Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/207 E. 2026/1704 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/207
Karar No
2026/1704
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/207

KARAR NO : 2026/1704

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 27/10/2022

NUMARASI : 2018/413 Esas - 2022/667 Karar

DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının dava dışı .... Ltd. Şti'nin %51 oranında hissedarı olduğunu, davacının %51 oranındaki hissedarı olduğu dava dışı ...'un kalan %49 hissesinin de davalıya ait olduğunu, ...'un 22/03/2006 tarihinde münhasıran davalı ve yine davalının hakim ortağı olduğu ... ürünlerinin Türkiye'de münhasıran satış pazarlama ve distribütörlüğünün yapılması bakımından kurulmuş bir şirket olduğunu, bu itibarla dava dışı ... kuruluş tarihi olan 2006 yılından itibaren davalının ürünlerinin Türkiye'deki distribütörü olarak faaliyet gösterdiğini, dava dışı ... kurulduğu yıldan 2018 yılına kadar davalı ve Brado ürünlerini Türkiye'de münhasır dağıtıcı sıfatıyla sattığını, ürünlerin sürümünü arttırıp hızlandırdığını, Türkiye piyasasına bu malları tanıttığını, malların satışını arttırmak ve Türkiye'de tanıtmak için elinden gelen tüm çabayı gösterdiğini, ve bir müşteri portföyü oluşturduğunu, 2018 yılında davalı tarafça ...'un kuruluş amacı faaliyet konusu ve oluşturduğu müşteri çevresi ve bu şirketteki hissedarlık durumu adeta yok sayılarak 08/03/2018 tarihinde davacı ile gerçekleştirdiği toplantıda davalının Türkiye pazarına doğrudan satışlar yapabileceğini bildirdiğini, davacı tarafından hem ...'un müdürü olması gerekse de dava dışı şirkette çoğunluk hissedar olması sıfatıyla hem şahsi menfaatleri hem de dava dışı ...'un menfaatlerinin korunması bakımından Türkiye pazarına doğrudan satış yapılmasına itiraz ettiğini, böyle bir durumun kabulünün mümkün olmadığını, davacının çoğunluk hissedarı olduğu ... ile davalı arasında uzun yıllara dayanan ve gerçekte dava dışı şirketin kuruluş amacını oluşturan münhasırlık distribütörlük anlaşması olmasına rağmen karşı taraf davalı, söz konusu anlaşmayı bir kenara bırakarak ayrıca dava dışı şirketin ortaklık sıfatından kaynaklanan yükümlülüklerini göz ardı ederek ve davacının haklarını hiçe sayarak Türk firmalarına doğrudan satış çalışmaları yapmaya başladığını, davalı tarafın sadakat ile bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranışları nedeniyle gerek davacının gerekse de dava dışı şirketin zararına sebebiyet verecek faaliyetler içinde bulunduğu ve ayrıca kendi nam ve hesabına şirket faaliyet ve işleri ile tamamen aynı konuda ticari faaliyet yürüttüğü aşikar olmakla davalının şirket menfaatine aykırı davranışları özellikle de Türkiye pazarına doğrudan satışlar yapması sebebiyle şirkete verdiği zararların ve kâr kayıplarının tespiti ile belirlenecek olan miktarın ...'a ödenmesi gerektiğini, açıklanan bu nedenlerle; davalıdan kaynaklanan sebeplerle uğranılan zararların tespitine ve bu alacağın şimdilik 10.000,00 TL'lik kısmının tahsiline, fazlaya ilişkin talep ve hakların saklı tutulmasına, HMK m. 107 gereğince alacak miktarlarını mahkemece tespit edilecek miktara yükseltme hakkının saklı tutulmasına ve miktar tespit edildikten sonra yükseltme hakkının hatırlatılmasına, yükseltilecek miktara göre alacağın tahsiline, fazlasına talep ve tahsil hakkının saklı tutulmasına, tespit edilip tahsiline karar verilecek alacağın muacceliyet tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun m. 2 f. 2'de belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile tespit edilecek alacağın, davalının şirket menfaatlerine, sadakat ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranışları sebebiyle dava dışı şirkete verdiği zararlar ve kâr kayıplarına ilişkin kısmının dava dışı ...'a, davacının hisselerinin değer kaybetmesi nedeniyle ve şirketin elde edeceği kazançtan mahrum kalması suretiyle, şirket kazancından elde edeceği kâr payının yok edilmesi nedeniyle uğradığı zararlara ilişkin kısmının ise davacıya ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalı cevap dilekçesi vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Dava dışı ...'a ödenmesi talep edilen zarar ve kar kayıpları talebi yönünden; 6102 sayılı TTK’nın limitet şirketlere ilişkin 613. maddesi uyarınca, şirket ortakları, şirket sırlarını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla dahi kaldırılamayacaktır. Ayrıcı ortakların, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunmaları, özellikle de, kendilerine kişisel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapmaları yasaklanmıştır. Geri kalan ortakların tümü yazılı olarak onay vermedikleri takdirde, her bir ortak, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı düşen faaliyetlerde bulunamazlar. Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir. 6102 sayılı TTK'nın 613. ve 626/(2). maddesi uyarınca açılan davalar ancak şirket tarafından rekabet yasağına, bağlılık yükümlülüğüne aykırı hareket eden yönetici ve ortaklar aleyhine açılabilir. Davacı şirketi münferiden temsile yetkili müdür olduğundan şirket adına dava açmasına engel bir hal bulunmamaktadır. Davacı dava dışı şirket müdürü olarak şirketi münferiden temsile yetkili bulunduğu halde şirket namına dava açma hak ve yetkisi mevcut iken davayı kendi adına açması nedeniyle davanın dinlenme kabiliyetinin bulunmadığından dava dışı ...'a ödenmesi talep edilen miktar yönünden davanın aktif husumet ehliyet yokluğu nedeni ile usulden reddine hükmedilmiştir. Davacının şirketteki (...) hisselerinin değer kaybetmesi ve şirketin elde edeceği kazançtan, kar payından mahrum kalması nedeniyle uğradığı zararların tazminini kendisine ödenmesi talebi yönünden; Davacı vekili davalı şirket ortağının sadakat ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle davacının çoğunluk hissedarı olduğu dava dışı şirketin tüm ticari aktivitesinin durmasına sebep olduğu, dolayısıyla dava dışı şirketin uğradığı maddi zararın yanı sıra davacının sahip olduğu hisselerinin değerinin de doğrudan azalmasına sebebiyet verdiği ve şirketin elde edeceği kazançtan mahrum kaldığı ve bu suretle şirketin kazancından elde edeceği kar payının yok edildiği nazara alındığından davacının uğradığı zararların da tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL olmak üzere belirlenecek olan miktarın davacıya ödenmesini talep etmiştir. TTK’nın 613. maddesinde düzenlenmiş olan bağlılık yükümlülüğünün ihlali nedeniyle oluşan zarar, doğrudan zarar niteliğinde olmayıp, dolaylı zarar niteliğindedir. Bu yükümlülüğün ihlali ile davacının şahsen doğrudan zarara uğraması söz konusu değildir. Şirketin zararının tazmini ile dolaylı zararda tazmin edilir. Nitekim sözleşmenin ihlali nedeniyle İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/398 esas ile açılan davada var ise bir zarar tazmin edilecek ve böylece davacının zararının bir kısmı da tazmin olacaktır. Bunun dışında davacı zararı bulunduğuna ilişkin taleplerini somutlaştıran bilgi ve belge dosyaya sunmadığından, davacının davasının reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının Türkiye pazarına doğrudan satışlar yapması sözleşmenin tek satıcılık olmadığının göstergesi olmadığını, davalının tek satıcılık sözleşmesini doğrudan satışlar yapmak sureti ile ihlal ettiğini ve huzurdaki davaya da konu olduğu üzere ortağın sadakat borcuna aykırı davrandığını, ... yıllardır münhasır tek satıcı olarak bu etikle ve güvenle ticari hayatını sürdürdüğünü, ...'un cirosu ile doğrudan yapılan satışların cirosu karşılaştırılsa aradaki farkın doğrudan satışın istisnai olduğunu ve taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali niteliğinde olduğunun tespit edilebileceğini, davalı, ... sayesinde kendisini tanıyan müşterilere doğrudan satışlar yapmaya çalışarak kötüniyetli bir şekilde hareket ettiğini ve huzurdaki davalarının haklılığını ispat eder şekilde sadakat borcuna aykırı davranıldığını, taraflar arasındaki uygulamanın çok uzun yıllar aynı şekilde sürdüğü ve tarafların hareket tarzının da istisnasız şekilde münhasırlık kaydı içeren bir sözleşmenin uygulanmasına yönelik olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin münhasır distribütörlük sözleşmesi olduğunu ve bu sözleşmenin haksız ve kötüniyetli şekilde ...'a herhangi bir süre verilmeksizin, ... şiddetle karşı çıkmasına rağmen ... adeta yok sayılarak Türkiye’ye yapılan direkt satışlarla fiili olarak usul ve yasaya aykırı şekilde sona erdirildiğini, kararın dava dışı ... ile davalı arasındaki ilişkinin niteliğinin hatalı değerlendirilmesi noktasından başlayarak hatalı olduğunu, davalı ...'