Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/379 E. 2026/1343 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/379
- Karar No
- 2026/1343
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/379 KARAR NO : 2026/1343
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/07/2023 NUMARASI : 2022/883 Esas 2023/452 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 08.11.2022 KARAR TARİHİ : 14.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 14.09.2026
Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.07.2023 tarih 2022/883 Esas 2023/452 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile dava dışı borçlu ...Şirketi arasında akdedilen genel kredi sözleşmesine davalı ...'un müteselsil kefil sıfatıyla imza attığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine Gebze 3. Noterliğinin 17.03.2022 tarih ve 13828 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, buna rağmen ödeme yapılmaması nedeniyle Aydın İcra Müdürlüğünün 2022/21340 esas sayılı dosyası ile başlatılan takibe davalı tarafından asıl alacağa, faize ve faiz oranına itiraz edildiğini belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile dava dışı borçlu ....Şirketi arasında akdedilen genel kredi sözleşmesine davalı .....'un müteselsil kefil sıfatıyla imza attığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine Gebze 3. Noterliğinin 17.03.2022 tarih ve 13828 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, buna rağmen ödeme yapılmaması nedeniyle Aydın İcra Müdürlüğünün 2022/21340 esas sayılı dosyası ile başlatılan takibe davalı tarafından asıl alacağa, faize ve faiz oranına itiraz edildiğini belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının, dava dışı borçlu şirketin 300.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil sıfatıyla imza attığı, genel kredi sözleşmesinin 5.10 maddesi uyarınca borçlu şirkete kullandırılan Artı Para (KMH) kredisinden davalının bu sözleşme kapsamında sorumlu olduğu, buna karşılık borçlu şirkete tahsis edilen ticari kredi kartına ilişkin herhangi bir düzenlemenin genel kredi sözleşmesinde yer almadığı, kredi kartının ayrı bir Ticari Hizmetler Sözleşmesi kapsamında tahsis edildiği ve davalının bu sözleşmede kefaletinin bulunmadığı bilirkişi kök ve ek raporlarıyla tespit edildiğinden, davanın Artı Para (KMH) kredisinden kaynaklanan 32.273,25 TL asıl alacak ve ferileri yönünden kısmen kabulü ile bu miktar üzerinden itirazın iptaline ve takibin devamına, kredi kartı borcuna ilişkin 32.915,65 TL yönünden talebin reddine, davacının icra inkâr tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; genel kredi sözleşmesinin 2.1 maddesinde sayılan kredi türlerinin tahdidi olmadığının ve bankaya müşteriyle mutabık kalınan her türlü yeni kredi veya cari hesabı açma yetkisi tanındığının sözleşmede açıkça düzenlendiğini, bu nedenle kredi kartından doğan borcun da genel kredi sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi ve davalının bu borçtan da müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulması gerektiğini, davalı tarafça yargılama aşamasında kredi kartı tahsisinin genel kredi sözleşmesi kapsamında olmadığı yönünde bir iddia ileri sürülmediği hâlde mahkemece bu hususun resen gerekçe yapılmasının HMK'nın 25. maddesindeki taraflarca getirilme ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, 08.11.2022 tarihli dava dilekçesi ve yargılamanın tüm aşamalarında talep edilmesine, kök ve ek bilirkişi raporlarında da bu yönde görüş bildirilmesine rağmen 654,75 TL ihtarname masrafı yönünden hüküm kurulmadığını, kabul edilen icra inkâr tazminatının hangi alacak miktarı ve hangi oran üzerinden hükmedildiğinin kararda gösterilmemesi nedeniyle infazda tereddüde yol açacak biçimde belirsiz olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 6098 sayılı TBK'nun 589/1. maddesi gereğince kefil, kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Kefil asıl borçlunun, asıl borcu ile temerrüt faizi borcundan kefalet limiti kadar sorumludur. Ancak kendi temerrüdü oluştu ise bu aşamadan sonra limit ile sınırlı olmaksızın kendi sorumluluğu başlar. Kefil, takipten önce temerrüde düşürülmemişse hesap kat tarihinden takip tarihine kadar işleyen akdi faizden limiti dahilinde sorumlu olur. Temerrüt için hesap kat ihtarının kefile tebliği şarttır. Asıl borçlu yönünden sözleşmede, belirlenen adrese tebligat çıkartılması ve tebliğ edilememesi halinde de temerrüdün gerçekleşeceğine ilişkin hüküm konulmuş olması halinde İİK. 68/b maddesi uyarınca asıl borçlu yönünden temerrüt oluşur ise de bu hükmün kefil yönünden uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle davalıya gönderilen hesap kat ihtarının iade edildiği tarihe göre temerrüt tarihinin tespiti yerinde değildir. Davalıya davacının hesap kat ihtarı usulüne uygun olarak tebliğ edilemediğinden davalının temerrüdünün icra takip tarihi itibariyle oluştuğunun kabul edilerek borç miktarının hesaplanması gerekir.