Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1053 E. 2026/2095 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1053
- Karar No
- 2026/2095
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1053 KARAR NO : 2026/2095
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/02/2023 NUMARASI : 2020/377 Esas 2023/119 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/377 Esas ve 2023/119 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile 31/12/2018, 28/01/2019, 20/02/2019, 27/02/2019 ve 03/05/2019 tarihlerinde ve diğer tarihlerde toptan satış gerçekleştirdiğini, 185596 nolu faturadan kalan 5.174,96 € bakiyenin ödenmediğini, ödenmeyen alacağa ilişkin davalı-borçlu aleyhine, Antalya 1. İcra Müdürlüğü 2019/10789 Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, karşı tarafın takibe, borca ve fer'ilerine kötüniyetli olarak itiraz etmesi ile icra takibinin durduğunu belirterek davalının bakiye borcunu ödenemediğini, ayrıca itiraz dilekçesine dayanak fatura bedellerini ödediğine dair herhangi bir belge sunmadığını, davalının malları teslim almasına rağmen faturalardan bakiye bedeli ödemediği, cari hesap ekstresinde de tarafların ticari defterlerinden de açıkça belli olduğunu, tarafların arasındaki sözleşme gereği şirketin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirerek ürünleri sözleşmeye uygun çalışır şekilde teslim ettiğini belirterek Antalya 1. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10789 Esas sayılı dosyasında asıl alacak miktarı olan 5.174,96 € üzerinden itirazın iptaline, takibin devamına, davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilin .... adı altında ultra lüks bir otel inşa etmiş olduğunu, 15/06/2019 tarihinden itibaren 450 Eurodan pazarlandığını otelde eksik ve arızalı ekipmanlarla hizmet vermek müşteri memnuniyeti açısından şirketi zor durumda bırakacağından , davacı şirketle 07/11/2018 tarihinde sözleşme imzalandığını, otel faaliyete geçmeden önce daha tam kullanılmaya başlamadan Otel Teknik müdürü tarafından şirketin satın alma müdürüne 15/05/2019 tarihinde gönderdiği ekipmanlarda kabuklanma ve pas oluştuğunu, otelin 15/06/2019 tarihinden itibaren müşteri kabulleri başlanmış olup daha otel faaliyete geçmeden ekipmanlarda meydana gelen arızalar tekrarlamaya başladığından şirketten eksikliklerin kısmen de olsa tamamlanması adına geçici servis talep edildiğini, geçici servis işleminin yapılmasından sonrada ekipmanlarda arızalar meydana geldiğini, davacı şirket yetkilileri ve yetkili olarak bildirdikleri servisle defalarca görüşülmesine rağmen ekipmanlardaki eksiklerin giderilmesine yönelik hiçbir girişimde bulunmamakla beraber 10/10/2019 tarihinde şirket aleyhine haksız icra takibi başlatıldığını iş bu nedenlerle itirazın iptaline kararı verilmesini talep etmiştir. KANITLAR: -Antalya 1. İcra Müdürlüğü'ne yazı yazılarak, 2019/10789 Esas sayılı dosyasının tüm kayıtlarının UYAP üzerinden dosya arasına alınmıştır. Çeşme Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne talimat sonucu aldırılan bilirkişi raporu dosya arasına aldırılmıştır. GEREKÇE : Dava; Alım satım ilişkisi kapsamında ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır. Öncelikle taraflar arasında hukuki ilişki olup olmadığı, varsa hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeble de davacı ve davalının ileri sürmüş olduğu iddialar, vakıalar ve bunları ispat edip etmedikleri ve ispat yükünün kimde olduğu hususuna değinmekte yarar vardır. HMK. 190. maddesi "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." hükmü mevcuttur. İleri sürülen bir önermenin doğruluğu hususunda kanaat oluşturmak için bir nedenselliğin ortaya konulması olarak tanımlanabilen ispat, yargılama hukuku açısından dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. İspatın konusu olan vakıalar, hukuk açısından doğrudan önem taşıyan veya dolaylı olarak önem taşıyan vakıalar olarak ayrılabilir. Hukuk