Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/124 E. 2026/1013 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/124
- Karar No
- 2026/1013
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/124 KARAR NO : 2026/1013
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/10/2023 NUMARASI : 2023/191 Esas - 2023/570 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Alım Satım) KARAR TARİHİ : 12/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 12/06/2026
Taraflar arasındaki davadan dolayı Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/10/2023 tarih 2023/191 Esas 2023/570 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili, müvekkili aleyhine davalı tarafından Manisa 3 İcra Müdürlüğü'nün 2023/2130 E.sayılı dosyasI üzerinden yasal takip başlatıldığını, yapılmış olan yasal takip açıkça mevzuata aykırı olduğu gibi davalı tarafından başlatılmış olan yasal takibe konu alacağın hukuki dayanağı bulunmadığını, müvekkilin böyle bir borcu bulunmadığını, müvekkili aleyhine açılan yasal takip,hiçbir yasal dayanak belirtilmeden açılmış olup takip talebinde borcun sebebi olarak "28/02/2023 günlü 2967... Seri No lu çeki 100.000,00 TL yazıldığını, müvekkil ile davalı taraf arasında ticari ilişki yaşanmadığını, haksız kazanç elde edilmeye çalışılarak yasal takip başlatıldığını, davalı taraf herhangi bir sözleşme ve mal alımı satımı yapıldığına dair yazılı belge dosyaya sunamayacağını, çünkü müvekkil böyle bir alışveriş yapmamış olup ticari işlerinde her şeyi nizamına uygun olarak yapmış ve yapmakta olduğunu, davalı taraf,senede dayanarak alacaklı olduğunu iddia ediyorsa bunu somut ve inandırıcı ıslak imzalı yazılı delillerle ispat etmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle ileride telafisi imkansız zararların doğmaması ve hak kaybı yaşanmaması için öncelikle ve ivedilikle teminatsız Manisa 3 İcra Müdürlüğü'nün 2023/2130 esasa kayıtlı yasal takibin durdurulmasına karar verilmesini talep ettiklerini, haklı davanın kabulüne ve Manisa 3 İcra Müdürlüğü'nün 2023/2130 E.sayılı yasal takip dosyasının durdurulmasına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere Davalı tarafın Kötü Niyet/İcra İnkar Tazminatı'na mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflarınca Manisa 3. İcra Müdürlüğü 2023/2130 Esas sayılı dosyasında Kambiyo Senetlerine Özgü takip yolu ile 15/03/2023 tarihinde takip başlatılmıştır. Borçlu tarafından bu takip yoluna ödeme emrinin tebliğinden 5 gün içinde İcra Mahkemeleri'ne imzaya veya borca itiraz edilmemiş ve takip kesinleştiğini, işbu icra takibi, takibe dayanak gösterilen Karşılıksız Çek sonrasında keşideci ve davacı olan cirantaya karşı başlatıldığını, borçlunun itirazda bulunmayıp borcun tespitini talep etmesi, borcun ödenmesini ertelemeye yönelik, haksız ve kötü niyetli bir talep olduğunu, karşı taraf dava dilekçesinde davacı ile müvekkil şirket arasında ticari bir ilişkinin bulunmadığını iddia etmiştir. Alacaklı müvekkil ile davacı borçlu ... arasındaki ticari ilişkinin ispatı açısından 2022 yılına ait kayıtlı bulunan karşılılıklı ticari defterlerinin (E-Defter) ve E-ARŞİV Faturalarının ilgili makamlardan celbi ile bilirkişi marifetiyle incelenmesi ve ticari ilişkinin var olup olmadığının bu inceleme sonrasında karar verilmesini talep ettiklerini, ayrıca, alacağın senede dayanması halinde istisnalar dışında, senede karşı senetle ispat kuralı geçerli olup bu tür davalarda tanık dinlenilmesi mümkün olmadığını, tanık delilini kabul etmediklerini, bu nedenlerle taleplerinin kabulü ile davacı ile müvekkil arasında mevcut ve geçerli bir ticari ilişkinin varlığının, karşılıklı ticari defterler ve faturaların bilirkişi incelemesi marifetiyle tespitine, müvekkilin alacağını sürüncemede bırakmak amacıyla açılan işbu davanın reddine, tüm alacak miktarın üzerinden %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının çeke dayalı olarak başlatılan Manisa 3. İcra Dairesinden 2023/2130 Esas sayılı dosyasına yönelik menfi tespit isteminde bulunduğu, menfi tespit davasında ispat yükünün kural olarak davalı alacaklıya düştüğü, ancak alacak kambiyo senedine dayanıyorsa kambiyo senetleri sebepten mücerret olduğundan ispat yükünün davacı borçluda olduğu, çekin de kambiyo senedi vasfında olduğu, somut olayda davaya konu çekte