Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/906 E. 2026/1141 K. – nispetsizliğin
Konu: nispetsizliğin giderilmesine yönelik maddi tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/906
- Karar No
- 2026/1141
- Karar Tarihi
- Konu
- nispetsizliğin giderilmesine yönelik maddi tazminat
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/906 Esas 2026/1141 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/906 KARAR NO : 2026/1141
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ :ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/02/2024 NUMARASI : 2022/308 Esas 2024/74 Karar DAVA : Ticari Şirket ( Alacağının Tahsili Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 16/10/2018 KARAR TARİHİ : 16/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026
Taraflar arasındaki pay devri sözleşmesinin gabin iddiasına dayalı geçersizliği, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 1992 yılında müvekkili ile davalıların, diğer davalı ...Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketini kurarak hisseleri üç eşit parçaya ayrıldıklarını, her ortağın payının eşit olduğunu ve şirket yetkilisi olarak ... seçildiğini, 3 adet ayrı şube açıldığını, birinci şube ve ikinci Şubenin ... üçüncü Şubenin ise müvekkili ... tarafından idare edildiğini, tarafların ortaklığı süresince şirket mallarının şirket temsilcisi ... insiyatifinde kullanıldığını, ...'ın bazı şirket mallarını sattığını, gelirini ise hisseleri oranında dağıtmadığını, kendi insiyatifinde kullandığını, ortaklarının onaylı olmaksızın ...'ın birçok kredi çektiğini ve şirket mallarından ödendiğini, müvekkili yönetimine bırakılan 3. Şubenin gerek konumu gerekse fiziki özellikleri sebebiyle az gelir getiren bir şube olduğunu, söz konusu şirket hesabından ve davalı ...'tan şubeye herhangi bir yardımda bulunulmaması ve gelirden eşit pay verilmemesi nedeniyle üçüncü şubenin bir kısmın borçlarının ödenemez hale geldiğini, söz konusu borçlar nedeniyle şirkete iki kez hacze geldiklerini, borçların şirket hesabından ödendiğini, davalı ...'ın bu durumdan faydalanarak davacının hisselerini devretmesi ve şirketten ayrılmasını talep ettiğini, müvekkilinin ekonomik olarak zor durumda bulunmasından faydalanarak 10/11/2016 tarihinde şirketten ayrılma sözleşmesi imzalatıldığını, ayrılmaya ilişkin şirketin ana sözleşmesinde herhangi bir hükmün bulunmadığını, 30741/6 parsel, 30741/4 ve 31800/5 parselde bulunan taşınmazların 2016 yılında pay devri sözleşmesi ile hak ve borçları ile birlikte ... ve ...'a devredileeğinin belirtildiği, ayrılma sözleşmesinde müvekkili tarafından 230.000,00 TL'lik şirketin ...'e olan borcuna ilişkin bir ödeme yapılması ve sözleşmenin 8. Maddesinde yer alan şirketin ...'a olan borcunun ödenmesinin talep edildiğini, bu devir nedeniyle müvekkilinin çok cüzzi bir miktar alarak ortaklıktan çıktığını beyanla şirket malları üzerinde tasarruf edilmesi durumunda hakkın elde edilmesinin zorluğu sebebiyle şirket malvarlğına ihtiyati tedbir konulmasını, 10/11/2016 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesine bağlı olarak gerçekleştirilen protokolün iptalini, sözleşmede yer alan edimler arası açık orantısızlığın giderilmesini, şimdilik 10.000,00 TL'nin davalılardan müşterek müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesine, müvekkilinin uğradığı manevi zararın tespiti ile 50.000,00 TL manevi tazminatın 10/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle,tarafınların TTK hükümlerine göre tacir vasfına sahip olduğunu, iş ve işlemlerde basiretli davranma yükümlülüğüne sahip olduğunu, tarafların özür iradeleri ile noter huzurunda imzaladığı pay devri sözleşmesinin edimler arasında orantısızlık olduğu iddiasıyla iptalini talep etmenin hukuken mümkün olmadığını, basiretli tacirin yaptığı sözleşmedeki edimler arasında dengesizlik olduğu gerekçesiyle sözleşmenin iptalini istemesinin mümkün olmadığını, manevi tazminat talep edilmesinin hukuk genel prensiplerine aykırı olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; gabinin objektif unsurunun bulunmadığı, edimler arasında Borçlar Hukuku 28.maddesi kapsamındaki nispetsizlikten söz edilemeyeceği, davanın subüt bulmadığı kanaatiyle taraflar arasındaki 10/11/2016 tarihli protokolün iptaline ve edimler arasındaki nispetsizliğin giderilmesine yönelik maddi tazminat davasının reddine, manevi tazminata yönelik açılan davanın değerlendirilmesine gelince, davacı taraflar arasında gerçekleşen hisse devir sözleşmesi sebebiyle manevi olarak zarara uğradığını iddia etmiş ise de, taraflar arasında gerçekleşen devir sözleşmesinin geçerli olduğu, edimler arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı, gabinin