ın müzekkerelerle gerçekleştirildiği sabit olan ve sözleşmenin ihlali niteliğindeki Türkiye pazarına doğrudan satış gerçekleştirmeye yönelik işlemlerinin TTK Madde 613/2 kapsamında ortakların sadakat yükümlülüğüne aykırılığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, şirket ortağı olan Ivars'ın, ...'un çıkarlarını zedeleyecek şekilde ve kendisine özel menfaat sağlayacak şekilde hareket etmesi karşısında TTK Madde 613 hükmüne aykırı davrandığını, davalının sadakate aykırı davranışları sebebi ile ...'un maddi zarara uğradığını, mahkemenin kanaati gibi sadece ...'un aktif dava ehliyetinin olduğunun kabul edilmesi son derece hatalı bir tespit olduğunu, TTK Madde 555 uyarınca davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, davacının şahsen uğradığı zararların şahsı adına ödenmesini talep ettiğini, mahkemece davacının her iki talep yönünden de dava açma hakkı olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ve her iki kalem bakımından da bir hesaplattırma yaptırarak hüküm altına alması gerektiğini, fakat yargılamanın hiçbir aşamasında itirazlarını karşılayacak bir rapor da temin edilemediğini, davacının hisselerinin değer kaybettiğini, şirketin elde edeceği kardan mahrum bırakıldığını, TTK Madde 613'ün ihlal edilmesi ortağın da maddi zarara uğraması anlamına geleceğini, dosyada taleplerinin biri yönünden hiçbir değerlendirme yapılmadan ve rapordaki hesaplamalara da itirazlarının ve taleplerinden birinin yargılama esnasında hiç değerlendirilmediğine yönelik itirazlarının dinlenmeden ve yeni rapor taleplerinin de reddedilerek eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, doktrinde veya uygulamada TTK 613/F.2 hükmü uyarınca yapılan tazminat hesaplarında sektör karlılık oranının baz alındığına ilişkin kanıya nereden varıldığı bilirkişilerce açıklanmadığını, bilirkişiler uğranılan zararı hatalı bir şekilde 2008 yılı sektör karlılık durumu üzerinden tespit ettiklerini, yeni rapor taleplerinin reddedilmesi ile yargılama boyunca davacının uğramış olduğu zarar hiçbir şekilde hiçbir aşamada doğru ve tam bir şekilde tespit edilemediğini, bilirkişiler davalının Türkiye pazarına doğrudan satışlarını değerlendirildiğinde ve zarar tespitinde para birimi hatasının fahiş bir hesaplama hatasına dönüşmemesi için bu hususta da itirazda bulunulmuş olmakla bu itirazlarının yine değerlendirilmediğini, zarar, bilirkişi incelemesi ile ancak hesaplanabileceğini, bir yandan bu taleplerinin reddedilmesi ve bir yandan da ispat problemine yer verilmesinin hakkaniyete son derece aykırı olduğunu, dosyada oldukça fazla yargılama gideri yapıldığını ve davacının hakkaniyet gereği kavuşması gereken tazminata ilişkin tam ve doğru bir inceleme yaptırılmadığını Ivars'ın toplam ne kadar Türkiye'ye satış yaptığı ve yapmaya devam ettiği de ayrıca huzurdaki dava nezdinde incelenmesi gerektiğini, mahkeme sözleşmenin ihlali nedeniyle var ise bir zarar tazmin edileceğini ve böylece davacının zararının bir kısmı da tazmin olacağına kanaat getirdiğini ancak her iki tazminatın birbirinden farklı olduğunu, her iki davanın konusu ve tazminat talepleri ve de hatta davaların davacıları birbirinden farklı olduğunu, talep konularının farklı olduğunu, huzurdaki davada davacı şahsen uğramış olduğu zararın da tazminini talep ettiğini, mahkemenin salt zararın bir kısmının (aynı zararlar olmasa da) başka bir dosyadan bir şekilde tahsil edebilmesi ile huzurdaki davada talepte bulunmasının 'gereksiz' olduğu kanaatine varmasının kesinlikle anlaşılabilir bir durum olmadığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE : Dava, limited şirket ortağının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle şirkete ve diğer ortağa verdiği zararın tazmini davasıdır.

İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalı ortağın sadakat yükümlülüğünü ihlal edip etmediği ve talep edilen tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı, şirkete istenen tazminat bakımından davacının husumetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır.

31/05/2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan dava dışı .... Ltd. Şti.'nin 11/05/2012 tarihli genel kurul kararında yapılan sermaye arttırımına göre 450.000 TL sermaye payının, 229.500 TL'si davacı ...'na, 220.500 TL'si ...'ya aittir. 30/05/2017 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan dava dışı şirketin 16/04/2017 tarihli genel kurul kararında ortaklarının şirketi münferiden imza ile temsile yetkili oldukları kararlaştırılmıştır.

Davacı tarafça, davalı şirket ortağının sadakat ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranarak şirketin ve davacı ortağın zararına sebep olduğu iddiasıyla şirkete verilen zararların dava dışı şirkete ödenmesine, hisselerin değer kaybetmesi nedeniyle oluşan ve kazanç kaybı nedeniyle zararın davacıya ödenmesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 613/2. Maddesine göre, ortaklar, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamazlar. Özellikle, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamazlar. Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir.

İkinci fıkrada, bağlılık yükümü ile ilgili olarak “çıkarlarını zedeleyecek davranışlar” ibaresine yer verilmesinin sebebi yüküme geniş bir kapsam kazandırmaktır. Bu ibare dolayısıyla, inter alia, şirkete karşı, onu engelleyecek, kötüleyecek, güç duruma düşürecek, gelişmesini köstekleyecek, yatırımlarına etki yapacak her çeşit davranış kapsamdadır. Tasarı, ortağın kendisine özel menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren davranışlarını bağlılık yükümünü ihlâl eden ayrı bir kategori olarak kabul etmiştir. Bağlılık yükümünün sınırı rekabet yasağıdır. Sınırlı sorumluluk ilkesiyle, ortaklık haklarının sermayeye bağlanmış olması limited şirkette ortağın kanunen rekabet yasağı altına konulmasını, kural olarak haklı gösteremez. Bu sebeple şirket sözleşmesinde öngörülmemişse ortağa yönelik rekabet yasağı yoktur. Sözleşmede açık hüküm bulunmuyorsa bağlılık yükümünden hareketle yasağa varılamaz. Burada “özel menfaat sağlanması” ile “şirketin amacına zarar verilmesi” birbirini tamamlayan şartlardır.(Madde Gerekçesinden)

