Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/292 E. 2026/1750 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/292
Karar No
2026/1750
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2025/292 Esas

KARAR NO:2026/1750 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI:2024/424 Esas - 2024/640 Karar

TARİH:10/10/2024

DAVA:Tanıma ve Tenfiz

KARAR TARİHİ:08/10/2026

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Huzurdaki davanın konusu Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girdiğini, Yargıtay kararları doğrultusunda Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, davalının Türkiye'de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yerin bulunmadığını, uyuşmazlığın çözümünde İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacı ile davalı arasında Tahran Shahıd Behesti Komplexi Umumi Hukuk Mahkemesi 17. Şubesinde görülen davada Mahkemenin 9209980227700993 Esas 9409970227701260 Karar 15/03/2016 tarihli kararı ile davalının 85/100 tipi ihraç mali 3500 ton zifti davacıya teslimine karar verildiğini, bu karar Tahran İli Genel Adliyesi Tahran Temyiz Mahkemesi 1. Şubesinin denetiminden geçerek kesinleştiğini ve kararın icrası için Tahran Shahıd Behesti Yargı Komplexi Umumi Hukuk Mahkemesi 17. Şubesi tarafından icra belgesinin verildiğini, yabancı mahkeme kararı apostil şerhine sahip olunan tercüme yapıldıktan sonra noter tarafından onaylandığını,Karar ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Tahran Büyükelçiliği tarafından tasdik edildiğini, davacı hakkında adı geçen yabancı mahkeme tarafından verilmiş kararın Türkiye Cumhuriyeti makamlarınca geçerli kabul edilmesi ve icra edilebilmesi için huzurdaki davanın açıldığını, kesinleşmiş olan Tahran Shahıd Behesti Yargı Komplexi Umumi Hukuk Mahkemesi 17. Şubesinde görülen davada 9209980227700993 Esas numaralı 9409970227701260 Karar numaralı 15/03/2016 tarihli kararın tanınması ve tenfizine ve yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafın üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davacının sunmuş olduğu dava dilekçesinde 3.500 Ton ziftin teslimi davasında taraflar arasındaki ilişkinin ticari niteliğinde olduğunu belirterek Ticaret Mahkemesinde davanın açıldığını, tarafların arasındaki ilişkinin ticari olmadığını ve tarafların tacir olmadığını, İran'daki yapılan yargılamanın Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla hareket ettiğinin belirsiz olduğunu, davanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep ettiğini,Yabancı mahkeme kararının noter tasdikli ve apostil şerhini taşıyan tercüme evrakının sunulmadığını, İran Mahkemesinde davanın usulsüz tebligat nedeniyle davalının yokluğunda görüldüğünü,İran Mahkemesi bilirkişi raporuna göre davalının alınan bedelden fazla mal gönderildiğinin, yabancı mahkeme kararının tenfizi için kararı veren mahkemenin ülkesinde ilamın kesinleşmesinden itibaren infazı için sürenin geçtiğini, bu takdirde Türkiye'de kararın infazının mümkün olamayacağını, kararın 20/01/2018 tarihinde kesinleştiğini tenfiz davası ise 02/08/2022 tarihinde yaklaşık 4.5 yıl sonra açıldığını, bu nedenle İran hukukuna göre infaz zamanaşımının araştırılmasını ve zamanaşımı geçmiş ise davanın bu nedenle de reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 10/10/2024 tarih ve 2024/424 Esas - 2024/640 Karar sayılı kararında; " (...) Mahkememizce istinaf ilamında belirtilen dava konusu yabancı mahkeme kararı aslının akıbeti hakkında yapılan araştırma sonucunda, 28/09/2022 tarihli alındı belgesinde yabancı mahkeme karar aslı ve tercümesinin dosyaya davacı vekilince ibraz edildiği belirtilse de dosyada yabancı mahkeme kararı aslının bulunmadığı, yabancı mahkeme kararının aslının dosyaya sunulması halinde Mahkememiz yazı işleri müdürlüğü kasasına alınarak kasa kaydı makbuzunun düzenleneceği, ancak karar aslı bulunmadığından kasa kaydı tutulmadığı, bu nedenle kesin süre içerisinde