yasal şartları oluşmadığına göre davanın Borçlar Kanunu 28.maddesinden kaynaklanan manevi zararından söz edilemeyeceği, öte yandan davacının devir sürecinde davalılardan kaynaklı sebeplerle manevi olarak zarara uğratıldığına dair dosya kapsamında delil bulunmadığı hususları birlikte gözetildiğinde, davacının manevi tazminat davası sübut bulmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dilekçesinin davalılara usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinden sonra süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediğinden savunmanın dayanağı olarak süresinde ileri sürülen bir delil (HMK m. 129/1-e) bulunmadığından, davalılar vekili Av. ... ... tarafından 23/09/2022 tarihli Bilirkişi Raporuna sunulan beyan dilekçesi ve ekleri bakımından iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında ve yeni delil niteliği taşıyan ve savunmanın genişletilmesi anlamına gelen beyan- belgelerin dosyaya kazandırılması ve Bilirkişilerce değerlendirmeye tabi tutulmasının istenmesi ve davalılar vekilince birden fazla rapora karşı beyan dilekçesinin dosyaya sunulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yargılama aşamasındaki itirazlarını karşılamayan denetime elverişli olmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının doğru olmadığını, her ne kadar şirket kayıtlarında Ortaklara Borçlar şeklinde kayıt düşülmüş ise de; gerçekte ortaklara olan borç diye bir durumun söz konusu olmadığını, İş bu kaydın gerçek olmadığı hangi ortağa neden kaynaklı olduğu borcun dayanakları ile birlikte araştırılarak dosyaya kazandırılarak inceleme yapılması gerektiğini, yine kayıtlara yansıtılmayan, şirket kasasına girişi gösterilmeyen kredilerin ve nakitlerin ve alınan kararlardaki müvekkile ait olmayan imzaların tespit edilebilmesi bakımından mahkemece inceleme yapılmadığını, şirket öz varlığının tespit edilenden daha çok olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini, Altındağ 5. Noterliği'nin 10/11/2016 tarihinde imzalanan Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesinde davacının devir bedelini nakden ve peşin aldığı yazılı ise de Müvekkilinin hisselerinin devri sonucunda nakden aldığı böyle bir miktar olmayıp, hisselerinin devri karşılığında kendisine hisseli arsa verildiğini, mahkemece davalıların şahsi banka hesaplarının incelerek böyle bir ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılması gerekirken araştırılmadığını, manevi tazminat davasının reddinin de hatalı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; davacı ile davalı yan arasında imzalanan ortaklıktan ayrılma sözleşmesine bağlı olarak gerçekleştirilen protokolün gabin hukuksal nedenine dayalı iptali ortaklıktan ayrılma sözleşmesindeki edimler arası açık orantısızlığın TBK'nın 28. maddesi kapsamında giderilmesi istemine ilişkin maddi ve bu dönemde uğradığı manevi zararın tazmini istemine ilişkin manevi tazminat davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı yanın şirket ortaklığından ayrılma ve diğer ortaklara hisse devri kapsamında ortaklar arasında 10/11/2016 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesine bağlı olarak gerçekleştirilen protokolün iptali, 10/11/2016 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesinin TBK m. 28 gereği aşırı yararlanma kapsamında yer alması sebebiyle edimler arası açık orantısızlığın giderilmesi ile fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL ortaklık payı alacağının yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile tarafına teslimi, davacının bu süreçte uğradığı manevi zararının tespiti ile 50.000,00 TL'lik zararının 10/11/2016 tarihli sözleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini talebiyle açtığı ve Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2018/748 E. Sayısına kaydı yapılan davanın ilk derece mahkemesinin 17/12/2019 tarihli ve 2018/748 E.- 2019/1075 K. sayılı kararı ile reddine karar verildiği, Dairemizin 03/03/2022 tarih, 2020/488 E , 2022/260 K. sayılı kararı ile; "...Gabinin bir objektif diğeri de subjektif olmak üzere iki koşulu bulunmaktadır. Bir sözleşmenin edimleri arasındaki aşırı oransızlık objektif unsuru oluşturmaktadır. Aşırı oransızlığın karşı tarafın özel durumundan yani müzayaka veya hiffeti ya da tecrübesizliğinden bilerek yararlanması sonucu doğması gerekir ki buna da subjektif şart denmektedir. Somut olayda davacı 10.11.2016 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesinde şirket hisselerinin gerçek değerinin oldukça altında satın alındığını, taraf edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu ileri sürmüş olup, edimler arasında aşırı nispetsizlik bulunan sözleşmelerin ahlaka aykırı