Bu düzenleme ve açıklamalara göre limited şirket ortaklarının, ana sözleşmede aksine düzenleme olmadıkça şirkete karşı rekabet yasağı söz konusu değildir. Dava dışı şirketin de ana sözleşmesinde ortağın rekabet yasağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu halde davalı ortağın şirket ile aynı faaliyet alanında ve ona rakip olarak iş yapmasına bir engel bulunmamaktadır. TTK'nın 613/2. Maddesinde geçen “özel menfaat sağlanması” ile “şirketin amacına zarar verilmesi” birbirini tamamlayan şartlar olup bunlar bağlılık yükümünü ihlâl eden ayrı bir kategori olarak kabul edilmiştir. Bu yükümün sınırı da madde gerekçesinde rekabet yasağı olarak belirtilmiş ve sözleşmede açık hüküm bulunmuyorsa bağlılık yükümünden hareketle yasağa varılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre, rekabet yasağının söz konusu olmadığı durumlarda ortağın şirketle rekabet etmesi bağlılık yükümüne aykırılık teşkil etmez. Aksi halde, ortağın rekabet yasağı bulunmadığı durumda bağlılık yükümü ile fiili olarak rekabet yasağı söz konusu olacak olup, bu durum Kanunun amacına aykırıdır.

Somut olayda, şirket ana sözleşmesinde rekabet yasağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Davacının beyanına göre de dava dışı .... Ltd. Şti.'nin ...'nın ürünlerini(mobilya komponentleri vs.) Türkiye'de satışını yapmak üzere davalı ... ve ... ortaklığında kurulmuştur. Gerek ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda ve gerekse denkleştirme tazminatına ilişkin İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/398 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda 09/02/2007-15/06/2018 tarihleri arasında Türkiye'de 103.540,00 Euro tutarında doğrudan satış yaptığının tespit edilmiştir. Buna göre, dava dışı şirket ile davalı ... arasında süregelen ticari ilişkinin sürdürülüş biçimi itibariyle davalı ...'nın dava dışı şirket ortağı veya müdürü sıfatıyla bir iş ve eyleminin bulunmayıp, davacının iddia ettiği doğrudan mal verme işleminin şirket ortağı/müdürü sıfatıyla değil, dava dışı firma ile yapılan sözleşmenin diğer tarafı olan dağıtıcı firma sıfatıyla yapılmış olup, bu hale göre, davalının, sözleşmeye aykırı davrandığı yönünde iddia kapsamında TTK'nın 613/2. maddesinde aranan ve ortak sıfatından kaynaklanan "kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler" şeklinde eylem ve işlem kapsamında olduğu ispatlanamamıştır. Bu durumda, davalının dava dışı şirkete karşı bağlılık yükümlülüğünü ihlal ettiğinin kabulü mümkün değildir.

Ayrıca davacının istinaf dilekçesinde davanın temelinin sözleşme ihlali olduğunu belirtilmiş olup, şirketin ortağı ile yapılan sözleşmenin ortaklık boyunca devamını gerektiren bir düzenleme bulunmayıp Borçlar Kanunu kapsamında sona erdirilmesi mümkün olduğundan, sözleşmenin sona ermiş olması da bağlılık yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilemeyecektir. Davalı ortağın davalı şirkete karşı bağlılık yükümlülüğünü ihlal ettiği ispatlanamadığından şirketin ve davacının da zarara uğraması söz konusu değildir. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.24/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/207, K. 2026/1704, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-207-e-2026-1704-k-7499faff164d