İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/835 E. 2026/925 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/835
Karar No
2026/925
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/835 Esas KARAR NO : 2026/925

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 09/01/2025 KARAR TARİHİ : 13/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki neticesinde fatura ve cari hesap alacağı doğduğunu mevcut borca ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadığını söz konusu alacağın tahsili amacıyla 23.10.2024 tarihinde ... 10. İcra Müdürlüğü ...E. Sayılı dosyası ile davalı borçlu aleyhine icra takibi yoluna başvurduğunu borçlu tarafından borca, faiz ile borcun tüm fer-ilerine itiraz edildiğini davalı borçlunun işbu haksız itirazı davacının alacağına kavuşmasını engelleme amacıyla yapıldığından dolayı alacağın %20 den aşağı olmamak üzere icra tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davacı tarafından icra takibe konu alacağın sebebi olarak yalnızca ''cari hesap ekstresi'' olduğu ifade edilmiş olup, taraflar arasında herhangi bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, davacı tarafından icra takibine ve takip talebine konu edilmeyen belgelerin itirazın iptali davasına konu edilmesi mümkün olmadığından gelinen aşamada davacı tarafından dava dosyasına borcun sebebi olarak sunulan fatura vb. belgelere muvafakati bulunmadığını, davanın reddini savunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce daha önce verilen ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı kararda şu değerlendirmeleri ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır: "... 10. İcra Dairesi'nin ...E. Sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibe dayanak olarak bir sayfadan ibaret içinde herhangi bir fatura ve başka bir bilgi bulunmayan davacıdan sadır cari hesap ekstresi başlıklı bir belgenin takibe dayanak yapıldığı, herhangi bir fatura, sözleşme gibi başkaca bir belgenin takibe dayanak yapılarak takibe eklenmediği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından Mahkememize sunulan dava dilekçesinin ekine de yalnızca bu belgenin sunulduğu, başkaca bir delil fatura, sözleşme vs. Sunulmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun gereğince eldeki davada basit yargılama usulü uygulanmakta olup, davacı tarafından alacak talebine konu tüm delillerin dava dilekçesi ile birlikte sunulması gerekli ve zorunludur. Nitekim davacı tarafından dava dilekçesi ile herhangi bir delil sunulmadığı gibi sonrasında da dosyaya sunulmuş bir delil bulunmamaktadır. Mahkememizce 25.03.2025 tarihli davacı ve davalı vekilinin hazır bulunduğu celsede tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine karar verilmiş olup, taraflara ticari defter ve kayıtlarını Mahkememize sunmak için kesin süre verilmiş olmasına rağmen davacı ve davalı tarafından inceleme gününe kadar herhangi bir ticari defter ve kayıt sunulmadığı gibi yerinde inceleme talebinde de bulunulmamıştır. Dolayısıyla davacı ve davalı tarafından ticari defter ve kayıtların da kesin süre içerisinde inceleme için sunulmadığı anlaşılmakta olup, 6100 sayılı Kanun gereğince kesin süresi içerisinde ticari defter ve kayıtların da sunulmaması nedeniyle bu delile dayanmaktan da vazgeçilmiş sayılması ve mevcut dosya kapsamına göre değerlendirilme yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından kesin süreden sonra bilirkişi delil avansı yatırılarak bilirkişi incelemesi yaptırılması yönünde talepte bulunulmuş ve çeşitli içtihatlar sunularak delil avansının kesin süreden sonra ancak sonraki ilk celseden önce yatırılmasının mümkün olduğu, geciktirme veya celse talikine sebebiyet verilmediği gerekçesiyle talepte bulunulmuş ise de ilgili içtihatların incelenecek herhangi bir delilin dosya arasında bulunması halinde uygulanabileceği, mevcut dava dosyasında davacı tarafından