Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/465 E. 2026/1395 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/465
Karar No
2026/1395
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/465 KARAR NO : 2026/1395

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/11/2022 NUMARASI : 2018/550 Esas 2022/1023 Karar DAVA : ALACAK BAM KARAR TARİHİ : 09/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :11/06/2026

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin çelik üreticisi şirketi olduğunu, müvekkiline ait 204.311 kg ağırlığındaki ve 432.152,60 Euro değerindeki paslanmaz çelik saç emtiasının Kocaeli'nden İtalya'ya taşınması için davalı ... A.Ş ile anlaşma yaptıklarını, davalı tarafından 02.09.2016 tarihli .IST0000196714 nolu taşıma senedi düzenlendiğini, hukuken teslim almaya yetkili gönderilen ... isimli firmaya malların teslim edilmediğini, bunun yerine ihbar adresi (Notify adress) olarak yer alan ... firmasına malların teslim edildiğini, hatta bu malların bu firmaya teslim edilip edilmediğinin belli olmadığını, malların teslim edildiği şirketin mal siparişi vermediğini ve malları almadığını iddia ettiğini, TTK'nın 1230. maddesi gereğince davalı taşıyanın emtiaları meşru hamile, yani gönderilene teslim etmesi gerekirken ihbar edilen firmaya teslim ettiğini, ancak ihbar edilen firmanın imzaların kendisine ait olmadığını iddia ettiğini, davalının teslim belgelerini ibraz etmekten kaçındığını, davalının ağır kusurunun bulunduğunu, TTK'nın 1243. maddesine atfıyla TTK'nın 1230. maddesine aykırı olarak teslimat yapıldığını, teslim belgelerinde malları teslim alan kişinin kimlik belgelerinin bulunmadığını, gerçekte kime teslim edildiğinin belli olmadığını, TTK'nın 1178. maddesine göre davalı taşıyanın kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediğini, müvekkilinin dolandırılarak zarara uğratılmasına sebebiyet verdiğini, davalıya ihtarname gönderildiğini, 03.11.2016 tarihinde ihtar tebliğ almasına rağmen herhangi bir cevap vermediği iddia edilerek 432.152,60 Euro’nun davalıya tebliğ tarihi olan 03.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki faiz oranının uygulanarak tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacının, davacı şirkete ait paslanmaz çelik/sac çelik emtiasını Kocaeli'den Salerno/İtalya'ya taşınması konusunda anlaştıklarını, davacı taraf konşimento düzenlenmesini talep etmediğinden Sea Waybill düzenlendiğini, bu Sea Waybill taahhütnamesi ile davacının 6. maddesindeki uyuşmazlıklara ilişkin olarak İngiltere Yüksek Mahkemesinin yetkili olduğunu kabul ettiğini, bu nedenle Londra'daki İngiliz Yüksek Mahkemesinin somut olayda yetkili mahkeme olduğundan, MÖHUK m. 47 gereğince yer itibariyle yetkili mahkemenin tarafların seçtikleri mahkeme olabileceğini, bu nedenle yetki yönünden davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, dava konusu 432.152,60 Euro değerindeki paslanmaz çelik emtiasının ....'ya satıldığını, ...'nın İtalya'da lojistik faaliyeti bulunan bir firma olduğunu, malların ithalat gümrük gibi işlemlerin bu firma tarafından yapıldığını, satış bedelini ödenmesi gerekenin... olduğunu, davacının mal bedelini alıcıdan tahsil edememiş olmasının sorumluluğunun müvekkilinde bulunmadığını, eğer davacıya mal bedeli ödenmiş ise, davacının aktif dava ehliyetinin de bulunmayacağından davanın reddinin gerekeceğini, malları teslim alma hakkının .....'da olduğunu, davacının malların satış bedelini tahsil edememesinin müvekkili şirketi bağlamadığını, davanın esası yönünden de müvekkili şirketin davacıdan 9 adet konteyner içerisinde teslim aldığı malları Salerno'da 07.09.2016 tarihinde limana indirdiğini, alıcının adresi olan Taranto'ya kadarki taşımanın da müvekkili şirket tarafından yapıldığını, malların alıcısı olan....'in müvekkili şirketin İtalya acentesini aradığını ve malların ...Taranto İtalya'daki adresinde...'ya teslim edilmesini istediğini, ayrıca...'nın da müvekkili şirketin İtalya'daki acentasına e-mail gönderdiğini ve malların ....'nın adresi olan ... Taranto .. adresine teslim edilmesini talep ettiğini, bu talimatlar kapsamında müvekkili şirketin İtalya Acentesinin Salerno'ya gelen malları alıcının adresindeki....'ya teslim ettiğini, Sea Waybill'de konşimento gibi ibraz mecburiyetinin bulunmadığından tahliye acentesindeki taşıyana konşimentonun ibrazının gerekmediğini, davacının alamadığı mal bedelinden doğan zararı için anılan davayı ikame ettiğini, ticari teamülde satıcının mal bedelini tahsil ettiğinde konşimentoyu alıcısına teslim edeceğini, böylece malın ücretinin garanti altına alındığını, konşimentonun düzenlenip akreditif yoluyla bankaya konşimentoların ve diğer evrakların teslim edildiğinde bankanın doğrudan mal bedelini satıcının hesabına gönderdiğini, somut olayda konşimento yerine Sea Waybill düzenlenmesinin talep edildiğini, mal bedelinden müvekkilinin sorumlu olmadığını, alıcıya karşı dava açması gerektiğini, ayrıca taşıyanın sorumluluğunun sınırlı olup, konşimentoda mal bedelinin yazılmadığını, Said To Contain ibaresinin yer aldığını, TTK'nın 1186. maddesi gereğince yapılan hesaplamaya göre müvekkilinin mal bedelini bilemeyeceğinden bu maddedeki hükümle sınırlı olarak sorumluluğunun bulunduğunu belirterek, davanın yetki, aktif dava ehliyeti yokluğu ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince "...Dava; Taşıma sözleşmesinin ihlaline dayanarak açılan tazminat davasıdır. Tarafların delilleri toplanmış ve değerlendirilmiştir. .IST0000196714 numaralı konşimento, teslim belgeleri vs. incelenmiştir. Davacı ile davalı arasında yapılan 12.11.2012 tarihli Deniz Taşıma Senedi Düzenlenmesi Ve Kullanılması İçin Genel Taahhütname başlıklı belgeye göre taşıyan ... (...A.Ş.) ile davacı ... A.Ş. arasında genel taahhütname başlıklı sözleşmeyle.... A.Ş.'ye ait yükün taşınması sırasında devredilebilen/ciro edilebilen konşimento yerine ciro edilemeyen Sea Waybill /taşıma senedi düzenlenmesi yönünde karar alındığı, bu taahhütname ile ...'ın yükü alıcıya veya kimliklerine ilişkin yeterli düzeyde kanıtın bulunması halinde (alıcının adına hareket ettiğini kanıtlayan herhangi birine) teslim etmesi koşuluyla...'ın yükün yanlış tesliminden doğan zararları tazmin ettiğini taahhüt ettiği, deniz taşıma senedinin düzenlenmesinin sonrasında bu senette yazılı alıcı dışında yükün başka bir alıcıya tesliminin talep edilmesi halinde ...'ın yürürlükteki prosedürleri uygulamayı kabul ve taahhüt ettiği, 6. maddeye göre tarafların bu taahhütnameden doğacak uyuşmazlıklarda İngiliz Hukukun uygulanmasına ve Londra'daki İngiliz Yüksek Mahkemesini münhasır yetkili olarak kabul ettikleri belirlenmiş olduğundan, HMK m. 17' ye göre tarafları bağlayan ve uyuşmazlığın çözümünde kullanılacak olan taahhütnamedeki yetki şartı geçerli olup, yetki şartı geçerli kabul edilerek İngiliz Yüksek Mahkemelerinin yetkisi kabul edilmiş ve mahkememizce yetki şartı gözetilerek mahkememizin yetkisizliğine karar verilmiştir. Bu karar İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 17. Hukuk Dairesinin 2018 / 450 Esas ve 2018/401 Karar sayılı 22.03.2018 tarihli kararıyla kaldırılmıştır. Kaldırma gerekçesinde; "...Mahkemenin yetkili olduğu taraflar arasındaki sözleşmenin bir yetki taahhüdü taşımadığı ve bu nitelikte bir sözleşme olmadığı kabul edilerek dosyanın mahkemeye iadesine..." karar verilmiştir. Mahkememizce kaldırma kararı kapsamında bilirkişi incelemesi yapılarak 10.10.2018 tarihli rapor alınmıştır. Bu raporda; taraflar arasındaki 02.09.2016 tarihli Non - Negotiable Sea Waybill başlıklı deniz yük senedi ile kombine taşıma veya limandan limana sevkiyat için düzenlendiği, yükleme limanının Kocaeli boşaltma Limanının Salerno teslim yerinin Taranto dava konusu