Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1441 E. 2026/1983 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1441
Karar No
2026/1983
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1441 KARAR NO : 2026/1983

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/05/2023 NUMARASI : 2021/328 Esas 2023/342 Karar DAVA : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 22/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 24/09/2026

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/328 Esas 2023/342 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 18.12.2020 düzenleme tarihli 2020/53 nolu Ticari Sözleşme başlıklı sözleşme imzalandığını; bu sözleşmeyle müvekkili şirketin davalı şirket için Yatırım Teşvik Belgesi alınması, Avam Projesi hazırlanması, Çed gerekli değildir belgesinin alınması ve Dahilde İşleme İzin Belgesinin alınması işlerini üstlendiğini, bu işlerin karşılığında da müvekkile 64.000 TL + KDV ödenmesinin kararlaştırıldığını, bu rakama masrafların dahil olmadığını, müvekkili şirketin üstüne düşen sorumlulukları yerine getirdiğini, aldığı 28.12.2020 tarihli ve 518646 no'lu Yatırım Teşvik Belgesini, teslim belgesi ile davalılara sunduğunu, Yatırım Teşvik Belgesinin çıkarılması için Avam Projesi hazırlanmasının ve Çed gerekli değildir belgesinin alınmasının zorunlu olduğunu, Bakanlığa müzekkere yazılması durumunda bu belgelerin temin edilebileceğini, Dahilde İşleme İzin Belgesinin ise Yatırım Teşvik Belgesi çıkarıldıktan sonra, yatırımcının gerçekten yatırım yapma niyetinde olması durumunda başvurulan ve çıkartılan bir belge olduğunu, davalının gerçekte yatırım yapma niyetinin bulunmadığını, müvekkili firmaya gereken evrakları vermediğini, başvuru yapılmasına engel olduğunu, müvekkili firmanın böyle bir yükümlülüğü olmamasına rağmen KDV İstisna Belgesini de çıkardığını, bu belge ile davalının milyonlarca TL'lik makine ve teçhizatı KDV ödemeden satın alma hakkı kazandığını, davalının müvekkiline olan borcunu ödemediğini, elindeki yatırım teşvik belgesi ile kredi çekemediklerini iddia ettiğini, halbuki sözleşmede yatırım teşvik belgesinin alınmasının kredinin hemen çekileceği anlamına gelmediği hususunun açıkça belirtildiğini, sözleşmede belirtilen ücretin yatırım teşvik belgesinin çıkarılmasıyla hak edildiğini, ayrıca kredi çıkarılacağı yönünde bir taahhüdün bulunmadığını, mevzuata göre yatırım teşvik belgesi alan yatırımcının alacağı makine ve teçhizat için önce proforma fatura düzenletmesi gerektiğini, bu belge ile bankalara başvurarak kredi çekebileceğini, çekilecek kredinin ise yatırımcıya değil, proforma faturayı düzenleyen satıcıya ödendiğini, davalı firmanın iddiasının aslında davalının yatırım yapmak niyetinde olmadığını, sadece bu yatırım teşvik belgesi ile bankalardan kredi çekme niyetini taşıdığını gösterdiğini, müvekkili sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalı firmanın borcunu ödemeye yanaşmadığını, bunun üzerine İzmir 19. İcra Müdürlüğü'nün 2021/2275 Esas sayılı dosyasıyla davalı firma ve kefili aleyhine icra takibi başlatıldığını, bu takibe davalı şirketin ve kefilin haksız itiraz ettiğini belirterek, alacağın şimdilik 20.000 TL'lik bölümü için itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle ; Davalı ...'