Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/758 E. 2026/297 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/758
- Karar No
- 2026/297
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2025/84 E., 2025/265 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 03.12.2024 tarihli ve 2023/8618 Esas, 2024/12266 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin temyiz dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin 25.03.2008 tarihinde Of ilçesi Taflancık Köyünde hidroelektrik santralin boru inşaatında bulunan teleferik hattında çalıştığı sırada yamaçtan yuvarlanan taşın sağ omzuna çarpması neticesinde yaralanarak iş kazası geçirdiğini ve malûl kaldığını, kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin kusurlu olduğunu, kaza neticesinde maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 125.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 16.07.2016 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat talebini 125.993,10 TL’ye yükseltmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin 25.03.2008 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde malûl kaldığını, Of Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/174 Esas sayılı davası ile bu davanın birleştirilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası kapsamında maddi zararın belirlenmesiyle 3,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 12.10.2022 tarihli dilekçesiyle talebini 313.604,54 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili asıl davada cevap dilekçesinde; müvekkilinin kazanın meydana gelmesinde kusurlu olmadığını, olayın doğal nedenlerden kaynaklandığını, kaya parçalarının eriyen buzlardan ayrılarak aşağı düşmesiyle davacının yaralanmasına neden olduğunu, müvekkili tarafından tüm iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2017 tarihli ve 2009/344 Esas, 2017/488 Karar sayılı kararı ile; bilirkişi kusur raporuna göre iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin %100 kusurlu olduğu, Trabzon Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesinden alınan 14.10.2014 tarihli raporda davacının %40 malûl kaldığının bildirildiği, 29.12.2015 tarihli bilirkişi hesap raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 125.993,10 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. B. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli ve 2017/4256 Esas, 2018/2037 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusu bakımından, hükümde manevi tazminat yönünden faize dair infaza elverişli bir kararın bulunmadığı, davalı vekilinin istinaf başvurusu bakımından ise İlk Derece Mahkemesince 5510 sayılı Kanun’un 95. maddesinde belirtilen prosedüre göre davacının malûliyet oranı kesin olarak belirlenmeden 14.10.2024 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan tazminata karar verilmesinin hatalı olduğu, öte yandan olayın meydana geldiği arazi davalıya ait olmadığından arazide gerekli önlemleri alma hak ve yükümlülüğü olan Orman İşletme Müdürlüğüne davanın ihbarı ile belirtilen eksiklikler tamamlanarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle tarafların sair istinaf itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 30.11.2022 tarihli ve 2018/174 Esas, 2022/578 Karar sayılı kararı ile; denetime elverişli bilirkişi kusur raporuna göre olayın meydana gelmesinde davalının %100 kusurlu olduğu, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporuyla uyumlu Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu kararına göre davacının %25,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, raporlar arasında çelişki olmadığından Adli Tıp 2. Üst Kurulundan rapor alınmasına gerek görülmediği, malûliyet ve kusur oranlarına göre tazminatın hesaplanması için dosyanın hesap bilirkişisine gönderildiği, öte yandan davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davada 125.993,10 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın; birleşen davada ise 313.601,54 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 12.05.2023 tarihli ve 2023/342 Esas, 2023/933 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi tazminatın ve 125.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 16.07.2016 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde 1.000 TL olarak talep ettiği maddi tazminatı 125.993,10 TL olarak arttırmıştır. İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2017 tarihli 2009/334 Esas, 2017/488 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne 125.993,10 TL maddi tazminatın 25.