taşımanın deniz ve kara yoluyla yapıldığı, ....gemisine yüklenen konteynırın Salerno limanında boşaltıldığı ve Taranto ya taşınması konusunda anlaşıldığı, multimodel bir taşıma sözleşmesi yapıldığı, gönderilen olarak .. gösterildiği, ...nın ise ihbar adresi olarak belirtildiği, TTK m. 902de ki şartlar bakımından, multi model taşıma sözleşmesinin uluslararası sözleşmede aksine bir hüküm yoksa karayoluyla eşya taşınmasına ilişkin TTK m. 850-893 hükümlerinin uygulanması gerektiği, multimodel taşıma sözleşmesi için bu hükümlerin uygulanmakla beraber taşıyıcının sorumluluğu hakkında eşya zararının ortaya çıktığı anda kullanılan taşıma türüne ait (TTK m. 904) kuralların uygulanacağının belirlendiği, Non - Negotiable Sea Waybill bir konşimento olmadığından TTK m. 856 ve devamında yer alan taşıma senedine ait kurallara tabi olduğu, multimodel taşıma sözleşmesi uyarınca gönderenin talimat hakkını kullanarak gönderileni değiştirme hakkına sahip olduğu (TTK m. 868/1), eşyanın varma yerine ulaşmasından sonra ilk gönderilenin de (TTK m. 868/2) talimat yoluyla eşyanın başka bir kişiye teslim edilmesini isteyebileceğini ( TTK m. 868 / 3 ) böylece ilk gönderilenin son gönderileni tayin etmiş olacağı, bildirim adresi (Notify adress) ise, gönderileni ifade etmemesine rağmen onunla ilgili olduğu, taşıyıcının bu şekilde tayin edilen kişiye eşyanın varma yerine ulaştığını ve boşaltmaya hazır olduğunu belirterek onunla iletişim kurmaya hazır olduğunu bildirdiğini, bildirim adresine özellikle gönderilen dışındaki bir kaynak, ilk ve son gönderilen ayrı olduğu hallerde ihtiyaç bulunduğunu, taşıma senedinin düzenlendiği anda gönderilen sıfatını taşımayan ancak sonradan gönderilen sıfatını taşıyan kişinin bildirim adresinde yer aldığı, kendisine bildirimde bulunulan kişinin bildirim anında henüz gönderilen sıfatını kazanmamış ise daha sonradan bu sıfatı kazanabileceğinden hazırlıklı olması gerektiği, davalı ...'ın davacı gönderen ....'ın ya da varma yerinde gönderilen....’in talimatıyla son gönderilene malı teslim ettiğini ispatlaması gerektiği, ....’in karayolu taşıyıcısı olup olmamasına göre sonucun değişeceğini, bu ...’in karayolu taşıyıcısı olmaması durumunda TTK m. 903 atfıyla TTK m. 805 ve devamına göre ...'ın sorumlu olacağı ve sorumluluğunun sınırının da TTK m. 882"ye göre hesaplandığından 3.461.542, 33 TL ya da 432.152,60 Euro olacağı belirtilmiştir. Bu rapora karşı davacı vekili 12.11.2018 tarihli beyan dilekçesinde; ... firmasının taşıyan olmadığını, taşıyan firmanın ... (Salerno Limanından Taranto ya karayolu taşıması yapan firma) olduğunu, bu nedenle davalının yanlış teslimden dolayı sorumlu olduğunu belirterek davanın kabulünü talep etmiştir. Bu rapora karşı davalı ... AŞ vekili 16.11.2018 tarihli beyan dilekçesinde; taşımanın multi model taşıma olduğu Sea Waybill’in konşimento veya navlun sözleşmesine tevsik eden deniz yük senedi niteliği olmadığı, taşıma senedinin kıymetli evrak niteliği olmadığı, bildirim adresinin teslim borcunun ifasında taşıyana esneklik verdiği, bildirim adresi dışında bir kayda yer verilmesinin ilk ve son gönderilen ayrımının bulunduğu taşımalarda bildirim adresinde bulunan kişinin gerçek kişi olduğu, böylece taşıyanın ilk gönderilene müracaat etmesinin engellendiği, eşyanın ihbar olunan ...ya teslim edildiği, kara taşıyıcısının gönderilen olması halinde veya ...’nın talimatı olması halinde teslimin uygun olduğu, ancak gönderilenin kara taşıyıcısı olup olmadığı, tespit edilemediğinin bildirildiği, iddia olunan zarar ile taşıyanın eylemi arasında illiyet bağının bulunmadığı, davacının zararının aslında dolandırılmış olmasından kaynaklandığı, ....'nın böyle bir mal siparişi vermediğini, taşıma senedinde yer alan unvan ve adres bilgileri de İtalya da davacının da faaliyet gösterdiği çelik sektöründe çalışan bir firma olup, davacının sigortacısının sahte bir e-posta hesabıyla dolandırılmasından kaynaklandığı, davacıya ....'nın firması adına hareket ettikleri izleniminin verildiğini, ...'nın adresi ve unvanı gerçek şirketle aynı olup, e-posta adresi ve telefon bilgisinin dolandırıcıların kullandığı sahte iletişim bilgisi olduğu, ... gerçekte hiç bulunmadığını,.... firmasının da bu dolandırıcılık firmasıyla İtalya da şikâyette bulunduğunu, müvekkilinin bu dolandırıcılıkta kusur bulunmadığını, davacının bu konuda İtalya'da şikâyette bulunup bulunmadığının sorulması gerektiğini, ayrıca davacının yurt dışına satışta gerekli önlemleri almaksızın mal alım satımına girdiğini, basiretli bir tacir gibi alıcının araştırılmadığı, konşimento kullanmadığı ve vesaik mukabili işlem yapmadığını, yük taşıma senedinin konşimento olmadığından senet üzerindeki kayıtların aksinin mümkün olduğunu, taşıma senedinde yer alan kayıtların aksinin ispat edilebildiği, mal faturasının ...’ya değil ....’ya kesildiğini, gümrük beyannamesinde ....’nın yer aldığını, malın ....’ya teslim ettiğini, davacının zararını ispat etmekle yükümlü olduğunu belirterek ek rapor alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili 31.07.2018 tarihli beyan dilekçesiyle;.... firmanın bulunmadığını, .... isimli firmanın taşımaya konu mala ilişkin satış sözleşmesi yapıp yapmadığını sorulmasını istediklerini beyan etmiştir. Odalar ve Borsalar Birliğinden gelen 04.03.2019 tarihli yazı cevabında İtalya da olduğu belirtilen ... firmanın Türkiye’de herhangi bir temsilcisi olmadığını belirtilmiş, Roma Büyük Elçiliği vasıtasıyla Ticaret Müşavirliği kayıtlarına göre .... firmasının bulunmadığı, “....” isimli firmanın bulunduğu belirtilmiştir. Davalı vekili 16.10.2019 tarihli beyan dilekçesinde; .... isimli firmanın bulunmadığı, sadece... isimli firmanın bulunduğu ve bu firmanın da şirket adres numarasının ... olup, taşıma senedinde belirtilen adres numarasının ise ... olduğu, bu şirketin gayrimenkul kiralama ve işletme işleri yaptığı, metal işleriyle ilgilenmediği belirtilmiştir. Davaya konu olan malın satış faturası düzenleyen davacı ... AŞ’ye ait 23.08.2016 tarihli faturada müşterinin .... alıcının / gönderilen ise .... olarak (Adres; ...) gösterildiği belirlenmiştir. Yine kara yolu taşımasını yapan .... firmasının da irsaliyesinde ilk alım yerinin ... olarak yer aldığı belirlenmiştir. Davalı tarafın bilirkişi raporuna itirazı ile birlikte İtalya Savcılık Makamı, Av. ... ve istinabe yoluyla ... şirketinin bu taşımaya ilişkin olarak İtalya Savcılığına suç duyurusunda bulunularak talimat yazılarak cevapları alınmıştır. Yazılan talimatlara verilen cevaplar da ... firmasının temsilcisi ...’nın ifadesinde ...AŞ ile hiçbir ticari ilişkisinin bulunmadığı ... tarafından kesilen fatura nedeniyle haberi olduğunu, Av. ...’den gelen talimat cevabında ....’nin ifadesinde ... ile davacı ...AŞ ile arasında ticari ilişki bulunmadığı, ... firmasının ... AŞ’ye mektup gönderdiklerini ... ... 