Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/939 E. 2026/1235 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/939
Karar No
2026/1235
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2022/939

KARAR NO: 2026/1235

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: (KAPATILAN) BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2020/382

KARAR NO : 2022/398

DAVA TARİHİ: 26/06/2020

KARAR TARİHİ: 12/04/2022

DAVA: İtirazın İptali

KARAR TARİHİ: 30/09/2026

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 31.05.2015 tarihinde karşılama yönlendirme görevlisi hizmet sözleşmesinin imza altına alındığını, davacının sözleşmedeki görevlerini tam ve eksiksiz ifa ettiğini, sözleşmenin 4. maddesi ile hizmet bedellerinin her ayın 15. günü düzenli olarak firmanın sözleşmede belirtilen hesabına ödenmesinin ve ödenmemesi halinde aylık %3 vade farkı uygulanacağının hüküm altına alındığını, davalı tarafından ücretlerin süresinde ve tam olarak ödenmediğini ve sürekli gecikmeli şekilde ödendiğini, davalının Büyükçekmece 7. Noterliği'nin 29.01.2019 tarihli ihbarnamesi ile sözleşmeyi 15.02.2019 tarihinde sona erdirdiğini, müvekkili tarafından davalı hakkında işbu sözleşmeye istinaden doğmuş hak ve alacaklara istinaden başlatılan Küçükçekmece 3. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın haksız olduğunu beyanla, 28.02.2019 tarihinde 33.903,84 TL ödeme yapılması nedeniyle 23.475,97 TL alacak tutarı üzerinden itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı tarafından yapılan ödemenin dava konusu takiple ve takibe ilişkin alacakla hiçbir ilgisi olmadığını, dava dilekçesindeki iddialarını kabul etmemekle birlikte müvekkil şirketin geç ödeme yapması durumunda davacı tarafın ilgili geç ödeme dönemine ait işleyecek faizinin bir sonraki faturaya yansıtması gerektiğini, müvekkili şirket ile yaklaşık 4 yıllık bir ticari ilişki içerisinde bulunan davacının uzun yıllardır davalıya kestiği onlarca faturanın hiçbirine herhangi bir gecikme zammı yansıtmadığını, nitekim davacı tarafça müvekkili adına kesilen faturaların tümünün zamanında ödendiğini, müvekkili şirkete herhangi bir borç kaydının bulunmadığını, davacı tarafın sözleşme gereği hiçbir faturaya gecikme zammı yansıtmaması ve bu hususa ilişkin ihtirazi kayıt işlememiş olmasının davacı tarafın müvekkilince yapılan ödemeleri kabul ettiği anlamına geldiğini, iddia edilen ödeme gecikmelerine ilişkin hiçbir bildirim yapılmayıp, iş ilişkisinin bitmesinden sonra yıllar önce ödenen ve kabul edilen bedellere ilişkin gecikme faizi talep edilmesinin ticari hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, davacı tarafın hiçbir iddiasını kabul etmelerinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava itirazın iptali davası olup, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan normal bir eda davasında, Yargıtay'ın 27.06.2003 tarih ve E:2001/1, K:2003/1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'na göre vade farkı istenebilmesi için, taraflar arasında bu yönde yazılı bir sözleşmenin ya da bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunmasının şart olduğu, teamülün mevcut olduğunun kabulü için ise en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız olarak ödenmiş olması gerektiği, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2004/19-470 E. ve 2004/462 K. sayılı Kararı) taraflar arasında imzalanan sözleşme ile hizmet bedellerinin her ayın 15. gününde düzenli olarak firmanın sözleşmede belirtilen hesabına ödenmesi; belirlenen ödeme gününde hizmet bedelinin ödenmemesi halinde aylık %3 vade farkının uygulanacağı düzenlendiği, her ne kadar davalı tarafından sözleşme ilişkisinin devam ettiği süre boyunca hiçbir zaman vade farkının talep edilmediği; sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra vade farkı talep edilmesinin kötü niyetli olduğu iddia edilmiş ise de davacının sözleşme ile kararlaştırılan vade farkı talep etme hakkından açıkça vazgeçmemiş olması ve sözleşme ilişkisi devam ederken talepte bulunulmamış olmasının davacının talep hakkını ortadan kaldırmayacağının kabulü ile davalının bu yöndeki savunmalarına mahkememizce itibar edilmediği, mahkememizce denetime elverişli ve tekniğine uygun olarak düzenlendiği kabul edilen bilirkişi raporları doğrultusunda açılan davanın kısmen kabulü ile davalı takip öncesi temerrüde düşürülmediğinden davacının takip öncesi faiz talebinin reddine; davacı tarafından takibe konu vade farkı alacağı hakkında fatura düzenlenmemiş olması ve alacağın likit olmaması nedeni ile davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine ve davalının şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ''AÇILAN DAVANIN KISMEN KABULÜ ile davalının Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 12.246,03 TL asıl alacak yönünden İPTALİ ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 2/2. maddesi uyarıca değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle TAKİBİN DEVAMINA, Davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE, Alacağın likit olmaması nedeni ile davacının icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE, Şartları oluşmayan davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE'' dair karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili yasal süresi içerisinde sunduğu istinaf dilekçesinde; davalının fatura bedellerini süresinde yatırmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, açıkça feragat yapılmadığı sürece müvekkilinin sözleşme gereği süresinde ödenmeyen alacaklara ilişkin vade farkı alacağı bulunduğunu, TTK'nın 1530. maddesi ve sözleşmenin 4/2. maddesi çerçevesinde ödeme tarihlerinin baz alınarak takip tarihi öncesindeki faiz alacaklarının hesaplanması ve bu çerçevede davanın takip öncesi faiz yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken, davalının temerrüde düşürülmediği gerekçesiyle kısmen reddine karar verilmesinin usul ve yasayla bağdaşmadığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde belirttikleri üzere hatalı ve eksik hesaplama yapıldığını, davanın kısmen reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, mahkemece alacağın likit olmadığı gerekçesiyle icra inkar tazminatına hükmedilmemiş ise de, alacağın fatura alacağına dayandığı ve likit olduğu sabit olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.

