Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1264 E. 2026/511 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1264
Karar No
2026/511
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1264 KARAR NO : 2026/511

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/705 KARAR NO : 2023/280 DAVA TARİHİ : 18.12.2020 KARAR TARİHİ : 29.03.2023 DAVA : Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 14.04.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 14.04.2026

İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.03.2023 tarih ve 2020/705 Esas, 2023/280 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dosyanın gönderildiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 23.06.223 tarih ve 2023/1146 Esas, 2023/1220 Karar sayılı görevsizlik kararı ile dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili 18.12.2020 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından, davacı aleyhine fatura alacağından kaynaklandığı iddiası ile İzmir 1. İcra Müdürlüğü'nün 2020/9091 Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, davacının davalıya borcu bulunmadığını, davalı tarafça düzenlenen faturaların iade edildiğini, icra takip dosyasına 55.746,49 TL ödeme yapıldığını beyan ederek öncelikle icra takip dosyasının tedbiren durdurulmasına, mahkeme aksi kanaatte ise tahsilat yapılması halinde paranın alacaklıya ödenmemesi şeklinde tedbir kararı verilmesine, davanın kabulü ile bakiye bedelden dolayı davalıya borçlu olunmadığının tespiti ile takibin iptaline, davalı aleyhine dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 13.08.2018 tarihli .... Projesi İlişkin İnşaat İşleri 2. Etap Kısmi Malzemeli Kaba İnşaat İşleri Yüklenici Sözleşmesinin 2.01 maddesinde tanımlanan işleri "Yüklenici İşleri" adı altında davalı firma tarafından yapılması hususunda anlaşma sağlandığını, davalı tarafından sözleşmede belirlenen tüm edimlerin eksiksiz şekilde yerine getirilerek işin tamamlandığını, davacı tarafça 723.676,45 TL ödeme yapıldığını ancak bakiye 324.445,52 TL'nin ödenmediğini, bu nedenle davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davacı tarafından takibe itiraz edilmemesi üzerine takibin kesinleştiğini, davanın haksız olduğunu beyan ederek davanın reddine, davacı aleyhine %20 tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi 29.03.2023 tarih ve 2020/705 Esas, 2023/280 Karar sayılı kararında özetle; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından davacı aleyhine 324.445,52 TL alacak üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, davacı tarafından 55.746,49 TL yönünden borcun kabul edildiği beyan edilerek borca kısmen itiraz edildiği, takip dosyasına konu borcun 268.709,03 TL'lik kısmına ilişkin borçlu olmadığının tespiti talebiyle iş bu davanın açıldığı, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda tarafların ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK ve VUK hükümlere uygun olarak tutulduğu, her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre 30.03.2020 tarihi itibariyle davacının davalıya 324.445,53 TL borç kaydının olduğu, 31.10.2020 tarihinde davacı tarafından KDV dahil 268.699,04 TL iade faturası düzenlendiği, iade faturasının davalı taraf ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı olmadığı, davacı taraf ticari defter ve kayıtlarında 55.756,49 TL ödeme kaydı ile bakiye borcun kapatıldığı, taraflar arasında alacak-borç ilişkisinin kalmadığı, davalı taraf ticari defter ve kayıtlarında 50.000,00 TL ödeme kaydı bulunduğu ancak icra takip dosyasına yapılan ödemenin 55.756,49 TL olduğu ve bu miktarın mahsubu ile davalının 268.699,04 TL alacak kaydının olması gerektiği, her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarında 30.03.2020 tarihi itibariyle davacının davalıya 324.445,53 TL bakiye borcunun bulunduğu, ticari defter ve kayıtlardaki uyumsuzluğun davacı tarafından düzenlenen 31.10.2020 tarihli, 268.699,04 TL bedelli iade faturasından kaynaklandığı, dava dilekçesinde iade faturasının düzenlenme nedenine ilişkin, işin eksik ve ayıplı yapıldığına dair herhangi bir iddia ve ispat bulunmadığı anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş, teminat karşılığında icra veznesine yatırılacak paranın alacaklısına ödenmesinin ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesine dair Mahkememizce verilen karar teminatın yatırılmaması nedeniyle uygulanmadığından davalının icra inkar tazminatı talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." gerekçeleriyle; Davanın reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili 22.05.