Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1042 E. 2026/1156 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1042
Karar No
2026/1156
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2026/1042 Esas 2026/1156 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1042 KARAR NO : 2026/1156

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 10.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/03/2026 NUMARASI : 2025/406 Esas 2026/223 Karar DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 05/12/2017 KARAR TARİHİ : 16/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026

Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı bankanın ... şubesi ile müflis şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine istinaden şirkete kredi kullandırıldığını, diğer davalılarının genel kredi sözleşmesini müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla imzaladıklarını, kat ihtarına rağmen borcun ödenmemesi üzerine müflis şirket ve davalı borçlu aleyhine ilamsız takip başlatıldığını, müflis şirket ve davalı borçlular vekilinin süresinde tüm borca itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu belirterek, davalıların yapmış olduğu itirazın iptaline, davalıların %20 icra inkar tazminatı ödemesine mahkum edilmesini istemiştir. CEVAP Davalı kefiller ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle;genel kredi sözleşmesinin taraflarına tebliğ edilmediğini, borçlu şirket ile banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin birçok kez yenilendiğini, bu sözleşmelerde davalıların imzalarının olmadığını, fakat 2012 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesinde davalıların kefil olarak imzası olduğunu, bu sözleşmenin dosyaya sunulduğunu, borçlu şirkete kullandırılan kredilere ilişkin olarak yenileme 31/08/2016 tarihli ticari kredi sözleşmesi imzalandığını, bu borcun 2020 yılına kadar taksitlendirildiğini ileri sürerek davalılar hakkında açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacı banka ile davacı bankanın şubesi ile dosyası tefrik edilen davalı müflis arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine istinaden bu şirkete kredi kullandırıldığı, kat ihtarına rağmen borcun ödenmemesi üzerine takip başlatıldığı, sözleşmeye göre davalı olan kefillerin kefaletlerinin geçerli olduğu, daha sonra banka şubesi ile borçlu arasında yapılandırma sözleşmesine istinaden borç yapılandırılmış ve bu yapılandırma sözleşmesinde davalı olan kefillerin imzalarının olmamasına rağmen kullanan krediden kaynaklı borçtan kefalet limitleri dahilinde sorumlu oldukları, alınan bilirkişi raporları ve ek raporları ile davalı kefillerin sorumluluklarının belirlendiğini anlaşılmakla, açılan kefiller hakkındaki davanın kısmen kabulüne, alacak likid olduğundan davalıların icra inkar tazminatı ödemesine, davanın kısmen kabulüne, davalıların 280.890,36 TL asıl alacak, 17.838,58 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 298.728,94 TL'ye yapmış olduğu itirazların iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %25,50 temerrüt faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine, %20 inkar tazminatı olarak hesaplanan 56.178,07 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının davalı lehine hükmedilen fahiş vekalet ücreti ve faiz hesaplamalarındaki maddi hatalar yönünden usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece alacağın varlığına ilişkin kurulan hüküm yerinde olmakla birlikte, faiz oranının sözleşme serbestisine aykırı olarak belirlenmesinin ve takip talebinde 32.260,39 TL işlemiş faiz talep edilmişken mahkemece hatalı oran ve yöntemle hesaplanan bilirkişi raporunun hükme esas alınarak 17.838,58 TL'ye hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafından ikame edilen icra takibinde toplam alacak 313.152,75 TL olup, mahkemece davanın 298.728,94 TL üzerinden kabulüne karar verilmekle, reddedilen kısmın 14.423,81 TL olduğunu, bu durumda, AAÜT