Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/978 E. 2026/1145 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/978
- Karar No
- 2026/1145
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/978
KARAR NO: 2026/1145
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 29. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22.05.2026
NUMARASI: 2026/1194 Esas (Derdest)
DAVANIN KONUSU: Sözleşmenin İptali
KARAR TARİHİ : 17.09.2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sırasında verilen ara kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 24.05.2025 tarihinde kurulduğunu ve .../İstanbul'da bulunan ... isimli restoranın işletmesini üstlendiğini, restoranın fanus görünümlü bölümlerden oluşması nedeniyle yapılacak fanusların kurulumu için çeşitli firmalardan teklifler alındığını, yapılan görüşmeler neticesinde davalı şirket ile anlaşmaya varıldığını, taraflar arasında 11.09.2025 tarihinde imzalanan sözleşme uyarınca davalı şirketin 15 adet 4 metre çap kapılı bronz fanus ile 2 adet 6 metre çap kapılı bronz fanusu imal ederek müvekkiline ait işyerinde kurmayı ve montajını gerçekleştirmeyi üstlendiğini, kurulumların 29.10.2025 ve 02.11.2025 tarihlerinde yapılmasının kararlaştırıldığını, sözleşmede davalı şirketin kaşesi ile ilgilinin ıslak imzasının bulunduğunu, sözleşme kapsamında işin başlaması amacıyla müvekkili tarafından davalı şirkete 30.05.2026 tarihli, 500.000,00 TL bedelli ve ... numaralı çekin teslim edildiğini, davalı tarafın sözleşmede öngörülen tarihlerde fanusların kurulumunu gerçekleştirmediğini, müvekkili şirket tarafından defalarca davalıya ulaşılmaya çalışılmasına rağmen sonuç alınamadığını, davalı şirket yetkilisiyle yapılan görüşmelerde çeşitli bahaneler ileri sürülerek işin sürekli ertelendiğini, davalı tarafça üstlenilen işin yerine getirilmemesi üzerine müvekkili tarafından 05.03.2026 tarihli ihtarname gönderilerek sözleşmeden dönüldüğünün bildirildiğini ve 30.05.2026 tarihli 500.000,00 TL bedelli çekin ihtarnamenin tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde iadesinin talep edildiğini, ancak ihtarnameye herhangi bir cevap verilmediği gibi çekin de iade edilmediğini, çekin davalı tarafından bankaya ibraz edilerek tahsil edilmesi ihtimalinin bulunduğunu, bu nedenle çek hakkında ödemeden men şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin zorunlu olduğunu, ayrıca davalı şirket hakkında dolandırıcılık suçunu oluşturduğu ileri sürülen eylemler nedeniyle İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2026/67107 soruşturma sayılı dosyası üzerinden soruşturma yürütüldüğünü, davalı şirket hakkında internet sitelerinde benzer şekilde işlerin tamamlanmadığı, ödemelerin alındığı hâlde yükümlülüklerin yerine getirilmediği ve bedellerin iade edilmediğine ilişkin şikâyetlerin bulunduğunu, müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişkinin yalnızca dava konusu sözleşmeden ibaret olmadığını, taraflar arasında 11.09.2025 tarihinde başka bir sözleşmenin daha bulunduğunu ve bu sözleşme kapsamında müvekkili tarafından davalıya 400.000,00 TL ödeme yapıldığını ancak davalı tarafça üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirilmediğini, sözleşmenin iptaline ilişkin olarak davalıya başvurulmasına rağmen sonuç alınamadığını, ayrıca 30.03.2026 vade tarihli çek hakkında haksız işlem yapıldığını ve müvekkilinin zarara uğradığını, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde tarafların karşılıklı edimlerini ifa etmekle yükümlü olduklarını, taraflardan birinin edimini süresi içerisinde yerine getirmemesi hâlinde diğer tarafın Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen seçimlik haklarını kullanabileceğini, somut olayda davalı tarafın sözleşmeden doğan edimini yerine getirmemesi nedeniyle müvekkili yönünden sözleşmeden dönme koşullarının oluştuğunu, bu kapsamda TBK'nın 123 ve 125. maddeleri uyarınca sözleşmeden dönme ve daha önce ifa edilen edimlerin iadesini talep etme hakkının bulunduğunu, müvekkili tarafından gönderilen ihtarname ile sözleşmeden dönme iradesinin ortaya konulduğunu ve sözleşme kapsamında verilen çekin iadesinin gerektiğini, davalının çek bedelini tahsil etmesi hâlinde müvekkilinin telafisi güç ve imkânsız zararlara uğrayacağını, ayrıca davanın bir miktar paranın ödenmesi veya tazminat talebine değil sözleşmeden dönme ve sözleşme karşılığı verilen bedelin veya çekin iadesine ilişkin olduğunu, bu nedenle dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının zorunlu olmadığını belirterek, taraflar arasındaki sözleşmeden