İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1061 E. 2026/892 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1061
Karar No
2026/892
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1061 Esas KARAR NO : 2026/892

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 16/04/2026 KARAR TARİHİ : 06/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle :Taraflar arasında kurulan ticari ilişki kapsamında davalı tarafından verilen sipariş üzerine davacı tarafın edimini ifa ettiğini ve satışı gerçekleştirilen mallara ilişkin olarak 28.11.2025 tarihli, ... fatura numaralı, 27.01.2026 vade tarihli ve 153.430,06 TL bedelli, 28.11.2025 tarihli, ... fatura numaralı, 26.02.2026 vade tarihli ve 437.275,66 TL bedelli faturaların düzenlendiği, davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, ... 13. İcra Dairesi ... esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, davalı tarafından borca itiraz edildiğini, davalı tarafından icra takibinden sonra 05.03.2026 tarihinde 300.000,00 TL ve 06.03.2026 tarihinde 286.099,83 TL ihtirazı kayıtsız olmak üzere toplam 586.099,83 TL ödeme yapıldığını, yapılan ödemelerle asıl alacağın ödendiğini, vekalet ücreti ve ferilerin (faiz hariç) karşılığı olmak üzere 95.956,48 TL alacağın olduğunu, itirazın iptali ile takibinin devamına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Dava konusu icra takibinin hukuka aykırı olduğunu, yapılan ödemelerin icra takibine konu borcun kabul edildiği anlamına gelmediğini, temerrüt şartı gerçekleşmediğinden davacının takip öncesi işlemiş faiz talebinin hukuka aykırı olduğunu, davanın reddine, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile; davalı ile davacı arasındaki ticari ilişki neticesinde davalı tarafından verilen siparişlerin davacı tarafından davalıya satılarak teslim edildiğini, davalıya fatura kesilmesine rağmen bedellerinin ödenmediğini, icra takibi başlatıldıktan sonra davalı tarafından 05.03.2026 tarihinde 300.000,00-TL ve 06.03.2026 tarihinde 286.099,83-TL'nin asıl alacak yönünden ödendiğini ancak takibin ferilerine yönelik ödeme yapılmadığını bu sebeple davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; takibin haksız ve hukuk aykırı olduğunu, dosya borcunun takipten önce işlemiş faiz ve faiz oranı ile takibin kabul edilmediğini davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce davalıya asıl alacak yönünden ve ödenen miktar yönünden borcun kabul edilip edilmediği hususunda beyanda bulunmak için süre verilmiş; davalı vekili sunduğu 21.05.2026 tarihli beyan dilekçesi ile ödenen bedel ve asıl alacağın da kabul edilmediğini ancak icra baskısı altında davacıya ödeme yapıldığını, davalının davacıya asıl alacak yönünden de borçlu olmadığını iddia etmiştir. Davalının söz konusu asıl alacağa yönelik savunması yönünden de borcun inkar edildiği gözetilerek takibin usul ve yasaya uygun olup olmadığının tespiti için Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine karar verilmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, tarafların ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; davacı tarafından davalıya 2025 yılında 3 ayrı fatura kesildiği, davalı tarafından davaya konu olan faturalardan önce davacıya 385.060,25-TL ödeme yapıldığı, sonrasında davaya konu 2 ayrı faturanın kesildiği, davalının önceki ödemesinden kalan miktar mahsup edildiğinde davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 586.099,83-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; davacının defterindeki kayıtlar ile davalının defterindeki kayıtların aynı olduğu, davacı tarafından davalıya 2025 yılında kesilen 3 ayrı faturanın davalının ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı olduğu, davalı tarafından davacıya takip konusu olmayan daha önce fatura yönünden yapılan 385.060,25-TL ödemenin de davalı kayıtlarında olduğu ve davacı tarafından takibe konu olmayan önceki faturadan mahsup edildiği, takibe konu olan ödemenin mahsubu sonrasında takibe konu 2 ayrı faturanın da davalı defterinde bulunduğu ve davalının kendi ticari defter ve kayıtlarına göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 586.099,83-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda davacının ve davalının ticari defter ve kayıtlarının uyumlu olduğu, davacının takipten önce davalıdan 586.099,83-TL alacaklı olduğunu davalının ticari defter ve kayıtları ile de ispat ettiği anlaşılmıştır. Davalı tarafından takip konusu faturalar nedeniyle borcun gerçeği yansıtmadığı, davalıya ait borç olmadığı iddia edilmiş ise de incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davaya konu faturaları BA BS formu ile vergi dairesine bildirdiği gibi, faturalara 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre süresi içerisinde itiraz edildiğine yönelik bir delil de sunmamış olup, aksine davalı tarafından faturaların tamamının kendi ticari defter ve kayıtlarına işlendiği anlaşılmakla davalının borcun bulunmadığı ve icra baskısı altında ödeme yapıldığına yönelik savunmasına itibar edilmemiştir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ....,... Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı yan, davaya konu faturanın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış, ödeme emri davalıya 09.01.