Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2350 E. 2026/1342 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/2350
Karar No
2026/1342
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/2350

KARAR NO:2026/1342

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:19/10/2022

NUMARASI:2021/499 Esas 2022/631 Karar

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile davalı-borçlular arasında imzalanan sözleşmenin ticari krediye ilişkin olduğunu, yeni yasal düzenleme çerçevesinde dava açılış öncesinde arabuluculuk başvurusu yapıldığını, müvekkili bankanın ... Şubesi ile kredi borçlusu .... Şti. arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerine istinaden firmaya krediler açılıp kullandırıldığını, davalı/borçluların ise söz konusu genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine kredi borcunun ödenmesinin Gebze .... Noterliği'nden keşideli 30.01.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ve Gebze ... Noterliği'nden keşideli 11.01.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnameleriyle davalılara ihtar edildiğini, davalıların borcu ödememesi üzerine İstanbul Anadolu 13. İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyası ile davalılar hakkında genel haciz yolu ile takip başlatıldığını, borçlular tarafından yapılan haksız itiraz ile icra takibinin durduğunu, davalıların itirazlarının haksız ve kötüniyetli olduğnu, haklarında nakit alacakları üzerinden % 20'den az olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; Bankaca talep edilen alacak miktarının gerçekle bağdaşmadığını, kredi kullanan dava dışı şirket defterleri incelendiğinde, istenen miktarın borçlanılan kredi bedelinin çok üzerinde olduğunu, kredi borçlusunca yapılmış ödemelerin kredi bakiyesinden mahsup edilmediğini, böylelikle alacağın davalılar aleyhinde şişirildiğinin tespit edileceğini, istenen faiz oranının fahiş olduğunu, faize esas alınan tarihlerin gerçek bir temerrüde dayanmadığı için kabulünün mümkün olmadığını, bu hususun bilirkişi incelemesinde tespit edilebileceğini, kefalet sözleşmesi geçerlilik şartlarını taşımadığından, davalılar hakkında “kefil sıfatıyla” takip yapılamayacağını, taraflar arasında akdedilmiş olan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bu durumda davalı şahıslar aleyhinde "kefalete dayalı" icrai işlem yapılmasının mümkün olmadığını, TBK md. 583 uyarınca kefilin sorumlu olacağı azamî miktar, kefalet tarihi ve kefaletin yürürlükte kalacağı süre kefalet sözleşmesinde açıkça ve el yazısı ile belirtilmedikçe kefaletin geçerli olamayacağını, kefalet süresi yer almayan davalı şahısların kefaletlerinin hükümsüz olduğunu, kefaletlerin eş rızasının varlığı bakımından da geçersiz olduğunu, TBK'nun 584. maddesinde kefil olma ehliyetini evli kişiler için sınırlayan bir düzenleme getirdiğini, eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceğini, eşin rızasının sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olmasının şart olduğunu, icra takibine dayanak yapılan genel kredi sözleşmesindeki kefaletlerde, bu kurala da uyulmadığını, alacaklının kesin hükümsüz bir kefalet sözleşmesine dayanarak kefilden ifa talebinde bulunulamayacağını, kesin hükümsüzlüğe rağmen kefilin ifada bulunmasının da kesin hükümsüzlüğü düzeltici bir etki doğuramayacağını, şekle aykırılığı tespit ettikten sonra esas borcun geçerli olup olmadığını araştırması dahi gerekmeyeceğini, TBK’nun ilgili maddelerinde aranılan şekil şartının bir ispat şartı olmayıp, geçerlilik şartı olduğunu, kefalette şekil bir sıhhat şartı olduğundan, bu şarta uyulmaması halinde akdin mutlak şekilde hükümsüz olduğunu, icra takibine itiraz eden davalıların kefaletlerinin, kefalet süreleri ve eş rızasının alınmamış olması nedeniyle geçersiz olduğunu, bu nedenle icra takibine yaptıkları itirazın haklı ve yerinde olduğunu, asıl borçlu (kredi borçlusu şirket) hakkında alınmış olan konkordato önlemleri ile şirketin ödeme yapması ve şirket aleyhinde icra takibi yapılmasının yasaklandığını, asıl borçlunun ödeme yapmasının mahkeme kararı ile yasaklandığı bir durumda, kefiller bakımından da takip yasağının varlığının