20.10.2016 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne şikâyette bulunulduğu, ... şirketinin 432.152,60 Euro'luk satın alma siparişi ile alakasının olmadığını, ... imzasının sahte olduğu, ... AŞ ile iletişime geçen mühendis ... isimli bir kişinin bulunmadığı, e-posta adresinin belirtilen adres olmadığı telefon numarasının şirkete ait olmadığı, konularında beyan ve belgeler sundukları tespit edilmiştir. Mahkememizce toplanan delillerle birlikte bilirkişiden ek rapor alınmasına ara karar verilmiş ve bilirkişiler ....ile ... ..’dan 15.06.2020 tarihli ek rapor alınmıştır. Bu rapora göre; davaya konu uyuşmazlıkta taşıma sözleşmesine dayalı olarak taşıyanın eşyanın gönderilene farklı bir kişiye teslim edip etmediği araştırıldığında davacı .... AŞ tarafından çelik ürünlerin İtalya merkezli .... şirketine satıldığı, davacı satıcının taşıma sözleşmesinin kendi adına akdettiği, ticari faturadan ve deniz yük senedinden anlaşılacağı kadarıyla malların satım sözleşmesine alıcısına değil, üçüncü bir kişi konumundaki ... firmasına taşıma senedi gönderileni ... firmasına, gönderilmesinin teslimini istediği, satım sözleşmesi sebebiyle yapılan taşıma sözleşmesinin limandan limana bir taşıma olmayıp kapıdan kapıya “Door to Door” kara + deniz + kara taşımalarına istinaden çok modlu bir taşıma olduğu, yükleme limanının Kocaeli olduğu, nihai teslim yerinin ise Taranto/İtalya olduğu, tek bir sözleşmeyle birden fazla taşıma olduğu, TTK m. 902 vd. göre multi model taşıma sözleşmesi bulunduğu, deniz yük senedi ve taahhütname incelendiğinde; yükleten olarak satıcı ...AŞ gönderilen olarak ... . .. olup, satım sözleşmesinin sözde alıcısı olan,...’nın ise ihbarın yapılacağı kimse olarak senede geçtiği, taşıma sözleşmesinde gönderilen olarak kararlaştırılan bir kimsenin satım sözleşmesinde alıcısı olma zorunluluğu olmadığı, yine navlun sözleşmesinde taşıtanın her zaman satıcısı olmayabileceği, deniz yük senedinin taşıyan ... AŞ tarafından düzenlendiği ve ... AŞ tarafından navlun faturası kesildiği, yine ... AŞ tarafından ...AŞ’ye bir taahhütname düzenlendiği, bu taahhütnamede eşyanın ilgili kişiye senet ibraz edilmeksizin teslimine dair hükümlerin yer aldığı, TTK m. 903’e göre ziya hasara veya teslimdeki yol açan olayın taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli olması halinde taşıyıcının sorumluluğun bu kitabın birinci ve ikinci kısımlarının taşımanın bu kısımların ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenebileceğinin yer aldığı, buna göre multimodel taşıma söz konusu olduğundan deniz ve sonrasında İtalya içi kara taşımasının aynı taşıyıcı / ... AŞ taahhüt ettiğinden TTK’nın taşımaya ilişkin genel hükümlerinin uygulanması gerektiği, TTK m. 875 vd. taşıyıcı eşyanın teslim alınmasından sonra teslim edilmesine kadar geçecek süre içerisinde eşyanın ziyasında hasarında ve sonrasında doğan hasarlardan sorumlu olduğu, taşıyıcıdan tazminat talep edilebilmesi için eşyanın taşıyıcının hâkimiyetindeyken hasar ve ziyaya uğradığının ispat edilmesi ardından hak sahibi yükle ilgili zararını ve illiyet bağını ortaya koyması gerektiği buna göre taşıyıcının sorumluluktan kurtulup kurtulmayacağı ve sınırlamasının mümkün olup olmadığının tartışılacağı, somut olayda satıcının semeni tahsil edemediği, deniz yük senedinde gönderilen olarak ... kayıtlı olduğu, ancak İtalya’dan gelen kayıtlarda böyle bir firmanın bulunmadığı, gerçek alıcı olduğu iddia edilen ...firmasının da bu ile ilişkisinin bulunmadığı, deniz yük senedi tanzim eden taşıyıcı ... AŞ deniz ve karayoluyla taşıma ve sonrasında eşyayı gönderilen olarak kararlaştırılan .... firmasına teslim altında olduğu, yoksa davalı taşıyıcının gönderileni ya da satım sözleşmesindeki alıcıyı taşıma öncesi süreçte ya da eşyanın teslimi sırasında kontrol etme yükümlülüğünün bulunmadığı, somut olayda konşimentoda bulunmadığından senedin teslimden evvel ibraz zorunluluğun bulunmadığı, basit kontrollerle kimlik teslimi yapılarak eşyanın ilgilisine teslim edilerek borcundan kurtulacağı, ... AŞ’nin taşıma hukukunda tasarrufu olduğu bu hakkın yükün, İtalya’nın kara şehri Taranto’ya varmasıyla gönderilen konumundaki ... firmasına geçtiği, bu aşamadan sonra satıcı ... AŞ gönderileni değiştirme imkânına sahip olmayıp bu hakkın gönderilene ait olduğu, davalı taşıyıcının İtalya acentesinin Salerno Liman İşletmesine gönderdiği belgede.... firmaya teslimde sakınca olmadığı, ... firmasına gönderilen olarak yer aldığı, davalı taşıyıcının İtalya için kara taşımacılığı da kendi taahhüt ettiği, taşıyıcının bu taşımayı ... firmasına Taranto da mı yoksa limanda mı teslim ettiği, dikkate alındığında teslim yeri Taranto olmasına rağmen limanda teslim etmesi halinde bu taşımanın .... firmasının mı yoksa .... firması tarafından mı yapıldığının değerlendirilmesi gerektiği, somut olayda taşıyıcının eşyayı farklı bir kişiye teslim etmediğini, teslimin ordinolar sebebiyle varma limanında yapıldığı anlaşılmakla alıcının / gönderilenin ... firması olduğu, TTK m. 876’ya göre “…taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçları ön göremeyeceği sebeplerden meydana gelmiş ise taşıyıcı sorumluluktan kurtulur.” İbaresinde yer aldığı üzere taşıyıcının ister malı Taranto’ya götürsün isterse malı limanda teslim etsin (gönderilen ya da alt taşıyıcıya) zarardan kaçınması mümkün olmadığı, gönderen / taşıtanın zarara katlanması gerektiği, taşıyanın pervasızca davranmadığı, malı teslim alacak kişilerin konşimento da olmayan bu taşımada sahtekâr olduğu açıkça belli olan kişilerden birisine gerekli kontrolleri yapmadan teslim ettiğinin ileri sürülemeyeceği belirtilmiştir. Bu rapora karşı davacı vekilinin 07.07.2022 tarihli beyan dilekçesinde; ek raporu kabul etmediklerini, taşıyanın davalı olduğunu, verilen taahhütnamenin somut olayla ilgisi olmadığını, sorumluluğun kaldırılmasına ve hafifletilmesine ilişkin verilen şartların TTK m. 868’e göre geçersiz olduğu, .... firmasının gerçekte var olup olmadığının yanlış kişiye teslimden dolayı davalının her halükarda sorumlu olduğunu, teslim ettiği kişinin kimlik bilgilerinin almadığını, müvekkilini arayıp talimat almadığını, taşıyıcının yükü Taranto da ki adresine kadar malların tahliye limanlarında teslim edildiğini, müvekkilinden talimat alınmadığını, teslim belgelerinde malları alıp imza atan kişinin kimlik bilgileri bulunmadığını, davalının kanunun elverici hükümlerine aykırı davrandığını, belirterek kök rapor doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Bu rapora karşı davalı 28.06.2022 tarihli beyan dilekçesinde; davacı firmanın taşımanın deniz yük senedinde yapılması için taahhütname verdiğini, deniz yük senediyle konşimento arasında fark olduğunu, deniz yük senedinde konşimento ibrazı gerekmediği, taahhütnameyle bunun kabul edildiği, basit kontrollerle kimlik yetki tespitinden sonra ilgilisine eşyanın teslim edilmesi gerekerek borcundan kurtulanacağı, TTK m. 78- 76 ‘ye göre taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı sebeplerden zarar meydana gelirse taşıyıcının sorumluluğu olmayacağı davacının dolandırıldığı, müvekkilinin kusuru bulunmadığı, zarar arasında illiyet bağının oluşmadığı, belirtilmiştir. Toplanan deliller ve yapılan incelemelere göre; Davacı ... AŞ’nin dava dışı ... firmasıyla arasında Metal alım satım sözleşmesi yaptığı ve taraflar arasında ciro edilemeyen deniz yük senedi düzenlendiği, ayrıca davacının bu senetle birlikte davalıya konşimento yerine deniz yük senediyle taşıma yapılmasıyla taahhütte bulunduğu, bu taahhüte göre taşıyanın genel kontrolün yeterli olduğu bir araştırmayla malı alıcıya ya da alıcının adına hareket ettiğini kanıtlayan herhangi birine teslim etmeyi davacıya bildirdiği davacının da bunu kabul ettiği, davacının düzenlenen Deniz Yük senedine göre malı gönderileni ... firmasına teslim edilmesini, ihbar adresi olarak da alıcı ...’nın belirtildiği görülmüştür. Taşıyan dava konusu olan yükün Kocaeli’nden teslim alarak gönderilene teslim etmeyi taahhüt etmiştir. Taşıma sırasında yükün gönderileni ... firmasının gerçekte mevcut olmayan İtalya’da sadece ...isimli bir firmanın bulunduğu, bu gönderilenin aslında satım sözleşmesinde... ile davacı arasında gerçekte mevcut olmayan bir sözleşmeye istinaden ihdas edilen bir şirket olduğu, gerek davalının cevap dilekçesinde gerek deniz yük senedindeki kayıtlar ve gerekse İtalya’dan talimat yoluyla alınan Savcılık kayıtları ile ... firmasının davacı ile herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığı, bu firmanın İtalya’daki Savcılık makamına suç duyurusunda bulunulmasında anlaşılmaktadır. Somut olayda davacı firma dava dışı