ın sözleşme ile bağlı olmadığını, sözleşmede kefil olarak belirtilmiş olmasına rağmen kefil olma sınırı ve süresi hakkında hiçbir açıklayıcı ibarenin mevcut olmadığını, müvekkilinin iştigal konusunun 2013 yılından beri kahve işi olduğunu, ticari faaliyetlerini bu sektör üzerinden gerçekleştirdiğini, yeni pazarlar ve iş modelleri arayışında olduğunu, bu aşamada davacı ile tanıştığını, davacının Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından edinilen Yatırım Teşvik Belgesi ve Dahilde İşleme İzin Belgesi hakkında geniş bir brifing verdiğini, bu projenin gerçekleştirilebilmesi için ilk olarak müvekkilinin işletmesini bırakarak limited şirket kurması ve tüm bu ikinci el malvarlıklarını limited şirkete aktarması gerektiğini, bu şekilde Yatırım Teşvik Belgesi ile ödemesi iki yıl sonra başlayan 10 yıl vadeli, çok düşük faizli krediyi kolayca alabileceğini her seferinde şifahen taahhüt ettiğini, davacının çok uzun yıllardır bu tür işlerle uğraştığını, uzmanlığının YTB, DİB ve Yer Tahsisi olduğunu bildirdiğini, küçük ve orta ölçekli firmaların ancak bu yollarla büyüyebildiğini, başka imkanlarının olmadığını söyleyerek adeta müvekkilini hipnotize ettiğini, davacı asistanı tarafından da davacı şirket yetkilisi ....'in Ankara'da özel bağlantılarının olduğu ve çok güvenilir biri olduğu izlenimi oluşturulmaya azami gayret gösterildiğini, davacının planlanmış ve hileli hareketler ile kendisine yarar sağladığını, müvekkilinin serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle adeta büyülenerek dolandırıldığını, 64.000 TL + KDV bedelli sözleşmenin apar topar imzalandığını, müvekkilinin davacının talimatları doğrultusunda derhal .... Şti. isimli şirketi kurduğunu, davacının, ikinci el malların sıfırmış gibi fatura kesmesi gerektiğini, ancak bu şekilde kendine kredi çıkarabileceğini belirttiğini, davacının dava konusu sözleşmeyi, kredin çıksın ödemeyi o zaman yaparsın diyerek imzalattığını, davacını tek hizmetinin Ankara 'da faaliyet gösteren .... adındaki başka bir firmaya Yatırım Teşvik Belgesi çıkartmak olduğunu, davacının kredi ve YIB konusunda Ankara'daki aracılar vasıtasıyla işlerini halledeceğini, bunun için ek ödemeler yapması gerektiğini belirttiğini, sürekli para koparmaya çalıştığını, bunlara ait faturaları da vermediğini, müvekkilinin bir şeylerin yanlış gittiğini ve durumun aleyhine döndüğünü, kendisinin büyük bir tuzağın içine sokulduğunu fark ettiğini, YIB alınması ile kredinin bir alakası olmadığını öğrendiğini, ayrıca davacı tarafından verilen hizmet bedelinin en tanınmış firmalarda dahi 6.000 TL civarında olduğunu gördüğünü, davacının aynı hizmeti 64.000 TL + KDV gibi korkunç fahiş bir tutarla sunarak müvekkilini dolandırdığını, davacının tüm yönlendirme ve talimatlarının hatalı ve yanlış olduğunu, davacının sahte faturalar düzenlenmesini istediğini, olmayan malların devredildiğini, olmayan kişilere paralar verildiğini, devlete yanlış beyanda bulunulmasına teşvik ettiğini, bu nedenle davacı şirket yetkilisi... hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2021/50072 soruşturma nolu dosyası ile inceleme başlatıldığını, müvekkilinin dolandırıldığını anlayarak davacı ile temasa geçmeye kalktığında ne telefonlara cevap verildiğini, ne de muhatap bulduğunu, davacının müvekkilleri aleyhine icra takibi yaptığını, davacının taahhüt ettiği edimleri yerine getirmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde "...DELİLLER VE GEREKÇE: İcra Dosyası: İzmir 19. İcra Müdürlüğü' nün 2021/2275 E. Sayılı dosyasında davacının davalı aleyhine 64.000,00- TL asıl alacak üzerinden takip başlattığı, davalıların 09.03.2021 tarihli dilekçeleri ile; borca, faizine, doğacak, olan faizlerine itiraz ettikleri takibin durduğu görülmüştür. Davacı Tanığı ... Beyanında;" ben davacı firmanın mali müşaviriyim. Ben bana sormuş olduğunuz taraflar arasındaki sözleşme ve davacı firmanın üstlendiği edimleri biliyorum. Biz muhasebe bölümü olarak şirketin kuruluşu, defterlerin tutulması işlerini yaparız. Ayrıca ticaret odasından oda kayıt belgeleri ve sicil tasdiknamesini alırız, noterden imza sirkülerini alırız, mükellefimiz olan....'e veririz, bizim işimiz burada biter. Ben muhasebesel olarak davalı firma için davacının bana vermiş olduğu bütün işleri tamamladım ve teslim ettim dedi. Davalı şirket yetkilisi .... Bey bana teşvik için vergi muafiyet belgelerini teslim ettikten sonra bana bu teşvik ile Narlıdere'den şirket merkezindeki evi satın almak istediğini söyledi. Ben de bunun uygun olmayacağını söyledim." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bilirkişi Raporu : Bilirkişi .... tarafından düzenlenen 06/03/2023 tarihli raporda özetle ; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; tarafların dava konusu sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirip getirmediği, davalılardan ...'ın diğer davalı ... Şti.'nin borçlarından dolayı sorumlu tutulup tutulamayacağı ve davalılardan ... Şti.'nin aldatma (hile) veya aşırı yararlanma (gabin) gerekçesiyle sözleşmeyi iptal edip edemeyeceği hususlarına ilişkin olduğu, sözleşme hükümleri incelendiğinde, davacının borcunun Yatırım Teşvik Belgesi ile ilgili belgelerin alınması ile sınırlı olduğu, bu belgelere dayanarak kredi alınmasının davacının borcu kapsamında olmadığının anlaşıldığı, davacının gerekli başvuruları yaparak, “Kahve Üretimi” konulu 28.12.2020 tarihli ve 518646 sayılı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Yatırım Teşvik Belgesini aldığı ve davalı tarafından imzalanan teslim tutanağından anlaşıldığı üzere, bu belgeyi davalı.... Şti.'ye teslim ettiği, davacının 18.12.2020 tarihli Sözleşme'den kaynaklanan borcunu yerine getirdiği ve Sözleşme'nin 4. maddesi gereğince 64.000 TL * KDV tutarındaki ücretin tamamına hak kazandığı, davacı ile diğer davalı ... arasında bir “müteselsil kefalet sözleşmesi” akdedildiği, ancak bu sözleşmenin şekle aykırı ve kesin hükümsüz olduğu, dolayısıyla davalılardan ...'ın diğer davalı ... Şti.'nin borçlarından dolayı müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı, bir ticaret şirketi ve basiretli bir tacir olan davalının kendi tecrübesizliğine dayanamayacağı, davacı şirketin beyanlarının aldatma olarak nitelendirilmesi ve davalının sözleşme'yi aldatma etkisi altında yaptığının kabul edilmesi hâlinde, davalı .... Şti.'nin süresi içinde iptal beyanında bulunduğu ve Sözleşme ile bağlı olmadığı, dolayısıyla 64.000 TL + KDV tutarındaki sözleşme bedelini ödemekle yükümlü olmadığı, davacının beyanlarının aldatma olarak nitelendirilmemesi hâlinde, davalı şirketin dava konusu sözleşme'yi iptal etme hakkı bulunmadığı ve davalı şirketin bu sözleşmeyle bağlı olduğu , dolayısıyla davalı ....Sti.'nin Sözleşme'nin 4. maddesi gereğince 64.000 TL + KDV tutarındaki sözleşme bedelini davacıya ödemesi gerektiği görüşü ile raporunu düzenlemiştir. Islah : Davacı vekili 14/03/2023 tarihli dilekçesi ile dava değerini artırmış ve aynı tarihte eksik harcı tamamlamıştır. Dava; Hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alcağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır. Taraflar arasında 18.12.2020 tarihli 2020/53 nolu “Ticari Sözleşme” den kaynaklanan bir ticari ilişki bulunduğu, bu sözleşmeden kaynaklanan davacı alacağı nedeniyle davalı aleyhine takip başlatmış olduğu görülmüştür. Davalı, sözleşme gereği davacının edimlerini yerine tam yerine getirmediği, davacı tarafça yatırım teşvik belgesi ile kredi çekebileceği ve kredinin çıkacağı konusunda garanti ve taahhüt verildiği, kredinin çıkmadığı ve davanın reddini, davalı ... için davanın husumetten reddini savunmuştur. Tüm dosya kapsamı ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre; Davacı ile davalılardan... Şti. arasında 18.12.2020 tarihinde, konusu 64.000 TL + KDV karşılığı “Yatırım teşvik belgesi alımı, Avam projesi ve halihazır proje, ÇED gerekli