kabul edilmesi gerektiğini, kredi alacağına dayalı icra takibinin Türkiye Bankalar Birliği’nce yürürlüğe konulan kısıtlayıcı düzenlemelere de aykırı olduğunu, davacı bankanın, konkordato ilan eden bir müşterisinin kredi borcu ile yargı merciince alınmış yasağa rağmen, kefilleri aleyhinde olsa dahi icra takibi başlatmasının usulsüz olduğunu, konkordato ile ilgili yasal düzenlemere aykırı olan takibe yönelik davalı itirazının da bu bakımdan yerinde olduğunu, itiraz edilen icra takibinin konkordato önlemlerini dolanma maksadı taşıması bir yana, Türkiye Bankalar Birliği’nce alınan 09/10/2018 tarihli karara da aykırı olduğunu, dava dışı kredi müşterisine yahut davalı kefillere vadelendirme hakkı hiç tanınmaksızın başlatılmış olan icra takibinin bu bakımdan da geçersiz olduğunu, haksız davanın reddine, kötü niyetle takip başlatan ve haklı itirazlara rağmen takipte ısrarını sürdüren davacı bankanın, %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatını davalılara ödemeye mahkum edilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kefalete dayalı itirazın iptali davasıdır.Davalıların nüfus kayıt örnekleri UYAP üzerinden çıkartılarak dosyamız arasına alınmıştır.Dosyamız içerisine gönderilen İstanbul Anadolu 13. İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklının ... Bankası AŞ, borçlunun ... ve ..., ticari kredilerden kaynaklı alacak olarak, asıl alacak miktarının 301.817,53 TL, muacceliyetten takip tutarı kadar yıllık %46 temerrüt faizinin 33.347,17 TL, %5 gider vergisinin 1.667,34 TL, masrafın 1.234,50 TL, ihtiyati haciz vekalet ücretinin 606,00 TL, nakit toplamı 338.672,54 TL, depo talep edilen gayrinakit toplamı 46.690,00 TL olmak üzere toplam alacak miktarının 385.362,54 TL, ... card kaynaklı alacak olarak; asıl alacak miktarının 194.787,14 TL, işlemiş gecikme/temerrüt faizinin 16.458,89 TL, %5 gider vergisi faizinin 822,94 TL olmak üzere toplam 212.068,97 TL olduğu, ödeme emrinin davalılara 11.04.2019 tarihinde tebliğ edildiği, borçluların 12.04.2019 tarihinde yetkiye, takibe, borca, faize ve tüm takip ferilerine itiraz ettikleri, İstanbul Anadolu 13. İcra Dairesi'nin 15.04.2019 tarihli karar tensip tutanağı ile icra takibinin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür.Dava mahkememizin 2019/1066 esas sayılı dosyasında açılmış olup mahkememizin 15.01.2021 tarih ve 2019/1066 esas - 2021/19 karar sayılı ilamı ile Davacı banka ile davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığı ve asıl borçlu .... Şti. olduğu, sözleşmenin 12. Maddesinde İstanbul Mahkemelerinin yetkisinin benimsendiği, kaldı ki davalıların ikamet adresleri ve davacı yanın merkez adresinin de mahkememiz yetkili alanında kalmadığı gerekçesiyle, davalıların icra dairesinin yetkisine yaptıkları itirazın İİK 50, 6100 sayılı HMK 6 ve 17 maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usul yönünden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin 12.02.2021 tarihli dilekçesi ile mahkememiz kararını istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 17.06.2021 tarih ve 2021/483 esas - 2021/788 karar sayılı ilamı ile davalı borçlular vekilinin icra dairesinin yetkisine yönelik geçerli bir itirazın bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, mahkememizce işin esasının incelenip karara bağlanması gerektiği, mahkememiz dava şartını yanlış yorumlayıp karar verdiğinden, HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca, mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilerek dosya mahkememizin 2021/499 esas sayılı sırasına kaydedilmiştir. Davacı banka ile dava dışı .... Şti. Arasında müteselsil kefilleri dosyamız davalıları olmak üzere 02.07.2013 tarihli 500.000,00 TL miktarlı, 22.07.2016 tarihli 1.500.000,00 TL miktarlı genel kredi sözleşmeleri ile 02.07.2013 tarihli 75.000,00, 26.07.2016 tarihli 25.000,00 TL miktarlı ... kart sözleşmesi düzenlendiği, dava konusu alacağın bu sözleşmelere dayalı olarak kullandırılan kredi borçlarından kaynaklandığı, 10.01.2019 tarihi itibariyle 264.087,74 TL olarak bankaca hesabın kat edildiği ve 11.01.2019 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile cari hesap için 264.259,32 TL ... kart borcu için 246.106,59 TL olmak üzere toplam 510.365,91 TL nakit alacağın ve 23 adet çek yaprağı bedelinin ödenmesinin talep edildiği, ihtarnamenin davalılara 15.01.2019 tarihinde tebliğ edildiği, bu ihtarname ile davalı borçlular yönünden 17.01.2019 tarihinde temerrütün gerçekleştiği görülmektedir. Mahkemece dosya hesaplama için bilirkişiye tevdi edilmiş, bankacı bilirkişi tarafından 17.03.2022 tarihli asıl, 30.05.2022 tarihli ek bilirkişi raporu dosyaya sunulmuş, sunulan bilirkişi raporları dosya kapsamına uygun, denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülmüştür. Dosyaya sunulan 17.03.2022 ve 30.05.2022 tarihli bilirkişi raporlarına göre; TCMB’sınca 01.04.2019-30.06.2019 arası temerrüt faiz oranının aylık %2.65x12=31,80 %(yıllık) olarak belirlendiği, yasanın aradığı kefalet koşullarının tam olarak yerine getirildiği, takip tarihi itibariyle borçlu cari hesap kredisinden 236.506,60 TL, kredi kartından kaynaklı 212.068,97 TL, asıl borçlu nezdindeki 23 adet çek için de, 46.690,00 TL depo talebinde bulunulabileceği, davalının şirket ortaklığından ayrılmış olmasının kefaletini ortadan kaldırmayacağı, borçludan cari hesap kredisi tahsil edilinceye kadar asıl alacak tutarına %34.50 oranından, kredi kartı asıl alacak tutarına TCMB’sınca belirlenen oranlardan faiz talep edilebileceği bildirilmiş olup, yapılan bu tespit mahkememizce dosya kapsamına uygun bulunmuş, yapılan bu hesaplamaya göre davanın kısmen kabulü ile davalılar tarafından yapılan itirazın iptaline, alacak likit olduğundan asıl alacak üzerinden hesaplanan %20 icra inkar tazminatının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 236.506,60 TL kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç ve 212.068,97 TL kredi kartı sözleşmesinden kaynaklanan borç toplamı 448.575,57 TL üzerinden takibin devamına, kredi sözleşmesinden kaynaklanan 216.063,79 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %34,5, kredi kartı sözleşmesinden kaynaklanan 194.787,14 TL alacağın takip tarihinden itibaren %31,80 faiz işletilmesine, tahsil tarihine kadar hesaplanacak faizlere %5 BSMV uygulanmasına, takibe konu çek sorumluluk tutarından kaynaklanan 46.690,00 TL'nin bankanın faiz getirmeyen hesabında depo edilmesine, 448.575,57 TL asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 17.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda; alacak kalemlerinden birisi olan ... no’lu borçlu cari hesap ile ilgili hesaplama yapıldığını, raporun 9.sayfasında bu kredinin alacak rakamının 05.04.2019 takip tarihi itibariyle 286.152,70 TL. olarak hesaplandığını, 10.sayfada borçlu cari hesap kredinin takip tarihindeki tutarının 286.152,70 TL. olarak hesaplandığını, raporun aynı 9.sayfasında yer alan sonuç kısmında borçlu cari hesap için 236.506.60 TL yazıldığını, bu hatanın Sayın Mahkeme kararına da yansıdığını, kararın hüküm kısmında 1.maddede "236.506,60 TL. kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç" denildiğini, bilirkişinin banka tarafından kredilere uygulanan uygulanan en yüksek faiz oranlarına ilişkin dosyaya sunulan olmadığını bu nedenle faiz oranını akdi faizin %50 fazlası olarak kabul ettiğini ve B.C.H. kredisi alacağının %34,50, ticari kredi kartı alacağına %31,80 faiz uyguladığını, temerrüt tarihinin yanlış hesaplandığını, takip talebinde talep edilen %46,8 ve %33 temerrüt faizi oranının usul ve yasaya uygun olduğunu, temerrüt tarihi itibariyle fiilen uygulanan en yüksek faizi gösterir krediler raporu ve örnek kullandırım ekstreleri dosyaya sunularak ek rapor alınması taleplerinin kabul edilmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Dava, banka kredi alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda açıklanan gerekçelerle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili tarafından, yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı banka tarafından İstanbul Anadolu 13. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile; ticari kredilerden kaynaklı 301.817,53 TL asıl alacak, 33.347,17 TL %46,8 işlemiş faiz, 1.667,34 TL faizin % 5 gider vergisi, 1.234,50 TL masraf, 606,00 TL. ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 338.672,54 TL nakit alacak, 46.690,00 TL gayrinakit alacak nedeniyle toplam 385.362,54 TL ve ... carda kaynaklı 194.787,14 TL asıl alacak, 16.458,89 TL işlemiş temerrüt faizi, 822,94 TL faizin % 5 gider vergisi olmak üzere toplam 212.068,97 TL alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalıların itirazı üzerine takibin durduğu, itirazın iptali için eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Davacı banka ile dava dışı ....Şti. arasında 02.07.2013 ve 22.07.2016 tarihli genel kredi sözleşmesi ile 02.07.2013 ve 26.07.2016 tarihli ... card ticari kart sözleşmesi imzalanmış, davacı banka tarafından akdedilen genel kredi sözleşmeleri kapsamında dava dışı borçlu şirkete ticari kredi kullandırılmıştır. Davalılar, bu sözleşmelere müteselsilen kefil olmuşlardır.TBK'nın 583/1.maddesine göre kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.Somut olayda davacı, genel kredi sözleşmesinden doğan borcun ödenmemesi üzerine müteselsil kefil olan davalılar aleyhine başlattığı icra takibine itiraz edilmesi üzerine eldeki davayı açmış olup dosya kapsamına göre, genel kredi sözleşmesi ve ticari kart sözleşmesi kapsamında dava dışı asıl borçlu şirketin kullandığı ticari kredi taksitlerinin geri ödeme süresi içinde ödenmemesi üzerine davacı tarafından kredi hesabı kat edilerek Gebze ....Noterliğinin 10.01.2019 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi davalılara gönderilerek 264.259,32 TL cari hesap, 246.106,59 TL ... card borcu olmak üzere toplam 510.365,91 TL nakit alacağın ve 36.800,00 TL gayrinakdi alacağın ödenmesi ihtar edilmiş, yine Gebze .... Noterliğinin 01.02.2019 tarihli ihtarnamesi ile tutarların sehven bildirildiği 30.01.2019 tarihi itibariyle 277.004,90 TL cari hesap, 298.464,59 TL ... card 3.097,04 TL ... borcu olmak üzere toplam 578.566,53 TL nakit alacağın ödenmesi ihtar edilmiş, ihtarname davalılara 05.02.2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davalılara 1 gün ödeme süresi verildiği, davalıların sözleşme kapsamında sorumlu oldukları anlaşılmaktadır. Davalılar sözleşme tarihlerinde ticaret sicil kayıtlarına göre asıl borçlu şirketin aynı zamanda ortağıdırlar. Bu durumda TBK'nın 584/3 maddesi uyarınca eş rızası aranmadığından eş rızası alınmadan yapılan sözleşme geçerlidir. Kaldı ki dosya kapsamında bulunan nüfus kayıtlarından davalıların karı koca oldukları anlaşılmaktadır.Davacı vekili faiz hesabının hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, Yargıtay uygulamasında bankaların Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına bildirdikleri ancak müşterilerine uygulamadıkları akdi faizlerin temerrüt faizinin tespitinde esas alınmayacağı kabul edilmektedir. Bu nedenle, hesabın kapatıldığı tarih itibariyle davalının kullandığı ticari krediye uygulanan akdi faiz belirlendikten sonra temerrüt tarihine kadar bulunan alacağa akdi faiz işletilip, temerrüt tarihinden icra takip tarihine kadar temerrüt faizi uygulanıp takip tarihi itibariyle alacak tespit edilmeli ve takipten sonra da belirlenen temerrüt faizinin asıl alacağa uygulanmasını sağlayacak şekilde takibin devamına imkân sağlanması gerekmektedir (Yargıtay HGK'nın 02.05.2019 tarih ve 2017/19-1650 Esas, 2019/507 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 16.01.2017 tarih ve 2016/6484 Esas 2017/134 Karar sayılı ilamları da bu yöndedir). Somut olayda, bilirkişi tarafından akdi faiz ve temerrüt faiz oranları belirlenerek, yapılan tahsilatların mahsubu neticesinde yapılan hesaplama neticesinde bilirkişi raporunda hata bulunmadığı, Mahkemece kurulan hükümdeki tutarların bilirkişi raporları ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Temerrüt tarihlerinin de doğru tespit edildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkemece ek rapor da alınmış olup davacı vekilinin ek rapor alınmamasına yönelik istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 09.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/2350, K. 2026/1342, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-2350-e-2026-1342-k-f1cfad42fa39