sunulmuş alacağı ispatlar nitelikte herhangi bir delil bulunmadığı, cari hesap dökümünün dahi sunulmadığı, herhangi bir sözleşme veya fatura sunulmadığı, kesin süre içerisinde taraflarca ticari defter ve kayıtların da ibraz edilmediği dolayısıyla bilirkişi eli ile inceletilecek herhangi bir teknik ve uzmanlık gerektiren bir delilin bulunmadığı anlaşılmakla davacının kesin süreden sonra ancak celseden önce yalnızca delil avansını yatırmış olması sebebiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekmediği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere ticari ilişkiden kaynaklı olarak alacak talebinde bulunan davacı alacaklının alacağını ispat etmesi gerekmekte olup, alacağa konu işi yaptığını veya malı teslim ettiğini öncelikle ispatlaması gerekmektedir. Buna karşılık davacı tarafından takibe dayanak yapılan ve dava dilekçesinin ekinde sunulan cari hesap ekstresinin dökümünün bulunmadığı, ilgili belgede davacının alacak talebine konu ettiği fatura bilgilerinin dahi olmadığı, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi veya başkaca yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, davacı tarafından delil olarak sunulan cari hesap ekstresinin taraflarca imzalı dahi olmadığı, taraflarca kesin süre içerisinde ticari defter ve kayıtların da delil olarak sunulmadığı, dolayısıyla bilirkişi tarafından incelenecek teknik ve uzmanlık gerektiren bir hususun söz konusu olmadığı, davacı tarafından icra takibinde ve dava dilekçesinde alacağı ispatlar nitelikte herhangi bir delil sunulmadığı, alacak iddiasına konu işin yapıldığı veya malın teslim edildiğine dair de herhangi bir delil sunulmadığı, esasen davacı tarafından sunulan dava dilekçesi ve ekleri ile icra takip dosyasındaki belgelere göre davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin ve alacak iddiasının ne tür ve hangi ilişkiden kaynaklandığının dahi belirli olmadığı, davalı tarafından da davacının kesin sürelerden sonra delil sunmasına muvafakat edilmediği anlaşılmakla davacının ispatlanamayan davasının reddine karar vermek gerekmiştir. " Mahkememizce verilen ilgili karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin ... E., ... K. Sayılı kararı ile şu gerekçelerle kaldırılmıştır: "Yukarıda açıklandığı üzere delil avansı kapsamında mahkemece davacı tarafa bilirkişi ücreti yatırması için kesin süre verilmişse de; dava açılırken davacı tarafça 2150-TL gider avansı yatırıldığı, ara karar tarihi itibariyle avanstan beş adet tebligat gideri harcandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ara karar tarihi itibariyle dosyada mevcut olduğu anlaşılan gider avansı miktarı belirtilerek, bu tutarın mahsubu sonucu yatırılması gereken bakiye tutar yönünden davacı vekiline kesin süre verilmesi gerekirken, hiç gider avansı yokmuş gibi işlem yapılması usule aykırıdır. Bu nedenle mahkemece verilen kesin süre geçersiz olup, buna bağlı olarak davanın reddine karar verilmesi de yerinde değildir. Mahkemece; dosyada başkaca bir delil olmadığı, faturaların sunulmadığı belirtilmiş ise de; icra takibinin bir veya birkaç faturaya özgülenmediği , açık hesap bakiyesinin istenildiği ,açık hesaba ilişkin ekstrenin takip dosyasına sunulduğu anlaşılmaktadır.Ticari ilişki neticesinde doğan açık hesap alacağını talep için imzalı ekstre olması veya faturaların sunulması da gerekmez.Alacağın sebebinin açıklanması koşuluyla bir belgeye dayanmadan da ilamsız takip yapılması mümkündür.Bilirkişi incelemesinde ;açık hesaba dahil olan faturalar ve yapılan ödemeler incelenerek bir sonuca varılacaktır. Dosyaya tarafların BA-BS formları getirtilmiş ise de ; takip dayanağı ekstreden alacağın büyük oranda 2024 yılına devir olduğu ,2024 yılında düzenlenen bir adet fatura kadar ödeme yapıldığının görüldüğü ,alacağın var ise 2024 yılından önce doğduğu anlaşılmakla ,davacı vekilinden alacağın doğum tarihini HMK nın 