mevcut olmayan ... firmasının malı teslim almasını kabul ve beyan etmiştir. Ancak gerçekte böyle bir firma bulunmadığı gibi malın alıcısı olan ... ile herhangi bir E-posta- telefon, telgraf vs. iletişim vasıtasıyla iletişime geçilmediği ve gerçekte bu malın alıcısı olan...’nın malı satın almadığını öğrenmemiştir. Basiretli bir tacir olan davacının alıcıyla hem teslim hem de ödeme koşulları konusunda anlaşması ve malın konşimento yoluyla satılması halinde bedelin tahsil edilmesi şartıyla malın teslimini sağlaması mümkündür. Ancak bunların hiçbirisini yerine getirmeyen davacının kendi kusuruna dayanarak davalının gerekli kontrolleri yapmadığı iddiasıyla taşıyana karşı talepte bulunması ve taşıyanın bu teslimden sorumlu tutulması mümkün değildir. Somut olayda gerçekte alıcı olmayan bir firmayı aracı kılarak gönderilen olarak deniz yük senedinde kendisini alıcı / gönderilen olarak gösteren dava dışı ... firmasının malı her hal ve karda teslim almayı sağlayacak düzeneği oluşturduğu da sabittir. Taşıyandan sahte / dolandırıcılık yoluyla işlenen bu fiilde kendisinden beklenenden daha fazla bir özen yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmek TTK m. 876’ya aykırı olacaktır. Zira gerek ziya gerek hasar veya gecikme taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarının öngörmesi beklenemeyecek sebeplerden meydana geldiğine göre taşıyıcının satıcı davacının bu zararını karşılaması, kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia etmesi mümkün olamayacağı ilkesine de aykırı olacaktır. Sonuç olarak davalı taşıyan taşımada gerekli dikkat ve özeni gösterdiği ... firması yetkililerine davacının vermiş olduğu taahhütname kapsamında teslim ettiği belirlenmiş olduğundan davacının kusuru bulunmayan davalıdan malın satım bedelinin tahsil etme imkânını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle dava reddedilmiştir. "şeklindeki gerekçe ile " Davacının davasını reddine'' karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalının kusurunun bulunmadığı tespitinin kabulünün mümkün olmadığını, daha önce defalarca belirttikleri ve davalının da ikrar ettiği gibi, davalının teslim ettiği kişinin kimlik bilgilerini veya yetkili olup olmadığına dair gerekli bilgileri alma zahmetine bile girmediğini, gönderilenin bulunamaması halinde gönderen olan müvekkilini arayıp talimat alması gerektiğini, davalının müvekkilinden talimat istemesi halinde yanlış teslim nedeni ile müvekkilinin zararının doğmayacağını, yerel mahkeme tarafından müvekkilinin emtiayı konşimento ile taşıtmak zorundaymış şeklinde yaptığı yorumun kabul edilemeyeceğini, taşımanın konşimento ile veya denizde yük senedi ile yapılsın ya da yapılmasın taşıyanın emtiayı teslim ettiği kişinin kimlik belgeleri ile yetkisini gösteren imza sirkülerini almak zorunda olduğunu, bu durumun müstekar Yargıtay içtihatları ile de ortaya konulduğunu, davalının teslim ettiği kişi adına hareket eden gerçek kişinin kimlik bilgilerini alma zahmetine bile girmemiş olup, sırf bu durumun dahi müvekkilinin alacağına kavuşmasını imkansız hale getirdiğini, davalının zarardan sorumlu olduğunu, kök raporda açık bir şekilde eşyanın yetkisiz kişiye teslim edilmesi durumunun tam ziya oluşturduğunu ve taşıyıcının da TTK'nın 876. madde kapsamında tam ziyanın oluşmaması için en yüksek özeni gösterdiğini ispat edemediğinin belirtildiğini, taşıtan olan müvekkilinin talimatını almayan, eşyayı gerekli kontrolleri yapılmadan teslim etmiş olan davalının en yüksek özeni göstermediğinin açık olduğunu, davalının kanunun emredici hükmüne ve taşıma senedine aykırı teslimat yapmasının ve emtiaları teslim aldığı iddia edilen gerçek kişinin kim olduğu ve bu şirketi temsil edip etmediğine dair bir imza sirküleri ya da yetkilendirme belgesi almamış olmasının açık bir şekilde pervasızca hareket anlamına geldiğini, bu durumun müstekar Yargıtay içtihatları ile de sabit olup, davalının en yüksek özeni göstermediğini ispatladığını, yerel mahkeme kararında müvekkilinin vermiş olduğu taahhütnameye atıf yapmakta olup, bu taahhütnamenin zaten hem TTK'nın 854. maddesi hem de TTK'nın 1243. maddesi kapsamında geçersiz olduğunu, anılan taahhütnamenin geçersiz olduğunun ve davalı adına da verilmemiş olduğunun bu dosya ile ilgili verilen Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 22/03/2018 tarihli, 2018/450 Esas, 2018/401 Karar sayılı kararı ile de tespit edilmişken yerel mahkemenin taahhütname verilmiş olması nedeni ile davanın reddi kararının yasaya, usule ve içtihada aykırı olduğunu, yerel mahkemenin dosyayı eksik incelemiş olup, müvekkilinin .... firmasına verdiği bir taahhütnameden bahsedildiğini, bu şekilde bir taahhütnamenin söz konusu olmayıp, sırf gerekçeli karardaki bu çelişkinin bile kararın ortadan kaldırılması gerektiğini ortaya koyduğunu, yerel mahkemece; kök rapor ile tamamen çelişen ek raporun hükme esas alınarak karar verildiğini, kök raporun tamamen göz ardı edilerek verilen kararın usule aykırı olduğunu, gerekçeli kararda müvekkili aleyhine 174.838,00 TL karşı taraf vekalet ücretine hükmedildiğini ancak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. Maddesinin 4. fıkrasına göre tazminat davasının tamamen reddi söz konusu olduğundan nispi değil maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, maktu miktarın da Asliye Ticaret Mahkemelerinde 9.200,00 TL olup, kararın sırf bu nedenle bile ortadan kaldırılması gerektiğini, yerel mahkemenin hukuka aykırı kararının kaldırılarak, davalının sorumluluğunun tespitine karar verilmesini ve haklı davalarının kabulünü talep ettiklerini, cevap dilekçesinde davalının.... firmasının kendisine yükün henüz varma limanına varmamış iken telefon ile talimat verdiğini iddia ettiğini, bu şekilde bir şirket yok ise, zaten talimatın da olmadığını ve davalının müvekkilinin yani taşıtanın talimatını almadan taşıma sözleşmesini ihlal ederek yanlış kişiye teslimde bulunduğunu, gönderilen ....'nin davalıya vermiş olduğu herhangi bir yazılı talimatın dosyada bulunmadığını, davalının ne gönderenden ne de gönderilenden herhangi bir talimat almadığını, oluşan zarardan sorumlu olduğunu, taşıyıcının gerekli kontrolleri yaparak ve kimlik belgeleri ile yetki belgelerini alarak teslimi gerçekleştirseydi ve müvekkilinden talimat alarak ilerleseydi zaten bu zararın oluşmayacağını, müvekkilinin zarara uğramasına sebep olan davalının emtialara ilişkin almış olduğu teslim belgelerinde malları alıp imza atan kişinin kimlik bilgilerinin bulunmadığını, bu nedenle, taşıma senedinde ihbar adresi olarak gözüken firma adına emtiaları teslim aldığı iddia edilen gerçek kişinin kim olduğu ve bu şirketi temsil edip etmediğine dair bir imza sirküleri ile yetkilendirme belgesinin de bulunmadığını, bu durumda, davalının kanunun emredici hükmüne ve taşıma senedine aykırı teslimat yapmasının, en hafif ifade ile ağır kusur olup, ortaya çıkan zarardan sorumlu olduğunu, yerel mahkeme kararında müvekkilimizin emtiayı konşimento ile taşıtması gerektiği yönünde yapılan yorumun kabulünün asla mümkün olmadığını, taşıma senedi veya konşimento farketmeksizin taşıyan teslim ettiği gerçek kişilerin imza sirkülerini ve yetkilendirme belgelerini almak zorunda olduğunu, taşımanın deniz yük senedi ile gerçekleşmesi imza sirküleri kontrolü yapılmayacağı anlamına gelmediğini, orijinal konşimento ibrazının olmaması adına denizde yük senedi ile taşımalar yapıldığını, ancak bu taşıyanın teslim edilen kişinin yetkisini kontrol etme zorunluluğu olmadığı anlamına gelmeyeceğini, taşımanın konşimento ile veya denizde yük senedi ile yapılsın ya da yapılmasın taşıyan emtiayı teslim ettiği kişinin kimlik belgeleri ile yetkisini gösteren imza sirkülerini almak zorunda olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/05/2003 tarihli, 2002/13235 Esas, 2003/5663 Karar sayılı kararında "konşimento" değil "taşıma senedinin" söz konusu olduğu bir uyuşmazlıkta, davalı taşıyanın mal bedelinin ödendiğine dair vesaiki almadan emtiayı teslim eden taşıyanın sorumlu olduğu yönünde hüküm kurduğunu, kanunen teslim almaya yetkili kişiye teslimat yapan ancak mal bedelinin ödenip ödenmediğine dair belgeye bakmadan teslimat yaptığı için dahi taşıyanın yerel mahkeme tarafından sorumlu bulunduğunu, davalının bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi kendisinden beklenen dikkati ve özeni göstermeyerek emtiaları kanunun amir hükmüne aykırı olarak yanlış kişiye teslim ettiğini ve teslim ettiği kişi adına hareket eden gerçek kişinin kimlik bilgilerini alma zahmetine bile girmediğini, bu nedenle, her koşulda kök raporda da vurgulandığı gibi zarardan sorumlu olduğunu, yerel mahkemenin kanunen bu şekilde bir sorumluluğunun olmadığı halde müvekkiline sanki emtiayı konşimento ile taşıtmak zorundaymış gibi basiretli bir tacir olarak konşimento kullanabilirdi şeklinde yorum yaparak mağdur olmasına rağmen kusurluymuş gibi müvekkili aleyhine yorum yapıp, TTK'nın 1178. maddesine aykırı teslimat yapan davalı taşıyanın basiretli bir tacir olduğunu unutarak verdiği kararın hakkaniyete aykırı olduğunu, taşıtan olan müvekkilinin talimatını almayan, eşyayı gerekli kontrolleri yapmadan teslim etmiş olan davalının TTK'nın 876. madde kapsamında en yüksek özeni göstermediğinin açık olduğunu, gönderilen kişilerin sahtekar olup olmamasının taşıyıcının kimlik belgelerini alma ve yetkili kişiye teslim etme borcunu ortadan kaldırmayacağını, eşyayı gerekli kontrolleri yapmayarak ve kimlik belgeleri almadan teslim eden bir taşıyıcının zarardan kaçınmasının mümkün olmadığını belirtmenin kabul edilemeyeceğini, taşıyıcının gerekli kontrolleri yaparak ve kimlik belgeleri ile yetki belgelerini alarak teslimi gerçekleştirseydi ve müvekkilinden talimat alarak ilerleseydi zaten bu zararın oluşmayacağını, bu durumda en yüksek özenin gösterilmediğini ve davalı taşıyıcının zarardan sorumlu olduğunu, eğer davalı gerçek kişiye ilişkin yetki belgelerini alsa idi en azından zarara ilişkin sonuçların önüne geçilmesine engel olunabileceğini, bu nedenle de yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve haklı davalarının kabul edilmesi gerektiğini, davalının kanunun emredici hükmüne ve taşıma senedine aykırı teslimat yapması ve emtiaları teslim aldığı iddia edilen gerçek kişinin kim olduğu ve bu şirketi temsil edip etmediğine dair bir imza sirküleri ya da yetkilendirme belgesi almamış olmasının açık bir şekilde pervasızca hareket anlamına geldiğini, sırf bu durumun bile davalının TTK'nın 876. maddesi kapsamında en yüksek özeni göstermediğini ispatladığını, yerel mahkeme kararında müvekkilinin vermiş olduğu taahhütnameye atıf yapmakta olup, bu taahhütnamenin zaten hem TTK'nın 854. madde hem de TTK'nın 1243. madde kapsamında geçersiz olduğunu, anılan taahhütnamenin geçersiz olduğunu ve davalı adına da verilmemiş olduğunu, genel bir taahhütname olup, konunun taşıma ile ilgisinin olmadığının, davalıya da verilmediğini, anılan taahhütnamenin somut olayla hiçbir ilgisi olmadığı gerçeğine ek olarak daha öncede belirttikleri gibi bu taahhütname zaten her koşulda geçersiz olduğunu, yerel mahkemenin taahhütname verilmiş olması nedeni ile davanın reddi kararı yasaya, usule ve içtihada aykırı olduğunu, gerekçeli kararda müvekkilinin .... firmasına verdiği bir taahhütnameden bahsedilmektedir ki bu şekilde bir taahhütname zaten bulunmadığını, sırf bu durumun bile dosyanın eksik incelendiğini ve kararın çelişkili olduğunu ispatladığını, yerel mahkeme kararının kök rapor ile tamamen çelişen ek raporu hükme esas alarak karar verildiğini, kök raporun tamamen göz ardı edilerek verilen bu karar usule aykırı olduğunu, kök raporda açık bir şekilde eşyanın yetkisiz kişiye teslim edilmesi durumunun tam ziya oluşturduğu ve taşıyıcının da TTK'nın 876. maddesi kapsamında tam ziyanın oluşmaması için en yüksek özeni gösterdiğini ispat edemediğinin belirtildiğini, ek raporda ise, tamamen farklı bir görüş verilerek ve kendi içerisinde de çelişkiler içerecek şekilde taşıyıcının somut olaydan kaçınmasının mümkün olmadığının belirtildiğini, taraflarınca ek raporun çelişkilerinden bahsedilen 07.07.2022 tarihli itiraz dilekçesi dosyaya sunulduğunu ve yerel mahkemeden öncelikle haklı davalarının kök rapor doğrultusunda kabulü, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda, yeni bir heyetten rapor alınmasının talep edildiğini, ancak yerel mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmeden ve yeni bir rapor alınmadan davanın reddine karar verildiğini, gerekçeli kararda müvekkili aleyhine 174.838,00 TL karşı taraf vekalet ücretine hükmedildiğini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. Maddesinin 4. fıkrasına göre tazminat davasının tamamen reddi söz konusu olduğundan nispi değil maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, kararın bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davaya konu emtianın taşıma senedinde gönderilen olarak belirlenen yerine, yine taşıma senedinde ihbar adresi olarak yer alan firmaya teslim edildiği ve bu şekilde taşımaya konu mal bedelinin davacı tarafça tahsil edilemediği, bu şekilde davalı taşıyıcının ağır kusuru ile sözleşmeye aykırı davrandığı iddiası ile taşımaya konu mal bedelinin davalı taşıyıcıdan tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde istinaf incelemesine konu karar ile davasının reddine karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı tarafça; müvekkiline ait 204.311 kg ağırlığındaki ve 432.152,60 Euro değerindeki paslanmaz çelik saç emtiasının Kocaeli'nden İtalya'ya taşınması için davalı taşıma şirketi ile anlaşma yaptıklarını, buna ilişkin olarak davalı taşıma şirketi tarafından 02.09.2016 tarihli .IST0000196714 nolu taşıma senedinin düzenlendiğini, ancak davalı taşıma şirketi tarafından düzenlenen taşıma senedine göre malları teslim almaya yetkili olarak belerlenen "gönderilen" ...isimli firmaya malların teslim edilmediğini, bunun yerine taşıma senedinde ihbar adresi (Notify adress) olarak yer alan ... firmasına malların teslim edildiği, teslim sırasında imza atarak malları teslim alan kişinin kimlik kontrolünün yapılmadığı, kimlik bilgilerinin alınmadığı, malların teslim edildiği belirtilen şirketin mal siparişi vermediğini ve malları almadığını belirterek davacı şirketin dolandırılmış olabileceğini iddia ettiği, bu şekilde davalı taşıma şirketinin ağır kusuru ile taraflar arasındaki taşıma sözleşmesine aykırı hareket ettiğinden sorumlu olduğu iddia edilmiştir. Davalı vekili ise; Dava konusu taşıma nedeni ile davacı tarafın konşimento düzenlenmesi talep edilmediğinden Sea Waybill düzenlendiğini, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, dava konusu 432.152,60 Euro değerindeki paslanmaz çelik emtiasının ....'ya satıldığını, ...'nın İtalya'da lojistik faaliyeti bulunan bir firma olduğunu, malların ithalat gümrük gibi işlemlerinin bu firma tarafından yapıldığını, satış bedelini ödenmesi gerekenin ... olduğunu, davacının mal bedelini alıcıdan tahsil edememiş olmasının sorumluluğunun müvekkilinde bulunmadığını, eğer davacıya mal bedeli ödenmiş ise, davacının aktif dava ehliyetinin de bulunmayacağından davanın reddinin gerekeceğini, malları teslim alma hakkının ....'da olduğunu, davalı taşıma şirketin davacıdan teslim aldığı malları Salerno'da 07.09.2016 tarihinde limana indirdiğini, alıcının adresi olan Taranto'ya kadarki taşımanın da müvekkili şirket tarafından yapıldığını, malların alıcısı olan ....'in müvekkili şirketin İtalya acentesini aradığını ve malların ... Taranto İtalya'daki adresinde ...'ya teslim edilmesini istediğini, ayrıca ....'nın da müvekkili şirketin İtalya'daki acentasına e-mail gönderdiğini ve malların ...'nın adresi olan...Taranto ... adresine teslim edilmesini talep ettiğini, bu talimatlar kapsamında davalı taşıma şirketinin İtalya Acentesinin Salerno'ya gelen malları alıcının adresindeki ...'ya teslim ettiğini, Sea Waybill'de konşimento gibi ibraz mecburiyetinin bulunmadığından tahliye acentesindeki taşıyana konşimentonun ibrazının gerekmediği, davalı taşıma şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı, kabul anlamına gelmemekle birlikte sorumluluğun sınırlı sorumluluk olduğunu savunma olarak ileri sürülmüştür. Taraflar arasındaki ihtilaf, davalının taraflar arasındaki taşıma sözleşmesine aykırı davranıp davranmadığı, dava konusu olayda kusurunun bulunup bulunmadığı, kusurlu ise sorumluluğunun ne olduğu noktasında toplanmaktadır. Davaya konusu taşımaya konu emtialara ilişkin olarak davacı ... A.