Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1408 E. 2026/1459 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1408
- Karar No
- 2026/1459
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/1408
KARAR NO : 2026/1459
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 27/06/2024
NUMARASI : 2023/342 E. - 2024/485 K.
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin takip dayanak belgesi olan banka dekontlarında da görüldüğü üzere toplam 967.500,00 USD alacağı için tarafınca 17/03/2022 tarihinde İstanbul 33. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosya üzerinden takip tarihi ile toplam 14.212.575,00TL'nin tahsili için icra takibi başlatıldığını, her ne kadar icra takibi başlatılmış ise de davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak işbu icra takibine karşı itirazda bulunulduğunu, davalı/borçlu tarafından İstanbul 33.İcra Müdürlüğü ... E.sayılı dosya kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, takibin durdurulması üzerine taraflarca arabuluculuk yoluna gidildiğini, borçlu ile yapılan arabuluculuk görüşmelerinde anlaşmaya varılamadığını, davalı tarafın icra müdürlüğüne yapmış olduğu itiraz haksız ve kötü niyetli olduğunu, banka kayıtları incelendiğinde davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğinin görüleceğini beyanla işbu nedenlerle davalı tarafından icra takibine yapılan itirazın iptalini, takibin kaldığı yerden devamı ile haksız ve kötü niyetli olarak takibin durmasına sebebiyet veren davalı-borçlu hakkında asıl alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla icra-inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine .... tarafından başlatılan İstanbul 33. İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı ilamsız icra takibine dayanak gösterilen banka havalelerinin müvekkilden alınan ödüncün / borcun geri verilmesine ilişkin ödemeler iken davacı yanın gerçek dışı biçimde mezkur havalelere konu meblağların müvekkiline tüketim ödüncü olarak verildiğini iddia ettiğini, müvekkile karşı kötü niyetli icra takibini başlatmış olduğunu, dava konusu icra takibine ilişkin borca itirazlarının haklı olduğunu kabulü ile birlikte icra takibinin iptaline ve lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesinin gerekmekte olduğunu, Yargıtay'ın ve bilhassa Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında benimsenen kararda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen görüşe göre, havalenin bir ödeme aracı olduğunu, bir başka deyişle havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcut olduğunu, havalenin bir ödeme vasıtası olduğunu, davacı yanın salt havale makbuzuna dayanarak karz akdinin varlığını kanıtlamasının olanaksız olduğunu, davanın reddine, öncelikle arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, aksi kanaat hasıl olur ise talebin esastan reddine, davacının %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesi 2023/342 esas, 2024/485 karar sayılı, 27/06/2024 tarihli kararı ile;"1-Davacının davalı aleyhine açmış olduğu "itirazın iptali ile takibin devamına" yönelik davanın sübut bulmadığından REDDİNE,
2-Davanın reddi nedeniyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine,
3-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin ise yasal şartlar oluşmadığından dolayı reddine " karar vermiştir.
İSTİNAF:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından davalı ... ... aleyhine başlatılan icra takibine davalının haksız itirazı üzerine açılan itirazın iptali davasının İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/342 E. 2024/485 K. sayılı ve 27/06/2024 tarihli kararı ile reddedildiğini, kararın eksik incelemeye dayandığını, banka dekontlarında açıkça "borç geçilmiştir" ibaresinin yer aldığını, müvekkilin Kıbrıs merkezli bir şirket olması nedeniyle havalelerin Kıbrıs mevzuatına uygun yapıldığını, davalının borç aldığına dair somut delillerin dosyaya sunulduğunu, davalının ise müvekkile elden borç verdiğine dair iddiasını ispatlayamadığını, davalının 2013 yılındaki ekonomik durumunun iddia edilen meblağı borç vermeye müsait olmadığını, davalının ticari defterlerini zayi olduğu bahanesiyle sunmadığını, deprem sonrası alınan zayi kararının dava tarihinden sonra alındığını ve 2013 yılına ait kayıtları kapsamadığını, Yargıtay içtihatları uyarınca ispat yükünün davalıya geçtiğini, davalının bağlantılı bileşik ikrar niteliğindeki savunmasını kanıtlayamadığını, yerel mahkemenin delilleri hatalı değerlendirdiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilamsız icra takibinde alacaklının dürüstlük kuralına aykırı hareket ederek kötü niyetli takip başlatma tehlikesinin bulunduğunu, somut olayda davacı tarafın var olmayan bir alacağı tahsil etmek amacıyla kötü niyetle icra takibi başlattığını, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmadığını, doktrin ve yerleşik içtihatlar gereği alacaklının haksız olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarda kötü niyetli sayıldığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/282 E. - 2002/299 K. sayılı ve 10.04.2002 tarihli kararı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2010/1516 E. -2011/10177 K. sayılı ve 12.09.2011 tarihli kararı uyarınca alacaklının kötü niyetinin ispatı gerektiğini, ancak Alkmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 1949/17 E.-1951/1 K. sayılı ve 14.02.1951 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1991/1 E.-1991/2 K. sayılı ve 17.05.1991 tarihli kararı gereğince vakıa ve karinelerden iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumdaki tarafın kötü niyetinin mahkemece resen nazara alınabileceğini, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığına dair yasal karine bulunduğunu ve davacının bu karinenin aksini ispatlayamadığını, bu nedenle davacının haksız olduğunu bilerek icra takibine giriştiğinin sabit olduğunu, davacının müvekkili ...'ye duyduğu husumet nedeniyle ticari itibarını zedelemek amacıyla hareket ettiğini, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kötü niyet tazminatının reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/342 E. - 2024/485 K. sayılı ve 27.06.2024 tarihli kararının istinafen incelenerek kötü niyet tazminatının reddine ilişkin kısmın kaldırılmasını, davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, talep etmiştir.