31 maddesi uyarınca açıklaması istenilerek ait olduğu yılın BA_BS leri getirtilmeli,usulüne uygun bir ara kararı verilerek her iki tarafın ticari defterlerinin incenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ,kesin sürede delil avansı yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek deliller toplanıp değerlendirilmediğinden,istinaf nedeni yerinde olan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmiştir." Mahkememizce İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin ... E., ... K. Sayılı kararı üzerine tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmek suretiyle yeniden rapor alınmıştır. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; davacı tarafından davalıya faturalar kesildiği, davalı tarafından faturalara karşı yapılan kısmi ödemeler neticesinde; "2022 yılı içerisinde davacı şirket tarafından davalı şirkete toplam 363.155,13 TL tutarında fatura düzenlediği, buna karşılık davalı şirket tarafından 280.000 TL tutarında çek ödemesi ile 5.650 TL tutarında banka kanalıyla havale/EFT yoluyla ödeme yapıldığı, bu ödemeler sonrasında 2022 yılı sonu itibarıyla davalı şirketin 77.505,13 TL borç bakiyesi bulunduğu tespit edilmiştir. Söz konusu borç bakiyesinin 2023 yılına aynen devredildiği, bu yıl içerisinde taraflar arasında herhangi bir ticari işlem gerçekleşmediği, 2024 yılına da aynı tutar üzerinden açılış bakiyesi olarak devredildiği, bu dönemde davalı şirkete 372 TL tutarında fatura düzenlediği ve davalı şirket tarafından bu tutarın banka kanalıyla havale/EFT yoluyla ödendiği görülmüştür. Yapılan bu işlemler neticesinde davalı şirketin 77.505,13 TL tutarındaki borç bakiyesinin değişmediği ve işbu dava tarihi itibarıyla da aynı şekilde devam ettiği anlaşılmıştır." şeklinde tespit yapılmıştır. Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde ise; "Davalı şirket tarafından dava dosyasına sunulan cari hesap dökümü incelenmiştir. Buna göre; 2022 yılı içerisinde davacı şirket tarafından düzenlenen 7 adet fatura toplamı 363.155,13 TL tutarında olup, söz konusu tutarın davacı şirket alacağı olarak kaydedildiği görülmüştür. Aynı yıl içerisinde davalı şirket tarafından 290.000 TL tutarında çek ödemesi yapıldığı, 5.650,00 TL tutarında virman işlemi gerçekleştirildiği ve ayrıca davalı şirket tarafından 198,33 TL tutarında fatura düzenlendiği tespit edilmiştir. Bu işlemler neticesinde 2022 yılı sonu itibarıyla cari hesabın, 67.306,79 TL davacı şirket alacak bakiyesi ile kapatıldığı anlaşılmıştır. 2023 yılında davalı şirket tarafından davacı şirkete 5.650 TL tutarında banka kanalıyla havale/EFT ödemesi yapıldığı, ayrıca 10.01.2023 tarihinde toplam 270.000 TL tutarında 3 adet çek çıkışı gerçekleştirildiği, bu işlemler sonucunda 2023 yılı sonu itibarıyla cari hesap bakiyesinin davacı şirket aleyhine dönerek 208.343,21 TL davacı şirket borç bakiyesi oluştuğu tespit edilmiştir." Bu bağlamda ilgili tespit ve kayıtlar karşılaştırıldığında; davacı tarafından davalıya kesilen 2022 yılına ait 363.155,13 TL tutarındaki ve 2024 yılına ait 372,00 TL fatura toplamının her iki taraf kayıtlarında da yer aldığı, bu yönüyle fatura tutarlarında mutabakat bulunduğu, davacının faturalar yönünden alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Taraflar arasındaki kayıt uyuşmazlıklarının davalı defterlerinde bulunan ve fiziki örneği sunulan davalı tarafından davacıya borç ödenmesi için verildiği iddia edilen ancak davacı defterlerinde bulunmayan çeklerden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. 