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davaya konu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak davalının bu faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar ödeme emrini tebliğ aldıktan bir gün sonra 10.01.2018 tarihinde Vergi Dairesine başvurup düzeltme beyannamesi vererek söz konusu faturayı BA formundan çıkarmış ise Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli,... E., ...K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup daha sonra düzeltme beyannamesi verilmesi davacı yararına oluşan bu karineyi ortadan kaldırmayacaktır. Bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir. Bu itibarla İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, yukarıda belirtilen sebeplerle fatura içeriğinde yer alan malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluştuğu, bu karinenin aksini ispat külfetinin davalıda olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir." Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mahkemece, dosya kapsamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu gereğince, davacının davalıdan takibe konu faturalardan kaynaklanan toplam 118.004,63.-TL alacağının bulunduğu, söz konusu faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında işlendiği gibi vergi dairesine de bildirmiş olduğu BA-BS form örneklerinde de bildirildiği, faturaların davalının defterlerinde ve vergi bildiriminde kayıtlı olması nedeniyle davacı lehine malların davalıya teslimi hususunun karine olarak sabit olduğu, bu karinenin aksinin davalı tarafından ispat edilememesi karşısında davalının icra takibine borcun 2.701,03.-TL'lik kısmını kabul etmesi de dikkate alınarak davalının 115.303,60.-TL'lik kısma itirazının haksız olduğu, alacağın faturalara dayalı ve likit olması karşısında davacının ayrıca icra inkar tazminatına müstahak bulunduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 10/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ... E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir." Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de... E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturanın davalı tarafından kendi ticari defter ve kayıtlarına işlendiği bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, faturanın davalının kendi ticari defterlerine itirazsız olarak işlenmiş olması gözetildiğinde faturaya konu malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Bu noktada davaya konu icra takip dosyasında takip tarihi itibariyle davalının davacıya 586.099,83 TL borçlu olduğu, davacı tarafından başlatılan takibin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tarafından takipten sonra davacıya 05.03.2026 tarihinde 300.000,00-TL ve 06.03.2026 tarihinde 286.099,83-TL'nin ödendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamakta olup, davacının dava dilekçesindeki beyanları ve dekont açıklamaları gözetilerek söz konusu ödenen miktarların davacı tarafından 6098 sayılı Kanun'un 101. Maddesi gereğince asıl alacaktan mahsup edildiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından Mahkememize sunulan dava dilekçesinde davalının yapmış olduğu ödemelerin ana para borcundan düşüldüğü, işbu davanın icra vekalet ücreti ve icra masraflarına yönelik takibin ferilerine ilişkin olduğunun beyan edilmesi karşısında taleple bağlılık ilkesinin gözetilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Kanun'un 101. Maddesi şu şekildedir: "Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır." İlgili hükümden görülebileceği üzere borçlunun ödeme dekontunda yapılan ödemeye istinaden açıklamada bulunması halinde yapılan ödeme borçlu tarafından açıklamada belirtilen borçtan mahsup edilmelidir. Borçlu tarafından geçerli bir açıklamada bulunulmaması halinde ise seçim hakkı alacaklıya geçmekte olup, bu halde alacaklının gösterdiği borçtan mahsup işlemi yapılacaktır. Her iki fıkra kapsamında da taraflarca yapılan ödemenin ana para borcuna ilişkin olduğunun belirtilmiş olduğu gözetildiğinde davalının banka dekontunda açıklamada bulunduğu, davacı tarafından da dava dilekçesinde ödemenin anapara borcuna istinaden olduğunun belirtildiği gözetildiğinde davalı tarafından yapılan ödemenin 6098 sayılı Kanun'un 101. Maddesi gereğince asıl alacaktan düşülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından dava dilekçesinde dava değeri 95.956,48-TL üzerinden dava açılmış ve bu miktar üzerinden itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi talep edilmiştir. Davacı dava dilekçesinde davaya konu ettiği miktarı "Davalı şirketçe 05.03.2026 ve 06.03.2026 tarihlerinde yapılan ödemelerle asıl alacak ödenmiş olup işbu itirazın iptali davamız, vekalet ücreti ve ferilerin (faiz hariç) karşılığı olmak üzere 95.956,48-TL'ye dairdir." şeklinde somutlaştırmış ve belirlemiş olup, davacının talep sonucu ile bağlılık ilkesi gözetilerek davacı tarafından takipten sonra işleyecek faize yönelik itirazın iptali talebinin olmadığı gözetilerek takipten sonra işleyecek faiz yönünden değerlendirme yapılmamıştır. Mahkememizce icra dairesine müzekkere yazılarak dosya kapak hesabının yapılması talep edilmiş olup; icra dairesince davalı tarafından ilk ödeme yapılan 05.03.2026 tarihine göre yapılan kapak hesabı incelendiğinde; 95.001,48-TL vekalet ücreti, 223,00-TL takip masrafı ve 732,00-TL harç takibin