m. 13/2 uyarınca davalı lehine hükmedilebilecek vekalet ücretinin hiçbir şekilde 14.423,81 TL'yi geçmemesi gerekmesine rağmen, Mahkemece 45.000,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 29/08/2016 tarihli yapılandırma sözleşmesinin bir yenileme (tecdit) niteliğinde olup davalıların kefaletini sona erdirdiğini, davalıların davaya ve takibe konu edilen 29/08/2016 tarihli yapılandırma sözleşmesini imzalamadığının dosya kapsamındaki bilirkişi raporları ve mahkemenin kabulü ile de sabit olduğunu, Kefilin rızası ve imzası olmaksızın asıl borçlu ile banka arasında yapılan yeni sözleşmelerin kefili bağlamayacağını, yerel mahkemece yapılandırma sözleşmesinin hukuki etkileri üzerinde eksik inceleme yapıldığını, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmesinin yasaya aykırı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; müflis şirkete kullandırılan krediden kaynaklı alacağın kefil olan davalılardan tahsiline yönelik başlatılan takibe itirazın haksızlığı iddiası ile açılan itirazın iptali davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dava konusu Ankara 22. İcra Müdürlüğü'nün 2017/17990 sayılı icra takip dosyası ile, davacı alacaklı tarafından davalı borçlular ..., ..., ... şirkti ve dava dışı ..., ..., ... Ltd.Şti aleyhine 280.892,36 TL anapara, 32.260,39 TL faiz olmak üzere toplam 313.260,39 TL nakit alacağın tahsili istemi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalıların 27/09/2017 tarihinde 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde borca itiraz ettiği, işbu itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı yana tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde 05/12/2017 tarihinde açıldığı dosya içeriği ile sabittir. Davacı banka ile davalı şirket arasında 26/07/2012 tarihli 1.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalılar ... ve ... 'ın aynı limit ile sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla imzasının yer aldığı, kefaletin, kefalet tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygun olduğu dosya içeriğiyle sabittir. Davacı yan genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağı bulunduğunu, davalıların icra takibine itirazının haksız olduğunu iddia etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 07/04/2021 tarih, 2022/1773 E, 2025/361 K sayılı kararı ile davacının davasının kısmen kabulüne karar verilmiş, ilgili kararın davalı yanca istinafı üzerine , Dairemizin 25/03/2026 tarih, 2022/1773 E, 2026/223 K sayılı kararı ile "mahkemece öncelikle davacı ve davalı taraf arasında akdedilen tüm genel kredi sözleşmelerinin davacı bankanın ... şubesinden celbinden sonra dosyanın yargılama aşamasında rapor hazırlayan bankacı bilirkişiye tevdi edilip, bilirkişiye banka kayıtları üzerinde inceleme yapma ve belgelerden suret alma yetkisi verilerek banka kayıtları üzerinde yapılacak inceleme ile, davalılar vekilinin bilirkişi raporuna itirazlarını da karşılayacak şekilde, davaya konu takip ile tahsili istenilen alacağın hangi genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, davalı kefillerin bu genel kredi sözleşmelerinde imzalarının bulunup bulunmadığı tespit edilerek bilirkişi delilinin toplanması gerekirken uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli niteliğe sahip bankacı bilirkişiden banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yaptırılmak suretiyle yukarıda belirtilen şekilde rapor alınmadan eksik inceleme karar verilmesinde ve ayrıca davalı müflis şirket hakkında davanın tefrikine karar verilmesine rağmen anılan davalı hakkında da yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. " gerekçesi ile ilgili kararın kaldırılması sonrası dosya yukarıda belirtilen esasa kaydedilmiştir. Taraflar arasında davacı ile davası tefrik edilen müflis şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde davalılar ... ve ...'