Ş tarafından 23.08.2016 tarih ve 432.152,60 Euro bedelli faturanın düzenlendiği görülmüştür. Fatura içeriğinde, müşteri ve fatura adresi olarak... Soncino/İtaly, Alıcı/Nakliye adresi olarak da ....Tronto İtaly olarak gösterildiği görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama sırasında alınan 10.10.2018 tarihli bilirkişi raporunda; taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin 02.09.2016 tarihli Non - Negotiable Sea Waybill başlıklı ( Kıymetli Evrak Niteliğinde Olmayan Deniz Yük Senedi) taşıma senedi ile belgelenmekte olduğu, “Non-Negotiable Sea Waybill” başlığının hemen altında bu belgenin “Kombine Taşıma veya Limandan-Limana Sevkiyatı İçin (For Combined Transport Shipment or Port to Port Shipment) kullanılacağının belirtildiği, 02/09/2016 tarihli “Non-Negotiable Sea Waybill'de taşımanın aşamaları bakımından ise, Yükleme Limanı: Kocaeli, Boşaltma Limanı: Salerno (İtalya), Teslim Yeri: Taranto (İtalya) olarak gösterildiği, buna göre dava konusu taşımanın deniz ve kara yolu aşaması olmak üzere iki farklı taşıma türünün kullanılmasıyla gerçekleştirileceği, Kocaeli Limanı'nda ... gemisine yüklenen konteynerlerin İtalya'da bulunan Salerno limanında boşaltılacağı, oradan da kara yoluyla Taranto'ya taşınacağı, zaten, “Port of Delivery” kutucuğuna (*) işareti konularak, “Non-Negotiable Sea Waybill”in en altında buranın sadece “Kombine Taşımada” doldurulacağının da açıklandığı (For Combined T: ransport Only), böylece dava konusu somut olayda taraflar arasında unimodal (tek türlü) bir taşıma sözleşmesi (navlun sözleşmesi, kırkambar sözleşmesi) değil, multimodal bir sözleşme bulunmakta olduğu (multimodal / çok türlü taşıma sözleşmesi), bu sözleşme uyarınca davalı ... . A.Ş.'nin taşıyıcı, davacı .... A.Ş.'nin gönderen sıfatlarını haiz olduğu, öte yandan gönderilen olarak ise ... ..'in gösterildiği, “....'nin ise (...) ihbar adresi olarak tayin edildiğinin bildirildiği görülmüştür. Davacı şirket tarafından davalı taşıma şirketine keşide edilen Beyoğlu 35. Noterliği'nin 01.11.2016 tarihli ihtarnamesi ile 02.09.2016 tarih ve ..IST0000196714 nolu taşıma senedi tahtında taşınan emtiaların gönderilen olarak belirtilen..." isimli firma yerine ihbar adresi olan “...." isimli firmaya teslim edildiği, ayrıca teslim belgesinde malları alıp imza atan kişilerin kimlik belgesinin bulunmadığı, bu şekilde ... adına malları teslim alan kişinin, alıcı yada ihbar olunan şirketi temsil edip etmediğine dair bir imza sürkülerinin de bulunmadığı, yanlış kişiye yapılan bu teslim nedeni ile TTK 1230. ve devamı maddesi gereğince sorumlu olduklarından bahisle davalı şirkete ödenen navlunla birlikte emtiaların fatura değeri olan 432.152,60 Euro 'nun ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 gün içinde ödenmesinin istendiği, iş bu ihtarnamenin 03.11.2016 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama sırasında tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi açısından mali müşavir bilirkişi ... ve bilirkişi Dr. ...'den alınan 10.10.2018 tarihli bilirkişi raporunda; yukarıda belirtilen tespitlere ilaveten ".... TTK m. 902. maddesindeki şartları taşıyan multimodal taşıma sözleşmesine, uluslararası sözleşmelerde aksi yönde hüküm yok ise, kural olarak kara yoluyla eşya taşınmasına dair TTK hükümlerinin (m. 850-893) uygulacağı, ancak eşya zararının(ziya, hasar ve teslimdeki gecikme) ortaya çıktığı taşıma devresi biliniyor ise, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre taşıyıcının sorumluluğunun belirleneceği, dava konusu somut olayda eşyanın gönderilene teslim edilip edilmediğinin ve bunun sonuçlarının değerlendirilmesi bakımından dosya içeriğine göre, davalı ...'ın eşyayı gönderilen sıfatını taşıyan ve dolayısıyla eşyayı teslim almak konusunda yetkili bir kişiye teslim ettiğini ispat edebilmesi için, eşyanın taşıma senedinde gönderilen olarak yer alan “....”e teslim edildiğini veya eşyanın varma yerine ulaşmasından önce davacı / gönderen ....'ın ya da varma yerine ulaştıktan sonra ...'in talimatıyla belirlenen son gönderilene eşyanın teslim edildiğinin ıspatlanmasının gerektiği, cevap dilekçesinde de kabul edildiği üzere dava konusu eşya ihbar adresinde yer alan ....'ya teslim edildiği, dosya içeriğinde yer alan “Ordine Di Posizionamento” başlıklı belgeler uyarınca, eşyayı teslim edenin ise multimodal taşımanın ikinci aşaması olan kara yolu taşımasını fiili olarak yerine getiren ... olduğunu, ayrıca eşyanın taşıma senedinde gönderilenin adresi olarak belirlenen yerde ( ... Taranto) teslim edildiğinin yine “Ordine Di Posizionamento”lardan anlaşılmakta olduğu, bu noktada taşıma senedinde gönderilen olarak yer alan ....'in esasında kara yolu taşımasını yerine getiren taşıyıcıyı yani ....'yi mi ifade etmekte olduğu, yoksa kara yolu taşıyıcısı ile gönderilen olarak gösterilen firma farklı kişiler mi olduğunun tespitinin gerektiği,...'i internet üzerinden yapılan aramasında bu soruya açık bir cevap bulamadığı, diğer yandan taşıyıcının e-posta adresinin kullanıcı bölümünde “...” yazmasının bu yönde bir ihtimali değerlendirmeyi gerekli kıldığı, şayet ...in kara yolu taşıyıcısını ifade etmediğinin kabul edilmesi halinde taşımaya konu eşyanın davalı... tarafından gönderilen olarak tayin edilmeyen bir kişiye teslim edilmiş olacağı, teslim edilen kişinin ihbar adresinde gösterilmesinin de bu sonucu değiştirmeyeceği, ...'nun talimat yoluyla gönderilen olarak belirlendiği davalı ... tarafından ispat edilemediği için eşyanın yetkisiz kişiye teslim edilmesi durumu ile karşı karşıya kalacağı, taşıma hukuku uygulamasındaki önemli zarar modellerinden birini oluşturan bu hâlde, eşyanın tam zıyaa uğradığı ve bundan ötürü taşıyıcının sorumluluğunun bulunduğunun kabul edilmekte olduğu, diğer yandan ...'in kara yolu taşıyıcısını ifade ettiğinin kabul edilmesi halinde, bu konumda bulunan ...eşyanın varma yerine ulaşmasıyla birlikte son gönderileni tayin konusunda talimat yetkisine sahip bulunacağı, ( TTK m. 868/2), ...bir yandan davalı ...'ın ifa yardımcısı, diğer yandan da gönderilen sıfatını taşıyacağı, kanaatlerince eşyanın varma yerine ulaşmasından önce davacı / gönderenin talimat ile ...'ye tanınan bu yetkiyi kaldırmadığı sürece gönderilen sıfatına sahip bu firmanın varma yerinde ihbar adresinde yer alan ...'ya eşyayı teslim edebileceği, bu teslim ile birlikte ...'nun son gönderilen tayin edilmiş olacağı, fakat bu sonuca yukarıdaki faraziye yani .....'in kara yolu taşıyıcısını ifade etmesi ihtimali ile ulaşıldığının belirtilmesinin gerektiği, bu konuda oluşan tereddüt aydınlatılarak Mahkeme tarafından karar verilmesinin yerinde olacağı, bu ihtimâller açısında ....'in kara yolu taşıyıcısını ifade edip etmediği konusundaki belirsizliğin ispat yükünü davalı....'