lehtarın davacı ... olduğu ve davalı tarafından çekin ciro edildiği, daha sonra çekin davalı şirkete geçtiği, ciro zincirinde herhangi bir kopukluğun söz konusu olmadığı, davacının beyaz ciro ile çeki devrettiği, ciroya ilişkin imzanın inkar edilmediği, çekteki davacı cirosunun usule uygun olduğu, uyuşmazlık konusu çekin davalıya avans olarak verildiği ve ticari ilişkinin gerçekleşmediği şeklindeki bedelsizlik iddiasının, davacı borçlu tarafından HMK’nun 200 ve 201’inci maddelerine göre yazılı delillerle ispatlanması gerektiği, davacı borçlunun yazılı delille çeke yönelik bedelsizlik iddiasını ispat edemediği, davacının uyuşmazlık konusu çek nedeniyle sorumluluğu bulunduğu, davacının yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmakla, davanın reddine, koşulları oluşmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davanın çeke dayalı olarak başlatılan icra takibine yönelik menfi tespit istemine ilişkin olduğunu, uyuşmazlık konusu çekin davalı tarafa avans olarak verildiği ve ticari ilişkinin gerçekleşmediği şeklindeki bedelsizlik iddialarının yeterince araştırılmadığını, müvekkili borçlunun yazılı delille çeke yönelik bedelsizlik iddiasını ispat edemediği şeklindeki tespitin doğru bir tespit olmadığını, yapılmış olan yasal takibin açıkça mevzuata aykırı olduğu gibi davalı tarafından başlatılmış olan yasal takibe konu alacağın hukuki dayanağının da bulunmadığını, müvekkilinin böyle bir borcu bulunmadığını, davacı aleyhine açılan yasal takibin, hiçbir yasal dayanak belirtilmeden açılmış olup takip talebinde borcun sebebi olarak "28/02/2023 günlü 2967... Seri No lu çeki 100.000,00 TL"yazıldığını, davacı ile davalı taraf arasında ticari ilişki yaşanmadığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :Dava, takip talebine konu çekten kaynaklı menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Somut olayda, davalı tarafından davacı ve dava dışı keşideci aleyhine Manisa 3. İcra Müdürlüğünün 2023/2130 esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takip konusu alacağın hukuki dayanağının olmadığı, davacının böyle bir borcunun bulunmadığı, davacı ile dava arasında ticari ilişkinin olmadığı ileri sürülerek açılan iş bu davaya yönelik davalı yanca davacı ile davalı arasındaki ticari münasebet açısından karşılıklı defter ve kayıtların incelenmesi gerektiği, senede karşı senetle ispat kuralının geçerli olduğu belirtilerek davanın reddinin talep edildiği iş bu uyuşmazlık yönünden mahkemece dava dayanağı kambiyonun illetten mücerret olduğundan ispat yükünün davacıda olduğu, ciro zincirinde kopukluk olmadığı, imza inkarında da bulunulmadığı, ileri sürülen bedelsizlik iddiasının davacı yanca HMK'nın 200 ve 201'ince maddeleri kapsamında ispat edilemediği belirtilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Manisa 3. İcra Müdürlüğünün 2023/2130 esas sayılı dosyasının şekli incelenmesinde; ... Bankası ... Şubesine ait 2967.... seri nolu, 28/02/2023 keşide tarihli, 100.000,00 TL bedelli çekin keşideci ..... Şti tarafından lehtar sıfatıyla ...'a verildiği, adı geçen lehtar tarafından cirolanmakla önce ... ...... Şti'ye verildiği, sonra ciro silsilesine tabi tutulmakla yasal süresi içinde ibraz ile karşılıksızlık işlemine tabi tutulduğu anlaşılmıştır. İleri sürülen iddia ve savunmaların incelemesine geçmeden evvel öncelikli olarak ispat kuralları üzerinde durulmasında fayda görülmüştür. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595). Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 6100 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 190 ıncı maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Bu hüküm, 4721 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 6 ncı maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir. İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; 6100 sayılı Kanun'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir. Yukarıda bahsedilen ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-3146 Esas, 2021/1051 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-979 Esas, 2021/1589 Karar; 28.12.2022 tarihli ve 2021/3-978 Esas, 2022/1944 Karar; 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 Esas, 2023/134 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları) Bununla birlikte alacak