ibaresini ön plana çıkardığını, davalının Google reklamlarında da yine “...” ibaresini kullandığının açıkça görülebileceğini, davalı yanın 2021/143996 sayılı “... ...” şeklindeki marka başvurusuna karşı müvekkilinin itirazda bulunduğunu, itirazların değerlendirme aşamasında olduğunu, davalının hukuka aykırı bir şekilde kullanımlarını sürdürmesi nedeniyle Ankara 30. Noterliği’nin 07692 yevmiye sayılı ve 12.08.2022 tarihli ihtarının davalıya gönderildiğini, davalının ihtarnameye cevap vermediğini, davalı yanın kullanımlarının müvekkilinin ticaret unvanından doğan haklarını ihlal ettiğini, müvekkilinin ticaret ünvanının çekirdek kısmının aynısının davalı tarafça kullanıldığını, davalının açıkça müvekkilinin sektörel tanınmışlığından faydalanmayı amaçladığını, bu durumun aynı zamanda haksız rekabete sebebiyet verdiğini, müvekkilinin SMK m.6/3 uyarınca “...” markası üzerinde otomotiv ve galericilik sektöründe gerçek hak sahibi olduğunu, davalının kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek, TTK m.52 uyarınca müvekkilinin ticaret unvanının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin davalı yanca kullanımının ticari dürüstlüğe ve hukuka aykırı olduğunun tespitine, davalı yanın "..." ibaresini kullanımının yasaklanmasına, TTK m.56 uyarınca davalı yanın, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu "..." markasını kullanımının haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine ve maddi durumun ortadan kaldırılmasını teminen davalının "..." ibaresini içeren işyeri tabelalarının, tanıtım araçlarının, kartvizit, broşür, her türlü tanıtım evrakının imhasına, "..." adresli internet sitesinin, araç satış sitelerindeki sayfalarının kapatılmasına, google, yandex ve sair arama motorlarında yer alan ve "..." ibaresinin kaynak kod (anahtar kod, yönlendirici sözcük) olarak kullanılması suretiyle davalıya ulaşılmasını sağlayacak her türlü girişimin engellenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalı yanın iş bu davaya konu tespit edilen markasal kullanımlarının, yine davalıya ait 2021/143996 sayılı markanın koruma kapsamı altında kaldığı anlaşıldığından, 2023-M-12591 sayılı YİDK kararının iptali ve 2021/143996 sayılı markanın hükümsüzlüğü istemli Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2023/237 Esas sayılı dava dosyasının neticesinin iş bu dava bakımından bekletici mesele yapılmasına karar verilmişse de, davacı vekilinin 16/02/2024 tarihli beyan dilekçesi ile bekletici mesele yönündeki ara karardan rücu edilmesini talep ettiği, yine davacı vekilinin 03/04/2024 tarihli duruşmada bekletici mesele yapılmaksızın mevcut delil durumuna göre karar verilmesini, ek bilirkişi incelemesi talebinin bulunmadığını beyan ettiği, "tasarruf ilkesi" doğrultusunda somut olayda yapılan değerlendirmede, davacı vekilinin, bekletici mesele ara kararının sonucundan müvekkili lehine olası doğabilecek haktan sarf-ı nazar ederek söz konusu ara karardan rücu edilmesi istemi nedeniyle, tasarruf ilkesinin bir görünümü olarak, dilekçeler vermek suretiyle tarafın davaya etki etme imkânı hakkına saygı gösterilmek suretiyle Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2023/237 Esas sayılı dava dosyasının sonucunun beklenmediği, davalının 2021/143996 sayılı tescilli markasına dayalı olarak iş bu dosyada ileri sürülen markasal kullanımları gerçekleştirdiği, tespit edilen markasal kullanımların, tescil başvuru tarihinden sonraki tarihli oldukları, 6769 sayılı SMK m.23/1 hükmüne göre tescilli markanın koruma süresinin başvuru tarihinden itibaren başladığı, davacı yanın 6769 sayılı SMK'den kaynaklı önceki tarihli başvuru veya rüçhan hakkının bulunmadığı (SMK m.155 hükmünün kapsamı hakkında bkz; Bozgeyik, H., & Tabur, F. M. (2024), Marka Korumasında Tescil ve Öncelik İkilemi Üzerine Yargıtay ve Abad Kararları Işığında Bir İnceleme, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, (58), 289.), davacı yanın önceki tarihli ticaret ünvanı veya önceki tarihli tescilsiz markasal kullanımlarından kaynaklı olarak 6769 sayılı SMK m.155 hükmünün somut olayda uygulama alanı bulabileceğinin söylenemeyeceği, nitekim Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 