( Yargıtay 19. HD'nin 07.12.2015 tarih ve 2015/3357 E. - 2015/16301 K., 07/02/2019 tarih ve 2017/2399 E. - 2019/746 K., 08.03.2016 tarih ve 2015/12924 E. - 2016/4207 K., Yargıtay 11. HD'nin 02.11.2020 tarih ve 2020/3334 E. 2020/4631 K.,25.01.2021 tarih ve 2020/2928 E. - 2021/343. K) Somut olayın incelenmesinde, davalı ...'un 19.12.2013 tarihinde dava dışı borçlu .... Şirketi'nin 300.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinden doğan borçlarına müteselsil kefil olduğu, kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. maddesinde öngörülen şekil şartlarına uygun olarak düzenlendiği hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, davalının kefaletinin borçlu şirkete tahsis edilen ticari kredi kartından doğan borcu da kapsayıp kapsamadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamındaki bilirkişi kök ve ek raporlarında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, genel kredi sözleşmesinin 2.1 maddesinde kredi türleri sayılmış ve bankaya sözleşmede sayılanlar dışında da kredi kullandırma yetkisi tanınmış ise de, borçlu şirkete tahsis edilen ticari kredi kartının dayanağını genel kredi sözleşmesi değil, ayrı ve bağımsız bir hukuki işlem olan Ticari Hizmetler Sözleşmesi oluşturmaktadır. Davalının kefili olduğu genel kredi sözleşmesinde bankacılık ürün ve kredileri arasında kredi kartına dair bir ibare bulunmadığı gibi, kefalet iradesinin yazılı şekilde ve el yazısıyla belirtilmesi gereken kefalet sözleşmesinde de kredi kartına açık bir atıf yapılmamıştır. TBK'nın 583. ve 588. maddeleri uyarınca kefalet sözleşmesi ve kefilin sorumluluğunun kapsamı dar yorumlanması gereken, sıkı şekil şartlarına tabi bir işlem olup, kefilin açıkça üstlenmediği bir borçtan sorumlu tutulması mümkün değildir. Gerek genel kredi sözleşmesinde gerekse kefalet sözleşmesinde kredi kartına atıf yapılmamış olması karşısında, davalının yalnızca kefili olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borçlarla sınırlı olarak sorumlu tutulabileceği, kredi kartı borcundan sorumlu tutulamayacağı dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin ticari kredi kartından kaynaklanan borç yönünden davanın kısmen reddine karar vermesi dosya kapsamına ve hukuka uygun olup, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin, mahkemece kredi kartının genel kredi sözleşmesi kapsamında olmadığı yönündeki tespitin taraflarca ileri sürülmeyen bir vakıaya dayandığı, bu suretle HMK'nın 25. maddesindeki taraflarca getirilme ilkesinin ihlal edildiği yönündeki istinaf sebebinin incelenmesinde; mahkemece ulaşılan bu sonucun, davalı tarafından ileri sürülen yeni bir vakıaya değil, davacı tarafından dosyaya sunulan ve alacağın dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmesi ile bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya konulan sözleşme içeriğinin hukuki nitelendirilmesine dayandığı, hukuki nitelendirmenin taraflarca getirilme ilkesinin kapsamı dışında kalıp resen yapılabilecek bir husus olduğu, ispat külfetinin alacak iddiasında bulunan davacı banka üzerinde bulunması nedeniyle davalının sorumlu olup olmadığı noktasında davacının sunduğu deliller üzerinde mahkemece gerçekleştirilen incelemenin davalı savunmasına bağlı olmadığı değerlendirilmekle bu yöndeki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin Gebze 3. Noterliğinin 17.03.2022 tarih ve 13828 yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesine ilişkin 654,75 TL ihtarname masrafı yönünden ileri sürülen istinaf itirazlarının incelenmesinde, davacı tarafça anılan hesap kat ihtarıyla ilgili olarak dava dilekçesi ve aşamalarda talepte bulunulmasına rağmen ilk derece mahkemesince bu taleple ilgili olarak olumlu veya olumsuz herhangi bir hüküm kurulmadığı anlaşılmaktadır. Tarafların talep sonucunu oluşturan bu kalem hakkında bir karar verilmemiş olması isabetsiz