Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1093 E. 2026/2097 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1093
- Karar No
- 2026/2097
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1093 KARAR NO : 2026/2097
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/10/2022 NUMARASI : 2017/1367 Esas 2022/840 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1367 Esas ve 2022/840 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket yetkilisi ile davalı şirket ortağı ....'in uzun süredir arkadaş olmalarından kaynaklı olarak bir kısım eşyaları olduğunu ve işlerinin iyi yürümemesinden dolayı eşyaları satacaklarını söylediklerini ve davacının açacağı rehabilitasyon merkezinde kullanmak üzere eşyaları satın aldığını, mevcut satın alınan eşyaları teslim edilmesinden sonra bedeli ödenecek olması konusunda tarafların anlaşmaya vardıklarını, eşyaların satının gerçekleştiren ... şirketinin öncelikle eşyaları teslim edeceğini beyan etmesine rağmen daha sonra teslim edemeyeceğini yoğun icra takiplerine maruz kalmalarından dolayı eşyaların haciz edildiğinin beyan edildiğini, davacı şirket yetkilisinin uzun zamandır kendileri ile görüşmesinde sürekli teslim edeceklerini beyan etmekle davacının işlemden vazgeçmek istemediğini, ancak davalı şirket eşyaları teslim edemediği gibi en son teslim edilmemesinden kaynaklı olarak aralarında çıkan tartışma nedeni ile bir başka kişiye borçlandığını ve davacıya mevcut kayıtlarda görünen ancak karşılığı teslim edilmeyen mallardan dolayı borcun haczi için kendileri aleyhine İzmir 23. İcra Müdürlüğünün 2017/2874 Esas sayılı takip dosyası ile.... adına takip başlatıldığını, yapılan takibi kesinleşmesinin akabinde davacıya İİK 89 maddesi gereği 1. Haciz İhbarnamesi gönderildiğini, davacının da mevcut gönderilen haciz ihbarnamesine karşılık olarak her ne kadar kayıtlarında görünse de karşılığından mallar teslim edilmediğinden dolayı icra dairesine süresi içerisinde itiraz edildiğini beyan ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı.... Şirketi - .... cevap dilekçesinde özetle;..... Şti. ile aralarındaki şifai görüşme uyarınca belirlenen eşyaların teslimi karşılığında belirlenmiş bir bedelin tarafıma ödenmesi hususunda anlaşma sağlandığı, bu sözleşmeye uygun olarak taraflarına ait olan borcu ifa ettiklerini, malların tesliminin gerçekleştirilmiş olmasına rağmen davacı tarafın iddiası aksi yönde olduğunu, kendilerine sözleşmede teslimi kararlaştırılan malların teslim edilmediği, borcun muaccel olmadığı bu nedenlerle de borçlu olmadığı iddia edildiği, bu iddiaların dayanaksız olduğunu, Hukuki temelden yoksun olup, herhangi bir delile dayanmadığını, teslimi hakkında anlaşmaya varılan mallar teslim edilmiş olup, davacı borçlunun borcu muaccel hale geldiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE : SMMM ....'nün 02/08/2022 Tarihli Bilirkişi Raporunda; Davacının dava konusu fatura muhteviyatı demirbaşların kendisine teslim edilmediğini ispat etmekle yükümlülüğünün kendisinde olduğu, dava dosyası ve ekleri ile tarafların ticari defterlerine göre davacının 70.269,33 TL tutarında davalı .... Şti.'ne borcunun olduğu tespit edilmiştir. Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davalının davacıya hitaben düzenlediği 30/04/2016 tarihli 049518-049519 numaralı davaya konu edilen faturanın altında el yazısı ile fatura muhteviyatının işyerinde teslim edildiğine ilişkin yazılı ibarenin bulunduğu, davacının bu haliyle teslim yükümlülüğünü ifa ettiği, davaya konu edilen bu faturanın davalı defterlerinden kayıtlı olduğu ve faturaya ilişkin herhangi bir tahsilat kaydının bulunmadığı, davaya konu edilen bu faturanın davacı defterlerine kaydının yapıldığı, ancak ilgili faturaya dair ödeme kaydının bulunmadığı, taraf defterlerinin birbirleri ile uyumlu olduğu, davalının teslim borcunu ifa ettiğinin kabulünün gerektiği, artık teslim edilmediğine ilişkin ispat yükünün davacıya ait olduğu, ancak davacının bu hususu ispat edemediği, bu haliyle davacının davalıya borçlu olduğunun mahkemece tespit edildiği..." gerekçesi ile, davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, satışa konu olan ve müvekkiline keşide edilen faturada bulunan menkul malların müvekkiline teslim edilmediğini, bilirkişi ve Mahkeme irsaliyeli faturayı kabul etmiş ise de malların fiziki durumu dikkate alındığında mevcut malların tesliminin ancak nakliye ile olacağı da açık olduğundan teslim keyfiyetini ispat etmesi gerekenin davalı olduğunu, ispat külfetinin müvekkili davacıda olmadığını, karara dayanak olan raporda dava konusu faturanın tarih bölümünün altında el yazı ile "iş bu muhteviyatı iş yerinde teslim edilmiştir" ibaresi yazılı olduğu belirtilmiş ise de müvekkilinin iyiniyetli olarak faturayı kabul ettiğini ancak davalı tarafından malların teslim edilmediğini ve satış sözleşmesinin tamamlanmadığını, davalının sevk irsaliyesi ile malları teslim ettiğini ispat etmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, alım satım sözleşmesinden kaynaklı olarak menkul malların teslim edilmemesinden dolayı borçlu borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir. TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini kanıtlaması gerekir. Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalı tarafından kesilen faturanın davacı ticari defterlerinde kayıtlı olmasından dolayı faturaya konu malların teslim edilmediğini ispatlamakla yükümlü olan davacının iddiasını ispatlayamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/10/2022 tarih ve 2017/1367 Esas 2022/840 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraflara/vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 01/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.