Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/477 E. 2026/1081 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/477
- Karar No
- 2026/1081
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/477
KARAR NO: 2026/1081
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/02/2018
NUMARASI: 2017/147 Esas - 2018/49 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/05/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının davacıdan muhtelif gemi malzemeleri satın aldığını, aldığı malların bedelini ödemediğini, alacağın tahsili amaçlı olarak davacı tarafından davalı aleyhinde .... İcra Müdürlüğünün / ....Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini, takibin durduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalının haksız itirazının iptali ile davalının % 20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, %20’den az olmamak üzere İcra inkar tazminatı ödemesini, ücret-i vekalet ve yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının pasif husumet noksanlığı dolayısıyla davanın reddinin gerektiğini, davalının yabancı gemi donatanlarının Türkiye’de yapacakları işlemlerde aracılık yaparak Türk ekonomisine büyük katkılar sağladığını, acentelik hizmeti kanalıyla yabancı donatanlara ait gemilerin Türkiye’den hizmet ve mal alimini sağlayarak ülkemize döviz girmesini sağladığını, davacının davasını ispat edecek delilleri taraflarına tebliğ etmediğini, davacının sunacağı delillere karşı beyanda bulunma haklarını saklı tutmakla birlikte davacının icra dosyasına sunduğu muavin defterine dayandığı kabul edilse dahi söz konusu belgelerde davalının adının geçmediğini, borcun davalıya ait olduğuna dair emare bulunmadığını, takip talebinde davalının....... olduğunun kabul edilse dahi davalının yapılan işlerde aracı olduğunun somut göstergesi olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin l989/8244 E. 1991/219 K. Sayılı ve 25.01.1991 tarihli kararında, husumet yöneltilmesinin donatana karşı olabileceği buna karşılık acenteye karşı bir hüküm tesis edilemeyeceğinin belirtildiğini, yerel mahkemenin donatanın temsilcisi olan acente aleyhine hüküm tesis etmesinin doğru bulunmadığını, HMK’nın 121. Maddesine göre dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından biri fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer almasının zorunlu olduğunu, davacının faturaları gerektiğinde sunacağını beyan etmiş olmasının Yargıtay İçtihatlarına aykırı olduğunu, davalıya husumet yöneltilemeyeceğinden pasif husumet yokluğundan davanın reddini, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmaması sebebiyle davanın usulden reddini, davacının davasını ispat eder nitelikte delillerini dosyaya sunmaması ve kanuna aykırı olarak taraflarına tebliğ etmemesi sebebiyle davanın reddini, her halükarda davanın esastan reddini, davacı aleyhine alacak miktarının % 20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, ücret-i vekalet ve yargılama giderlerinin davalıdan tahmiline karar verilmesini talep ettikleri görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davalının dava konusu icra takibi nedeniyle borçlu olup olmadığının tespiti, tarafların aktif ve pasif husumet ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı noktalarında toplandığı, davacı ticari defter ve belgeleri üzerinden yapılan mali incelemeler sonucunda; davacının usul bakımından ticari defter kayıt ve belgelerine mevzuata uygun tuttuğu, ticari defterlerinin lehine delil teşkil edebileceği, davacı tarafından 20.406,65 TL asıl alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, ticari defter kayıtlarında ise davalıdan 31.12.2015 tarihi itibarıyla 94.792,58 TL alacaklı gözüktüğü, dava dosyasına ibraz edilen davalı cari hesap ekstresi ile ticari defter kayıtlarında yer alan davalı hesaplarının örtüşmediği, davacının alacak bakiyesine konu faturaların 2013-2014 yılında tanzim edilen faturalardan kaynaklandığı, davacının 2013 yılından itibaren irsaliyeli fatura kullandığı ve tanzim edilen irsaliyeli faturaların üzerinde teslim alan bilgilerinin (isim-imza) bulunmadığı, 2013-2015 yılı hesapları incelendiğinde, davacının ticari kayıtlarına göre 84.792,58 TL alacaklı olduğu kayden tespit edilmekte ise de; görülen iş ve tedarik edilen mal bakımından kime ne kadar ve ne zaman teslim gerçekleştiğinin açıkça ortaya konulmadığı, taraflar arasında TTK. m.89 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiş carî hesap sözleşmesi ve bu sözleşmeye uygun işletilmiş cari hesap ilişkisi iddiası olmadığı, davacı alacağı takip talebi ve ödeme emrinde 24.10.2013 tarihinden itibaren 20.406,65 TL cari hesap şeklinde açıklandığı, davacı alacağının aslında ticari faturalardan hesabın açık hesap şeklinde işletilmesi ve bakiyenin talep edilmesi olduğuna işaret ettiği, bu durumda davacının alacağının kaynağı bakiyeye sebep olan faturaları tek tek ortaya koymasını gerektirdiği, incelemeye sunulan tüm faturalarda .... Şti. ibaresi ile