ferisi olarak hesaplandığı anlaşılmakta olup söz konusu meblağın toplamı davacı tarafından işbu davaya konu edilen harca esas miktar olarak talepte bulunulan 95.956,48-TL'ye isabet etmektedir. İcra Dairesi tarafından yapılan kapak hesabı incelendiğinde; 593.759,27 TL takipte kesinleşen miktara göre yürürlükte olan AAÜT hükümleri gereğince takipte kesinleşen miktarın %16'sına tekabül edecek şekilde 95.001,48 TL icra vekalet ücreti hesaplanmış ise de; yukarıda belirtildiği üzere davacı tarafından davalının 6098 sayılı Kanun'un 117. Maddesi gereğince takipten önce temerrüde düşürülmediği dolayısıyla takipten önce işlemiş faiz talep edilemeyeceği anlaşıldığından davacının 586.099,83 TL asıl alacak yönünden takipte haklı olduğu bu nedenle 586.099,83 TL üzerinden icra vekalet ücretinin hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır. Buna göre takipte kesinleşen ve davacının takip başlatmakta haklı olduğu asıl alacak miktarının 586.099,83 TL olduğu anlaşılmakta olup, bu miktarın yürürlükte olan AAÜT'ye göre %16'sına tekabül eden icra vekalet ücreti miktarı 93.775,97 TL olarak hesaplanmaktadır. Ancak yürürlükte olan AAÜT'nin 11. Maddesinin 4. Fıkrası şu şekildedir: " Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır." Davalı tarafından asıl alacağın ödeme süresi içerisinde tamamen ödendiği dosya kapsamı ile sabit olup, davacı tarafından takipte hak kazanılacak icra vekalet ücreti 93.775,97 TL'nin 3/4'üne tekabül eden 70.331,97-TL olacaktır. Bu nedenle davacının davasının kısmen kabulü ile 70.331,97-TL icra vekalet ücreti yönünden davalının itirazının iptaline ve takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından itirazın iptali talebine konu edilen diğer alacaklar icra dosyasına ödenen 732,00-TL başvurma harcı ile 223,00-TL takip masrafı olup, davalı tarafından takipten sonra ödeme yapıldığı, takip tarihi itibariyle davacının asıl alacak yönünden takip başlatmakta haklı olduğu anlaşılmakla takip masrafı niteliğindeki davacı tarafından icra dosyasına ödenen 732,00-TL başvurma harcı ile 223,00-TL takip masrafı yönünden de davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Sonuç olarak; davalı tarafından takibe sebebiyet verildiği ve takipten sonra ödeme yapıldığı gözetildiğinde davacının takibin ferileri yönünden itirazın iptali ve takibin devamı talebinde haklı olduğu anlaşılmakta olup, icra dairesince dosyanın hesap ve infaz aşamasında davalı tarafından davacıya haricen 05.03.2026 tarihinde ödenen 300.000,00-TL ve 06.03.2026 tarihinde ödenen 286.099,83-TL'nin asıl alacaktan mahsup edilerek ve davalı tarafından takibe konu asıl alacağın takipten sonra ödendiği gözetildiğinde davacının takip tarihi itibariyle takip başlatmakta haklı olduğu anlaşıldığından ayrıca takip tarihindeki AAÜT'ye göre (ödeme süresi içerisinde ödeme yapılması nedeniyle 586.099,83 TL kesinleşen asıl alacak üzerinden bu miktarın %16'sına göre hesaplanan meblağın 3/4'üne tekabül eden) asıl alacak üzerinden hesaplanan 70.331,97-TL icra vekalet ücreti alacağı ve davacı tarafından icra dosyasına ödenen 732,00-TL başvurma harcı ile 223,00-TL takip masrafı alacak kalemleri yönünden de davacının takibe devam edebileceği anlaşılmış bu miktarlar yönünden itirazın iptaline ve takibin devamına, davalı tarafından davacıya takipten sonra haricen 05.03.2026 tarihinde ödenen 300.000,00-TL ve 06.03.2026 tarihinde ödenen 286.099,83-TL'nin 6098 sayılı Kanun'un 101. Maddesi gereğince dosya hesabında asıl alacaktan mahsubu ile icra dairesince infaz aşamasında gözetilmesine ve davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, Buna göre; davaya konu ... 13. İcra Dairesi'nin ...E., sayılı takip dosyasında 586.099,83 TL asıl alacağa isabet eden icra takibinin ferisi niteliğindeki 70.331,97-TL icra vekalet ücreti alacağı ve 732,00-TL başvurma harcı ile 223,00-TL takip masrafı alacak kalemleri yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, davalı tarafından takipten sonra 05.03.2026 tarihinde ödenen 300.000,00-TL ve 06.03.2026 tarihinde ödenen 286.099,83-TL'nin 6098 sayılı Kanun'un 101. Maddesi gereğince dosya hesabında asıl alacaktan mahsubu ile infaz aşamasında gözetilmesine, 2-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 4.869,61 TL harçtan peşin alınan 732,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.137,61 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, 3- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 732,00 TL peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 24.669,51 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 260,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 193,15 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 7-Davalı tarafından yapılan 16.000,00 TL bilirkişi ücreti, 1.000,00 TL bilirkişi yol ücreti olmak üzere toplam 17.000,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 4.370,70 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davalı üzerinde bırakılmasına, 8- Kabul red oranına göre belirlenen 4.457,40 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 1.542,60 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/10/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1061, K. 2026/892, T. 06.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1061-e-2026-892-k-00daafc7085d