olup, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre ihtarname masrafının hüküm altına alınabileceği dikkate alındığında bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Davacı vekilinin icra inkar tazminatı miktarının hüküm fıkrasında gösterilmemesine yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Öte yandan, yazılacak kararın gerekçesiyle hüküm kısmı arasında bütünsellik esastır. Başka bir anlatımla, gerekçe ile hüküm birbirine bağlı olup, çelişki bulunmaması gerekir. Nitekim, HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargıtay HGK 24/02/2010 tarih, 2010/1 - 86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak kısaca; maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir ... Kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur." Somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinde "davacının icra inkâr tazminatı talebinin kabulüne" karar verilmiş ise de, hükümde tazminata esas alınan alacak miktarı ile uygulanan oranın gösterilmediği, kısa kararda yalnızca oranın gösterildiği ancak belirlenen inkar tazminatının gösterilmediği anlaşılmıştır. İİK'nın 67. maddesi uyarınca icra inkâr tazminatına ilişkin hükmün, tazminatın hesaplanacağı alacak miktarını ve uygulanacak oranı tereddüde yer bırakmayacak şekilde göstermesi zorunlu olup, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu da yerindedir. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin kredi kartı borcundan davalının sorumlu tutulması gerektiğine ilişkin esasa ve usule dair istinaf itirazlarının yerinde görülmemesine karşılık, ihtarname masrafı yönünden hüküm kurulmaması ile icra inkâr tazminatına esas alacak miktarı ve oranının gösterilmemesi nedeniyle isabetsiz bulunan hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen, dosya üzerinden tamamlanabilir nitelikte maddi hatalardır. Bu durumda, davacı vekilinin yerinde görülen ihtarname masrafı ile icra inkar tazminatına esas alacak miktarı ve oranının gösterilmemesi nedeniyle isabetsiz bulunan hususların istinaf istimine ilişkin kısım yönünden yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak istinaf yoluna taşınmamakla kazanılmış hak oluşturan kısımlar korunmak suretiyle yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.07.2023 tarih 2022/883 Esas 2023/452 Karar sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-İstinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile; Davanın KISMEN KABULÜ ile davalının Aydın İcra Müdürlüğünün 2022/21340 Esas sayılı takibine itirazın iptaline, takibin 30.081,56-TL asıl alacak 1.253,62-TL işlemiş faiz 241,42-TL işlemiş akti faiz 602,29-TL işlemiş temerrüt faizi 104,36-TL işlemiş faiz BSMV, 654,75-TL ihtarname masrafı olmak üzere toplam 32.938,00-TL için devamına, fazlasına dair istemin reddine, Davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne, alacak likit nitelikte görülmekle kabul edilen dava değerinin %20'si oranında hesaplanan 6.587,60-TL inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 2.249,99-TL karar ve ilam harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 795,23 TL harcın mahsubu ile 1.454,76-TL bakiye harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, Davacı tarafından sarf edilen 80,70-TL başvuru harcı, 1.700,00-TL bilirkişi ücreti ve 110,75-TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.891,45-TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre belirlenen 946,19-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, Davacı tarafça peşin harç olarak yatırılan 795,23-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Hazine tarafından karşılanan 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul-red oranına göre hesaplanan 780,38-TL'sinin davalıdan, bakiye 779,62-TL'sinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca 32.938,00-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca 9.200,00-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, HMK 333.madde ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun Gider Avansı Tarifesi 5/1 maddesi uyarınca davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3-İstinaf yoluna başvuran davacının ödediği istinaf harcının istek halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan 1.169,40-TL başvurma harcı ve 272,00-TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 1.441,40-TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.14.09.2026