2-Davalı vekili yasal süresi içerisinde sunduğu istinaf dilekçesinde; davacı tarafın dava dilekçesindeki iddialarını kabul etmemekle birlikte 31.05.2015 tarihli karşılama ve yönlendirme görevlisi hizmet sözleşmesinin 4. maddesi uyarınca davalı şirketin geç ödeme yapması durumunda davacı tarafın ilgili geç ödeme dönemine ait işleyecek faizi bir sonraki faturaya yansıtması gerektiğini, davalı şirket ile yaklaşık 4 yıllık bir ticari ilişki içerisinde bulunan davacının uzun yıllardır davalıya kestiği onlarca faturanın hiçbirine herhangi bir gecikme zammı yansıtmadığını, nitekim davacı tarafça davalı adına kesilen faturaların tümünün zamanında ödendiğini ve davalı şirkette herhangi bir borç kaydı bulunmadığını, davacı tarafın sözleşme gereği hiçbir faturaya gecikme zammı yansıtmaması ve bu hususa ilişkin ihtirazi kayıt işlememiş olmasının davacı tarafın davalıya yapılan ödemeleri kabul ettiği anlamına geldiğini, taraflar arasındaki yıllarca süren ticari ilişkide iddia edilen ödeme gecikmelerine ilişkin hiçbir bildirim yapılmayıp, iş ilişkisinin bitmesinden sonra yıllar önce ödenen ve kabul edilen bedellere ilişkin gecikme faizi talep edilmesinin ticari hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, vade farkı talebinde bulunulmamasının taraflar arasında ticari teamül halinde geldiğini, davacının vade farkı talebinin TMK'nın 2. maddesi gereğince açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Dava, hizmet alım sözleşmesi kaynaklı vade farkı alacağı nedeniyle başlatılan icra takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı, taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddesi uyarınca davalıdan vade farkı alacağı bulunduğunu iddia etmiş, davalı ise sözleşme maddesi uyarınca zamanında talep edilmeyen vade farkı nedeniyle borçlarının bulunmadığını savunmuş olup İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabulü kısmen reddine dair verilen karara karşı davacı ve davalı taraflarca ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstinaf yoluna konu uyuşmazlık; davacının davalıdan vade farkı talep edip edemeyeceği, vade farkı talep edebilecek ise miktarı ile takip öncesi faiz talebinin yerinde olup olmadığı, bilirkişi raporunun itibar edilebilir nitelikte olup olmadığı, davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine dair kararın doğru olup olmadığı ve davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekip gerekmediği nedenleriyle mahkeme kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Davaya konu Küçükçekmece 3. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısının iş bu dava davacısı, borçlunun ise iş bu dava davalısı şirket olduğu, 56.989,90 TL asıl alacak ve 389,91 TL asıl alacak işlemiş faizi olmak üzere toplam 57.379,81 TL üzerinden 12.04.2019 tarihinde başlatılan icra takibinde ödeme emrinin 08.10.2019 tarihinde öğrenildiği, 14.10.2019 tarihinde borca itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davasının açıldığı tespit edilmiştir.