açısından doğrudan önem taşıyan olaylar; hukuken hakların ve hukuksal ilişkilerin doğumu, değişmesi, işlemez duruma gelmesi, doğumunun engellenmesi veya doğduktan sonra düşmesine yol açan olaylardır. Hukuk açısından dolayısıyla önem taşıyan ve “emareler (belirtiler) ” olarak da tanımlanan olaylar ise; hak ve hukuksal ilişkilerde yukarıda belirtilen durumların meydana gelmiş olduğu, kendilerinden olağan yaşam deneyimleri kuralları uyarınca anlaşılabilen, bir başka deyişle bir eylemsel karine bağının kurulmasına olanak veren olaylardır. Emareler, ancak hâkimin delilleri serbestçe değerlendirme (takdir) serbestisinin bulunduğu (HMK. madde 198), bu serbestinin özel kurallar ile sınırlanmamış olduğu (HMK. madde 200 ve 201 gibi) durumlarda ispat konusu olabilir. (Bilge Umar; (1980), İspat Yükü, (2. Baskı), Büyükçekmece, Kazancı Matbaacılık Sanayi. sf. 19.) İspatın, doğrudan delil göstererek ispat ve dolaylı ispat olarak ayrıma tabi tutulup, dolaylı ispatın emareler ile ispat olarak değerlendirildiği, bu kapsamda emareyi bir delil vasıtası olarak değil, ispata yardımcı, kanuni maddi unsura uymayan yabancı vakıalar olarak nitelendirildiği de görülmektedir.( M. Kamil Yıldırım; (1990), Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret. sf. 120, 121.) İspat yükü belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden hâkimin aleyhte bir kararıyla karşılaşma tehlikesidir. Bu tanımda asıl davayı kaybetmek tehlikesinden değil, hâkimin aleyhte bir kararı ile karşılaşma tehlikesinden bahsedilmesi dikkate değerdir. Zira yalnızca davanın asıl konusu bakımından değil, aynı zamanda bir ön sorun veya bir ara sorun hakkında da iki tarafın birbirine zıt olarak ileri sürdükleri olayların hiçbirinin ispat edilememesi olasılığı vardır. Bu durunda hâkimin yapacağı iş söz konusu sorun bakımından ispat yükünü taşıyan tarafın, o sorunda ileri sürdüğü istemi reddetmek olacaktır.(Umar; İspat Yükü, sf. 3) İspat yükü taraflar için bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilâkis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; meselâ, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir.(Kuru; Arslan; Yılmaz; sf. 370.) Davacı şirket, davalı şirket ile 31/12/2018, 28/01/2019, 20/02/2019, 27/02/2019 ve 03/05/2019 tarihlerinde ve diğer tarihlerde toptan satış gerçekleştirdiğini, davalı tarafın bu ticari satımdan kaynaklanan borcunu ödemediğini, davalı taraf cevap dilekçesinde; 07/11/2018 tarihinde sözleşme imzalandığını, otel faaliyete geçmeden önce daha tam kullanılmaya başlamadan Otel Teknik müdürü tarafından şirketin satın alma müdürüne 15/05/2019 tarihinde gönderdiği ekipmanlarda kabuklanma ve pas oluştuğunu belirterek taraflar arasında ticari ilişkinin olduğunu kabul ve ikrar etmiş ancak ayıp iddiasında bulunmuştur. Davacı taraf ticari ilişkiyi ispat etmiş olup gerekli ifanın yapıldığını ispat yükü davalı tarafa geçmiştir. Mahkememizce aldırılan 17/05/2022 tarihli bilirkişi raporunda; ... A.Ş. 'ye ait otel mutfağında bulunan malzemeler, .... A.Ş. tarafından imal ve montajı yapılmış ve mutfak ekipmanlarının çalıştırılması sonunda ortaya çıkan arızalar olduğu ve tespiti yerinde yapılarak aşağıda maddeler halinde yazılmıştır. 1)Dörtlü ocak bir gözü hiç yanmıyor.(açık ayıp) 2)Dörtlü ocak bir gözü hiç yanmıyor. (açık ayıp) 3) Sahra ocağı yanıyor. Fakat verimli çalışmıyor. (açık ayıp) 4) Servis Rezistansları değiştirdiği(Ücret Karşılığı) görüldü. Çalıştığı tespit edildi. 5) Lavtaşlı ızgara zor yandığı. (açık ayıp) 6) Plaate ızgara 15-20 dakika çalışma sonrası, bir bölümü ısınmıyor. .(açık ayıp) 7) Devrilip tavada düğmesi üzerinden parçası sökülerek çalıştığı, (açık ayıp) Çalışma sonrası gözle görülen arızalar olduğundan servise gelen yetkili servis firmaları tarafından arızaları bir kısmını çözmüş olduğu tespit edildiği, bazı arızaların devam ettiğinin belirtildiği, çalıştırılması sonunda malzemeler de ortaya çıkan arızalar olduğu için servis tarafından garanti kapsamında arızaların giderebileceğinin belirtildiği, çalıştırıldıktan sonra gözle görülen arızaları olduğundan18.09.2020 tarihli kök raporunda ve 18.