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat bakımından davanın kısmen kabulü ile, 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından, manevi tazminatın düşük olması, dava dilekçesinde talep edildiği halde manevi tazminata faiz işletilmemesi ve vekalet ücreti yönünden istinaf yoluna başvurulmuş; davalı vekili tarafından, kusur oranı, maluliyet oranı, hükme esas alınan ücret, ve davanın Orman İşletme Müdürlüğüne ihbarı gereğinin yerine getirilmemiş olması yönünden istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararı ile davacı istinafı yönünden, hüküm kısmında manevi tazminat yönünden faize dair infaza elverişli bir kararın bulunmaması açısından; davalı temyizi yönünden ise Trabzon Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan rapora göre davanın karara bağlanmasının hatalı olduğu, sürekli iş göremezlik oranı kesinleşmeden zarar miktarının belirlenmesinin mümkün olmadığı, prosedür işletilerek iş göremezlik oranın belirlenmesi gerektiği, davalının taşın düştüğü arazinin ve önlem alma yükümlülüğünün Orman İşletme Müdürlüğüne ait olduğu itirazı yönünden davanın Orman İşletme Müdürlüğüne ihbarının yapılmamasının hatalı olduğu belirtilerek sair yönler incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra davacı vekili, 06.04.2020 tarihinde birleşen davayı açmıştır. Davacı vekili 17.1.2022 tarihli hesap raporunda davacının maddi tazminat alacağının 439.597,64 TL olarak hesaplanması üzerine, 12.10.2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile de, asıl davada talep ettiği miktardan bakiye 313.604,54 TL ' yi istemiştir. İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davalarda talep edilen maddi tazminat tutarının kabulüne hükmedilmiş ve bu kararın taraf vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı ve davalının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçelerle esastan reddine karar verilmiştir. ...Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin "125.993,10 TL maddi tazminatın 25.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine " yönelik 25.10.2017 tarihli 2009/334 Esas, 2017/488 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından sadece manevi tazminatın düşük olması, dava dilekçesinde talep edildiği halde manevi tazminata faiz işletilmemesi ve vekalet ücreti yönünden istinaf yoluna başvurulduğu, maddi tazminat hesabına veya tutarına yönelik istinafı bulunmadığının anlaşılması karşısında, anılan tutar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak doğduğu kabul edilmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp göndermesinden sonraki aşamada alınan hesap raporları çerçevesinde birleşen davaya konu edilen tutarın reddi gerektiği gözetilmeksizin karar verilmiş olması bozma sebebidir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararında belirtildiği gibi birleşen davanın reddine karar verildiği takdirde usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulanmasının davacının maddi hukuka ilişkin bir takım haklarının ortadan kalkmasına neden olacağı, usuli kazanılmış hakka ilişkin uygulamanın dayanağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararının oluşturduğu, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2023 tarihli ve 2020/21347 başvuru numaralı kararında belirtildiği gibi bu hakkın Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmediği, yargısal içtihat olduğu ve bu kapsam ve mahiyette bir uygulamaya hukuksal dayanak teşkil edemeyeceği, aksinin kabulünün Anayasanın 13. maddesiyle bağdaşmayacağı, sonuç olarak birleşen davanın reddedilmesiyle davacının adil yargılanma hakkının ihlâl edileceği, Anayasa Mahkemesi kararının kesin ve bağlayacağı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; güncel asgari ücrete göre hesaplama yapılması bakımından ek rapor alınması gerektiğini, bu hususun istinaf sebebi yapılmasına rağmen dikkate alınmadığını, bilirkişi raporuna yapılan itirazlar gözetilmeksizin verilen kararın hatalı olduğunu, davacının Kurum müfettişine sadece asgari ücretle çalışmaya başladığını beyan ettiğini ve kaza tarihinde asgari ücretle çalıştığını söylemediğinden aylık net ücretinin 970,00 TL olarak ve iki öğün yemek ile ulaşım ihtiyaçlarının da işverence karşılandığı iddiasına göre ve %10 arttırma eksiltme yöntemi değil, yakın veya uzak gelecekte elde edilmesi beklenen kazançları belirlenerek hesaplama yapılması gerektiğini, malûliyet oranının %25,2 olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, ihbar olunan Of Orman İşletmesi Müdürlüğünün sorumluluğunun kaldırma kararı sonrasında tartışılması gerektiğini ancak Mahkemece yalnızca bu Kuruma yazı yazılarak gelen yanıta göre araştırma yapılmaksızın karar verildiğini, ayrıca kısmen reddedilen manevi tazminat yönünden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili; müvekkili lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu, birleşen davanın asıl davadan oniki yıl sonra açıldığını, derdestlik nedeniyle birleşen davanın reddi gerektiğini, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurlu olmadığını, malûliyet oranı yönünden raporlar arasında çelişki olduğunu, davacıda kalıcı hasar da oluşmadığından Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini, iki ayrı dosyada maddi zarar hesaplanmasının mükerrer ödemeye sebep olacağını, kazanın meydana geldiği alanın kime ait olduğunun tespit için keşif yapılarak karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemli eldeki davada İlk Derece Mahkemesince manevi tazminatın yanı sıra 125.993,10 TL maddi tazminatın hüküm altına alındığı 25.10.2017 tarihli ilk karara yönelik davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri gözetildiğinde anılan tutar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iade edilmesinden sonraki aşamada alınan hesap raporları çerçevesinde birleşen davaya konu edilen tutarın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 342 ilâ 371. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemeler ve kavramlar üzerinde kısaca durmak gerekir. 