ilişkisi kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa senede karşı senetle ispat kuralı gereği borçlu tarafından, aynı mahiyette bir belgeyle borçlu olunmadığının ispatlanması gerekmektedir. Dava konusu uyuşmazlık bakımından davacı takip konusu alacağın hukuki dayanağının olmadığı belirtilmiş ise de takip konusu çekin varlığı konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte davacının böyle bir borcunun olmadığı, davalı ile ticari münasebet olmadığı belirtilerek deliller arasında bilirkişi deliline dayanıldığı, davalı yanca ise senede karşı senetle ispat kuralına değinilmekle birlikte davacı ile davalı arasındaki mevcut ve geçerli bir ticari ilişkinin ispatı açısından karşılıklı ticari defterlerin bilirkişi marifetiyle incelenmesi talep edilmekle deliller arasında bilirkişi deliline de dayanıldığı görülmekle takip konusu çek yönünden illetten mücerretlik ilkesine aykırı olacak mahiyette bir savunmada bulunulmadığı gözetildiğinde mahkemenin ispatın davacı yanda olduğu yönündeki görüşü yerinde görülmüştür. 6100 sayılı HMK'da öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Mahkemece 20/06/2023 tarihli duruşmada ticari münasebetin olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesine esas olmak üzere defter ve kayıtların ibrazı için taraflara ve eksik gider avansının ikmali için ise davacı yana süre verildiği, verilen bu süre içinde defter ve kayıtların ibrazına dair ara karara yönelik davalı vekilince adres bildiriminde bulunulduğu, davacı vekili tarafından ise süresinden sonra olmakla birlikte celse talikine sebebiyet vermeyecek biçimde 16/10/2023 tarihli dilekçe ekinde davacı yana ait işletme defter dökümleri onaylı örneklerine dair vergi dairesinden alınan yazı cevabının sunulduğu ve ancak gider avansının yatırılmadığı, ancak aynı tarihli bir başka dilekçe ile avans ikmali için ise yeniden süre verilmesi istenilmiş ise de mahkemece talebe ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın yukarıda belirtilen şekilde esas yönden karar verildiği anlaşılmıştır. Delil avansının tamamlanmasına ilişkin getirilen düzenlenmelerde kanun koyucunun temel amacının, eksik giderin yatırılmasını ve davaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3.maddesi hükmüne göre makul sürede sonuçlandırılmasını sağlamaktır. Somut olay özelinde davacı yana avans ikmali yönünden doğrudan kesin süre verilmediği gibi avansın yatırılmaması halinde uygulanacak yaptırımın az yukarıda da değinildiği üzere ayrıntılı ve açık bir biçimde belirtilmemiş olduğundan mahkemece davacı yana talep üzerine yeniden kesin ve ihtaratlı olacak şekilde süre verilerek oluşacak sonuca göre bir değerlendirme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırıdır. Dolayısıyla, hukuki ilişkinin olup olmadığının bilirkişi marifetiyle incelenmesi konusunda yapılan araştırma eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamayacağından davacı yanın bu yönden ileri sürdüğü istinaf istemi yerinde görülmüştür. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkmesi tarafından takip konusu çek illetten mücerret olmakla birlikte taraflar arası ticari münasebetin olup olmadığı, takip konusu çekin bu münasebet kapsamında kalıp kalmadığı (müşteri çeki olması hali göz önünde bulundurularak) gibi esasen çekten kaynaklı iş bu menfi tespit istemi yönünden ispat yükünün davacıda olduğuna dair yukarıdaki açıklama karşısında davacının çekten kaynaklı borcunun olmadığına dair kaydın davalı kayıtlarında olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesine esas olacak şekilde delil avansının ikmali için davacı yana yeniden (bilirkişi ücretlerindeki yasal artışlar göz önüne alınarak), kesin ve ihtaratlı olacak şekilde süre verilerek, verilen kesin süre içerisinde avansın tamamlanması halinde bildirilen ve sunulan kayıtlar üzerinde SMMM bilirkişisi vasıtasıyla açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak varsa rapora yönelik itirazlar da giderilip oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi, avansın ikmal edilmemesi halinde ise ispat yükü kapsamında bir değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/10/2023 tarih 2023/191 Esas 2023/570 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, 5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.12/06/2026