05/03/2024 tarih 2022/5341 E 2024/1788 K sayılı kararına konu uyuşmazlıkta; önceki tescilsiz markasal kullanımlardan kaynaklı olarak sonraki tarihli tescilli haktan doğan markasal kullanımlara karşı 6769 sayılı SMK m.155 hükmünün uygulanamayacağı hususunun benimsendiği, dolayısıyla, somut olayda davalı yanın tespit edilen markasal kullanımları, tescilli marka hakkı kapsamında kaldığından söz konusu tescilin hukuka uygunluk sebebi oluşturduğu, bu nedenle davacı yanın önceki tarihli ticaret ünvanı ve tescilsiz kullanımlarından kaynaklı olarak sonraki tarihli tescile uygun markasal faaliyetleri engelleyemeyeceği, sonraki tarihli tescilin hükümsüz kılınması halinde 6769 sayılı SMK m.27/1 hükmüne göre sonraki tarihli markasal kullanımlara sağlanan koruma kalkanı hiç doğmamış gibi geçmişe etkili olarak ortadan kalkacak olsa da, mevcut duruma göre davalı yanın markasal kullanımları hali hazırda geçerli tescilli hakka dayandığından davacı yanın ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet iddialarının yerinde görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davanın marka hakkına tecavüzden değil TTK'da düzenlenen ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet hükümlerinden kaynaklandığını, görevli mahkemenin Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davalının marka başvurusu yapmasının eylemlerinin haksız rekabete sebebiyet verdiği gerçeğini değiştirmediğini, "..." ibaresinin ilk olarak 2016 yılında otomotiv sektöründe müvekkili tarafından ihdas ve istimal edildiğini, piyasada maruf hale getirildiğini, söz konusu ibare üzerinde gerçek hak sahipliğinin müvekkiline ait olduğunu, SMK'nın 6/3 ve 155.maddeleri dikkate alındığında hukukumuzda gerçek hak sahipliğinin tescile oranla üstün tutulduğunu, davalı eylemlerinin haksız rekabete sebebiyet verdiğini, eldeki davada 2021/143996 sayılı markanın varlığı/yokluğu ile hakkında açılan hükümsüzlük davasının tartışma konusu olmadığını, davacının 2016'dan itibaren kazandığı üstün hakka dayanıldığını, davalının savunma argümanı olarak dahi ileri sürmediği markasının, eylemlerini hukuka uygun hale getirmeyeceğini, kaldı ki davalının markasını tescilli olduğu biçimde kullanmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, ticaret unvanı ihlalinin tespiti, "..." ibareli kullanımının yasaklanması, haksız rekabetin tespiti ,men'i, maddi durumun ortadan kaldırılması istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı vekili, "..." ibaresinin 20/04/2016 tarihinde kuruluşunu ilan eden müvekkilinin ticaret unvanının çekirdek unsuru olduğunu, aynı zamanda bu ibareyi Ocak 2016 tarihinden itibaren markasal olarak kullandıklarını, davalının "... ..." ibareli markasal kullanımlarının ve 2021/143996 sayılı aynı ibareli marka başvurusunun, müvekkilinin ticaret unvanından kaynaklanan haklarını ihlal ettiği ve haksız rekabet teşkil ettiği iddiasıyla eldeki davayı açmış, mahkemece davalının 2021/143996 sayılı marka başvurusunun 13/10/2021 tarihinde yapıldığı, dava konusu fiili kullanımların da marka başvuru tarihinden sonraki tarihli olduğu, davacı vekilinin 2021/143996 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ilişkin davanın sonucunun beklenmesini istemediği, bu durumda davacının önceki ticaret unvanına ve tescilsiz markasal kullanımlarına dayalı olarak davalının tescile uygun markasal faaliyetlerini engelleyemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. 6769 sayılı SMK'nın 27. maddesinde markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi hâlinde bu kararın marka başvuru tarihinden itibaren etkili olduğu, markaya bu Kanunla sağlanan korumanın hiç doğmamış sayıldığı, somut olayda da davalının 2021/143996 sayılı markası hakkında, davacı tarafından Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2023/237 Esas sayılı hükümsüzlük davasında, 24/06/2025 tarihinde verilen 2025/307 sayılı kararla, davanın kısmen kabulüne karar verildiği, ancak kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. HMK'nın 165. maddesi uyarınca, bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. İşbu uyuşmazlık bakımından mahkemece davacının taleplerinin