2. Bilindiği üzere ülkemizde iki dereceli yargı sistemi uygulanmakta iken 2004 yılında kabul edilen 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ve HMK ile istinaf kanun yolu hükümlerinin düzenlenmesi, bu düzenlemeye uygun olarak 20.07.2016 tarihinde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlaması ile üç dereceli yargı sistemine geçilmiş bulunmaktadır. 3. Bir davanın talepler ve ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak bir üst derece yargı yerince yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna istinaf denir. 4. İstinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup ülkemizde dar istinaf sistemi kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır (Hukuk Genel Kurulu, 28.01.2026 tarihli ve 2025/12-171 Esas, 2026/28 Karar). 5. İstinaf yolu HMK'nın 8. Kısmının 1. Bölümünün 341 ilâ 360. maddeleri arasında, temyiz yolu da 2. Bölümünün 361 ilâ 373. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği istinaf başvurusu dilekçe ile yapılmakta olup dilekçede hangi unsurların bulunması gerektiği Kanun'un ''İstinaf dilekçesi" kenar başlıklı 342. maddesinde; (2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur: a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri. b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri. c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı. ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih. d) Kararın özeti. e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi. f) Talep sonucu. g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası. (3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır” şeklinde düzenlenmiştir. 7. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 355. maddesinde "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir'' düzenlemesi mevcuttur. Düzenlemeye göre bölge adliye mahkemesi incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapmak zorundadır. Temyiz incelemesinden farklı olarak bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde çoğu zaman yeniden yargılama yaparak yeni bir karar verebilmesidir. 8. Görüldüğü üzere HMK'nın 342. maddesinin son fıkrasında istinaf dilekçesinin maddede belirtilen hususları taşımaması durumunda başvurunun sonucuna ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre bölge adliye mahkemesince istinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıyorsa başvuru doğrudan reddedilmeyip 355. madde çerçevesinde kararda kamu düzenini ilgilendiren hususlarda istemle bağlı olmaksızın resen gerekli incelemenin yapılması öngörülmüştür. Bununla istinaf dilekçesindeki bir usul eksikliği sebebiyle hak kaybının önlenmesi amaçlanmıştır. 9. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenen istinaf sebeplerinin kamu düzenine aykırılık ve taraflarca ileri sürülen nedenler olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve bölge adliye mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Buna karşılık kamu düzenine aykırı olmayan istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz. Çünkü istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır (HGK, 15.02.2023, 2021/2-365 Esas, 2023/74 Karar). 10. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu ilk derece mahkemesi kararının hatalı olduğu tespit edildiğinde bölge adliye mahkemesince yeniden yargılama yapılarak esas hakkında karar verilmektedir. Mahkemenin esas hakkındaki kararında tarafların iradeleri ve tasarrufları belirleyici olmaktadır. İstinafın da öncelikli amacı somut olay adaletini gerçekleştirmek olduğundan tarafların iradesi ve tasarrufuna üstünlük tanınması da bu amacın doğal sonucudur. Resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda istinaf mahkemesi taraflarca ileri sürülen sebeplerle bağlı değilse de taraflarca hazırlanma ilkesini uygulandığı davalarda istinaf sebepleri ile bağlıdır. Bunun yanında istinaf sebepleri karşı tarafın muvafakati olmadıkça değiştirilemez ve genişletilemez. Ancak bu yolla dahi yani karşı tarafın muvafakati ile dahi ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar ileri sürülemeyeceği gibi yeni delillere dayanılamaz ve karşı dava açılamaz (HGK, 25.03.2021, 2020/9-6 Esas, 2021/342 Karar). 11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361. maddesinde bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği öngörülmüş olup 362. maddesinde temyizi mümkün olmayan kararlara ilişkin düzenleme yapılmıştır. HMK'nın 366. maddesinde ise düzenleme ile istinaf hükümlerinin kıyas yoluyla temyiz yolunda da uygulanması gerektiği hükme bağlanmıştır. 12. Öte yandan HMK'nın 369. maddesinin 1. fıkrasında temyiz incelemesinin sınırı belirlenmiştir. Temyiz incelemesinde Yargıtay istinaf incelemesinin aksine tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleri ile bağlı olmayıp kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir. Bu durumda yani temyiz sebepleri ve gerekçelerinin gösterilmemesi hâlinde temyiz incelemesinde istinaf incelemesinden farklı olarak açık kanun hükmüne aykırılık bulunup bulunmadığı hususu da resen incelenmektedir. HMK'nın 371. maddesindeki hüküm ile bozma sebepleri düzenlenmiş olup Yargıtayın gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozabileceği hükme bağlanmıştır. HMK'nın 371. maddesinin gerekçesinde de istinaf yolunun hukuk sistemimize girmesi ile zaman zaman maddi vakıa ve delil değerlendirmesi yapan Yargıtayın tamamen hukuki denetim ve içtihat mercii olduğu belirtilmiştir. 