ın taşıyacağı, (MK m. 6). davalı ...'ın gönderilen ....dışında yetkisiz kişiye eşyayı teslim ettiği kabul edildiğinde kendisinin eşyanın tam zıya uğramasında dolayı sorumluluğunun ortaya çıkacağı, zararın ortaya çıktığı taşıma aşaması kara yoluyla taşımaya ilişkin olduğu için TTK m. 903 uyarınca davalı ...'ın sorumluluğu hakkında TTK m. 875 vd. uygulama alanı bulacağı, TTK m. 876'ya göre davalı ...'ın tam zıyaın oluşmaması için en yüksek özeni gösterdiğini ispat edemediği için davacıya karşı tazminat sorumluluğu altında bulunmakta olduğu, sorumluluk sınırı konusunda TTK m. 882 uygulanacağı, buna göre eşyanın net olmayan ağırlığının her bir kilogram için 8,33 ÖÇH'yi karşılayan kısmı ile taşıyıcının sorumluluğu sınırlandırıldığını, dosya içeriğindeki 23/8/2016 tarihli Fatura'ya göre eşyanın toplam ağırlığı 204.311-kg olduğunu, buna karşılık dava konusu talep hakkının ise 432.152,60-Euro olduğu, bu talep hakkı TTK m. 882'de yer alan sorumluluk sınırının altında kalmakta olduğu, rapor tarihi itibarıyla bir ÖÇH 8,5083-TL olduğu ve tazminatın üst sınırı toplamının (204.311 kg x 8, 33 — 1.701.910,63 ÖÇH =) 14.480.366,2-TL olduğu, aynı tarih itibariyle talep hakkının Türk Lirası değerinin ise (432.152,60 x 8,01 =) 3.461.542 ,33 TL olduğu, sonuç olarak gönderilenin kimliğine dair çekince saklı kalmak üzere ... olarak gösterilen gönderilenin kara yolu taşıyıcısını (.. .) ifade etmemesi durumunda davalı ...'ın multimodal taşıma sözleşmesi uyarınca TTK m. 903 atfıyla TTKm. 875 vd.'ye göre dava konusu tazminat (432.152,60-Euro) alacağından ötürü sorumlu olduğu ve bu alacağın tazminat sınırının altında kaldığı (TTK m. 882) kanaatine ulaşıldığı bildirilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sırasında Ticaret Bakanlığı, Dış Temsilcilikler Ve Uluslararası Etkinlikler Genel Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda "..." ünvanlı şirketin İtalyan Ticaret Sicil kayıtlarında yer almadığı, İtalyan Ticaret Sicil kayıtlarında aktif olarak kayıtlı ".... Toronto İtaly" adresinde bulunan "..." ünvanlı şirketin kayıtlarının gönderildiği görülmüştür. Yine Mahkemece yapılan yargılama sırasında İtalya makamlarına yazılan talimatlara verilen cevaplar da, ...firmasının temsilcisi ...’nın ifadesinde ... AŞ ile hiçbir ticari ilişkisinin bulunmadığı, ... tarafından kesilen fatura nedeniyle olaydan haberi olduğunu, Av. ...’den gelen talimat cevabında ...’nin ifadesinde ise, ... ile davacı ... A.Ş ile arasında ticari ilişki bulunmadığı,... firmasının ... A.Ş’ye mektup gönderdiği ve 20.10.2016 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne şikâyette bulunulduğunu, ...şirketinin 432.152,60 Euro'luk satın alma siparişi ile alakasının olmadığını, ... imzasının sahte olduğu, ... A.Ş ile iletişime geçen mühendis ... isimli bir kişinin bulunmadığı, e-posta adresinin belirtilen adres olmadığı, telefon numarasının şirkete ait olmadığı konularında beyan ve belgeler sunduklarının mahkemece tespit edildiği görülmüştür. Daha sonrasında Mahkemece bilirkişiler... ile ...’dan alınan 15.06.2020 tarihli raporda ise; Taşıma işini gösterir deniz yük senedine göre yükleten olarak satıcı davacı... firması, gönderilen olarak “...”nin gösterildiği, satım sözleşmesinin sözde alıcısı olan ...'nın ise ihbarın yapılacağı kimse (notify party) olarak senede geçirildiği, taşıma sözleşmesinde gönderilen olarak kararlaştırılan bir kimsenin satım sözleşmesindeki alıcı olma zorunluluğunun olmadığını, benzer şekilde bir navlun sözleşmesinde taşıtanın her durumda satıcı olmayabileceği, dava konusu deniz yük senedinin de taşıyan .... A.Ş'yi temsilen acentesi ... A.Ş. tarafından tanzim edildiği, bu hususun ... . A.Ş. tarafından kesilen navlun faturasıyla da uyumlu olduğu, dosyada taşıtan davacı... firması tarafından .. .. A.Ş.'ye hitaben düzenlenmiş bir taahhütnamenin mevcut olduğu, Deniz yük senedinin tanzimi ve kullanımına dair bu taahhütnamede, deniz yük senedi tanzimine muvafakat ve ayrıca eşyanın ilgiliye kişiye senet ibraz edilmeksizin teslimine dair hükümlerin yer aldığı bildirilmiştir. Aynı raporda ; Türk Ticaret Kanunun 903. maddesine göre; “Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın, taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli ise, taşıyıcının sorumluluğu, bu Kitabın Birinci ve İkinci Kısım hükümlerinin yerine, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenir”, buna göre dava konusu olayda multimodal taşıma söz konusu olduğundan ve nihayetinde deniz ve sonrasında İtalya içi kara taşımasını aynı taşıyıcı ( ... A.Ş.) taahhüt ettiğinden, davaya konu hatalı/yanlış kişiye teslim iddiasının, TTK'nın taşıma işlerine dair genel hükümleri dahilinde çözümlenmesinin gerektiği, TTK'nın 875. maddesine göre; taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın zıyaından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan sorumlu olduğu, taşıyıcıdan tazminat talep edilebilmesi için öncelikle eşyanın taşıyicinın hakimiyetinde iken hasar ya da zıyaa uğradığı ispat edilmeli ardından hak sahibi yükle ilgili, zararını ve illiyet bağını ortaya koymasının gerektiği, bu aşamalardan sonra taşıyıcının sorumluluktan kurtulup kurtulamayacağı veya sorumluluğunun sınırlı olup olmadığının tartışılmasının gerektiği, dava konusu uyuşmazlıkta satım sözleşmesi mevzu bahis olduğundan, zarar, satıcının semeni tahsil edememesi şeklinde ortaya çıktığı, bu bakımdan satıcı davacının, teoride eşyayı teslim borcunu yerine getirmesine rağmen mali kayıtlarıyla semeni tahsil edemediğini ispatla yükümlü olduğunu, aksi durumda taşıma sözleşmesinde taşıyıcının sorumluluğunun tartışılmasınon olanaksız olduğunu, deniz yük senedinde gönderilen olarak “...”nin kayıtlı olduğu, İtalya resmi makamlarıdan gelen cevaplardan anlaşıldığı kadarıyla bu firma bilgilerinin gerçeklere uygun olmadığının ve ayrıca alıcı olduğu iddia edilen ... firmanın gerçekte bu satım ve taşıma ilişkisinden haberinin bulunmadığı, hal böyle olmasına rağmen deniz yük senedini tanzim eden taşıyıcı davalı ....A.Ş.'nin deniz ve karayoluyla taşıma ve sonrasında eşyayı gönderilen olarak kararlaştırılan ... firmasına teslim borcu altında olduğunu, yoksa davalı taşıyıcının gönderileni ya da satım sözleşmesindeki alıcıyı, taşıma öncesi süreçte ya da eşyanın teslimi sırasında ayrıntılı kontrol etme yükümlülüğünden söz edilemeyeceğini, dava konusu olayda alayda konişmento söz konusu olmadığından senedin, teslimden evvel ibrazı zorunluluğunun da bulunmadığı, taşıyıcı, adeta basit kontroller dahilinde kimlik/yetki tespitinden sonra eşyayı ilgilisine teslim ederek borcundan kurtulacağı, TTK'nın 868. maddesine göre, “eşyanın teslim yerine ulaşması ile, gönderenin emir ve talimat verme yetkisi ve tasarrufta bulunmak hakkı sona erer. Bu andan itibaren söz konusu yetki ve haklar gönderilene ait olur”, o halde davaya konu taşıma işinde gönderen/taşıtan konumundaki ... firmasının, taşıma hukuku manasında tasarruf hakkının sahibi olduğunu ve fakat bu hakın, konteynerın limana tahliye edilmesiyle değil, kara şehri Taranto'ya varmasıyla gönderilen konumundaki ... firmasına intikal edeceği, bu aşamadan sonra davacının kural olarak gönderileni değiştiremeyeceği, bu imkanın gönderilene ait olduğu ve dava konusu olayda teslim ordinolarından anlaşıldığı üzere, davalı taşıyıcının İtalya acentesinin Salerno Liman İşletmesine hitaben düzenlendiği bu belgede eşyanın... isimli firmaya tesliminde sakınca olmadığını ifade ettiği, burada dikkate değer hususun ... firmasının, hem ticari faturada hem de deniz yük senedindeki gönderilen olduğu, halbuki dava konusu olayda multimodal taşıma söz konusu olduğu ve davalı taşıyıcının İtalya içi kara taşımasını da kendisinin taahhüt