Taraflar arasındaki "... ... ... ve .... A.Ş. Karşılama-Yönlendirme Görevlisi Hizmet Sözleşmesi” başlıklı anlaşmanın uyuşmazlık konusu Madde 4 Mali Yükümlülükler bölümü:"...2. Ödemeler için hizmet verilen ayın sonu olan 30'unda fatura kesilir 15 iş günüiçinde nakit yapılır veya ... Bankası Kanarya Şubesi İstanbul .... Ltd. Şti. Hesap No:... Şube Kod:... IBAN:... nolu hesaba ödenecektir. Ödemenin zamanında yapılmaması durumunda ödemenin büyük bir çoğunluğunun ücretli maaş, sgk, kdv ve genel giderler olması dolayısı ile gecikmeden dolayı aylık %3 vade farkı bir sonraki faturaya yansıtılır." şeklindedir.

İlk Derece Mahkemesince mali müşavir bilirkişiden aldırılan 17.06.2021 tarihli raporda:"Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin her iki tarafında kabulünde olduğu, Davacı tarafça incelemeye ibraz edilen; 2015, 2016, 2017, 2018 ve 2019 yılları yasal defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı, Davalı tarafça incelemeye ibraz edilen 2017, 2018 ve 2019 yılları yasal defterlerinin E-Deftere tabi olduğu, E-Deftere tabi yevmiye ve kebir defterlerinin E-Beratlarının yasal süresinde verildiği, sadece açılış tasdikine tabi envanter defterlerinin ise açılış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı, tarafların ticari defterlerinin birbiri ile örtüştüğü, davacı tarafça davalıya düzenlenen tüm fatura bedellerinin davalı tarafça ödendiği, taraflar arasındaki ihtilafın davacı tarafça davalı adına düzenlenen faturalara istinaden davalı tarafça yapılan ödemelerin zamanında yapılmadığı gerekçesiyle sözleşmenin ilgili maddesi kapsamında davacının faiz/vade farkı talebinden kaynaklandığı, taraflar arasındaki ticari ilişki incelendiğinde sözleşme süresince davalının bazı ödemeleri sözleşmede belirtilen süreden önce ödediği, bazı ödemeleri ise gecikmeli olarak ödediği, ancak sözleşme süresince davacı tarafın herhangi bir faiz/vade farkı talebinde bulunmadığı ve bu yönde davalıya herhangi bir faiz/vade farkı faturası da düzenlemediği, diğer bir ifadeyle taraflar arasında akdedilen sözleşme çerçevesinde taraflar arasında gerçekleşen 5 yıllık ticari ilişki sürecinde faiz/vade farkı yönünden bir uygulamanın mevcut olmadığının anlaşıldığı, taraflar arasında akdedilen sözleşme çerçevesinde davacının davalıdan 5 yıllık ticari ilişki boyunca talep etmediği faiz/vade farkı tutarlarını talep edip edemeyeceği hususunda takdirin yüce mahkemeye ait olduğu, Sayın mahkemenin bu yöndeki kanaatine göre davacı talebinin alternatifli olarak; 1. Alternatif: Sayın mahkemenin davacının davalıdan vade farkı/faiz talep edemeyeceği yönünde bir kanaate varması durumunda davacı tarafça davalıdan talep edebileceği herhangi bir alacak bulunmadığı; 2. Alternatif: Sayın mahkemece davacının davalıdan vade farkı/faiz talep edebileceği yönünde bir kanaate varılması durumunda ise davacının davalıdan talep edebileceği faiz/vade farkı alacağının 12.246,03 TL olarak hesaplandığı, davacı tarafça icra takip tarihine kadar ilave faiz talep edildiği, ancak davacı tarafça davalıya herhangi bir faiz/vade farkı faturası düzenlenmediği, söz konusu alacakla ilgili davalıya herhangi bir ihtarname de gönderilmediği, bu nedenle davalının sözleşme kapsamında hesaplanan faiz/vade farkı alacağı nedeniyle temerrüt tarihi tespit edilemediğinden takip tarihine kadar işlemiş faiz hesaplanmadığı" bildirilmiş aynı bilirkişiden tarafların itirazlarını karşılamak amacıyla aldırılan 11.01.2022 tarihli ek raporda ise kök rapordaki kanaatlerin değişmediği açıklanmıştır.