13. Tüm yasal düzenlemeler ışığında her ne kadar Yargıtayın temyiz sebepleri ile bağlı olmaksızın kanunun açık hükmüne aykırılık hâllerini inceleyebileceği öngörülmüşse de istinaf incelemesinde ileri sürülmediği için istinaf dairesince incelenmeyen bir konunun temyizde ileri sürülmesi durumunda Yargıtayın bu temyiz sebebini incelemesi mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle temyiz incelemesinin sınırlarından biri ve en önemlisi ileri sürülen temyiz sebebinin istinafta ileri sürülüp sürülmediği ve ileri sürülen sebebin istinaf mahkemesince hukuka aykırı olarak değerlendirilip değerlendirilmediği hususudur (HGK, 25.03.2021, 2020/9-6 Esas, 2021/342 Karar). 14. Bu aşamada uyuşmazlıkla ilgisi nedeniyle “usuli kazanılmış hak” kavramı üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. 15. Anlam itibarıyla usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 16. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 676). 17. Somut olayda iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemi ile açılan eldeki davada, İlk Derece Mahkemesince manevi tazminatın yanı sıra 125.993,10 TL maddi tazminatın hüküm altına alındığı 25.10.2017 tarihli ilk karara karşı taraflar vekillerinin istinaf başvurusunda bulunduğu, davacı vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesinde istinaf sebebi olarak hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğu, manevi tazminata faiz işletilmediğine ve vekalet ücretine ilişkin itirazların ileri sürüldüğü, buna karşılık maddi tazminat ile ilgili bir itirazının bulunmadığı, davalı vekilinin maddi tazminata ve ücrete yönelik istinaf itirazlarının mevcut olduğu, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusu bakımından, hükümde manevi tazminat yönünden faize dair infaza elverişli bir kararın bulunmadığı, davacı tarafın diğer istinaf talepleri incelenmeksizin dosyanın mahkemesine iadesi gerektiği, davalı vekilinin istinaf başvurusu bakımından ise maluliyet oranı kesin olarak belirlenmeden alınan 14.10.2024 tarihli rapora göre tazminata karar verilmesinin hatalı olduğu, ayrıca Orman İşletme Müdürlüğüne davanın ihbarı gerektiği gerekçesiyle tarafların sair istinaf itirazları incelenmeksizin ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verildiği anlaşılmıştır. 18. İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin kaldırma kararından sonra açtığı dava eldeki asıl davayla birleştirilerek kaldırma kararı doğrultusunda yapılan yargılama sonucu denetime elverişli bilirkişi kusur raporuna göre olayın meydana gelmesinde davalının %100 kusurlu olduğu, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporuyla uyumlu Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu kararına göre davacının %25,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, malûliyet ve kusur oranlarına göre tazminatın hesaplanması için dosyanın farklı hesap bilirkişisine gönderildiği, tazminat hesabı yaptırıldığı ve bu rapor hükme esas alındığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 125.993,10 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın; birleşen davanın kabulü ile 313.601,54 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline dair verilen karara karşı taraf vekillerinin yaptığı istinaf başvuruları Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş, kararın Özel Dairece 125.993,10 TL maddi tazminatın hüküm altına alındığı 25.10.2017 tarihli ilk karara yönelik maddi tazminat hesabına veya tutarına ilişkin istinaf itirazı bulunmadığından anılan tutar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iade edilmesinden sonraki aşamada alınan hesap raporları çerçevesinde birleşen davaya konu edilen tutarın reddi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesince önceki hükümde direnilmiştir. 19. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ile yapılan açıklamalar ışığında dava irdelendiğinde, İlk Derece Mahkemesince manevi tazminatın yanı sıra 125.993,10 TL maddi tazminatın hüküm altına alındığı 25.10.2017 tarihli ilk karara yönelik istinaf başvurusunda bulunan davacı vekilinin maddi tazminata ilişkin bir istinaf sebebi ileri sürmediği anlaşılmış olup taraflarca getirilme ilkesine tâbi eldeki davada Bölge Adliye Mahkemesince kamu düzenine aykırılık hâli dışında tarafın istinaf sebebi olarak ileri sürmediği hususların incelenmeyeceği dikkate alındığında anılan tutar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iade edilmesinden sonraki aşamada alınan hesap raporları çerçevesinde hüküm altına alınan birleşen davaya konu edilen tutarın reddi gerektiği gözetilmeksin yazılı gerekçe ile aksi yönde verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. 20. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; yargılama sırasında maddi tazminatın miktarının değiştiği, kanun yoluna başvurmamanın feragat anlamına gelmediği, davacının kesin ve açık ifadeyle alacak hakkından vazgeçtiğine dair beyanının bulunmadığı, bu durumun davacının maddi gerçeğe uygun maddi tazminat alacağını talep edemeyeceği anlamına gelmeyeceği, ayrıca usuli kazanılmış hakkın doğumuna yol açmadığı, bu nedenle direnme kararının yerinde olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 21. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 22. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.