Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/171 E. 2026/1656 K. – Menfi Tespit
Konu: Menfi Tespit
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/171
- Karar No
- 2026/1656
- Karar Tarihi
- Konu
- Menfi Tespit
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/171
KARAR NO: 2026/1656
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 28.09.2022
NUMARASI: 2021/119 Esas - 2022/578 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin takip öncesi ödeme yapmasına rağmen, ipotek konusu borç için müvekkilleri aleyhine .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine girişildiğini, davalının sigorta sözleşmesinden kaynaklı alacaklı olduğunu ileri sürerek başlattığı takipte icra tehdidi altında 17.12.2015 tarihinde 20.075,00 TL ödendiğini, davalının bu kez faiz ve ferilerinin ödenmediğini iddia ederek ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlattığını, icra mahkemesinde açılan davada takibin usulden iptal edildiğini yeniden başlatılan takibin ise itiraz edilmeden kesinleştiğini, borcun ödenmesi ve davalının temerrüt oluşturmaması nedeniyle faiz talep edilemeyeceğini, taraflar arasında borçlunun temerrüdüne ilişkin bir sözleşme bulunmadığı gibi usulüne uygun bir ihtar ile de borçlunun temerrüde düşürülmediğini, temerrüt halinde uygulanacak faiz oranının da taraflarca karşılaştırılmadığını ileri sürerek, davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %20 oranında kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; davalı ile davacı...arasında düzenlenen 03.12.2008 tarihli acentelik sözleşmesinin yürürlükte kaldığı süre zarfında bu davacı tarafından davalı şirket adına sigorta poliçeleri
tanzim edildiğini, diğer davacı tarafından da bu sözleşme gereğince ...’nın davalı şirkete olacak borçlarının teminatı olarak kendisine ait olan taşınmaz üzerine ipotek tesis ettirildiğini, ilerleyen süreçte davacı acentenin sözleşme şartlarına uygun hareket etmediği ve düzenlediği poliçelere ilişkin prim bedellerini sözleşme şartlarına uygun şekilde davalıya aktarmadığının tespit edildiğini, oluşan 34.793,55 TL borcun ödenmesi için .... Noterliğinin 08.12.2015 tarihli ihtarnamesinin keşide
edildiğini, bu aşamadan sonra davacı acentenin toplam 20.057,00 TL ödeme yaptığını, borç bakiyesini ödememesinden dolayı borçlarının teminatı olarak verilmiş bulunan ipoteğin
paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine geçildiği, davacıların ödeme emirlerine itiraz etmemesi üzerine takibin kesinleştiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Taraflar arasındaki 03/12/2008 tarihli acentelik sözleşmesinin sigorta primlerinin şirkete intikalini düzenleyen 8. maddesinde, acentenin tahsil ettiği primlerin komisyon ve ilgili vergiler düşüldükten sonra kalan kısmını şirketin belirlediği tahsilat prosedürü çerçevesinde kendisine tanınan sürenin bitimine kadar şirkete intikal ettirmek zorunda olduğu düzenlenmiştir.
Borçlunun temerrüdünü düzenleyen 6098 sayılı TBK'nun 117. maddesinde; Muaccel bir borcun borçlusunun, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceği, borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlunun temerrüde düşmüş olacağı düzenlenmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşmede davacı acente tarafından tahsil edilen primlerin davalı şirkete ödenmesi noktasında anılan yasal düzenleme kapsamında belirli bir vade kararlaştırılmamıştır. Sözleşmenin 8. maddesinde davalı şirketin belirlediği tahsilat prosedüürü çerçevesinde ödeme yapılacağı belirtilmişse de davalı yanca tahsilat protokolü sunulamamış ve davacı yanın temerrüdü bakımından geçerli bir temerrüt ihtarı da ibraz olunamamıştır. Bu bağlamda, davalının icra takibine konu ettiği işlemiş faiz bakımından davacı yanın icra takibinden önce temerrüdünün oluştuğu ispat olunamadığından davacıların menfi tespit isteminde haklı olduğu; öte yandan davacı yanca kötüniyet tazminatı talebinde bulunulmuşsa da, takibin haksız olmasının kötüniyetin ispatı için yeterli olmaması, davalı yanca aradaki acentelik sözleşmesi kapsamında icra takibi başlatılmış olması ve davacı yanca davalının takip yapmakta kötüniyetli olduğunun ispatı bakımından elverişli bir delil ibrazında bulunulmaması karşısında 2004 sayılı İİK'nun 72/5. maddesi kapsamında kötüniyet tazminatı istem koşullarının oluşmadığı..