değildir belgesi alımı, Dahilde işleme belgesi alımı” olan 2020/53 numaralı Ticari Sözleşme akdedildiği, Sözleşme’nin “Yapılacak İşler” başlıklı 6. maddesine göre, işin kapsamını yatırım teşvik belgesi için başvuru yapılması oluşturmaktadır. Söz konusu maddeye göre, “Müşteri, Yatırım Teşvik Belgesinin alınması ile kredinin hemen ödenmediği, alınan ekipmanlar ve yapılan harcamalarının belgelerinin sunulması ile belge miktarı kadar kredinin çekilebildiği konusunda bilgilendirilmiştir.” İşin toplam bedeli 64.000 TL + KDV’nin nasıl ödeneceği, Sözleşme’nin 4. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, toplam ücretin %50’si sözleşmenin imzasını takip eden 7 gün içinde ödenecek, ....’nin sözleşme kapsamındaki işler için gerekli kurumlara başvurmasıyla da ücretin tamamı hak edilmiş olacaktır. Şeklinde olduğu görülmüştür. Sözleşme hükümlerine göre; davacının borcunun Yatırım Teşvik Belgesi ile ilgili belgelerin alınması ile sınırlı olduğu, bu belgelere dayanarak kredi alınmasının davacının borcu kapsamında olmadığı, Kredi alınmasının sözleşme kapsamı dışında olduğu, Sözleşme’nin “Yapılacak İşler” başlıklı 6. maddesinde, “Yatırım Teşvik Belgesinin alınması ile kredinin hemen ödenmediği, alınan ekipmanlar ve yapılan harcamalarının belgelerinin sunulması ile belge miktarı kadar kredinin çekilebildiği” nin açıkça belirtildiği, Sözleşme’nin “Ödeme” başlıklı 4. maddesinde, “davacının iş tanımında bahsi geçen işler için gerekli kurumlara başvurmasıyla ücretin tamamı hak edilmiş olur” ifadesine yer verilmesinden, davacının borcunun Sözleşme konusu belgelerin alınması için gerekli kurumlara başvurmakla sınırlı tutulduğu anlaşılmıştır. Davacı, gerekli başvuruları yaparak, “Kahve Üretimi” konulu 28.12.2020 tarihli ve 518646 sayılı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Yatırım Teşvik Belgesini aldığı ve davalı tarafından imzalanan teslim tutanağından anlaşıldığı üzere, bu belgeyi davalı ... Şti.’ye teslim ettiği, davacının 18.12.2020 tarihli Sözleşme’den kaynaklanan borcunu yerine getirdiği ve Sözleşme’nin 4. maddesi gereğince 64.000 TL + KDV tutarındaki ücretin tamamına hak kazandığı, Davalı ... Şti.’in dava konusu Sözleşme ile bağlı olduğu, sözleşme’den kaynaklı 64.000 TL + KDV tutarındaki borcunu ödemekle yükümlü olduğu anlaşımıştır. Davalı şirketin, davacının Yatırım Teşvik Belgesi alındıktan sonra kendisine kredi sağlanacağı vaatleriyle kandırarak dava konusu Sözleşme’yi imzalamaya sevk ettiğini ve bu iş karşılığında 64.000 TL + KDV gibi piyasa fiyatının çok üstünde bir bedel istediğini ileri sürdüğü ve bu nedenle sözleşmeyle bağlı olmadığını ifade ettiği, taraflar arasındaki 18.12.2020 tarihli Sözleşme’yi aldatma/hile (TBK m. 36) ve aşırı yararlanma/gabin (TBK m. 28) hükümlerine dayanarak iptal etmek istediği anlaşılmıştır. Davalı ... Şti. bir ticaret şirketinin TTK m. 18/2 gereğince basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, bu nedenle davalı şirketin edimler arasındaki aşırı oransızlığın kendisinin tecrübesizliğinden veya düşüncesizliğinden kaynaklandığı iddiasında bulunamayacağı ve gabin hükümlerinden ancak zor durumda kalmasına dayanarak yararlanabileceği, davalı şirketin cevap dilekçesinde “araştırdıkça, kendisini ne büyük bir tuzağın içine soktuğunu fark ettiğini” ve “davacı tarafından verilen hizmetin en tanınmış firmalarda dahi 6.000 TL civarında olduğunu gördüğünü”, yani edimler arasındaki aşırı oransızlığın kendi tecrübesizliğinden kaynaklandığını belirttiği basiretli bir tacir olan davalının, kendi tecrübesizliğine dayanamayacağından, davalı ... Şti.’nin TBK m. 28 hükmünden hareketle dava konusu sözleşme’yi iptal edemeyeceği, Davalı şirket ayrıca davacının sürekli olarak