Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1309 E. 2026/1417 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1309
Karar No
2026/1417
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1309

KARAR NO : 2026/1417

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 10/06/2024

NUMARASI : 2024/39 E. - 2024/449 K.

DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/09/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA DİLEKÇESİ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1209 E. dosyasında müvekkillerinin mirasçısı ...'in ayırt etme gücü olmadığından mutlak butlan sebebiyle bononun hükümsüzlüğüne ilişkin dava açıldığını, yargılama neticesinde müvekkillerin davalıya borçlu olmadığı ve bonoların bedelsiz olduğu tespitinde bulunarak davanın kabulüne karar verildiği, istinaf taleplerinin reddedildiğini, temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11.HD.nin 06.03.2023 tarih ve 2021/6638 E. 2023/1330 K.sayılı kararı ile davanın fiil ehliyetine haiz olunmaması nedeniyle borçlu olmadığı iddiasına dayalı olduğundan ve ilgili yargılamada bedelsizlik iddiası öne sürülmediğinden, yerel mahkeme tarafından bedelsizlik kararı verilemeyeceği belirterek kararın bozulduğunu, Yargıtay kararında, bonodaki nakden kaydının davalı tarafından bir nedene dayandırılamadığının hüküm altına alındığı, kararın usulden bozulduğu, mahkemenin bedelsizlik yönündeki tespitinin huzurdaki dava bakımından kesin delil niteliğinde olduğu, senedin düzenlenmesine dayanak olan borç ilişkisinin hiçbir zaman kurulmadığı, Bakırköy 41. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/12 E. dosyada, bono üzerinde kefil olarak imzası bulunan kişi ve murisin bakımını üstlenen kefilin eşi hakkında dolandırıcılıktan dava açıldığını, dava konusu senede ilişkin ifadeler alındığını, bununla birlikte, davalı lehtarın da senedin bedelsizliğini ikrar ettiğini, bütün çelişkili ifadeler sonucunda 8.ATM tarafından dava konusu bono nedeniyle müvekkillerinin davalıya borçlu olmadığının kabul edildiğini, ceza dosyasında bulunan sanık beyanlarının muhteviyatı itibarıyla tamamen birbirinden farklı olup müvekkilinin davalı tarafa borcu olmadığını ispatlar nitelikte olduğunu, senedin kefili olan murisin bakıcısının eşi ... ... ve işbu dava davalısı ...'ın İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1209 E. Ve 2018/1210 K. kararı ile de ortaya konduğu üzere karşılığı olmayan bir borç yaratarak menfaat elde etmeye çalıştığını, yukarıda anılan ceza davasında da senedin karşılıksız olduğunun ikrar edildiğini, icra takibinden sonra açılacak menfi tespit davası açısından kanunun öngördüğü bir zamanaşımı süresi olmayıp, takip varlığını sürdürdükçe menfi tespit davası açılabileceğini (Emsal;Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/9511 E., 2018/5490 K. ve 10.05.2018 T.) belirterek, ilamlar ile bedelsizliği sabit olan senedin karşılığı olmayışı sebebiyle müvekkillerin davalıya borcu bulunmadığının tespitine, dava konusu takibin ve senetlerin iptaline, müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine ve dava konusu takibin ve senetlerin iptaline, dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren İstanbul 10. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı icra takibinin HMK 209 ışığında öncelikle teminatsız, mahkemece kabulü mümkün olmadığı takdirde ise uygun bulunacak teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı ile durdurulmasına, takipte haksız olan davalının icra takibinde göstermiş olduğu asıl alacağın %20′sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİ:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacıların davanın hukuki sebebini oluşturan iddialarını kabul anlamına gelmemek üzere, 6098 sayılı borçlar kanunun 39/1 maddesine göre değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla Yanılma, hata ve hilenin öğrenildiği tehdidin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde dava açılması gerektiğini, davacıların dayandıkları hukuki sebebe ilişkin hususlar hukuki sebebin bağlı olduğu zamanaşımı süresini geçtiğinden, davanın doğrudan zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıların davasını ancak kesin delil ile ispat edebileceğini, kesin delil sunulmadığından davanın doğrudan reddi gerektiğini, davacılar tarafından iddia edilen İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1209 E. dosya ile açılan davanın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2021/6638 E. 2023/1330 K.Sayılı ilamıyla bozularak ortadan kaldırıldığını, bozma öncesi verilen kararın iş bu dava bakımından kesin delil teşkil etmediğini, Yargıtay ilamıyla sabit olduğu üzere davacıların murisinin senetlerin düzenleme tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğu akıl hastalığı zayıflığı bunama gibi bir tıbbi bulgu ve belgeye rastlanmadığı adli tıp kurumunun 19.04.2017 tarihli raporuyla belirlendiğini, kaldı ki murisin sağlığında senetlere ilişkin icra takibine hiçbir şekilde itirazı bulunmadığı yahut herhangi bir dava da açmamış olmasının, mirasçıların kötü niyetle müvekkiline karşı iş bu davayı açtığının bir göstergesi olduğunu, müvekkilinin alacaklı olduğu senetlerin murisin imzasının bizzat kendisinin el ürünü olduğu ve nakten ibaresi bulunan senetler olduğunu, müvekkilinin murise vermiş olduğu para borcuna karşılık muris tarafından müvekkiline senet verildiğini, murisin fiil ehliyetinin bulunduğunun sabit olduğunu, takibe konu senetler dolayısıyla müvekkilinin alacaklı olduğunu, müvekkilinin ceza dosyasından da beraat ettiğini, kararın da kesinleştiğini, ceza kovuşturmasındaki kefil ... ...'in beyanlarının hükme esas alınamayacağını, bu beyanların müvekkilini bağlamayacağını, aleyhe iddialarını kesinlikle kabul etmediklerini, davacılarla birlikte olup davacıları kollama gayreti içine girdiğini belirterek haksız ve hukuka aykırı olarak kötü niyetle açılan davanın reddi ile asıl alacağın %20′sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk Derece Mahkemesince; Davalı tarafın savunması başından beri davalıların murisine nakit borç para verildiği iddiasına dayanmaktadır.

Ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonunda senetlerin muris muvazaası olarak verildiği sonucuna varılmıştır. Diğer bir anlatımla, muris ... söz konusu senetleri evinin mirasçıları davacılar tarafından satılmasını, dolayısıyla menfaat sağlamalarını engellemek amacıyla davalıya vermiştir. Ortada murise davalı tarafından verilen nakit para, borç yoktur. Maddi gerçeklik bu yönde oluşmuş ve hüküm istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Senetlerin bedelsiz olduğu maddi anlamda kesin delil niteliğindeki ağır ceza mahkemesinin kararı ile kesinleşmiş ve ispat edilmiş durumdadır.

Davalı taraf, nakit borç para vermediği halde, dava konusu senetleri alıp icrada takibe koyduktan sonra, muris ...'in 25/02/2014 tarihinde vefat etmesine rağmen borçluların araçlarına da haciz işlemleri başlatarak ısrarlı olarak senetleri sanki borç para vermiş ve alacağı varmış gibi tahsile çalıştığı gözlendiğinden kötü niyetli olduğundan,

"Davanın KABULÜNE,

-Davacıların İstanbul 10.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına konu 30/03/2011, 15/06/2011 ve 15/09/2011 düzenleme, 30/03/2012 vade, 200.000,00-TL-200.000,00-TL ve 150.000,00-TL bedelli, borçlusu ..., kefili ... ..., alacaklısı davalı ... olan üç adet senet nedeniyle BORÇLU OLMADIKLARININ TESPİTİNE,

-Davalı alacaklı icra takibinde kötü niyetli olduğundan dava değeri (661.000,00-TL) üzerinden %20 hesabıyla 132.200,00-TL kötü niyet tazminatının DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA VERİLMESİNE," karar verilmiştir.

İSTİNAF:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/39 E. esas ve 2024/449 K. karar sayılı dosyasından verilen davanın kabulüne ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, muris ...'in fiil ehliyetinin bulunduğunun ve senetlerin el ürünü olduğunun kesinleşmiş yargı kararlarıyla sabit olduğunu, davacıların murislerinin sağlığında icra takibine itiraz etmediğini, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/01/2020 tarihli beraat kararının maddi gerçekliği ortaya koyduğunu, ceza mahkemesi kararının hukuk davasında delil olarak yanlış değerlendirildiğini, davacıların iddialarının zamanaşımına uğradığını, menfi tespit davasında ispat yükünün davacılarda olduğunu ve davacıların kesin delil sunamadığını, senetlerdeki nakden kaydının davalı tarafından talil edilmediğini, mahkemenin eksik inceleme ile hüküm kurduğunu, kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, asıl kötü niyetli olanların davacılar olduğunu belirterek mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.İSTİNAFA CEVAP:

Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının istinaf talebi tamamen haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davalının istinaf dilekçesinde öne sürdüğü haliyle bedelsizliğe ilişkin kesin delil sunulmadığı ve ağır ceza mahkemesi kararının yalnız beraat kararı bakımından kesinleştiği iddiaları mahkemenin gerekçesi karşısında abesle iştigal olduğunu, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, davalı taraf ve müvekkili arasında herhangi bir borç ilişkisi olmamasına karşın dava konusu takibi başlatan ve ısrarlı şekilde bedelsiz olmasına rağmen senetleri tahsil etmeye çalışan davalı kötü niyetli olduğundan mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir.

GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Davanın konusu menfi tespit davasıdır.

Davacılar vekili dava dilekçesinde, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1209 E. dosyasında müvekkillerinin mirasçısı ...'in ayırt etme gücü olmadığından mutlak butlan sebebiyle bononun hükümsüzlüğüne ilişkin dava açıldığını, yargılama neticesinde müvekkillerin davalıya borçlu olmadığı ve bonoların bedelsiz olduğu tespitinde bulunarak davanın kabulüne karar verildiği, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Yargıtay 11.HD.nin 06.03.2023 tarih ve 2021/6638 E. 2023/1330 K.sayılı kararı ile davanın fiil ehliyetine haiz olunmaması nedeniyle borçlu olmadığı iddiasına dayalı olduğundan ve ilgili yargılamada bedelsizlik iddiası öne sürülmediğinden, yerel mahkeme tarafından bedelsizlik kararı verilemeyeceği belirterek kararın bozulduğunu, Yargıtay kararında, bonodaki nakden kaydının davalı tarafından bir nedene dayandırılamadığının hüküm altına alındığı, kararın usulden bozulduğu, mahkemenin bedelsizlik yönündeki tespitinin huzurdaki dava bakımından kesin delil niteliğinde olduğu, senedin düzenlenmesine dayanak olan borç ilişkisinin hiçbir zaman kurulmadığını, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/12 E. dosyada, bono üzerinde kefil olarak imzası bulunan kişi ve murisin bakımını üstlenen kefilin eşi hakkında dolandırıcılıktan dava açıldığını, dava konusu senede ilişkin ifadeler alındığını, bununla birlikte, davalı lehtarın da senedin bedelsizliğini ikrar ettiğini, bütün çelişkili ifadeler sonucunda 8.ATM tarafından dava konusu bono nedeniyle müvekkillerinin davalıya borçlu olmadığının kabul edildiğini, ceza dosyasında bulunan sanık beyanlarının muhteviyatı itibarıyla tamamen birbirinden farklı olup müvekkilinin davalı tarafa borcu olmadığını ispatlar nitelikte olduğunu, senedin kefili olan murisin bakıcısının eşi ... ... ve işbu dava davalısı ...'ın İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1209 E. Ve 2018/1210 K. kararı ile de ortaya konduğu üzere karşılığı olmayan bir borç yaratarak menfaat elde etmeye çalıştığını, yukarıda anılan ceza davasında da senedin karşılıksız olduğunun ikrar edildiğini, icra takibinden sonra açılacak menfi tespit davası açısından kanunun öngördüğü bir zamanaşımı süresi olmayıp, takip varlığını sürdürdükçe menfi tespit davası açılabileceğini (Emsal;Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/9511 E., 2018/5490 K. ve 10.05.2018 T.) ilamlar ile bedelsizliği sabit olan senedin karşılığı olmayışı sebebiyle müvekkillerin davalıya borcu bulunmadığının tespitine, dava konusu takibin ve senetlerin iptaline, müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine ve dava konusu takibin ve senetlerin iptaline, takipte haksız olan davalının icra takibinde göstermiş olduğu asıl alacağın %20′sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalının İstanbul 10. İcra Müdürlüğü'nün ...( İstanbul 27. İcra müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyanın devredilmesi ile) esas sayılı dosyası ile dava dışı ... ... ve davacıların murisi ... aleyhine, dava konusu 30.03.2011, 15.06.2011 ve 15.09.2011 düzenleme tarihli, 30.03.2012 vade tarihli, 200.000,00.-TL - 200.000,00.-TL ve 150.000,00.-TL bedelli, borçlusu ..., kefili ... ..., Alacaklısı davalı ... olan üç adet senede dayanarak, 550.000,00.-TL asıl alacak, 110.139,39.-TL işlemiş faiz, 1.650,00.-TL komisyon olmak üzere toplam 661.789,39.-TL üzerinden kambiyo senetlerine (çek, poliçe ve emre muharrer senet) özgü haciz yolu ile 24/06/2013 tarihinde icra takibi başlatılmıştır.

İstanbul 8. ATM.nin 2014/1209 E. ve 2018/1210 K. sayılı dosyasında davacıların murisi ...'in fiil ehliyeti olmadığı halde senet imzalattırıldığı iddiasıyla Menfi tespit davası açılmıştır. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın istinaf edilmesi neticesinde, İstanbul BAM 13. HD tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ve temyiz edilmesi neticesinde, Yargıtay 11.HD.nin 06.03.2023 tarih ve 2021/6638 E. 2023/1330 K.sayılı kararı ile "..Dava, fiil ehliyetini haiz olmadığı iddiasına dayalı ve murisin lehtar davalıya tanzim ettiği bonolardan dolayı borçlu olunmadığının tespiti davasıdır. Dava konusu bonoların muris ... tarafından lehtar davalıya nakden ibaresiyle düzenlenip verildiği anlaşılmaktadır. Davacıların murisinin senetlerin düzenlenme tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğu, akıl hastalığı, zayıflığı, bunama gibi herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye rastlanmadığı Adli Tıp Kurumunun 19.04.2017 tarihli raporuyla belirlenmiştir. Bonolardaki nakden kaydı davalı tarafından talil de edilmemiştir.