2022 yılında davalının kayıtlarına göre davacıya 290.000,00-TL tutarlı toplam 6 ayrı çek verilmiş görülmekte ise de; davacı kayıtlarında 2022 yılında toplam 280.000,00-TL tutarlı çek tahsilatının görüldüğü anlaşılmakta olup, davalı tarafından söz konusu kayıtlar arasındaki farklılığı ve kendi kayıtlarında fazla görülen çekin delil olarak sunularak 2022 yılında 290.000,00-TL ödeme yapıldığının ispatlanamaması nedeniyle 2022 yılında davalı tarafından davacının defterleri ile ispatlanabilen 280.000,00-TL tutarlı ödeme Mahkemememizce kabul edilmiştir. Davalının kayıtlarına göre ise; 2023 yılında davacıya her biri 90.000,00-TL tutarlı 3 ayrı çek olmak üzere 270.000,00-TL tutarlı çek verildiği, söz konusu çeklerin altında elden teslim aldım "..." ibaresinin bulunduğu, yine davalı tarafından fiziki olarak görüntüsü sunulan15.02.2023 vadeli,... Bankası ... Şubesi’ne ait ... numaralı, 150.000 TL bedelli çekin alt kısmında, “28.09.2022 tarihinde aslını elden teslim aldım” "..." ibaresinin bulunduğu anlaşılmıştır. Tarafların defterlerindeki hesap farklılığının; davalı tarafından davacıya verildiği iddia edilen her biri 90.000,00-TL tutarlı 3 ayrı çek olmak üzere 270.000,00-TL tutarlı çekler ve 150.000 TL bedelli çekten kaynaklandığı, söz konusu çeklerin davacının ticari defterlerinde olmadığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından ... isimli kişinin davacı şirketi kanunen temsil ve ilzama yetkili bir kişi değildir; yalnızca bir dönem müvekkil bünyesinde bulunmuş sıradan bir çalışan olduğunu iddia etmiştir. Mahkememizce davacı şirketin ilgili tarihlerdeki SGK kayıtları getirilerek incelendiğinde ...'ın davacı şirket çalışanı olduğu anlaşılmaktadır. İlgili bankalara müzekkere yazılarak çeklerin ibraz anındaki görüntüleri de celp edilerek incelenmiş ve tahsilat bilgileri incelenmiş olup, er biri 90.000,00-TL tutarlı 3 ayrı çek olmak üzere 270.000,00-TL tutarlı çekler ve 150.000 TL bedelli çekin davacı şirket yetkilisi tarafından tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacı tarafından her ne kadar... isimli şahsın davacı şirketi temsil ile tahsile yetkili olmadığı iddia edilmiş ise de davalı tarafından söz konusu davacı çalışanına verilen çeklerin davacı şirket yetkilisine ulaştığı ve davacı şirket yetkilisi tarafından bankadan tahsil edildiği anlaşılmakla davacının aksi yöndeki iddiasına itibar edilmemiştir. Davacı tarafından bu defa söz konusu çeklerin davacı şirket yetkilisi ile davalı şirket ve yetkilisi arasındaki şahsi borçların ödenmesi sebebiyle davacı şirket yetkilisine verildiği, davacı şirket borcundan mahsup edilemeyeceği iddia edilmiştir. Sonuç itibariyle ilgili çeklerin toplam 420.000,00-TL bedelli davacı şirket yetkilisi tarafından tahsil edildiği, çeklerin üzerindeki ciro ve keşide bilgileri incelendiğinde davalı şirket ve davalı şirket yetkilisi cirolarının bulunduğu anlaşılmakla davalının davacı şirket yetkilisine 420.000,00-TL daha ödediğini ispatladığı sabit kabul edilmiştir. Davacı tarafından söz konusu ödemelerin davacı şirket yetkilisi ve davalı şirket ile davalı şirket yetkilisi arasındaki şahsi borçların ödenmesi nedeniyle verildiği iddia edilmiş olup, uyuşmazlık bu noktada toplanmaktadır. 6098 sayılı Kanun'un birden çok borçta borçların ödenmesine ve mahsuba ilişkin 101 ve 102. Maddesi şu şekildedir: "2. Birden çok borçta a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre MADDE 101- Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır. b. Kanuna göre MADDE 102- Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır." Davaya konu somut ödemeler 6098 sayılı Kanun'un 100 ve 101. Maddesi kapsamında değerlendirildiğinde; davalı ve davacının borcun mahsubu hususunda uyuşmazlığının bulunduğu, davalı tarafından davacıya söz konusu çeklerin davalı şirketin davacı şirkete olan borcu için mi yoksa şahsi borç ödemesi için mi davacı şirket yetkilisine verildiğine dair bir yazılı delil sunulmadığı, davacı tarafından da 6098 sayılı Kanun'un 101. Maddesinin 2. Fıkrasına göre davalıya bir makbuz verilmediği, dosya içerisindeki tahsilat makbuzlarında sadece davacı şirket çalışanının imzasının bulunduğu ve çeklerin teslim alındığının belirtildiği hangi borca mahsuben alındığına dair