Davalı tarafın davanın esasına ilişkin vade farkı alacağı olup olmadığına yönelik istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede; Yargıtay 11. HD'nin 06/07/2020 tarihli 2018/5168 E. 2020/3458 K. sayılı kararında; "...Asıl dava, taraflar arasında akdedilen Satış Sonrası Hizmetler Anlaşması ve Depo ve Sevk Anlaşmasının davalı tarafça feshedilmesi nedeniyle cari hesap alacağı istemi, cezai şart istemi ve sair alacakların tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulü ile 177.501,41TL cari hesap alacağı ve 88.052,00TL cezai şart alacağının davalıdan tahsiline, sair taleplerin reddine karar verilmiştir. Davacının cari hesap alacağı hesaplanırken taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan 24.10.2011 tarihli mutabakat metni esas alınmış, mutabakat sonrası taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam ettiği de gözetilerek sonraki tarihli iş ve işlemlerden kaynaklı alacak ve borçlar da gözetilmiştir. 177.501,41TL cari hesap alacağının içinde davacının komisyon bedeli alacağına dair düzenlediği 22.06.2012 tarihli fatura bedeli ve vade farkı bedeli alacağına dair düzenlediği 22.06.2012 tarihli fatura bedeli de mevcuttur. Davalı tarafça söz konusu faturalar kabul edilmemiş, davacı yanın komisyon ve vade farkı alacağının bulunmadığı yönünde hesaplamaya itiraz edilmiştir. Bilirkişi raporunda yer alan tespitlerden de anlaşıldığı üzere taraflar arasındaki 24.10.2011 tarihli mutabakat öncesinde tarafların ticari defter ve kayıtlarında herhangi bir komisyon bedeli faturası ve vade farkı faturası kayıtlı olmayıp, mutabakat sonrasında 22.06.2012 tarihinde geriye dönük olarak söz konusu faturalar düzenlenmiştir. İşbu faturalar davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmakla birlikte davalı yanın ticari defterlerinde kayıtlı değildir. Taraflar arasındaki ticari ilişki Satış Sonrası Hizmetler Anlaşması ile 2008 yılında başlamış ve fesih tarihine kadar devam etmiştir. 24.10.2011 tarihli mutabakat imzalanırken, davacı tarafın komisyon ve vade farkı alacaklarının da bulunduğuna dair ihtirazi kayıt koymamış olduğu gözetildiğinde, mutabakat ile artık taraflar arasında sözleşmenin bu şekilde uygulandığı kabul edilmelidir. Sözleşmelerde, davacının hangi koşullarda ve hangi oranda komisyon alacağına hak kazanacağına dair açık hüküm bulunmadığı gibi, davacının her yıl Ocak ayında hizmet fiyatlarının yeniden belirlenmemesine de ses çıkarmayarak eski fiyatlardan edimlerini ifa ettiği gözetildiğinde, bütün bu alacak kalemlerini fesih ile sözleşmenin sona ermesinden sonra talep etmesi taraflar arasındaki uygulamaya aykırı olduğu gibi hakkın suistimali niteliğindedir.