ın müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davacı bankanın kredi hesabını kat ederek alacağın tahsili için icra takibi başlattığı hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraf vekillerinin istinaf itirazları kapsamında uyuşmazlık, davaya konu takip ile tahsili talep edilen alacağın, hangi genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, davalıların 29/08/2016 tarihli kredi yapılandırma sözleşmesi kapsamında davalıların kefaletten kaynaklı sorumluluklarının devam edip etmediği, somut uyuşmazlıkta icra inkar tazminatına hükmedilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı , mahkemece hüküm altına alınan faiz ve vekalet ücretinin usul ve yasaya uygun belirlenip belirlenmediği hususlarında toplanmaktadır. Dairemiz kaldırma kararı sonrası mahkemece aldırılan ve Bankacı/Hukukçu ... tarafından tanzim olunan 02/03/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ... Şubesi üzerinden ... Şubesi ile telefon ve bilgisayar sistemleri vasıtası ile yerinde inceleme yapılarak taraflar arasındaki tüm genel kredi sözleşmelerinin örneklerinin gösterilmesi, kullandırılan kredilerin hangi genel kredi sözleşmesi kapsamında kullanıldığının belgelenmesi istenerek elde edilen belgelerin dosyaya kazandırıldığını, yerinde yapılan incelemede tüm genel kredi sözleşmeleri olarak sadece iki ayrı tarihli genel kredi sözleşmesi olduğunu, yerinde yapılan incelemede ... Şubesince genel kredi sözleşmelerinin tüm sayfalarının ibraz edilemediğini, arkalı önlü toplam üç sayfa sözleşme örneği ibraz edildiğini, sözleşmelerden birinin ... numaralı 29/03/2012 tarihli sözleşme olup, bu sözleşmede kredi limitinin 750.000,00 TL olarak yazıldığını , ... ve ... 'ın kefil olarak imzalarının bulunduğunu ve kefalet limitinin de kredi limitinden ayrı olarak gösterilmediğini, ikinci sözleşmenin ise ... numaralı 26/07/2012 tarihli sözleşme olup kefil olarak , ..., ..., ... , ... kefil olarak sözleşmede yer aldığını , kredi limiti ve kefalet limitin 1.000.000,00 TL olarak belirlendiğini, davalıların kefil olduğu sözleşmeden sonra yapılan başka bir genel kredi sözleşmesi bulunmadığının belirtildiğini, takip konusu kredilerin kullandırım ve yapılandırma tarihlerinin ise 26/07/2012 tarihli sözleşmeden sonraki tarihte olduğunu, bu şartlarda davalıların kefil oldukları 26/07/2012 tarihli sözleşmeden sonra başka kefillerle yapılan yeni tarihli başka bir sözleşme bulunmadığını, takip konusu kredilerin 26/07/2012 tarihli sözleşme döneminde kullandırılan krediler olduğu, kredinin akdi faizinin %17 , temerrüt faizinin bu orana %50 ilave sureti ile bulunan %25,50 olduğunu , yerinde yapılan incelemede ... Şubesince ellerinde bulunan tüm sözleşme örneklerinin dosyaya ibraz edilen sözleşmeler olup başkaca genel kredi sözleşmesinin bulunmadığı ifade edilmekle davalıların takip konusu borçtan kefaletleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığını, bu çerçevede kaldırma kararı öncesindeki hükme esas alınan raporda belirtilen şekilde davacı bankanın davalılar ... ve ...'dan 20/09/2017 takip tarihi itibari ile 280.890,36 TL asıl alacak ve 17.838,58 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 298.728,94 TL alacaklı olduğu, mahkemece takibin devamına karar verilmesi halinde 280.909,12 TL asıl alacak üzerinden takip tarihinden tahsil tarihine kadar %25,50 temerrüt faizi talep edilebileceğinin bildirildiği görülmüştür. Davalı yanın istinaf itirazları incelendiğinde; Dairemiz kaldırma kararına uygun alınan ek bilirkişi raporunda , dava konusu takibe dayanak kredilerin 26/07/2012 tarihli sözleşme döneminde kullandırılan krediler olduğu, davalıların kefil oldukları 26/07/2012 tarihli sözleşmeden sonra yapılan başka bir genel kredi sözleşmesi bulunmadığı, anılan GKS kapsamında kullandırılan kredi borcun ödenebilmesi için yapılandırılması borcun yenilenmesi anlamına gelmediğinden davalı kefillerin borcu sona erdirmeyeceğinden, davalıların 26/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil oldukları ve