reddi, davalının marka tescil başvurusunda bulunulmasına dayandırıldığına göre, davalının markasının hükümsüzlük tehdidi altında olduğu, hükümsüzlük kararı verilmesi halinde davalının meşru ve korunabilir bir hakkının kalmayacağı gözetilmeksizin, davacı vekilinin 03/04/2024 tarihli celsede alınan "...Kanaatimizce Ankara 1.FSHHM'de ki dosyanın neticesi beklenmeksizin eldeki uyuşmazlık sonuçlandırılabilir...bekletici mesele yapılmaksızın mevcut delil durumuna göre karar verilmesini talep ederiz." biçimindeki beyanının, HMK'nın 24. maddesinde düzenlenen tasarruf ilkesi kapsamında, müvekkili lehine doğabilecek olası haktan sarf-ı nazar ettiği biçiminde yorumlanarak hükümsüzlük davasının sonuçlanmasının beklenmesinden vazgeçilmesi doğru olmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/06/2026 tarih, 2025/3-739 Esas, 2026/408 Karar sayılı kararında tasarruf ilkesi şöyle açıklanmıştır: "Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Tasarruf ilkesi, taraflara dava üzerinde tümüyle tasarruf edebilme, davanın açılması konusundaki insiyatifi davacıya tanıma, dava konusunu (müddeabihi) belirleme, dilekçeler vermek suretiyle davaya etki etme ve bu bağlamda mahkemenin karar vermesine gerek kalmaksızın davayı sona erdiren işlemler yapılabilmesini kapsamaktadır. Bu bağlamda tasarruf yetkisi davayı açma ve sona erdirme yetkisini büyük ölçüde tarafların verecekleri karara bırakmıştır. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. Taraflar uyuşmazlığı başlatmak, uyuşmazlık konusunu belirlemek ve uyuşmazlığı sürdürmek veya sona erdirmek hakkına sahiptirler (Güray Erdönmez, Nur Bolayır, Pekcanıtez Usûl, C.II,s.1203-1204). Başka bir anlatımla özel hukuk bağlamında bir davanın açılmasının, açılan bir davanın takibinin yapılmasının, dava konusunun ve davanın sona ermesinin tarafların iradesine tâbi olması medeni usul hukuku anlamında tasarruf ilkesi olarak adlandırılır [Nedim Meriç, Medeni Yargılama Hukukunda Tasarruf İlkesi (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde), Ankara, Beşinci Baskı, 2011, s. 53-54)]. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 06.05.2026 tarihli ve 2025/10-180 Esas, 2026/194 Karar sayılı kararında değinilmiştir. Somut olayda ise davacı uyuşmazlığı başlatıp konusunu belirlemiş ve uyuşmazlığı sürdürmek iradesini göstermiştir. Bu durumda redde dayanak davalı markasının hükümsüzlüğü davasının sonuçlanmasının beklenmesi, yargılamanın davacının tasarruf ilkesine göre yargılamayı getirdiği nokta itibariyle mahkemenin takdirindedir. Başka bir deyişle, davacı vekilinin hükümsüzlük davasının sonuçlanmasının beklenmesini istememesine karşın, mahkemece uyuşmazlığın çözümü bakımından bu davanın sonucunun beklenmesi zorunlu görülüyorsa, davacının beyanına rağmen mahkemenin hükümsüzlük davasının sonucunu beklemesi gereklidir. Keza, davacı vekilinin, hükümsüzlük davasının beklenmesinden vazgeçilmesi istemesi halinde, mahkemece davalının markasının hükümsüzlük tehdidi altında bulunduğunu dikkate alınmaksızın, markanın hüküm ve sonuçlarını doğurmaya devam ettiğinin kabulüyle karar verilmesini istediği de söylenemeyecektir. O halde, somut uyuşmazlığın çözümünde, mahkemece hükme esas alınan markanın hükümsüzlüğüne ilişkin kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gereklidir. Bu nedenlerle, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2023/237 Esas sayılı dava dosyasının kesinleşmesinden sonra delillerin yeniden değerlendirilerek sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf itirazının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 24/05/2024 gün ve 2023/94 E. - 2024/239 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, 8-Dairemiz kararının niteliğine göre İİK'nın 36/5. maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için davacıdan alınan 33.015,97-TL tutarındaki nakit teminat mektubunun GERİ VERİLMESİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 15/10/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/10/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1548, K. 2026/1736, T. 15.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1548-e-2026-1736-k-711ce69462a1