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda da açık Ayıp olduğu, Mahkememizce aldırılan 11/12/2022 tarihli ek raporda; döviz cinsinden olan ticari ilişkilerde döviz kuru taraflar arasında serbestçe belirlenebilir. Eğer taraflar arasında döviz kuru belirlenmemiş ise esas alınacak kur Merkez Bankası alış kurudur. Buna göre Euro kuruna göre taraflar arasındaki ticari hareketler aşağıdaki gibidir: 03.05.2019 Satış Ft.(E.kuru 6,6512) 99.742,24 TL (14.996,13 Euro )106.920,62 - 16.075,39 04.05.2019 İade Ft.(E.kuru 6,6512) -1.692,12'TL ( - -254,41 Euro )105.228,50 - 15.820,98 23.05.2019 Havale (E.kuru 6,8227)-90.979,53 TL (-13.334,83 Euro ) 14.248,97 — 2.088,46 29.06.2019 Satış Ft (E.kuru 6,5507) 27.325,29 TL (4.171,35 Euro) 41.574,26 — 6.346,54 26.07.2019 Havale (E.kuru 6,2997)-28.872,68 TL (-4.583,18 Euro ) 12.701,58 — 2.016,22 Davalının davacıya 26.07.2019 tarihi itibariyle 12.701,58 TL (2.016,22 Euro) borcu olabileceğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı, dosyaya sunulan bilirkişi kök ve ek raporda davalının satın aldığını kabul ettiği malın ayıplı olduğunun tespit edildiği, davacının davalı ile olan ticari ilişkisini ispat ettiği, davalının iddia ettiği ayıp iddiasının da davalı tarafından ispat edildiği anlaşılmakla davacı tarafın davasının kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. 2004 sayılı İİK.'nın 67/2. Fıkrasına göre ;bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK 13/12/1967 Tarih, 9/1344- 615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerekir. Alacak likit ve belirlenebilir olduğu..." gerekçesi ile, davanın KISMEN KABULÜ ile; Antalya 1. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10789 sayılı dosyasında davalının 2.016,22 Euro'ya yapılan itirazının İPTALİNE, takibin takip talebinde belirtilen şartlar altında bu miktar üzerinden DEVAMINA, davacının fazlaya ilişkin Talebinin REDDİNE; hükmolunan 2.016,22 Euro’nun takip tarihindeki efektif satış kuru üzerinden hesaplanan TL karşılığının % 20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, bilirkişi tarafından yapılması gerekenin takip dayanağı olan cari hesabın başından itibaren taraflar arasında kesilen faturaların ve yapılan ödemeleri Euro cinsinden gösterilmesi buna göre hesaplamanın yapılması olduğunu, sadece fatura tarihinden hesaplamaya başlanmasının hatalı olduğunu, eksik inceleme yapıldığını, davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında imzalanan 07.11.2018 tarihli sözleşmeye aykırı biçimde davacı şirketin edimini ayıplı olarak ifa ettiğini, davacının icra takibinde haksız olduğunu, bilirkişi raporlarıyla ürünlerin açık ayıplı olduğunun sabit olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 10. Maddesine göre davacının eksik ve hatalı işlemlerine karşı müvekkili şirketin teminatlardan bu miktarı mahsup etmeye ve irat kaydetmeye yetkili olduğunu, müvekkili şirketin de bu duruma uygun davrandığını, davacıya müvekkili şirketin bir borcunun bulunmadığını, davacının ayıplı ifasının dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, davacının görevini eksiksiz yaptığı ve ayıpları giderdiği takdirde saklı tutulan bedelin ancak muaccel olacağını, alacağın yargılama gerektirdiğini, müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, bakiye fatura alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/02/2023 tarih ve 2020/405 Esas 2022/472 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 1.089,43.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 272,35.TL harcın mahsubu ile bakiye 817,08.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına/aleyhine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 01/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.