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece eksik ve yetersiz olarak, salt ticari defterler üzerinden yapılan inceleme ile haklı davalarının reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, Davalı ile müvekkili şirket arasında akdedilen 13.08.2018 tarihli ... Projesine ilişkin inşaat işleri 2. Etap kısmi malzemeli kaba inşaat işlerinin bir kısmının davalı yanca yapılması konusunda anlaşıldığını, davalıya sözleşme kapsamında yapmış olduğu işler için toplamda 723.676,45 TL ödeme yapıldığını, davalıya ödenmesi gereken başka bir borcunun bulunmadığını, davalı üzerine düşen edimlerini yerine getirmediğini, sözleşmeye aykırı olarak tanzim edilmiş faturayı takibe koyduğunu, Menfi tespit davasında ispat yükünün, kural olarak davalı alacaklıya düşeceğini, davalı tarafça fatura içeriğindeki hizmet ve işin yapıldığı sözleşme bedelinin ödenenden daha fazla olduğu iddiasıyla açmış olduğu icra takibinde tanzim edilen faturalar nedeniyle alacaklı olduğunu da ispat edemediğini, davalının temel ilişkiyi fatura içeriğindeki hizmeti verdiğini işin eksiksiz usulüne uygun şekilde teslim edildiğini ispatla yükümlü olup mahkemece eksik ve hatalı değerlendirme ile iş bu davada müvekkilinin iddiasını ispatlayamadığına kanaat getirilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Gerçekten de somut olayda; davalının kararlaştırılan şekilde edimini yerine getirmediğinden eksik ve ayıplı saha betonu dökümü, kaba sıva yapımı, yevmiyeli çalışmaları, şap betonu alçı sıva kaba ince sıva ray beton temizlik kalıp şap temizlik ve zemin betonu derz dolgu çalışmaları işlerinden dolayı davalıya ihbarda bulunulduğunu, nefaset kesintisi yapıldığını, Nefaset kesintisinin; kabul işlemleri için yapılan incelemede, teknik olarak kabulünde sakınca görülmeyen ve işin iş sahibine teslimini ve kullanılmasını ve/veya işletilmesini engellemeyen, giderilmesi de mümkün olmayan veya fazla harcama ve zaman kaybını gerektiren kusur ve eksikliklerin görülmesi durumunda yükleniciden kesilecek olan bedel olduğunu, dolayısıyla davalıya tanzim ettiği faturadan nefaset kesintisi yapılarak iade faturasının tanzim edildiğini, Dosyada mübrez bilirkişi raporunda da iş bu davadaki iddiaları için "alanında uzman inşaat bilirkişinden rapor alınması gerektiğine" dair görüş vermesine rağmen mahkemece bu konuda da hiçbir değerlendirme yapmayarak eksik inceleme ile hüküm tesis ettiğini, bu nedenlerle de istinaf incelemesi neticesinde anılan kararın kaldırılması gerektiğini, Usulüne uygun teslim yapılmadığı davalının sözleşmeye aykırılık teşkil eden eylemleri nedeniyle işin belirtilen sürede ve şekilde bitirilmediği eksik ve ayıplı hizmetin olduğu bildirime rağmen giderilmediği noktasında tanık dinletme taleplerinin bulunmasına rağmen işbu delillerinin de "Uyuşmazlığın mahiyeti dosyanın geldiği aşama" gerekçe gösterilerek kısa kararda tanık dinletme taleplerinin reddine karar verildiğini, ancak ne var ki işbu davanın "menfi tespit" davası olup, dava niteliği gereği genel hükümlere göre görüleceğinden tanık, bilirkişi keşif gibi delillere dayanılması halinde mahkemece bu delillerin toplatılması ve sonuca göre karar vermesi gerekir iken eksik ve hatalı inceleme ile hüküm tesis etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki iş bu tanık ve alanın da uzman bilirkişi taleplerini neden kabul etmediğini dahi gerekçeli kararında belirtmediğini, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğunun belirtildiğini, ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmediğini, bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin düzenlemenin gerekçesinde, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alındığı hususuna atıfta bulunularak adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiğinin vurgulandığını, nitekim AİHM'in birçok kararında, gerekçeli karar hakkının sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında yer aldığının belirtildiğini, dolayısıyla gerekçeli karar hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerektiğini (..., B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75), Gerekçeli karar hakkının, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçladığını; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olduğunu (... ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34), mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamayacağını, ancak derece mahkemelerinin, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değillerse de (..., B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) gerekçeli karardan davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğunun anlaşılması gerektiğini, Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğinin davanın niteliğine ve koşullarına bağlı olduğunu, muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğini (....ve diğerleri, § 35), aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olmasının hak ihlaline neden olabileceğini (... ve diğerleri, § 39), Yukarıda detaylarıyla açıklanan "gerekçeli karar hakkı"nın iş bu dosyada müvekkili şirket yönünden ihlal edildiğini, mahkemenin gerekçeli kararında müvekkili lehine olan ve davanın esasına etki edecek nitelikte olan tanık ve alanında uzman inşaatçı bilirkişilerden rapor alınması taleplerinin kabul edilmediğini, usulüne uygun teslim yapılmadığı davalının sözleşmeye aykırılık teşkil eden eylemleri nedeniyle işin belirtilen sürede ve şekilde bitirilmediği eksik ve ayıplı hizmetin bildirime rağmen giderilmediği konularında tanık dinlenmeksizin ve uzman bilirkişiden rapor alınmaksızın sonuca gidilmesi de hatalı olup istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep ettiklerini belirterek; Yukarıda açıklanan ve re'sen gözetilecek nedenlerle; ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne, davalı hakkında dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davasında; borçlu, anılan maddeye göre, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Diğer bir deyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir. (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233) Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen “Eser sözleşmesi” yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Her iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olan eser sözleşmesinde “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsur vardır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yapıp zamanında tamamlayarak teslim etmeyi, iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi üstlenmektedir. TMK'nın 6. ve HMK'nın 190. maddelerine göre kural olarak yapılan işlerin miktarını ve bedelini ispatlamak yükleniciye, yapılan ödemeleri ispat etmek ise iş sahibine aittir. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır. Ayıplı iş yukarıda belirtildiği gibi vasıf noksanlığını ifade ettiği halde, noksan iş yapılmayan işi ifade eder. TBK'nın 474-477. maddeleri ayıplı işler hakkında uygulanır. Eksik işler bu maddelerin kapsamında olmadığından bu hükümler eksik işlere uygulanamaz. 6098 sayılı TBK 475. maddesinde eserin ayıplı olması halinde iş sahibinin kullanabileceği seçimlik haklar sayılmıştır. Bunlar 475/1. maddesi hükmünce eserin iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme, 475/2. maddesine göre eseri alıkoyup bedelden indirim isteme, aynı maddenin 3. bendi gereğince aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 2020/347 Esas, 2020/2307 Karar Sayılı İlamı) Somut olayda; Davalı şirket tarafından, davacı aleyhine, 02.11.2020 tarihinde, 324.445,52 TL alacak üzerinden faturaya dayalı ilamsız icra takibi başlatılmış olup, takip itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı- borçlu vekili, icra müdürlüğüne sunduğu 16 Aralık 2020 havale tarihli dilekçe ile takip dosyasındaki borcun 55.746,49 TL'lik kısmını kabul ettiklerini, kabul edilen kısmı ferileriyle birlikte icra dosyasına ödediklerini, kalan kısım için menfi tespit davası açılacağını beyan etmiştir. Davacı şirket tarafından, davalı adına 31.10.2020 tarih, 268.699,04 TL tutarlı iade faturası düzenlendiği, faturanın mail ortamında davalı