yabancı mahkeme karar aslı sunulmadığından davanın reddine karar verildiği, davacı vekilince karar istinaf edildikten sonra istinaf dairesine hitaben yazılan 19/01/2024 tarihli dilekçe ile yabancı mahkeme karar aslının istinaf dairesine gönderilmek üzere dosyaya ibraz edildiği anlaşıldığından istinaf dairesince kararın kaldırılması üzerine yapılan tensip zaptı ile Davacı vekilince dava konusu yabancı Mahkeme kararının aslı dosya istinaf aşamasında iken sunulmakla, Mahkememiz kasasına alındığından bu hususta istinaf ilamında belirtilen araştırmanın yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.Bu haliyle 28/09/2022 tarihli alındı belgesinde de yabancı mahkeme kararı aslının teslim alındığı ön büro personeli tarafından kayıt altına alındığından yabancı mahkeme kararı aslının ne zaman sunulduğu hususundaki tereddütün giderilmesi mümkün olmadığından davacı tarafça yabancı mahkeme kararının aslı dosyaya sunularak bu yöndeki eksiklik giderilmiş olduğundan aksi yönde bir ispatta bulunmadığından davacı tarafça yabancı mahkeme kararı aslının süresinde sunulmuş olduğu kabul edilerek yargılamaya devam edilmiştir.İstinaf ilamında belirtilen bir diğer husus olan harcın maktu mu nispi mi alınacağı hususunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/6677 Esas, 2023/3391 Karar sayılı 31/05/2023 tarihli ilamında belirtildiği üzere harcın maktu alınması gerektiğinden davacı tarafça fazladan yatırılan 143.180,75-TL tamamlama harcının davacı tarafa iadesine karar verilerek fazla alınan peşin harç davacı tarafa iade edilmiştir.Davalı tarafça istinaf öncesi sunulan cevap dilekçesi ile davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik itirazında bulunulmuş ise de; eldeki davada taraflar gerçek kişi olsa da faaliyetlerini Ülkemiz sınırları dışında gerçekleştirdiklerinden dolayı bulundukları Ülkeye göre tacir araştırılması yapılması mümkün olmadığından ve yargılamayı uzatacağından, dosyadaki deliller kapsamında ihtilafın 3500 ton zift satımına ilişkin olması nedeniyle ticari satımdan kaynaklı olduğu ve davalı tarafça dosyaya sunulan yabancı mahkemedeki yargılama sırasında düzenlendiği öne sürülen bilirkişi raporunda zift satımının ... şirketi tarafından yapıldığının belirtilmesi karşısında dava konusu ihtilafın tarafların ticari faaliyetinden kaynaklı ticari satıma ilişkin olması nedeniyle ticari dava niteliğindeki dava hakkında yabancı mahkeme tarafından verilen kararın tanınması ve tenfizi istemine bakmaya Mahkememizin görevli olduğuna kanaat getirildiğinden yargılamaya devam olunmuştur. (...)Davacı tarafça Tahran Shahıd Beheshti Yargı Komplexi Umumi Hukuk Mahkemesi 17.Şubesi’nin 15/03/2016 tarih, 9209980227700993 Esas, 9409970227701260 Karar sayılı 05/05/2022 tarihli kesinleşme şerhli yabancı mahkeme kararının yetkili makamlarca onanmış aslı ve kesinleştiğine ilişkin şerh yazısının aslı ve onaylı Türkçe tercümesi sunulmuş olup incelenmesinde; davacı ... tarafından davalı ... aleyhine açılan alacak davası sonucunda davalının 3500 Ton zifti davalıya teslimine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, somut olayda karşılıklılık, Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeme, kamu düzenine açıkça aykırılık bulunmama ve usulüne uygun davaya çağrılmadığı itirazının bulunmaması koşullarının var olduğu ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 53. ve 54. maddesindeki yasal koşulların oluştuğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/6677 Esas, 2023/3391 Karar sayılı 31/05/2023 tarihli ilamında belirtildiği üzere harcın maktu alınması gerektiğinden bakiye maktu harç tayin edilerek; tenfiz davalarında nispi avukatlık ücreti alınacağına dair açık bir düzenleme olmadığından Yargıtay 11.HD'nin 24.02.2016 tarihli, 2015/10020 E- 2016/1963 K sayılı emsal kararı doğrultusunda davacı lehine maktu vekalet ücreti tayin edilerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."gerekçesi ile,