Bu durumda, keşideci murisin senetlerin düzenlenme tarihinde fiil ehliyetini haiz olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, dayanılmayan sebeplere dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı.

..." gerekçesi ile İstanbul Bam 13 HD'ne ait hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Davanın, davalısı ..., senetlerde kefil olan ... ... ile eşi... hakkında "Kişinin Algılama Yeteneğinin Zayıflığından Yararlanmak Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık" suçundan cezalandırılmaları istemi ile Bakırköy 11.Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı, sanık ... ...'in 23/12/2018 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığından sanık hakkında açılan kamu davasının TCK md. 64/1 ve CMK md 223/8 uyarınca düşmesine, sanıklar ... ve...'in müteveffa ...'e karşı TCK md. 158/1-c uyarınca Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan cezalandırılmaları talep edilmiş ise de sanıkların üzerilerine atılı bu suçların yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle CMK md 223/2-a madde gereği ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği, hükmün İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi'nin 23/02/2022 tarih ve 2020/1265 E. 2022/526 K.sayılı kararı ile aynı tarihte istinaf taleplerinin reddedilerek kesinleştiği anlaşılmıştır.

Bakırköy 11.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/01/2020 tarihli, 2018/12 Esas-2020/26 Karar sayılı ilamının incelenmesinde; " mağdurun sağlığında gerçekleşen bono düzenleme şeklindeki eylemin, mağdur beyanlarıda dikkate alındığında yasal mirasçısı olan katılanların menfaat sağlamalarını engellemeye yönelik olduğu, muris muvazaası niteliğindeki bu eylemin mağdurun rızası kapsamında olduğu, atılı suç kapsamında mağdurun zararına olarak sanıklara yarar sağlama halinin söz konusu olmadığı, atılı eylemin mağdurun taşınmazının satışını engelleyen katılanlara karşı gerçekleştirdiği karşı bir eylem olup, suçun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle" beraat kararı verildiği anlaşılmıştır.

Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacılar tarafından senedin düzenlenmesine dayanak olan borç ilişkisinin hiçbir zaman kurulmadığı ileri sürülmüştür. Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/12 E. dosyasında, bono üzerinde kefil olarak imzası bulunan dava dışı sanık ...'ın ifadelerinde, senedin murisin taşınmazı üzerinde okul yaptırmak için düzenlendiğini, murisin ...'ı tanımadığı, banka müdürünün odasında tanıştığını beyan ettiği, davalı sanık ...'ın ise ifadelerinde murisin sağlık harcamalarının karşılandığını, 700.000 TL harcama yapıldığını, senedin bu nedenle düzenlendiğini ancak sağlık harcamalarına ilişkin belgesinin bulunmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Ceza mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde, murisin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanma durumunun söz konusu olmadığı ancak murisin taşınmazının satışının angellenmesi, yasal mirasçılarının mirastan yararlanmalarını önlemeye yönelik muvazaalı olarak düzenlendiği, senet düzenlenmesinin amacının mağdur zararına olarak sanıklara yarar sağlama amacı taşımadığının tespit edildiği görülmüştür. Ceza yargılamasında senette kefil olarak imzası bulunan ve murisin bakımını eşi ile birlikte üstlenen sanık ...'ın farklı, diğer davalı sanığın ifadelerinin birbiri ile örtüşmediği, lehtar davalının , murisin tedavi olması için kendisine 700.000 TL. borç verdiğini ve karşılığında 550.000,00 TL. bedelli senet aldığını iddia etmiş ise de, dosyada bulunan rapordan murisin senetlerin düzenlendiği tarih itibarı ile senet bedelleri göz önünde bulundurulduğunda bu derece yüksek meblağlı tedavisini gerektirecek bir hastalığı saptanmadığı, kaldı ki iddia edilen borç miktarından daha eksik miktarda senet alınması savunmasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğu itibar edilemeyeceği, ceza mahkemesi kararı ve tüm dosya kapsamından davacıların murisinin davalıya borcunun bulunmadığı, senedin muvazaalı olarak düzenlendiği ve bedelsiz olduğu anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar dosya kapsamına göre yerindedir.

Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/06/2024 tarih ve 2024/39 E., 2024/449 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 45.152,91‬ TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 11.290,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 33.862,91 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3- Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1309, K. 2026/1417, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1309-e-2026-1417-k-c342a2ca6351