ettiği, (ki bu yönde dosyada beyanları mevcuttur/davaya cevap s. 2) bu durumda taşıyıcı davalının taahhüdünün eşyayı Taranto'ya getirerek yine ... firmasına teslim mi yoksa limanda kara taşıması öncesi ... firmasına teslim mi olduğu hususu olduğunun belirlenmesi gerektiğini, ilk ihtimalin kabulü halinde eşyanın neden varma limanında teslim edildiği sorusunun da akla geleceği, eğer taşıyıcı davalının taahhüdünün, eşyayı kara şehri Taranto'da teslim ise bu durumda taşıyıcının, eşyayı henüz taşıma sürecinin sona ermediği, eşya kara şehrine varmamış iken teslim işlemine girişmiş olmasının söz konusu olduğu, aksi ihtimalde davalı taşıyıcı ya limandan limana taşımayı üstlenmiş ya da multimodal taşıma söz konusu olmasına rağmen İtalya'ya içi kara taşımasını sözde ... firmasına ya da .... bıraktığı, dolayısıyla davaya konu taşıma işinde bu noktada birçok tutarsızlık söz konusu olduğu belirtilmiştir. Yine aynı raporda taşıma hukukunda eşyanın taşıyıcı tarafından kararlaştırılandan farklı bir kimseye tesliminin TTK'nın 876 vd hükümleri dahilinde eşyanın zıyaı olarak değerlendirildiği ve hatta taşıyıcının pervasızca davranışı manasında sınırsız sorumluluğuna yol açtığı, ancak dava konusu olayda taşıyıcının eşyayı farklı bir kişiye tesliminin söz konusu olmadığı, teslimin ordinolar sebebiyle neden varma limanında yapıldığının ise (şeklen öyle anlaşılıyor) ayrı bir mevzu olduğu, zira taşıma senedi ve ticari faturaya bakıldığında gönderilenin “sahte bile olsa” “...” firması olduğu, bununla birlikte TTK'nın 876. maddesine göre, zıya, hasar ve gecikmenin, taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği sebeplerden meydana gelmişse, taşıyıcı sorumluluktan kurtulacağı, bu bakımdan dava konusu olayda taşıyıcının eşyayı ister kara şehrine bizzat götürsün ister tasarruf hakkı ve somut taşıma taahhüdüne aykırı olarak öncesinde yine gönderilene ya da alt taşıyıcıya teslim etsin, davaya konu zarardan kaçınılmasının mümkün görünmemekte olduğunu, bu haliyle de zarara gönderen/taşıtan davacının kendisinin katlanmasının gerekeceği, yoksa dava konusu olayda taşımaya konu eşyanın raporda belirtildiği üzere, konudan tamamen bağımsız bir üçüncü kişiye teslim edilerek zayi olmuş durumda olmadığı, dava konusu uyuşmazlıkta konişmentosuz bir taşıma işinde taşıyıcının sahtekâr olduğu açıkça belli olan kişilere eşyayı gerekli kontrolleri yapmadığı için pervasızca davranıp teslim ettiğinden de söz edilemeyeceği bildirilmiştir. Yine aynı raporda sonuç olarak taşıyıcının multimodal taşıma sözleşmesiyle eşya taşımayı taahhüt ettiği, deniz yük senedinin multimodal taşıma işini gösterdiği ve bu senette gönderilen olarak satım sözleşmesindeki alıcı değil üçüncü kişi konumundaki .... firmasının kaydedildiği, taşıyıcının eşyayı gönderilen olarak bu firmaya teslimle yükümlü olduğu, davaya konu taşıma işinde eşya varma yeri statüsündeki Târanto'ya gelene kadar tasarruf hakkının gönderen/taşıtan konumundaki ... firmasına ait olduğu, davalı taşıyıcı limanda taşımaya konu eşyayı .. firmasına teslim etmiş ise bu durumda gönderenin tasarruf hakkını ihlal etmiş olacağı, ancak dava konusu olayda gönderilene teslim söz konusu olduğundan, ayrıca davalının kara şehrinde eşyayı teslim ile de davacının aynı zararın oluşacağı, bu hususlara bağlı olarak uyuşmazlıkta eşyanın hatalı kişiye teslimine bağlı bir zarardan söz edilemeyeceği, ayrıca İtalya ile yapılan yazışmalardan gelen cevaplara bağlı olarak TTK m. 875 manasında zarardan taşıyıcının kaçınması mümkün olmadığı, nihayetinde bu sebeplerle davalının davaya konu zarardan sorumlu tutulamayacağı sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; Davacı ... A.Ş’nin dava dışı ... firmasıyla metal alım satım sözleşmesi yaptığı ve taraflar arasında ciro edilemeyen deniz yük senedi düzenlendiği, ayrıca davacının bu senetle birlikte davalıya konşimento yerine deniz yük senediyle taşıma yapılmasıyla taahhütte bulunduğu, bu taahhüte göre taşıyanın genel kontrolünün yeterli olduğu, bir araştırmayla malı alıcıya, ya da alıcının adına hareket ettiğini kanıtlayan herhangi birine teslim etmeyi davacıya bildirdiği, davacının da bunu kabul ettiği, davacının düzenlenen Deniz Yük Senedine göre, malın gönderileni ... firmasına teslim edilmesini, ihbar adresi olarak da alıcı ...nın belirtildiği, davalı taşıyanın dava konusu olan yükü Kocaeli’nden teslim alarak gönderilene teslim etmeyi taahhüt ettiği, taşıma sırasında yükün gönderileni olan .... firmasının gerçekte mevcut olmadığı, İtalya’da sadece ... isimli bir firmanın bulunduğu, gönderilen olarak belirlenen bu şirketin satım sözleşmesinde ... ile davacı arasında gerçekte mevcut olmayan bir sözleşmeye istinaden ihdas edilen bir şirket olduğu, gerek davalının cevap dilekçesinde, gerek deniz yük senedindeki kayıtlar ve gerekse İtalya’dan talimat yoluyla alınan savcılık kayıtları ile İtalya'da kurulu bulunan ... firmasının davacı ile herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığının bu firmanın İtalya’daki savcılık makamına suç duyurusunda bulunulmasından anlaşılmakta olduğu, somut olayda davacı firmanın, dava dışı mevcut olmayan ... firmasının malı teslim almasını kabul ve beyan ettiği, ancak gerçekte böyle bir firmanın bulunmadığı gibi malın alıcısı olan ... ile herhangi bir E-posta- telefon, telgraf vs. iletişim vasıtasıyla iletişime geçilmediği ve gerçekte malın alıcısı olan ....’nın malı satın almadığını öğrenmediği, basiretli bir tacir olan davacının alıcıyla hem teslim hem de ödeme koşulları konusunda anlaşması ve malın konşimento yoluyla satılması halinde bedelin tahsil edilmesi şartıyla malın teslimini sağlamasının mümkün olduğunu, ancak bunların hiçbirisini yerine getirmeyen davacının kendi kusuruna dayanarak davalının gerekli kontrolleri yapmadığı iddiasıyla taşıyana karşı talepte bulunmasının ve taşıyanın bu teslimden sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, dava konusu somut olayda gerçekte alıcı olmayan bir firmayı aracı kılarak deniz yük senedinde kendisini alıcı / gönderilen olarak gösteren dava dışı ... firmasının malı her hal ve karda teslim almayı sağlayacak düzeneği oluşturduğunun da sabit olduğunu, taşıyandan sahte / dolandırıcılık yoluyla işlenen bu fiilde kendisinden beklenenden daha fazla bir özen yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmenin TTK'nın 876. maddesine aykırı olacağı, zira gerek ziya, gerek hasar veya gecikmenin taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarının öngörülmesi beklenemeyecek sebeplerden meydana geldiğine göre taşıyıcının, satıcı davacının bu zararını karşılamasının, kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği ilkesine de aykırı olacağı, sonuç olarak davalı taşıyanın taşımada gerekli dikkat ve özeni gösterdiği, taşımaya konu malı .... firması yetkililerine davacının vermiş olduğu taahhütname kapsamında teslim ettiği belirlenmiş olduğundan davacının kusuru bulunmayan davalıdan, dava konusu malın satım bedelini tahsil etme imkânını ortadan kaldırmakta olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olmakla; Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dava konusu somut olay açısından taşımaya ilişkin hukuki değerlendirmenin mahkemenin taktirinde bulunmasına, bu nedenle davacı tarafın dosyadaki raporlar arasında çelişki bulunduğu yönündeki istinaf talebinin yerinde olmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/11/2022 tarih ve 2018/550 Esas 2022/1023 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 552,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 7-Kararın resen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/465, K. 2026/1395, T. 09.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-465-e-2026-1395-k-ccbc4341830c