Yatırım Teşvik Belgesi ile kolayca kredi alabileceğini taahhüt ettiğini, hileli hareketlerle kendisine yarar sağladığını ve davalı şirketi de hileli işlemlere teşvik ederek kendisini aldattığını ileri sürdüğü, Davalı şirketin bu savunmasına ilişkin ... mesajlaşmaları ve ses kayıtlarında, davacı şirket yetkilisinin ve çalışanının, davalının ... Bankası’ndan kredi alabilmesi için şirketin boş olmaması, şirkette girdi-çıktı görünmesi, bunun için tedarikçilerden faturalar kesilmesi ve kesilen faturalarda “ikinci el makine” ibaresinin yer alması gerektiğini, sadece “makine” ibaresiyle kesilen faturaların ise uygun olduğunu belirttiğinin anlaşıldığı, Ancak davacının beyanlarının tacir olan davalı şirketin aynı zamanda davacı ile yazılı sözleşme yaptığı, sözleşme hükümlerinde kredi alabileceğine ilişkin bir taahhüt davacı tarafça ileri sürülmediği, hileden söz edebilmek için davalının bu sözleşmeyi imzalarken aldatılmış olmasının gerekeceği, tacir olan ve davalı şirketin basiretli tacir olarak davranması gerektiği ve iradesinin hile ile sakatlandığını ispatlayamadığı anlaşıldığından, davalı şirketin dava konusu sözleşme’yi hile nedeniyle de iptal etme hakkı bulunmadığı ve davalı şirketin bu sözleşmeyle bağlı olduğu, dolayısıyla davalı .... Şti.’nin Sözleşme’nin 4. maddesi gereğince 64.000 TL + KDV tutarındaki sözleşme bedelini davacıya ödemesi gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı davasını 14/03/2023 tarihinde ıslah etmişitr. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi' nin 2020/4343 E. 2021/7125 K. Sayılı 14/12/2021tarihli ilamı;"...Bölge adliye mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, davanın, davacı vekili tarafından 10/02/2014 harç ve kayıt tarihli dilekçe ile, ileride ıslah etmek üzere 26.500,00 TL dava değeri üzerinden, kısmi dava olarak açıldığı, davacı vekilinin 03/08/2016 tarihli dilekçesi ile dava değerini 250.910,58 TL üzerinden ıslah ettiği ve ıslah harcını aynı tarihte yatırdığı, İİK 67. maddesinde itirazın iptali davalarının, borçlu itirazının alacaklıya tebliği tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiğinin düzenlendiği, ıslah talebinin dava tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde yapılmaması nedeniyle süre yönünden reddi gerektiği, dava açılış tarihinde talep edilen, takip tarihi itibarıyla kalan 26.500,00 TL fer'i takip bakiyesine ilişkin alacak yönünden yapılan incelemede, takip dosyasında davalı borçlu şirket aleyhine, 28/10/2013 tarihli faturadan kaynaklanan, 257.368,20 TL asıl alacak ve 317,30 TL işlemiş faizin asıl alacağa yıllık %9 faiz uygulanarak tahsili talebiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun takipten önce temerrüde düşürülmediği, 317,30 TL işlemiş faiz alacağının yerinde olmadığı, asıl alacak yönünden de 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde usulüne uygun olarak itirazın iptali talep edilerek takibin devamı sağlanmadığından bahisle asıl alacak üzerinden de icra takip giderleri ve vekalet ücreti talep edilemeyeceği, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesiz olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesine yer olmadığına, mahkeme kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın 26.500.-TL'lik kısmının esastan reddine, ıslah ile arttırılan 250.910,58TL'lik kısmının hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir.... Davacının ıslah ettiği kısmın hak düşürücü süreye uğradığı ve bu kısmı talep edemeyeceği anlaşılmıştır. Davalılardan ... Yönünden; Taraflar arasındaki Sözleşme incelendiğinde, Sözleşme’nin “Yapılacak İşler” başlıklı 6. maddesinin son cümlesinde, “Müşteri adına işbu sözleşmeyi imzalayan şirket yetkilisi, bu sözleşme kapsamındaki borçlarından şirketle birlikte müteselsilen sorumludur.” ifadesine yer verildiği ve şirket yetkilisi ...’