dönme talebinin kabulüne, müvekkili tarafından davalıya verilen 30.05.2026 tarihli, 500.000,00 TL bedelli, ... numaralı çekin işlemsiz olarak iadesine, çekin iadesinin mümkün olmaması hâlinde çek bedelinin temerrüt tarihinden itibaren en yüksek ticari avans faiziyle birlikte tahsiline, yargılama sırasında çekin bankaya ibraz ve tahsil edilmesinin önlenmesi amacıyla çek hakkında ödemeden men şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine ve ... müzekkere yazılmasına, davalının malvarlığını kaçırma ihtimali bulunduğundan dava konusu tutar üzerinden teminatsız veya mahkemece uygun görülecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece 22/05/2026 tarihli iki ayrı ara kararla, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu hususlar uyuşmazlık konusu olmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine ve çek için ödeme yasağı konulması hakkında somut olayda yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı, yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle davacı vekilinin bankaya ödeme yasağı hakkında müzekkere yazılması talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme dosyasında taraflar arasında imzalanan 11.09.2025 tarihli sözleşmenin davalı tarafça yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmeden dönme talebinde bulunulduğunu, sözleşme gereği müvekkili tarafından davalıya işin tamamlanması amacıyla 30.05.2026 tarihli, 500.000,00 TL bedelli ve ... numaralı çekin teslim edildiğini, davalı tarafın sözleşme kapsamında 15 adet 4 metre çap kapılı bronz fanus ile 2 adet 6 metre çap kapılı bronz fanusun 29.10.2025 ve 02.11.2025 tarihlerinde kurulması yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmediğini, müvekkili tarafından defalarca davalıya ulaşılmaya çalışılmasına rağmen sonuç alınamadığını, davalı tarafın sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmeksizin kendisine verilen çek hakkında işlem yaptığını ve müvekkilinin maddi zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, 05.03.2026 tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshi ve söz konusu çekin iadesinin talep edildiğini ancak ihtarnameye cevap verilmediği gibi çekin de iade edilmediğini, ayrıca taraflar arasındaki başka bir sözleşme kapsamında da müvekkili tarafından davalıya 400.000,00 TL ödeme yapılmasına rağmen davalı tarafça üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirilmediğini ve bu hususun davalının malvarlığını azaltma veya kaçırma ihtimalini güçlendirdiğini, somut olayda müvekkili yönünden sözleşmeden dönme yönünden gerekli şartların oluştuğunu ve bu nedenle çek hakkında ödeme yasağı şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiğini fakat yerel mahkemece kurulan 22.05.2026 tarihli bir diğer ara kararla bu talebin haksız şekilde reddedildiğini, bunun üzerine davalı tarafın, taraflar arasındaki sözleşme gereğince üstlendiği hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmeksizin kendisine "iş yapması karşılığında" ödenen çek hakkında işlem gerçekleştirerek haksız menfaat elde ettiğini, müvekkili şirket tarafından sözleşmeden dönme hakkı kullanılmış olup, davalıya yapılan ödemenin yersiz kaldığının açık olduğunu, bu nedenle davalının ileride haksız çıkması halinde müvekkilinin alacağını koruma altına almak adına ve davalının malvarlığını kaçırma ihtimaline binaen, sözleşme kaşılığı verilen çek bedeli tutarınca davalı taraf malları üzerine ihtiyati tedbir konulması talebinde bulunulduğunu, yerel mahkemenin 22.05.2026 tarihli ara kararıyla, tedbir talep edilen malvarlığı değerlerinin doğrudan dava konusu olmadığı ve bu nedenle uyuşmazlık konusu olmayan malvarlığı değerleri hakkında tedbir kararı verilemeyeceği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebini reddettiğini, ancak söz konusu gerekçenin hatalı olduğunu, zira dava sonucunda sözleşmeden dönme talebinin kabul edilmesi hâlinde davalı tarafından sözleşme karşılığı alınan çek bedelinin müvekkiline iade edilmesi gerekeceğini, davalının süreç içerisinde malvarlığını eksiltme ihtimalinin bulunduğunu ve bu nedenle müvekkilinin alacağının güvence altına alınması gerektiğini, çek bedelinin tahsil edilmesi hâlinde müvekkilinin geri dönüşü mümkün olmayan maddi ve manevi zarara uğrayacağını, HMK'nın 389. maddesi kapsamında mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya tamamen imkânsız hâle gelmesi yahut gecikme sebebiyle bir sakıncanın ya da ciddi bir zararın doğacağının endişe edilmesi hâllerinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini, somut olayda