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacıların .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası nedeniyle davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, koşulları oluşmadığından davacıların kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Müvekkili ile davacı...arasında 3.12.2008 tarihinde düzenlenen acentelik sözleşmesi ile bu davacının poliçe düzenlediğini, diğer davacının da sözleşmeden kaynaklanan borç için ipotek verdiğini, ancak acentenin sözleşmeye aykırı davrandığını, düzenlediği poliçelere ilişkin prim bedellerini sözleşme şartlarına uygun şekilde müvekkiline aktarmadığını ve bu nedenle oluşan 34.793,55 TL borcun ödemesi için ....Noterliğinin 08.12.2015 tarihli ihtarnamesinin gönderildiğini, bu aşamadan sonra acentenin toplam 20.057 TL ödeme yaptığını, kalan bakiyenin ödenmediğini, borcun teminatı olarak bulunan taşınmaz ipoteğinin paraya çevrilmesi için ....İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, takibin itirazsız kesinleştiğini, ancak iki yıl sonra bu davanın açıldığını,
Yargılamada alınan rapordaki eksiklikler nedeniyle itiraz edildiğini, davacının hiç bir belgeyi inceleme için sunmadığını, bilirkişilerin yerinde inceleme yetkisi olmasına rağmen uzaktan yeterli inceleme yapılmadan eksik incelemeye dayalı hatalı bir rapor düzenlediklerini, davacının incelemeye hiç bir belge sunmaması nedeniyle davasını ispat edemediğini, müvekkilinin ticari defterlerinin ise usulüne uygun şekilde tutulduğunu, müvekkilinin tahsilat ve ödeme usulüne ilişkin bir belge sunamadığına ilişkin kabul tarzının hatalı olduğunu, zira davacının acentelik sözleşmesi kapsamında düzenlediği poliçeler için müvekkili adına tahsil ettiği primleri süresinde müvekkilinin hesabına yatırması gerektiğini, müvekkiline aktarılması gereken tutarların süresinde aktarılmadığının davacının kayıtlarının incelenmesinden anlaşılabileceğini, davacının prim ana parasını ödemesinin de esasında primleri tahsil ettiğini gösterdiğini, müvekkili adına tahsil edilen primlerin 3 4 yıl gibi bir sürede davacının elinde kalmasının kabul edilemeyeceğini, bu imkanın acenteye tanınamayacağını, primlerin derhal ödenmemesinin ayrıca güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu, tahsilat ve ödeme usulüne ilişkin bir protokol olmamasının tahsil edilen primin uzun süre acentenin elinde kalmasına imkan vermeyeceğini, bu nedenle davacının düzenlediği poliçe primlerinin tahakkuk tarihi ile takip tarihi arasındaki faizlerinin tahsili gerektiğini, aksi kabulün müvekkilinin alacağının belirsiz ve uzun bir süre acentenin elinde faizsiz olarak kalmasına imkan sağlayacağını, müvekkilinin ve davacı acentenin delilleri arasında bulunan defterlerin sunulmamasının da müvekkilinin iddiasını doğruladığını,
Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davalı sigorta şirketinin davacı acenteden, acentelik sözleşmesi ilişkisi nedeniyle tahsil ettiği primleri geç aktarmasından kaynaklanan faizlerin tahsili amacıyla başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip nedeniyle davacıların borçlu olmadığının İİK'nın 72.maddesi uyarınca tespiti istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
.... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davalı şirketçe 05.04.2019 tarihinde 14.736,55 TL alacağın tahsili amacıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığı ve takibin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bir kişinin gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olması ve icra takibine maruz kalması halinde, gerçekte borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açabilir. Bu tür bir dava genel ispat hükümlerine göre görevli olan mahkemede açılır. Menfi tespit davasında ispat yükü kural olarak, belgesiz şekilde ilamsız icra takibi başlatılan alacaklıya aittir. Alacaklı, takip konusu borcunun varlığının HMK'nın 190 ve TMK'nın 6.maddesi uyarınca kanıtlamakla yükümlüdür.