olduğu, kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi bu durumun ise TBK'nın 28/2 Maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği de gözetilmek suretiyle (bkz. Yargıtay 11. HD'nin 04.07.2017 tarih ve 2016/2200-4078 sayılı ilamı ve 23.06.2021 tarihli ve 2021/565 Esas- 2021/5340 Karar sayılı emsal nitelikteki ilamları bu yöndedir) mahkemece dava konusu olayda gabinin subjektif ve objektif unsurlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilerek, neticesine göre bir karar verilmesi gerekir. Ne var ki ilk derece mahkemesince, gabinin, salt subjektif unsuru olan zor durumda bulunma unsuru tanıklar dinlenerek araştırılmış ise de objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık hali araştırılmamış olup eksik inceleme ile karar verilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesince yapılacak iş, gabinin objektif unsuru olan edimler arasındaki aşırı oransızlık halinin tespitini sağlamak amacıyla taraflar arasında imzalanan 10.11.2016 tarihli mal paylaşımı sözleşmesiyle davacı tarafa verilen taşınmazların değeri ile davacının davalı şirketteki hisselerinin devir tarihi itibarıyla değeri usul ve yöntemine uygun olarak konusunda uzman bilirkişi veya gerektiğini bilirkişi heyeti raporuyla belirlenerek sonucuna uygun bir karar vermekten ibarettir. Diğer taraftan, dava dilekçesinde manevi zararın tazmini istemiyle açılan manevi tazminat davasının reddine dair hüküm kurulmuş ise de ilk derece mahkemesince HMK'nın 298/2. maddesi hükmüne aykırı olarak işbu davanın neden reddedildiği hükmün gerekçesinde tartışılarak değerlendirilmemiştir...." şeklindeki gerekçe ile kaldırılması sonucu dosya yukarıda belirtilen esasa kaydedilmiştir. Dairemiz kaldırma kararı uyarınca ilk derece mahkemesince davalı şirket defterleri celp edilerek dosyanın bir Mali Müşavir, bir Makine Mühendisi, bir Gayrimenkul Değerleme Uzmanı bilirkişiden oluşacak kurula tevdine ve bilirkişi kuruluna davalı şirketin ticari defterlerini, araçları ve davalı şirkete ait işyerinde yerinde inceleme ve örnek alma yetkisi verilmesine karar verilmiştir. Yargılama aşamasında bahsi geçen bilirkişi heyetinden alınan bir ön rapor ve itirazen alınan iki ek raporda sonuç olarak; davacının devrettiği %33 hissesine tekabül eden hisse değerinin 1.724.891,91 TL olduğu, davacının hisse devrine karşılık yapmış olduğu tahsilatın 1.012.251,61 TL olduğu kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Davacı yan dosya arasında yer alan 10/11/2016 tarihli Düzenlenme Şeklinde Ortaklıktan Ayrılma Sözleşmesi ve 10/07/2018 tarihli Protokol altında imzayı inkar etmemekle birlikte söz konusu sözleşme ve protokolün kendisinin aczinden yararlanılması suretiyle davalı yanca kendisine imzalatıldığını, ilgili sözleşme ve protokolün TBK 28. madde uyarınca aşırı yararlanma kapsamında kaldığını ileri sürmüştür. Bilindiği üzere, sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 s. Türk Borçlar Kanunun (TBK) 28. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 21) maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir .Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir. O halde, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir. Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir. Bilindiği üzere, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi içini, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşımak şeklindeki sübjektif unsurun da gerçekleşmesine bağlı olduğu, somut olayda davalının, davacının zor durumundan yararlanarak işlem yaptığı yönünde iddianın kanıtlanamadığı gibi objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı yan her ne kadar bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını ileri sürmüş ise de , bilirkişi heyetinin ortaklık devir tarihi esas alınarak şirket aktif ve pasifini belirlemesi suretiyle davacı yanın hisse değeri ile hisse devrine karşılık elde ettiği kazanımların bilirkişi tarafından dosya kapsamında uygun ve denetlemeye elverişli olarak belirlendiği görülmüştür. Yine davacı davalı şirkete ait olup hisse devir tarihinden önce emsallerine göre daha düşük değerle davalılarca satışı yapılan taşınmazların da bilirkişi heyetince hesaplamaya dahil edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de , davacının iddiasının sorumluluk davasının konusu olacağı , somut olayda edimler arasındaki aşırı oransızlık olup olmadığının ancak devir tarihi itibariyle belirlenen mamelek üzerinden değerlendirilebileceği dikkate alındığında , davacının bu yöndeki itirazının da dinlenme olanağı bulunmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 16/09/2026
Başkan- ... Üye - ... Üye -... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...