şirkete gönderildiği, davalı şirket tarafından, davacıya gönderilen 9 Kasım 2020 tarihli ihtarname ile iade faturasına itiraz edildiği görülmektedir. Davacı vekilince, takip konusu alacağın 268.709,03 TL' lik kısmı yönünden davalıya borçlu olmadıkları ileri sürülerek menfi tespit istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı vekili taraflar arasında, 13.08.2018 tarihli .... Projesine ilişkin İnşaat İşleri 2. Etap Kısmi Malzemeli Kaba İnşaat İşleri Sözleşmesi yapıldığını, sözleşmeye konu işlerin müvekkilince eksiksiz şekilde yerine getirildiğini, yapılan işle ilgili tanzim edilen faturaların bedelinin 1.048.121,97 TL olduğunu, davacı tarafından söz konusu işin bedeli olarak toplamda 723.676,45 TL ödeme yapıldığını, bakiye 324.445,52 TL'nin ödenmediğini, bu nedenle davacı hakkında icra takibi başlatıldığını, davacının takip konusu alacağın 55.746,49 TL'lik kısmını kabul ederek icra dosyasına ödediğini, kalan kısım için haksız olarak eldeki davayı açtığını, davacı tarafından iade faturası kesilmesini gerektirecek herhangi bir durum bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davacı vekili 17.11.2021 tarihli celsede, davaya ilişkin açıklayıcı beyanlarını sunmak üzere süre talep etmiş , mahkemece açıklamada bulunulması için davacı vekiline süre verilmesi üzerine, davacı vekilince; taraflar arasında 13.8.2018 tarihli ... Projesi İlişkin İnşaat İşleri 2.Etap Kısmi Malzemeli Kaba İnşaat İşlerinin bir kısmının yapılmasına ilişkin sözleşme imzalandığı, müvekkil şirketçe davalıya toplamda 723.676,45-TL bedelinde ödeme yapıldığı, davalıya sözleşme çerçevesinde hak kazandığı tutarların tamamının ödendiği, buna rağmen davalı tarafından müvekkili şirkete anlaşmalarına aykırı şekilde 268.699,04-TL’lik fatura kesildiği, bu nedenle müvekkili şirketçe 31.10.2020 tarih DCT2020000000006 no’lu iade faturasının düzenlendiği, akabinde bu davanın açıldığını, davalı/yüklenicinin sözleşme kapsamında yaptığı işlerin eksik ve niteliksiz olduğunu, iş takibinin zamanında yapılmaması sebebiyle projenin sözleşme muhteviyatına uygun şekilde hayata geçirilemediğini, buna rağmen davalının fazladan faturalar kestiğini, müvekkili şirketin almadığı hizmete yönelik icra takibine konu fazladan kesilen faturalara istinaden 09.11.2020 tarihinde iade faturası düzenlediğini beyan etmiştir. Davalı vekilince, davacı tarafça hangi iş kalemlerinde, hangi hataların, hangi ayıpların mevcut olduğuna dair herhangi bir ihbar, tespit ya da ikame edilen bir dava bulunmadığı beyan edilmektedir. Görüldüğü üzere, taraflar arasında, 13.08.2018 tarihli ... Projesine ilişkin İnşaat İşleri 2. Etap Kısmi Malzemeli Kaba İnşaat İşleri Sözleşmesi imzalandığı, davacı iş sahibi tarafından, davalı yükleniciye 723.676,45-TL ödeme yapıldığı, icra takibi sonrası davacı iş sahibince, icra dosyasına 55.746,49 TL ve ferilerinin ödendiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, sözleşmeye konu işin eksik ve ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, bu bağlamda davacı yanın iade faturası düzenlemekte haklı olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır. Mahkemece, dosyanın rapor hazırlanmak üzere mali müşavir bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişinin kök ve ek raporunu sunduğu, davacı vekilince, sözleşmeye konu işin eksik ve ayıplı olarak yapıldığı ileri sürülerek kök ve ek rapora itiraz edildiği, eksik ve ayıpların bildirime rağmen giderilmediği hususunda tanıklarını bildirmek üzere süre ve tanık anlatımlarından sonra konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmasının talep edildiği görülmektedir. Davalı yüklenici vekili kendilerine ayıp hususunda yapılan bir ihbar bulunmadığını beyan etmektedir. Dosyada mevcut mali müşavir bilirkişi raporuna göre tarafların defterlerinin 30.03.2020 tarihi itibariyle uyumlu olduğu, davacının davalıya 324.445,53 TL borç kaydının olduğu, tarafların ticari defterleri arasında sonradan ortaya çıkan uyumsuzluğun, davacı tarafından düzenlenen 31.10.2020 tarihli 268.694,04 TL bedelli iade faturasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. İmâl ve teslimi gerçekleştirilen bir eserde açık ayıbın varlığı halinde TBK'nın 474. maddesi gereğince işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz, gizli ayıbın varlığı halinde ise TBK'nın 477/III. maddesi gereğince gecikmeksizin iş sahibince durumun yükleniciye bildirilmesi zorunludur. Aksi takdirde TBK'nın 477/II. maddesi uyarınca teslim edilen eser kabul edilmiş sayılır ve bu hâl iş sahibinin TBK'nın 475. maddesindeki hakları kullanmasına engel teşkil eder. Eser sözleşmesinde ayıp ihbarının yapılması tacirler arasında olsa dahi herhangi bir şekle tâbi olmayıp, ihbar keyfiyeti de bir hukuki işlem değil, hukuki işlem benzeri bir fiil olduğundan TBK’nın 474. ve 477. maddelerinde belirtilen sürelerde yapılıp yapılmadığı hususu tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Eser sözleşmesinde ayıbın varlığını ispat yükü kural olarak iş sahibine aittir. Tanık delili, HMK’nın 240 ile 266. maddeleri arasında düzenlenmiş olup HMK’nın 240/2 maddesinde; ''Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar...” hükmüne yer verilmiştir. Tarafa verilen kesin sürenin tanık göstermek için verildiği kararda açıkça belirtilmelidir. (Yargıtay 1. HD 2025/4443 2025/4092 EK sayılı ilamı) Davacı vekilince, dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmıştır. Mahkemenin, 18.12.2020 tarihli tensip tutanağı ile tanık deliline dayanan taraflara, tanıklarını hangi hususta dinletecekleri konusunda açıklama yaparak, tebligat adreslerini bildirir şekilde tanık listesi verilmesine karar verilmiş, davacı vekilince tanık bildirilmemiştir. Tensip tutanağındaki ara kararla, tanık göstermek için kesin süre verilmemiştir. Ön inceleme duruşmasında ya da sonrasında tanık listesi sunulması için ikinci bir süre de verilmemiştir. Hal böyleyken mahkemece, 29.03.2023 tarihli celsedeki ara kararla, davacı yanın tanık dinletme talebinin, uyuşmazlığın mahiyeti ve dosyanın geldiği aşama itibariyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Davacı yanın, sözleşmeye konu işin eksik ve ayıplı yapıldığına ilişkin iddiasının incelenmesi ve alanında uzman bilirkişiden rapor alınarak değerlendirilmesi gerekirken, eser sözleşmesinden kaynaklanan davadaki iddia ve savunmalara göre, mahkemece, mali müşavir bilirkişi raporuyla yetinilerek karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenlerle mahkemece yapılması gereken iş; - Tanık listesi sunulması için usulünce verilmiş bir kesin süre olmadığı dikkate alınarak, davacı vekiline, tanık listesi sunulması için, hukuki sonuçları hatırlatılarak usulüne uygun şekilde kesin süre verilmeli, verilen kesin süre içerisinde tanıkların bildirilmesi halinde davacı tanıkları dinlenmeli, davacı iş sahibi tarafından, süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı saptanmalıdır. - Alanında uzman inşaat mühendisi bilirkişiden; taraflar arasındaki ... Projesine ilişkin İnşaat İşleri 2. Etap Kısmi Malzemeli Kaba İnşaat İşlerinin yapılmasına dair Birim fiyatlı eser sözleşmesi gereğince , davalı yüklenicinin edimlerini eksiksiz ve ayıpsız olarak ifa edip etmediği, varsa eksik ve ayıplar ile giderim bedellerinin ne olduğu, davalı yüklenicinin sözleşme kapsamında yaptığı işler karşılığında, varsa eksik ve ayıplı işler bedeli düşüldüğünde, hak ettiği iş bedelinin ne olduğu, yapıldığı uyuşmazlık konusu olmayan ödemeler dikkate alındığında, davalı yüklenicinin iş bedeline ilişkin olarak, ödenmeyen alacağının bulunup bulunmadığı, varsa miktarı hususlarında, dosyada mevcut mali müşavir bilirkişi raporu, faturalar, hak ediş raporları ve tüm belgelerin incelenmesiyle düzenlenecek, denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre ; ilk derece mahkemesi'nce uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-6) bendi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine ilişkin karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun, KABULÜ ile, 2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.03.2023 tarih ve 2020/705 Esas, 2023/280 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının istek halinde yatıran davacıya ilk derece mahkemesince geri verilmesine, 5-Davacı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 14.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1264, K. 2026/511, T. 29.03.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1264-e-2026-511-k-ec41b7fe46d8