çekin tahsil edilmesi hâlinde müvekkilinin alacağının elde edilmesinin güçleşeceği ve telafisi güç zararların doğacağı açık olmasına rağmen yerel mahkemece bu hususların yeterince değerlendirilmediğini, her ne kadar tedbir talebinin doğrudan dava konusu malvarlığı değerine ilişkin olmadığı kabul edilse dahi dava sonucunda çek bedelinin iadesine karar verilmesi gerekeceğinden ve davalının malvarlığını azaltma ihtimali bulunduğundan tedbir talebinin kabulü gerektiğini, ayrıca yargılamanın nihayetine kadar bilirkişi raporunun alınması veya delillerin ikmali beklenmesi hâlinde kararın icrası aşamasında imkânsızlık yaşanabileceğini, bu nedenle yerel mahkemenin eksik inceleme ile verdiği tedbir talebinin reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiğini belirterek, yerel mahkemenin 22.05.2026 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararının kaldırılmasına, davalı tarafın malvarlığı üzerine sözleşme konusu çek bedeli tutarında ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki 11.09.2025 tarihli sözleşmenin davalı tarafından gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle sözleşmeden dönme ve buna bağlı olarak sözleşme kapsamında verilen çek bedelinin iadesine ilişkin olup, istinaf incelemesinin konusu ise davalının malvarlığı üzerine çek bedeli tutarında ihtiyati tedbir konulması talebinin reddine ilişkin ara karardır. Davacı tarafın çek hakkında ödeme yasağı konulması talebinin reddine yönelik karara karşı ayrıca bir istinaf başvurusu bulunmamaktadır.
6100 sayılı HMK'nın 389/1. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından veya tamamen imkânsız hâle geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâlinde uyuşmazlık konusu hakkında verilebilir. HMK'nın 390/3. maddesinde ise tedbir talep eden tarafın, tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmesi ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Somut olayda davacı tarafından açılan dava, taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali nedeniyle sözleşmeden dönme ve buna bağlı alacakların tahsiline ilişkin olup, davalının malvarlığının kendisi dava konusu değildir. Davacı, alacağının güvence altına alınması amacıyla davalıya ait malvarlığı değerleri üzerine ihtiyati tedbir konulmasını istemektedir. Oysa HMK'nın 389. maddesi gereğince ihtiyati tedbir ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebilecek olup, para alacağının tahsilinin güvence altına alınması amacıyla uyuşmazlık konusu olmayan davalı malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulması mümkün değildir. Nitekim alacak talepli davalarda davalının malvarlığının uyuşmazlık konusu olmadığı ve bu tür bir talebin HMK 389 kapsamında ihtiyati tedbire konu edilemeyeceği Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da kabul edilmektedir.
Davacı vekilince çek bedelinin tahsil edilmesi hâlinde alacağın elde edilmesinin güçleşeceği ve davalının malvarlığını kaçırabileceği ileri sürülmüş ise de, bu iddialar davalının malvarlığını uyuşmazlık konusu hâle getirmemektedir. Zira alacağın tahsilinin güvence altına alınmasına yönelik geçici hukuki koruma, şartlarının bulunması hâlinde ihtiyati haciz yoluyla sağlanabilecek olup, ihtiyati tedbir kurumu alacaklının alacağını güvence altına almak amacıyla davalının uyuşmazlık konusu olmayan malvarlığının tamamına veya belirli bir kısmına yöneltilemez. Yargıtay uygulamasında da bir alacağın güvence altına alınması için öngörülen geçici hukuki korumanın ihtiyati haciz olduğu, HMK'nın 389. maddesi kapsamında uyuşmazlık konusu olmayan malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulamayacağı kabul edilmektedir.
Bu itibarla, ilk derece mahkemesince davalının malvarlığına yönelik ihtiyati tedbir talebinin, tedbir istenen malvarlığının uyuşmazlık konusu olmaması nedeniyle reddedilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı vekilinin bu yöne ilişkin olan istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararının usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın kaldırılmasını gerektirmediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İSTANBUL .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin ....05.2026 tarih ve 2026/... Esas sayılı ara kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre,davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince REDDİNE,
2-İstinaf harçları peşin alındığından ayrıca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-f bendi gereğince KESİN olmak üzere 17/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.