''1-Davacı tarafça açılan DAVANIN KABULÜ ile;taraflar arasındaki Tahran Shahıd Beheshti Yargı Komplexi Umumi Hukuk Mahkemesi 17.Şubesi’nin 15/03/2016 tarih, 9209980227700993 Esas, 9409970227701260 Karar sayılı 05/05/2022 tarihli kesinleşme şerhli yabancı mahkeme kararının TANINMASINA ve TENFİZİNE,

5718 sayılı Yasa'nın 56. maddesi uyarınca iş bu kararın yabancı mahkeme kararının altına yazılarak mühürlenip imzalanmasına,''karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İlk Derece Mahkemesi 12/12/2024 tarih (ek karar tarihi) ve 2024/424 Esas - 2024/640 Karar sayılı kararında; "Mahkememizin 10/10/2024 tarihli gerekçeli kararına yönelik davalı vekili Av. ... tarafından 03/11/2024 tarihli dilekçe istinaf talebinde bulunduğu, yapılan incelemede davalı vekili Av. ... adına düzenlenen vekaletnamenin süresinin dolduğu tespit edildiği, davalı vekiline vekaletnamesini sunmak üzere mahkememizce düzenlenen 27/11/2024 tarihli muhtıranın usulüne uygun olarak 02/12/2024 tarihinde tebliğ edildiği, verilen süre içinde vekaletname sunulmadığı anlaşılmakla; davalı adına süresi dolan vekaletname ile istinaf başvurusunda bulunan Av. ...'nın yapmış olduğu istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile,"Davalı adına süresi dolan vekaletname ile istinaf başvurusunda bulunan Av. ...'nın yapmış olduğu istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına," karar verilmiş ve ek karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili gerekçeli karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle;yerel mahkemede müvekkili aleyhine açılan tenfiz davasında davanın kabulüne karar verildiğini, mahkemece istinaf ilamında belirtildiği şekilde inceleme yapılmadığını,tenfizi istenen mahkeme gerekçesinde, tenfizi istenen karar aslının İstinaf dairesine hitaben yazılan 19.01.2024 tarihli dilekçe ile ibraz edildiği belirtilmesine rağmen,tenfizi istenen karar aslının ne zaman sunulduğu hususunda tereddütün giderilmesi mümkün olmadığından evrak aslının süresinde sunulmuş olduğu kabul edilerek hukuka aykırı karar verildiğini, gerekçe ile karar arasında çelişki oluşturulduğunu; cevap dilekçesindeki savunmalarının değerlendirilmediğini, taraflar tacir olmadığından tenfiz davasında görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu,davanın ticari dava olup olmadığının İran Hukuku'na göre belirlenmesi gerektiği halde buna ilişkin bir değerlendirme ve tespit yapılmaksızın mahkemenin görevli kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yabancı mahkeme kararının noter tasdikli ve apostil şerhini taşıyan tercümesinin yasal sürede sunulmadığını, İran Mahkemesi'nde usul tebligat nedeniyle davanın davalının yokluğunda görüldüğünü, davalının yaklaşık 20 yıldır İran dışında yaşadığını,son 4-5 yıldır da Türkiye dışında yaşadığını; İran Mahkeme kararında davanın bir aşamasında davalı avukatının dosyadan istifa ettiğinin belirtildiğini; istifadan sonra davalıya herhangi bir tebligat yapılmadığını; istifadan sonra mahkemenin bilirkişi raporuna itiraz süreçleri usulsüz tebligat ya da davalıya hiç tebligat yapılmadan geçildiğini; davalının karardan sonra bu kez vekil marifetiyle kararı temyiz ettiğini ve temyiz aşamasında 5 kişilik bilirkişi heyeti teşkil edilmesini talep ettiğini ve ihtilaf konusununun sadece zift fiyat farkı olduğunu ileri sürdüğünü, temyiz aşamasında yeni delil sunulamayacağından ve rapora itiraz edilemeyeceğinden davalının temyiz taleplerinin reddedildiğini, davalı vekilinin istifasından sonra mahkemece davalıya tebligat yapılıp yapılmadığının karardan anlaşılamadığını;hukukumuza göre vekilin istifasının asile tebliği şart olup, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğunu; bu nedenle İran Mahkeme Kararına ilişkin tüm dava dosyasının celbine karar verilmesi ve yapılacak inceleme sonucunda, istifadan sonra asile tebligat yapılmamış olması halinde veya davalının 20 yıldır İran'da yaşamadığından bulunduğu ülkede tebligat yapılmadığı için kamu düzeni gerekçesiyle tenfiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, 5718 