Davacı şirket ile davalı arasında 03.12.2008 tarihli acentelik sözleşmesi düzenlenmiş ve bu sözleşme kapsamında davacı şirket, davalı şirket adına poliçe düzenleme ve prim tahsil yetkisine sahip olmuştur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin “Sigorta Primlerinin Tahsili” başlıklı 7. maddesinde “Acentenin tahsilatı emanet para hükmünde olup, Acente bu paraları hiçbir şekilde kullanamaz” hükmü ile “Sigorta Primlerinin Şirkete İntikali” başlıklı 8. maddesinde “Acente, tahsil ettiği primlerin komisyon ve ilgili vergiler düştükten sonra kalan kısmını, Şirketin belirlediği tahsilat prosedürü çerçevesinde kendisine tanınan sürenin bitimine kadar Şirkete intikal ettirmek zorundadır” hükmü yer almaktadır. Belirtilen hükümlere göre acente primleri tahsil ettikten sonra kendisine tanınan süre içinde davalı şirkete göndermekle yükümlüdür.
Davacı vekilince sunulan 15.12.2021 tarihli dilekçede, davacı şirketin tahsil ettiği primleri geç intikal ettirmesi nedeniyle davalının 19.882,42 TL asıl alacağı ile 14.911,13 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğunun ....Noterliğinin 08.12.2015 tarihli ihtarı ile bildirildiği, ihtar üzerine davacı şirketin 17.12.2015 tarihinde 20.075 TL asıl alacağı ödediği, faiz yönünden ise temerrüt oluşmadığı için faiz borcunun doğmadığının belirtildiği görülmüştür. Davalı ise primlerin tahsilinden sonra uzun süre elinde tutması nedeniyle ayrıca bir ihtara gerek kalmaksızın faiz alacağına hak kazanılacağını savunmaktadır.
Taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin 19. maddesinde davalının ticari defterlerinin münhasır delil olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle davacı defterlerinin incelenmemiş olmasının, davalı iddiasına ve sözleşme hükmüne göre sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.
Bu davada davalı, sözleşmeden kaynaklanan borcun belirli bir vadede ödenmesi gerektiği halde borçlunun temerrüde düştüğünü veya TBK'nın 117.maddesine uygun şekilde borçlunun bir ihtarla temerrüde düşürüldüğünü kanıtlamadır. Bu hususun kanıtlanması için esasen davacı acentenin ticari defterlerinin incelenmesine de gerek bulunmamaktadır. Acentenin tahsil ettiği primleri gecikmeli olarak davalı sigorta şirketine gönderdiği sabittir. Tahsil edilen prim borçlarından komisyon kesintisi yapıldıktan sonra kalan kısmın sigorta şirketine ödenmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle tahsil edilen primler yönünden davalının alacağı muaccel olmuştur. Ancak muacceliyet ile temerrüt olguları bir birinden farklıdır. Faiz talep edilebilmesi için borçlunun borcunu ödeyeceği vadenin kesin olarak kararlaştırılması veya muaccel bir borcun istenmesi için borçluya ihtar gönderilerek paranın istenilmesi gerekmektedir.
TBK’nın 117. maddesi/2. fıkrasına göre, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur.Ancak sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetli olduğu hallerde temerrüt için bildirim şarttır. Buna göre bir alacağa temerrüt faizi uygulanabilmesi için alacağın istenebilir olması yeterli olmayıp alacaklının miktar da belirterek ödeme talebini içeren ihtarıyla borçlunun temerrüte düşürülmesi ya da sözleşmede kesin vadenin kararlaştırılmış ya da saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan birisinin usulen bir ihbarıyla kesin vadenin tayin edilebilir olması zorunludur.
Alacağın muaccel olması ile temerrüt birbirinden farklı olgulardır. Somut olayda, sigorta şirketinin prim alacağının muaccel olduğu ancak ana paranın ödendiği tarih itibariyle bir temerrüt uyarısının bulunmadığı sabittir. Nitekim sözleşmenin yukarıda değinilen 8.maddesinde de kesin bir ödeme tarihi veya belirlenebilir bir ödeme tarihinden söz edilmemiş, şirketin belirlediği tahsilat prosedürü çerçevesinde acenteye verilen sürenin bitimine kadar ödenmesi gerektiğinden söz edilmiştir. Anılan hüküm ile davalıya bir tahsilat prosedürü belirleme yükümlülüğü getirilmiştir. Davalı tacir tahsilat prosedürüne ilişkin nesnel bir tahsilat talimatı veya yönergesi sunmadığı gibi, TBK'nın 117.maddesine uygun şekilde de borçlunun temerrüde düşürüldüğünün kanıtlanmaması karşısında mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davalı vekilinin hükme yönelik istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 754,98 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,
5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.