Bu durumda 24.10.2011 tarihli mutabakat esas alındığında artık davacı yanın mutabakat tarihinden öncesine ilişkin komisyon ve vade farkı alacağı talep edemeyeceği gibi, komisyon ve vade farkı alacağına dair düzenlediği faturalar da sözleşmenin feshinden sonra 22.06.2012 tarihli olduğundan fesih sonrası düzenlenen bu faturalar nedeniyle de alacak hakkı doğmayacağının kabulü ile sonuca varılması gerekirken, davacının komisyon ve vade farkı alacağı bulunduğu gerekçesiyle bu kalemlerin de cari hesap içinde değerlendirilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış; kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir..."

Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin 4. maddesi ile vade farkının kararlaştırılmış ise de; davacı tarafça vade farkına ilişkin bedeli sonraki faturaya yansıtmamış olup, dava dilekçesinde bildirildiği üzere Büyükçekmece 7. Noterliği'nin 29.01.2019 tarihli ihbarnamesi ile sözleşmeyi davalı tarafın 15.02.2019 tarihinde fesetmesi ve vade farkına ilişkin davacı tarafın fatura düzenlemeden dava konusu icra takibini fesih tarihinden sonra 12.04.2019 tarihinde başlatması nedenleriyle yukarıda yer verilen içtihat da dikkate alınarak davacının vade farkı alacağını talep edemeyeceğinden davanın reddi gerekirken kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Davalı tarafın kötüniyet tazminatı hükmedilmesine ilişkin istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede; İİK'nın 67/2 maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." düzenlemesi yer almaktadır. Kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız olması tek başına yeterli değildir ayrıca alacaklının takibi başlatmakta kötü niyetli olması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta davacının kötü niyetli olarak icra takibi başlattığına dair delil bulunmaması nedeniyle şartları oluşmadığından kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinde isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebine itibar edilmemiştir.

Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, 6100 sayılı HMK'nun 353/1.b.2 bendi uyarınca (Kapatılan) Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/382 E. 2022/398 K. sayılı 12/04/2022 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,

a-Davanın REDDİNE,

b-Davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine,

3-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden,

a-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin yatırılan 114,02 TL harçtan mahsubu ile bakiye 617,98 TL harcın davacı taraftan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,

b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

c-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,

ç-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2/3. ve 13/2. maddeleri uyarınca takdir edilen 23.475,97 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

d-Yatırılan gider/delil avansından artan kısmın HMK'nın 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra yatıran tarafa iadesine,

e-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacı taraftan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,

4-İstinaf İncelemesi Yönünden;

a-Davacı ve davalı taraflarca ayrı ayrı yatırılan 220,70 TL istinaf başvurma harçlarının Hazine'ye gelir kaydına,

b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,

c-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 289,84 TL'nin mahsubu ile bakiye 442,16 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,

ç-Davalı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvurma harcı, 289,84 TL istinaf karar harcı ve 300,00 TL istinaf yargılama gideri toplamı olmak üzere 810,54 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

d-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde tutulmasına,

e-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, HMK'nın 361/1. Maddesi uyarınca Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oybirliği ile karar verildi. 30/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/939, K. 2026/1235, T. 12.04.2022, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-939-e-2026-1235-k-980c9647ec1d