Taraflar istinafa cevap dilekçesi sunmamıştır.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verildiği, taraf vekilleri tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan İstanbul 33.İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası kapsamında asıl alacak miktarının 967.500 Amerikan Doları olduğu, itiraz üzerine takibin durduğu görülmüştür. Davacının dayandığı banka dekontlarına göre davacı tarafından davalıya 26/11/2013 ile 28/11/2016 tarihleri arasında banka kanalıyla 10 ayrı havale neticesinde toplamda 967.500-USD miktarında para transferi yapıldığının belirlendiği, bu hususta taraflar arasında herhangi bir çekişmenin bulunmadığı görülmüştür. Davacı tarafından 967.500-USD'nin karz akdi nedeniyle davalıya borç olarak gönderildiği ileri sürülmekte iken davalı tarafından bu miktarların "borca ilişkin ödeme olduğu, alacaklı olması nedeni ile havale yapıldığı'' savunulmuştur.
Havaleye konu edilen miktar toplamının 967.500-USD olduğu ihtilafsız olup dekontlar üzerinde yalnızca "borç geçirilmiştir" ifadesinin yer aldığı, havaleye ilişkin kayıtlarda dekont üzerinde havale nedenine ilişkin başkaca bir şerh, başkaca bir açıklama veya talimatın bulunmadığı, başkaca bir belgenin davacı vekilince somutlaştırılmadığı tespit edilmiştir. Davacı vekili tarafından ''borç geçirilmiştir'' kaydının mahkemece hatalı değerlendirildiği istinaf sebebi yapılmış ise de mahkemece emekli banka müdürü, Anglo sakson muhakeme sistemine ehil mali müşavir bilirkişi, SMMM-KGK Bağımsız Denetçiden oluşan bilirkişi kurulundan alınan 24/04/2024 tarihli raporda; müşteri imzası bölümündeki tam açıklamanın ... hesaba 750.000 USD borç olarak geçirildiği, işlem ile ilgili ... hesabından 257,90 USD masraf tahsilatı yapıldığı, dekontun bilgisayara yerleştirme hatası nedeniyle imzalar kısmına çıkmış olup bu açıklamanın yerinin imzaların üst kısmı olduğu, bu açıklamanın tamamı okunduğunda borç geçirildiği ifadesinin bankanın havale gönderen müşteriye yaptığı bilgilendirme olduğu, müşterinin (yani havale amirinin) açıklamasının sadece giden havale olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, davacı tarafın davalıya yapmış olduğu ödemelere ilişkin banka dekontları üzerinde yukarıdaki şekilde davalıya borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı saptanmıştır. Ayrıca davalının defter ve kayıtları incelenememiş ise de dosyaya gelen vergi dairesi yazı cevaplarına göre bilançosu içeriğinde 320 Satıcılar ve Alınan Sipariş Avansları hesabında davacının yapmış olduğu ödeme tutarları ile eşleşen veya yakın bir tutarda borç olduğunu gösterir aleyhe muhasebesel veri olmadığı, havaleye konu olan miktarların niçin yapıldığına dair tarafların ticari defter ve kayıtlarında herhangi bir muhasebesel kayıt olmadığı, takip tarihi itibari ile davacının davalıdan alacaklı olduğunun muhasebesel olarak tespite yarar olmadığı tespit edilmiştir.
TBK'nın 102. maddesi; '' Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.'' şeklinde düzenlenmiş olup TBK'nın 555 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan havale, borç ödeme vasıtası olmakla anılı yasal düzenlemeler gereğince muaccel bir borcun ödendiğine karine teşkil etmektedir. İşbu karinenin aksini havaleyi gönderenin, somut olayda davacının ispatlaması gerekmekte ise de davacının yasal karinenin aksini dosya kapsamında ispatlayamadığı, bağlantılı birleşik ikrar durumunun da bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davalı vekili tarafından kötüniyet tazminatı yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de İİK'nın 67/2. maddesi kapsamında takip alacaklısının tazminata mahkum edilebilmesi için takibin haksız ve kötüniyetle yapılmış olması şart olup alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak başlattığı hususunun, borçlu tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Bununla birlikte mevcut delil durumunun takibin açıkça kötüniyetle yapıldığını ispata yeterli olmadığı, bu hâli ile kötüniyet tazminatı koşullarının mevcut olduğu ispatlanamadığından ilk derece mahkemesi tarafından davalı yanın kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Saptanan hukuksal durum kapsamında; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun, HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/06/2024 tarih ve 2023/342 E. 2024/485 K. sayılı kararına karşı, davacı vekili ve davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 24/09/2026