ın, Sözleşme’yi “Müşteri adına vekaleten, kefil olarak asaleten” imzaladığının görüldüğü, bu ifadeler birlikte yorumlandığında, tarafların iradesinin, davalılardan .... Şti.’nin dava konusu Sözleşme’den kaynaklanan borçlarının teminat altına alınması amacıyla, davacı ile diğer davalı ... arasında bir “müteselsil kefalet sözleşmesi” akdetmek olduğu anlaşılmıştır. Müteselsil kefalet sözleşmesi, nitelikli yazılı şekle tabi bir sözleşmedir. Kefalet sözleşmesinin şekline ilişkin TBK m. 583/1 hükmüne göre, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olacağı azamî miktarın ve kefalet tarihinin belirtilmesi gerekir. Ayrıca kefilin sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu anlama gelen ifadeyi kendi el yazısıyla belirtmesi zorunludur. Oysa dava konusu sözleşmede ne kefilin sorumlu olacağı azamî miktar belirtilmiş ne de TBK m. 583/1 hükmünde belirtilen hususlar kefilin el yazısıyla yazılmıştır. Şu hâlde, somut olayda, davacı ile davalılardan ... arasında akdedilen müteselsil kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğu ve davalı ...’ın diğer davalı .... Şti.’nin borçlarından dolayı müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı " şeklindeki gerekçe ile; davanın davalı ... Yönünden Reddine, davanın ... Yönünden KISMEN KABULÜNE; İzmir 19. İcra Müdürlüğü' nün 2021/2275 E. sayılı dosyasında davalı ...' nin; 20.000,00-TL asıl alacaktan oluşan borca ilişkin İTİRAZIN İPTALİ ile, takip talebindeki koşullarla TAKİBİN DEVAMINA, ıslah ile arttırılan 44.000,00-TL'lik kısmının hak düşürücü süre yönünden REDDİNE, hükmedilen alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan 20.000,00 TL' lik alacağın %20' si oranında icra inkar tazminatının davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, Koşulları oluşmadığından davalıların kötü niyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı Reddine karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece davalı ...'ın kefilliğinin TBK şekil hükümleri gereği geçersiz olduğunu, davaya konu sözleşmenin ticari bir sözleşme olduğunu, tarafların tacir olduğunu, TTK 7. maddesi gereğince kefilliğin geçerli olduğunu, bu maddenin şekil koşulu öngörmediğini, uygulamada bazen sözleşmenin lafzında geçmemesine rağmen geçerli bir kefaletin valığının kabul edildiğini, davalı şirket açısından ıslah ile talep ettikleri 44.000,00 TL alacağın itirazın iptalinde geçerli 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle reddedildiğini, Yargıtay yerleşik içtihatları gereği taleplerinin alacak davası olarak kabulü gerekirken reddinin hatalı olduğunu, davalının borca itiraz dilekçesinde dayanmadığı gerekçelere davada dayanmasının mümkün olmadığını, yerel mahkemenin itirazda dayanılmayan sebeplerle hüküm kurduğunu, davanın iki tacir arasında imzalanmış ticari bir sözleşmeye dayanılarak açıldığını, TBK'nun kefalet hükümlerinin TTK açısından geçerli olmasını istese, taraflar arasındaki ticari sözleşmenin davalı ...'ın müteselsil kefil olarak kabulü için gerekli şartları taşıdığını, ticari işlere ilişkin kefalette kefilin müteselsil borç altına girdiğini el yazısıyla belirtmemiş olsa dahi TTK m.7'de düzenlenmiş olan karine gereği vermiş olduğu kefaletin müteselsil olarak nitelendirileceğini, ticaret hayatının gerektirdiği hız ve kredi ihtiyacının bu alanda özel düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kıldığını, ticari işlerde müteselsil kefalet karinesini kabul ettiğini, aksi kabul edilse bile ...'