davacı alacaklının da bir açıklama veya belirlemesinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle 6098 sayılı Kanun'un 102. Maddesindeki kanuni karinenin işletilmesi gerekmektedir. İlgili hükümde; "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur." şeklinde kanuni karine getirilmiştir. Davacı tarafından ilgili çeklerin tamamının davalı şirket ve yetkilisinin davacı şirket yetkilisine şahsi borcu için verildiği ve davacı şirket ile davalı şirket arasındaki cari hesaptan mahsup edilemeyeceği iddia edilmiş olup, bu noktada ispat yükünün davacı üzerine düştüğü anlaşılmaktadır. Zira davacı söz konusu ödemelerin davalı şirket ve davalı şirket yetkilisinin davacı şirket yetkilisine şahsi borcunun ödenmesi için verildiğini taraflar arasında şahsi borç ilişkisinin de bulunduğunu iddia etmektedir. Davacı tarafından söz konusu iddianın ispatı için davacı şirket yetkilisine davalı tarafından yapılan dekontlar sunulmuş olup; söz konusu dekontlarda davacı şirket yetkilisi tarafından davalı veya davalı şirket yetkilisine borç olarak gönderilen paranın miktarının belli olmadığı, davacı şirket yetkilisi tarafından şahsi hesabından davalı veya davalı yetkilisine ne kadar borç verildiğinin ve borç alacak miktarının, vadesinin ve muacceliyetinin ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 102. Maddesi kapsamında davacı alacaklının yapılan ödemelerin davacı ile davalı arasındaki şahsi ilişki nedeniyle davacı şirket yetkilisinin davalıya şahsi borç olarak verdiği bedelleri için yapıldığını ve mahsup sonucunda davacının kendi şahsi hesabından hala davalıdan veya yetkilisinden alacaklı olduğunu ispatlayamadığı gibi, ne miktar borç kaldığını ve mahsubunu da ispatlayamadığı, davacı tarafından dekont olarak sunulan delillerde çekler haricinde davalı şirket ve yetkilisi tarafından davacının şahsi hesabına çok miktarda ayrıca para gönderildiği, söz konusu ödemelerin şahsi borç ödemesi olarak kabul edilmesi neticesinde kalan şahsi borç miktarını ispat yükünün davacı üzerine düşmesine rağmen davacı tarafından bu hususların ispatlanamadığı, başkaca herhangi bir delil sunulmadığı gibi davalı şirket veya yetkilisine şahsi hesabından ne kadar borç verildiği ve ne kadar alacak kaldığını da ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim ilgili çekleri davalıdan alanın davacı şirket çalışanı olduğu, davalı tarafından davalı şirket çalışanına teslim edilen çeklerin davalı şirketin davacı şirkete olan borcunun ödenmesi için verildiğinin kabul edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davalı tarafından; davaya konu davalı şirketin davacı şirkete cari hesap borcuna konu olan 2022 tarihinde düzenlenen faturalardan sonra davacı tarafından açıklamasız olarak verilen çeklerin davalının davacı şirkete olan borcundan mahsubu gerektiği anlaşılmaktadır. Zira ispat yükü üzerine düşen davacı tarafından; davacı şirket yetkilisinin davalı şirket veya yetkilisine şahsi olarak verdiği borç tutarını ve kalan alacak miktarını ve cari hesap borcundan önce muaccel olduğunu ve takibe konu edildiğini ispatlayamadığı bu suretle 6098 sayılı Kanun 102. Maddesi gereğince alacaklı ve borçlu tarafından herhangi bir açıklama veya makbuz olmaksızın davalı şirket tarafından davacı şirkete teslim edilen çeklerin davalının davacı şirkete olan muaccel cari hesap borcundan mahsubu gerektiği anlaşılmıştır. Zira davacı tarafından öne sürülen söz konusu çeklerin davacı şirket yetkilisi tarafından davalı şirket ve yetkilisine verilen şahsi borçların ödenmesi için verildiği, kalan şahsi alacak miktarı ve muacceliyet hususunun ispatlanamadığı, buna karşılık davalı şirketin davacı şirkete faturalardan kaynaklı borcunun 2022 yılından kaynaklandığı ve takibe konu edildiği, davalı şirket tarafından açıklamasız olarak ve davacı tarafından geçerli bir makbuz verilmeksizin davacı şirket çalışanına teslim edilen söz konusu çeklerin 6098 sayılı Kanun'un 102. Maddesindeki kanuni karine ve çekin ödeme aracı olduğu ve muaccel borç için verildiği gözetilerek davalı şirketin davacı şirkete olan cari hesabından mahsubu gerektiği anlaşılmıştır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi ...Esas ...Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davaya konu fatura tarihinden sonra davalı tarafından davacıya 10.08.2020 'de 100.000,00 TL. , 03.09.2020'de 37.000,00 TL., 07.09.2020'de 40.000,00 TL., 14.09.2020'de 23.000,00 TL. Ödemenin eft ile yapıldığı, 16.10.2020 tarihli çek ile de 200.000 TL. Ödeme olmak üzere toplam 400.000 TL ödeme yapılmıştır. Davalı tarafından yapılan ödemelerin hangi borca ilişkin yapıldığına dair ödeme makbuzlarında herhangi bildirimde bulunulmamıştır. Bu durumda TBK. 102 madde uyarınca muaccel borç için yapıldığının kabulü gerekmektedir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi ... Esas, ...Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı tarafından takibe konu çek bedellerinin dava dışı kişi tarafından ödendiği ileri süülrmüş, davalı ise yapılan ödemenin dava dışı şirket ile davalı arasındaki başka bir borca ilişkin olduğu savunulmuştur. İddia ve savunma kapsamında ispat yükü davalı üzerinde olup, savunma karşısında TBK 101 ve 102. Maddeleri nazara alınarak inceleme yapılması gerekir. Davaya konu çeklerin keşide ve ibraz tarihleri ile yapılan ödeme tarihleri gözetildiğinde uygulanması gereken TBK 101 vd. Maddelerinde "Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır." Aynı kanun 102. Maddesinde ise; "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.” hükmünü haizdir. Bu kapsamda değerlendirme yapıldığında; Sunulu ödeme belgelerinde yapılan ödemenin çeklerden birine yahut birkaçına mahsup edildiğine dair doğrudan bir açıklama yer almadığı gibi davalı tarafından TBK 101. Madde dahilinde makbuz ibraz edilmediği, bu halde TBK 102. Maddesine göre yapılan ödemenin muaccel borç için yapılmış sayılması gerektiği, ödeme tarihleri ile çek keşide tarihleri ve bedelleri dikkate alındığında, tüm çek bedellerinin muaccel olduğu, bu kapsamda yapılan ödemenin vadesi ilk önce gelen davaya konu çekler için yapılmış sayılması gerektiği açıktır." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "davacı tarafça davalının banka hesabına yapılan ödemelerde takip ve dava konusu senede ilişkin olduğuna dair açıklama bulunmamakta ise de 6098 sayılı TBK'nın 102. maddesi; '' Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.'' şeklinde düzenlenmiş olup havale, borç ödeme vasıtası olmakla anılı yasal düzenleme gereğince muaccel bir borcun ödendiğine karine teşkil ettiğinden, ilk derece mahkemesi tarafından bilirkişi raporundaki takip tarihinden sonrasındaki davacı ödemeleri kapsamında yapılan hesaplama doğrultusunda karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır." İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi de ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmış olup söz konusu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin... E., ...K sayılı kararı ile onanmıştır: "Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 102. (818 sayılı BK'nın 86/1.) maddesinin “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır.” hükmünü haiz olup, 06.05.2019 tarihli 15.000,00 TL miktarlı ödemenin muaccel olan başka bir borca mahsuben yapıldığını kanıtlama durumunda bulunan davalının bu hususu kanıtlayamamış olmasına göre, yapılan bu ödemenin davacıların davalıya olan senede bağlanmış borcuna yönelik olduğuna dair Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığından, bu miktar yönünden davanın kabulüne dair usûl ve esasa uygun olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılan mahkeme hükmüne yönelik, davalı vekilinin istinaf başvuru sebep ve gerekçelerinin yerinde ve kabul edilebilir olmadığı sonucuna