davalının borçlu gösterildiği, C/O kaydının davalının ticaret unvanının bir parçası olmadığı, bu kaydın, “... of/ihbar olunan“ anlamına geldiği, yani davalının asıl hizmeti alan olmadığı, C/o kaydı olan kişinin ödeme yapması veya iş görmesi, tamamen onun asıl muhatabı temsil ettiği anlamına geldiği, davacının tek taraflı düzenlediği faturalarda hususiyetle...kaydını kullandığına göre bilmektedir ki; davalı kendi tahsil ederse davacıya aktaracak ya da davalı gerçek borçluyu ödemeye yönlendireceği, nitekim davacının talep ettiği alacak miktarı ile takibe koyduğu miktarın farklılaşması da tüm düzenlenen faturaların davalı üzerinden geçmediğini gösterdiği, davacının alacak mesnedi faturalarda hizmeti alan doğrudan davalı değil, davalının acenteliğini doğrudan temsil yetkisi ile aracılık ve sözleşme işlerini üstlendiği çoğunlukla yabacı gemiler ve donatanları olduğu, nitekim faturalarda da gemi adları veya donatanlarına referans verildiği, bu durumda davacının hangi faturadan dolayı ne kadar alacaklı olduğunu tespit ederek; davalıya ancak izafeten dava yöneltmesinin mümkün olduğu olayda davacının davasının reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı taraf, davacıdan muhtelif gemi malzemeleri satın aldığını ancak mezkur malların bedelini ödemediğini, taraflarınca ileri sürülen iddiaların ve alacaklarının varlığı ile bu doğrultudaki haklılıklarının ticari defter ve kayıtlar ile ispat edildiğini, davacıdan satın alınan ve tedarik edilen muhtelif malzemelere ilişkin kesilen faturalar incelendiğinde anılan malların davalıya fatura edildiğini ve uyuşmazlık tarihine dek fatura bedellerinin bizzat davalıya ait banka hesabı kanalıyla ödendiğini, davalı şirketin Türkiye'deki işlemlerini acente sıfatıyla yapmış olduğunu ve pasif husumet noksanlığı iddialarının yersiz olduğunu, davalının bizzat adına keşide edilen faturalardan borçlu olmadığının hususunun kabul edilemez olduğunu, davalı taraf ticari kayıt ve defterlerini TMK Md. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olarak aralarındaki ticari ilişkinin tespitine mani olmak amacıyla incelemeye ibraz etmediğini ve bu durum dahi haklılıklarını ortaya koyduğunu, davalının icra takibindeki borca itirazının haksız ve kötüniyetli olduğunu, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; taraflar arasında satım sözleşmesi ilişkisi bulunup bulunmadığı, davalının takip konusu borçtan sorumlu olup olmadığı noktasındadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, " 20.406,65 TL cari hesap Tarih 24.10.2013" sebebine dayalı olarak toplam 23.065,52 TL alacağın tahsili istemiyle 27.11.2014 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.
Satım sözleşmesinin geçerliliği bir şekil şartına tabi olmayıp sözleşme kapsamından tarafların satım sözleşmesinin esaslı unsurları hususunda anlaştığının kanıtlanması halinde sözleşme ilişkisinin kurulduğu kabul edilebilir.
Her ne kadar, Mahkemece, incelemeye sunulan tüm faturalarda .... Şti. ibaresi ile davalının borçlu gösterildiği, ....kaydının davalının ticaret unvanının bir parçası olmadığı, bu kaydın, “...... of/ihbar olunan“ anlamına geldiği, yani davalının asıl hizmeti alan olmadığı, .... kaydı olan kişinin ödeme yapması veya iş görmesi, tamamen onun asıl muhatabı temsil ettiği anlamına geldiği, davacının tek taraflı düzenlediği faturalarda hususiyetle...kaydını kullandığına göre bilmektedir ki; davalı kendi tahsil ederse davacıya aktaracak ya da davalı gerçek borçluyu ödemeye yönlendireceği, faturalarda hizmeti alanın doğrudan davalı değil, davalının acenteliğıni-doğrudan temsil yetkisi ile aracılık ve sözleşme işlerini üstlendiği çoğunlukla yabacı gemiler ve donatanları olduğu, nitekim faturalarda da gemi adları veya donatanlarına referans verildiği, bu durumda davalıya ancak izafeten dava yöneltmesinin mümkün olduğundan davanın reddine karar verilmişse de,....(...) .... Şti. ibaresinin, .... Şti. adına ve hesabına hareket ettiği, .... Şti'yi temsilen anlamına geldiği, davalının kendi adına hareket ettiği, davacının defter ve kayıtlarında ve hesap özetinde davalı tarafından yapılan ödemelerin de bulunduğu, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu görülerek, Mahkemece hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz görülmüştür. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 24.10.2024 tarihli, 2023/5211 E., 2014/7581 K. Sayılı ilamı)
Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir. Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222/5. maddesi uyarınca taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticarî defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Bu hüküm, taraflardan birinin ileri sürdüğü hususun ispatında münhasıran karşı tarafın defterlerine delil olarak dayandığı hâllerde uygulanacaktır. Ayrıca ticarî defterlerin ibraz edilmemesi durumunda ibrazı isteyen tarafın iddiasını ispatladığı kabul edilecek olup bu hususta hâkime takdir yetkisi tanınmamıştır.