ın yine de sorumlu olduğunu, TBK 583. maddesine tabi sözleşmelerde kefalet sözleşmelerinde şekle aykırılık sonucunun kesin hükümsüzlük olduğu doktrinde ve yargıda baskın görüş olduğunu, ancak doktrinde farklı görüşler ve bu yönde yargı kararlarının mevcut olduğunu, bunlardan ençok üzerinde durulanın kendine özgü hükümsüzlük görüşü olduğunu, yargıtay yerleşik içtihatlarında kefilin sözleşmenin geçersizliğinin defi olarak ileri sürmemesi nedeniyle yerel mahkemenin re'sen sözleşmenin hükümsüzlüğüne karar vermesinin bozma sebebi teşkil ettiğini, davalı ...'ın takibe itirazında bu defi ye dayanmadığı için bir an için iş bu dosyanın TBK 583. maddesi hükmünün uygulama alanı içinde olduğu düşünülse bile yine de bu hükmün uygulanamayacağını, hükümsüzlüğün kötü niyetle ileri sürüldüğünü, davalı tarafın husumet itirazında bulunmamalarına rağmen çoğun içinde az da vardır ilkesine dayanmaya çalışmasının kabul edilemeyeceğini, bu ilkenin İİK'nda uygulaması olan bir ilke olmadığını, icraya itirazlarda tüm itirazların itiraz dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerektiğini, zamanaşımı itirazının bile icraya itirazda açıkça belirtilmesinin zorunlu olduğunu, bu nedenle husumet itirazının sonradan ileriye sürülebilecek bir itiraz olmadığını, davalı tarafın itiraz dilekçesinde dayanmadığı sebeplere davaya cevap dilekçesinde dayandığını, muvafakatleri olmamasına rağmen bu sebeplerin kabulünün hatalı olduğunu, yerel mahkeme kararının gerek sundukları gerekse re'sen anlaşılacak nedenlerle ortadan kaldırılması gerektiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; İİK 67. maddesi gereğince açılmış olan itirazın iptali davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; Davanın davalı ... Yönünden Reddine, davanın ... Yönünden kısmen kabulüne; İzmir 19. İcra Müdürlüğü' nün 2021/2275 E. sayılı dosyasında davalı ...' nin; 20.000,00-TL asıl alacaktan oluşan borca ilişkin itirazın iptali ile, takip talebindeki koşullarla takibin devamına, ıslah ile arttırılan 44.000,00-TL'lik kısmının hak düşürücü süre yönünden Reddine, hükmedilen alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan 20.000,00 TL' lik alacağın %20' si oranında icra inkar tazminatının davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, koşulları oluşmadığından davalıların kötü niyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı Reddine karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davaya konusu İzmir 19. İcra Müdürlüğü' nün 2021/2275 E. Sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında 64.000,00 TL asıl alacak üzerinden ilamsız icra takibinin başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçlulara tebliği üzerine, davalı borçlular vekili tarafından sunulan itiraz dilekçesi kapsamında takibin durduğu anlaşılmıştır. Takip dayanağı olarak Ticari Sözleşme Başlıklı Belge, Yatırım Teşvik Belgesi, Avam Proje, Çed Gerekli Değildir Belgesi, İşleme İzin Belgesi alımlarından kaynaklı 64.000,00 TL olarak gösterilmiştir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, eldeki dava itirazın iptali davası olup açılış tarihinin 17.05.2021 tarihi olmasına rağmen bakiye takip tutarı için ıslah dilekçesinin ise 14.03.2023 tarihinde verilmiş olması nedeni ile TTK 67/1 maddesi gereğince ıslah dilekçesinin dava tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde sunulmamış olmasına, mahkeme kararında belirtildiği üzere TBK 583/1. maddesindeki şekil şartlarını taşımaması nedeni ile davalı ...'ın kefaletinin geçerli olmamasına göre davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/05/2023 tarih ve 2021/328 Esas 2023/342 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 22.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1441, K. 2026/1983, T. 22.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1441-e-2026-1983-k-fd0d154ca429