sayılı MÖHUK’un 54/1 maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılıp çağrılmadığının, mahkemede temsil edilip edilmediğinin, kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilip verilmediğinin belirlenmesinde ...'nin (tenfizi istenilen kararı veren mahkemenin bulunduğu ülke hukukunun) uygulanacağının açıkça düzenlendiğini, mahkemece bu hususa ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, İran Mahkemesi'nde alınan bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, orada alınan bilirkişi raporunda davacıdan alınan paradan daha fazla zift teslim edildiğinin tespit edildiğini, davalı vekilinin bilirkişi raporunun incelenmesinden önce istifa ettiğini; mahkemece davalıya istifaya ilişkin bir tebligat yapılmadığını; bilirkişi raporundan görüleceği üzere İran yargı sistemine göre bilirkişilerin taraflarla görüşme yapma ve delil isteme yetkileri olduğunu; bilirkişi raporunda da davalı ile tüm çaba ve girişimlere rağmen irtibat kurulamadığının belirtildiğini, hatta bilirkişi heyetinin mahkemeden, bilirkişi heyeti ile irtibata geçmesi ve delillerini sunması için davalıya ihtarlı tebligat gönderilmesini talep ettiğini,diğer davalı ...'nin sunduğu delillerin, davalı ile ortak olması nedeniyle davalı için de delil olduğunu ancak ... yönünden davacı bilirkişi huzurunda davadan vazgeçtiği için ...'nin sunduğu delillerin dikkate alınmadığını; oysa davacıya, ... ve davalıya gönderilen paradan cuzi de olsa fazla mal gönderildiğini; bu durumun kamu düzenine aykırı olduğunu, vekilin istifası davalıya hiçbir zaman tebliğ edilmediğini, bilirkişi incelemesi aşaması davalının yokluğunda yapıldığını, bu durumun MÖHUK'e ve İran'la yapılan adli işbirliği anlaşmasının 22/b maddesine aykırı olduğunu, yabancı mahkeme kararının tenfizi için kararı veren mahkemenin ülkesinde ilamın kesinleşmesinden itibaren infazı için süre geçmiş ise bu takdirde Türkiye'de kararın infazının mümkün olamayacağını; kararın 20.01.2018 tarihinde kesinleştiğini, tenfiz davasının ise 02.08.2022 tarihinde yaklaşık 4,5 yıl sonra açıldığını; bu nedenle İran hukukuna göre infaz zamanaşımının araştırılmasını ve zamanaşımı geçmiş ise davanın bu nedenle de reddi gerektiğini, ileri sürerek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, dava masrafları ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli karara yönelik istinaf dilekçesini tekrarla; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, dava masrafları ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yabancı ülke mahkeme kararının tanınması ve tenfizi talebi istemine ilişkindir. Mahkemece, yabancı mahkeme kararı aslının verilen kesin süre içerisinde ve duruşma gününe kadar dosyaya ibraz edilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, dairemizin 2023/1005 Esas,2024/1248 Karar sayılı ilamı ile davacının istinaf başvurusunun kabulüne, davalının istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece kaldırma ilamı sonrası yapılan yargılama sonucu bu kez davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekiline 26/10/2024 tarihinde tebliğ edilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından 03/11/2024 tarihinde, istinaf harçları da yatırılarak istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Bu kez davalı vekilinin dosyaya mübrez vekaletnamesinin süresinin 18/07/2024 tarihinde dolduğu tespit edilerek mahkemece davalı vekiline 27/11/2024 tarihli muhtıra çıkartılmış ve,1 haftalık kesin süre içinde yeni süreli/süresiz güncel geçerli vekaletnamenin sunulması, aksi takdirde tarafınızca yapılan istinaf başvurusunun ve diğer işlemlerin yapılmamış sayılmasına karar verileceği hususu ihtar edilmiştir. Muhtıra davalı vekiline 02/12/2024 tarihinde tebliğ edilmiştir.Mahkemenin 12/12/2024 tarihli ek kararı ile verilen kesin süre içerisinde vekaletname sunulmadığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiş ve bu ek karar davalı asile tebliğe çıkartılmayarak, vekaletnamesinin süresinin dolduğu tespit edilen davalı vekiline tebliğ edilmiş, davalı vekili 06/01/2025 tarihinde sunduğu vekaletname ile birlikte istinaf harçlarını da yatırarak ek karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.Mahkemece gerekçeli kararın davalı asile 09/12/2024 tarihinde tebliğe çıkartıldığı ve 19/12/2024 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. 