varılmıştır. Hal böyle olunca; davalının, talep edilebilir alacağının 120.000,00 TL olduğu gözetilerek; takibe konu senedin 15.000,00 TL'si yönünden davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Taraflar arasında, çeklerin mal satışı karşılığında davalıya avans olarak verildiği hususunda yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Bu konuda davacı tarafça iddiayı doğrulayıcı başkaca bir delil de sunulmamıştır. İşbu dava konusu olmayan ve sonrasında keşideciye iade edilen 3 adet çekin avans olarak verildiği davalının kabulündedir. Davalı tarafça işbu dava konusu 3 adet çekin ise davacı ile organik bağının bulunduğu ... şirketlerinin borcuna karşılık verildiği savunulmuş olup, davacının avans iddiasını kanıtlayamaması nedeniyle davacı ile diğer şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığının ve varsa davacı ile diğer şirketlerin davalıya borcunun bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Getirtilen ticaret sicil kayıtlarının incelenmesi sonucunda; davacı şirketin tek ortağının ... olduğu, dava dışı ... şirketinin tek ortağının ... olduğu, dava dışı ... şirketi ortaklarının ise ... ve ... olduğu, dava dışı ... şirketlerinin adresinin aynı olduğu, ayrıca davacı şirketin tek ortağı ...'in diğer şirketlerin ortağı ... ile ...'in çocuğu olduğu, dolayısıyla şirketler arasında organik bağ bulunduğu tespit edilmiştir. Bu durumda davalının davacı ile organik bağı bulunan şirketlerden vadesi gelmiş alacaklarının bulunduğu, davacının organik bağı bulunan diğer iki şirket için 16.10.2015 tarihinde iflas erteleme davası açıldığı da dikkate alındığında, davalının çek bedellerini bu üç şirketin borcundan mahsup etme hakkı bulunmaktadır. TBK'nın 101. maddesinde; birden çok borcu bulunan borçlunun ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini bildirmemesi halinde, yapılan ödemenin, derhal itiraz edilmedikçe alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılacağı, 102. maddesinde ise; kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödemenin muaccel borç için, birden çok borcun muaccel olması halinde ise borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olacağı, takip yapılmamış ise ödemenin vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış sayılacağı düzenlenmiştir. Somut olayda davalının çek ödemesinin hangi borç için yapıldığı belirtilmemiş olmakla, çekin bir ödeme vasıtası olduğu da dikkate alındığında, davalının yapılan ödemeyi davacı şirket ile organik bağı bulunan diğer iki şirketin vadesi gelmiş borçlarından mahsup etmesi TBK'nın bahsi geçen hükümlerine uygundur." Bu kapsamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tarafından davacıya verilen çekler ile davaya konu davalı şirketin davacı şirkete olan cari hesap borcunun ödenmiş olduğu ve çeklerin 6098 sayılı Kanun'un 102. Maddesi gereğince cari hesap borcundan mahsubu gerektiği, davacı tarafından davalı şirketin veya yetkilisinin davacı yetkilisine olan borç miktarı, kalan borcu ve cari hesap borcundan önce muacceliyetinin ispatlanamadığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından tazminat talep edilmiş ise de kötüniyetin ispatlanamadığı anlaşılmakla davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin REDDİNE, 3- Peşin alınan 940,56 TL harçtan, alınması gerekli 732,00 TL peşin harcın düşümü ile geri kalan 208,36 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 4-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına , 5-Davacı tarafça peşin yatırılmış olan gider avansından artan kısmın, karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 6-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-3.600,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.13/10/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/835, K. 2026/925, T. 13.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-835-e-2026-925-k-c99fa7f4fe32