bu kefaletlerinin yasal şartları taşıdığının denetime elverişli olarak tespit edildiği anlaşılmakla davalı yanın istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir. Davacı yanın istinaf itirazları incelendiğinde; Davacı yan dava konusu icra takibinde asıl alacağa takip tarihinden itibaren %35 oranında temerrüt faizi uygulanması talep edilmiştir. Mahkemece ise, hüküm altına alınan asıl alacağa takip tarihinden itibaren %25,50 oranında faiz işletilmesine karar verilmiştir. Taraflar arasında akdedilen 26/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmenin temerrüt faizi başlıklı 7.8.3 maddesinde, müşterinin, temerrüdün doğduğu tarihten itibaren fiili ödemeyi gerçekleştirdiği güne kadar geçecek günler için, temerrüt tarihinde aynı tür krediler ve hesaplar için Bankaca belirlenen en yüksek cari faiz oranının (%50) fazlası olarak hesaplanacak oranda temerrüt faizi ödeyeceğini kabul ettiği hükme bağlanmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13/12/2023 tarih 2022/3534 Esas 2023/7327 Karar sayılı emsal içtihadı ve diğer emsal içtihatları gereğince davacı bankanın alacağına uygulanacak temerrüt faiz oranının davacı bankaca fiilen uygulanan faiz dikkate alınmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir. Bilirkişi raporunda imzalanan genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilerin akdi faiz oranı üzerinden gks hükmü uyarınca %50 fazlası hesaplanmak suretiyle temerrüt faiz oranının yıllık %25,50 olduğu tespit edilmiştir. İspat yükü kendisinde olan davacı tarafından davalı yanın temerrüt tarihinde fiilen daha yüksek oranda akdi faiz uygulandığına ilişkin dosyaya herhangi bir bilgi ve belge de sunulmamıştır. Davacının davalı yanın temerrüt tarihinde uyguladığı en yüksek kredi akdi faiz oranına %50 ilavesiyle kredi alacağı yönünden %25,50 oranının uygulanması gereken temerrüt faiz oranı olduğu anlaşılmıştır. Hal böyle olunca mahkemece, davacı yanın temerrüt tarihinde benzer kredilere fiilen uyguladığı faiz oranının daha yüksek olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı, davacı bankanın davalıların işbu kredi ilişkisinde fiilen uyguladığı tespit edilen akdi faiz oranı esas alınarak bu oran üzerinden sözleşme hükümleri gözetilerek temerrüt faiz oranının tespit edilmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması anılan husus sözleşmeye aykırı ise de, davalı tarafça istinaf sebebi yapılmadığından eleştirilmekle yetinilmiştir. Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf itirazı irdelendiğinde; Davacı yan 352.506,00 TL harca esas değer üzerinden davalı yanın itirazının iptali talebiyle eldeki davayı açmış , mahkemece davacının davasının (280.890,36 TL asıl alacak ve 17.838,58 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 298.728,94 TL yönünden kabulüne , bu hale göre 53.777,06 TL yönünden reddine karar verilmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/(1) maddesinde; '' Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.'' düzenlemesin yer verilmiş olup, davanın red edilen 53.777,06 TL yönünden hesaplanan nispi vekalet ücreti maktu (45.000,00 TL) vekalet ücretinden az olamayacağından , mahkemece davalı yan aleyhine 45.000,00 TL vekalet ücreti hükmedilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1- Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gerekli olan 732,00 TL harç peşin olarak alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalılar ... ve ...dan alınması gerekli olan 20.406,17 TL istinaf karar ve ilam harcından harçtan peşin alınan 5.102,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 15.304,17 TL harcın davalılardan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4- Taraf vekillerince yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 16/09/2026

Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1042, K. 2026/1156, T. 16.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1042-e-2026-1156-k-604447221cb4