6100 Sayılı HMK'nun 77/1 fıkrası uyarınca; vekâletnamesinin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır. Bu düzenleme karşısında mahkemece davalı asilin vekaletname süresi dolmuş vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu işlemine muvafakatinin bulunup bulunmadığını açıklaması için, aksi halde istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verileceği ihtarını da içerir tebligat yapılmaksızın istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, anılan ek kararın davalı asil yerine vekaletnamesinin süresinin dolduğu tespit edilen vekile tebliğe çıkartılması ve davalı asilin ek karara yönelik istinaf hakkının ortadan kaldırılması da doğru olmamıştır. Davalı vekilinin 06/01/2025 tarihinde ek karara yönelik sunduğu istinaf dilekçesi ekinde 17/12/2024 tarihli güncel vekaletnamesini sunduğu anlaşılmış olup, bu durumda davalı asilin, vekili tarafından yapılan asıl karara yönelik istinaf başvurusuna muvafakat ettiğinin kabulü gerektiği, artık asile muvafakat için ayrıca tebligat çıkartılmasına gerek kalmadığı anlaşılmıştır.Yapılan bu saptamalar karşısında ilk derece mahkemesinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına dair 12/12/2024 tarihli ek kararının 6100 Sayılı HMK'nun 346/2 fıkrası uyarınca kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.Davalı yanın asıl karara yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesi neticesinde; dairemizin kaldırma ilamında da belirtildiği üzere 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun 53 maddesinde, tenfizi istenen yabancı mahkeme ilamının, kararın verildiği ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya kararı veren yargı oranı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi ile ilamın kesinleştiğini gösteren ve kararın verildiği ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin dilekçeye eklenmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti arasında imzalanan 03/02/2010 tarihinde imzalanan ve 22/01/2011 tarih ve 6121 sayılı Kanun ile onaylanarak 10/03/2021 tarihli 27870 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Hukuki ve Cezai Konularda Adli İşbirliği anlaşmasının hukuki ve ticari konulardaki kararların tanınması ve tenfizi başlıklı dördüncü bölümünün 19 ila 24 maddeleri arasında, iki ülke mahkemelerince verilmiş kararların tanınması ve tenfizi koşulları düzenlenmiştir.Anlaşmanın 22/1 fıkrasında talepte bulunulan ülkenin adli makamlarına doğrudan yapılacak başvuruya kararın, aslına uygunluğu tasdik edilmiş örneği, kararın kendisinden kesinleştiği ve icra edilebilir olduğu anlaşılamıyorsa, kararın kesinleştiğini tasdik eden belge, yokluğunda aleyhinde karar alınan tarafın, usulüne uygun şekilde mahkemeye davet edildiğini ve imkansızlık halinde mahkeme önünde geçerli şekilde temsil edildiğini kanıtlayan bir belge ile tüm bu belgelerin tanıma ve tenfiz talep edilen ülkenin dilinde yapılmış onaylı tercümesinin ekleneceği düzenlenmiştir. Yine aynı anlaşmanın 14. maddesinde akit taraflardan birinin ülkesinde yetkili makamlar tarafından düzenlenen veya onaylanan belgelerin diğer akit tarafın ülkesinde tasdike ihtiyacının olmadığı, akit taraflardan birinin resmi makamlarınca düzenlenen resmi belgelerin diğerinin ülkesinde resmi belgelerle aynı ispat kuvvetine sahip olduğu hüküm altına alınmıştır.Buna göre akit devlette düzenlenen resmi belge üzerinde herhangi bir onay olmasa bile Türkiye'de resmi belge olarak işlem görmesi mümkündür (Nuray Ekşi, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi, 2. Baskı, İstanbul 2020, sf.161). Somut olayda davacı vekili tarafından dava dilekçesi ekinde tenfizi istenen tenfizi istenen kararın, temyiz ve karar düzeltme kararlarının ve kesinleşme şerhinin aslının fotokopisinin sunulduğu, davacı vekili