Öte yandan taraflardan birinin diğer deliller yanında karşı tarafın ticarî defterlerine dayanmasıyla karşı taraftan ticarî defterlerin ibrazının istenilmesi, ancak ticarî defterlerin ibrazından kaçınılması durumunda, HMK’nın belgelerin ibraz mecburiyetini içeren 219 ve devamındaki hükümler uygulama alanı bulacaktır. Bu çerçevede HMK’nın 220/3. maddesinde düzenlenen belgenin ibraz yükümlülüğüne aykırı davranışın sonucunda, HMK’nın 222/5. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak hâkime takdir hakkı tanınmış olup hâkim, ibraz edilmeyen belgenin/ticarî defterin içeriği hakkında, somut durumun niteliğine uygun düştüğü ölçüde yapacağı değerlendirme sonrasında ibrazı isteyen diğer tarafın beyanının kabul edilip edilemeyeceğine karar verecektir (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, s. 1834).(Yargıtay HGK'nın 27.01.2022 tarihi ve 2019/11-172 E. - 2022/69 K. sayılı kararı )
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafça bedeli ödenmediği iddia olunan dava konusu cari-açık hesaba ilişkin faturalar ile satılan emtianın davalı tarafa teslim edildiği ileri sürülerek anılan hususların ispatı için diğer deliller yanında her iki tarafın ticarî defterlerine dayanıldığı, yargılama sırasında ticarî defterlerin ibrazı için mahkemece verilen süreler sonrasında ise davalı tarafça, herhangi bir mazeret ileri sürülmeksizin ticarî defterlerin dosyaya ibraz edilmediği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafça ileri sürülen iddiaların ispatı için davalının ticarî defterleri yanında diğer delillere de dayanılmış olup davalının ticarî defterlerinin ibrazı ve bundan kaçınmanın sonuçlarına ilişkin olarak uygulama alanı bulacak olan düzenlemeler HMK’nın 219 ve 220. Maddeleridir. Davacının ileri sürdüğü iddiaların ispatı için delil olarak münhasıran davalının ticarî defterlerine dayanmamış olması, belgelerin/ticarî defterlerin mazeretsiz olarak ibraz edilememelerinin sonuçlarını düzenleyen HMK’nın 220. maddesinin uygulanması na engel teşkil etmez. Zira ileri sürülen hususların ispatında münhasıran davalı defterlerine dayanılmamış olması durumunda uygulanmayacak hüküm TTK’nın 83/2. maddesi olup somut olay bakımından HMK’nın 220. maddesi geçerliliğini korur(Yargıtay HGK'nın 17.02.2022 tarihi ve 2019/11-328 E. - 2022/154 K. sayılı kararı).
Davalı vekiline, ticarî defterlerin ibraz edilmemesi hâlinde HMK’nın 220/3. maddesi gereğince ortaya çıkacak sonuçların ihtar edilmiş olması ve davalı tarafça ibraz etmeme nedenine ilişkin herhangi bir mazeretin sunulmamış olması karşısında mahkemece, HMK’nın 220/3. maddesi ve ticarî defterlerin ibrazına ilişkin hükümler çerçevesinde yapılacak değerlendirme sonrasında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Davalı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılması gerekir. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2017 tarih, 2016/3858 Esas ve 2017/2944 Karar sayılı İlamı - Yargıtay 11. HD'nin 07/02/2017 tarih ve 2015/12365 Esas - 2017/648 karar sayılı ilamı - Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28/01/2016 Tarih, 2015/5491 Esas ve 2016/506 Karar sayılı ilamı).Yargılama sırasında davacının ticarî defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; davacının ticarî defterlerine göre,davacının takip tarihi olan 27.11.2014 tarihinde davalıdan 89.013,19 TL, hesap özetinde görülen, defterlere işlenmeyen 20.00,00 TL mahsup edildikten sonra 69.013,19 TL alacaklı olduğu görülerek Mahkemece takip talebindeki taleple bağlı kalınarak davanın 20.406,65 TL asıl alacak yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.
Ayrıca, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu fatura alacağı likit (belirlenebilir) olup, hükme esas alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek esas hakkında yeniden karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
1-Davanın KABULÜNE,
2-Davalı takip borçlusunun, .... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı takip dosyasında yapılan icra takibine vaki itirazının 20.406,65 TL asıl alacak yönünden İPTALİNE, kabulüne karar verilen asıl alacağa takip tarihinden itibare işleyecek avans faizi uygulanması suretiyle devamına,
3-Kabulüne karar verilen alacağın %20'si olan 408,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Başlangıçta peşin olarak alınan 27,70 TL harcın alınması gerekli olan 1.394,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.366,30 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 27,70 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafın yargılama sırasında yapmış olduğu posta ve tebligat gideri 84,00 TL, bilirkişi ücreti 1.500,00 TL olmak üzere toplam 1.584,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına,
8-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 20.407,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine,
10-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;
a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 492,00 TL, posta ve tebligat gideri 91,00 TL olmak üzere toplam 583,00 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.21/05/2026