tarafından 28/09/2022 tarihli dilekçe ile 28/09/2022 tarihli hukuk mahkemeleri ön bürosu alındı belgesi ile istenen belgelerin onaylı tercüme asıllarının ve kararın onaylı aslının dosyaya sunulduğunun beyan edildiği, dosya içerisinde onaylı tercüme asılları bulunmakla birlikte, farsça dilindeki karar ve belge asıllarının bulunmadığı, ancak alındı belgesi üzerinde " esas yabancı mahkeme karar aslı ve tercümesi ibrazı" ibaresinin yer aldığı,adliye ön bürosu tarafından düzenlenen alındı belgesinde yabancı mahkeme karar aslının sunulduğu belirtilmiş olduğuna ve davacı vekilinin ilk karara yönelik istinaf dilekçesi ile daha önce sunulan karar aslının bir başka suretini dosyaya sunduğunun anlaşılmış bulunmasına göre davalı yanın süresinde karar aslının dosyaya sunulmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili tarafından eldeki tenfiz davasında görevli mahkemeye yönelik itirazı ve istinaf sebebi, ilk derece mahkemesi kararında tartışılıp değerlendirilmiş olup,tenfizi istenen kararın ticari satım ilişkisinden doğan uyuşmazlığa ilişkin olduğuna ve görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğuna dair mahkeme gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. 5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması,hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması koşullarının varlığı gerekmektedir.Tenfiz yargılaması sırasında, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez.Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti arasında az yukarıda beliritlen Hukuki ve Cezai Konularda Adli İşbirliği Anlaşması nedeniyle mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin karşılıklılık esası bulunmaktadır. Dosyaya mübrez ve tenfizi istenen mahkeme kararında, bilirkişi raporunun vekilinin istifa etmesi nedeni ile davalı asile tebliğ edildiğinin açıkça belirtildiği, yine davalının vekili aracılığı ile yapmış olduğu temyiz başvurusunda raporun kendilerine tebliğ edilmediğine yönelik bir itiraz ileri sürmeyerek rapora itirazlarını yinelediği, temyiz başvurusunun Tahran Temyiz Mahkemesi'nce 20/01/2018 tarihinde kesin olarak reddedildiği, davalı tarafından bu kez vekili aracılığı ile yeniden yargılama talebinde bulunulduğu ve bu talebin de Tahran Temyiz Mahkemesi'nce 08/04/2018 tarihinde kesin olarak reddedildiği, kararın 20/01/2018 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhinin dosyaya sunulduğu, satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlığa ilişkin kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmediği, davalının hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrıldığı, yargılamada temsil edildiği, kanun yollarına başvuru haklarını kullandığı, kararın tenfizine engel durum bulunmadığı, tenfiz yargılamasında kararın esasına ilişkin inceleme yapılamayacağından, davalı yanın tenfizi istenen ilama esas bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının tenfiz yargılamasını yapan mahkemece değerlendirilmesi gerektiğine yönelik istinaf sebebinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; davalının ilk derece mahkemesinin 12/12/2024 tarihli ek kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ek kararın 6100 Sayılı HMK'nun 346/2 fıkrası uyarınca kaldırılmasına, ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne yönelik hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davalının 12/12/2024 tarihli ek karara yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/12/2024 tarih ve 2024/424 Esas - 2024/640 Karar sayılı ek kararının 6100 Sayılı HMK'nun 346/2 fıkrası uyarınca KALDIRILMASINA,

2-Davalının asıl karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince gerekçeli karara yönelik alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

5-Harçlar Kanunu gereğince ek karara yönelik istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,

6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,

7-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/292, K. 2026/1750, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-292-e-2026-1750-k-64aaba9b8b86